Türk İstihbaratı’nın Tarihçesi

Okunma Süresi: 47 dk 2 sn

Tarih boyunca birçok devlet kurmuş olan ve pek çok devletle siyasi ilişkilerde bulunan Türk devletleri de istihbarat olgusuna önemli ölçüde ehemmiyet atfetmişlerdir. Konar-göçer hayatı terk eden Türk kavimlerinde istihbarat faaliyeti yürüten casuslara, çaşıt adı verilmekteydi. Çaşıt kısaca halk arasında bugünün manasında istihbaratçı anlamında kullanılmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin istihbarat ve espiyonaj çalışmaları, Selçuklular’ın uç beyliği iken artık kendi devletleşme sürecinin başlarına kadar dayanmaktadır. Osmanlı Devleti tarafından kurulan Martolos ile Voynuk gibi teşekküller vasıtasıyla kendilerine yönelik tüm tehditler için mümkün mertebede detaylıca bilgi almaya çalışmaktaydılar. (İlter, 2001, s. 6).

Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminin ortasından başlayarak ve İstanbul şehrinde sefaretler açıp istihbarat olgusunu kurumlaştırarak kullanmaya başlayan batı devletlerinde, Osmanlı’nın kalıcı sefirlere sahip olmaması başta bir eksiklik olarak görülmüştür. Bu durum en başında eksiklik olarak görülmüş olsa da Osmanlı Devleti’nde iyi derecede istihbarat faaliyeti gösteren casusların yanı sıra, diğer ülkelerin sefirleri vasıtasıyla da ehemmiyetli bilgiler elde etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nde en önemli kararların yazıldığı defter olan mühimme defterlerinin birinde, Osmanlı hükümdarlarının Anadolu’daki ve Rumeli’deki sancak beylerinden komşu devletlerin istihbarat çalışmalarına önem göstermeleri konusunda kararlar yer almaktadır. (12 Numaralı Mühimme Defteri 1570-1572 –Ankara 1996).

Yabancı devletlerin istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı XIX. yüzyıl ortalarında Sultan Abdülmecid tarafından, Balkan coğrafyasındaki olası isyanları izlemek maksadıyla, Fransız Devleti’nin özel teşekküllerinden biri olan Gizli Polis Örgütü’nden yola çıkılarak günümüz anlamında özel bir gizli örgütün inşa edildiği ve teşkilatın idaresine Rum asıllı olarak bilinen Cinivis Beyefendi isimli kişinin getirilmiş olduğu belirtilmiştir.

Ancak bu teşekkülden beklenen muhtemel faydanın elde edilememesi üzerine kuruluş kapatılmıştır. Daha sonra ise Sultan Abdülaziz aracılığıyla 1863 senesinde yeniden faaliyete geçirilmiş olup teşekkülün idaresi ise Baron C. adlı kişiye verilmiştir. Fakat bu kişinin de devlete karşıt faaliyetler gerçekleştirmesi nedeniyle görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu ise, Sultan II. Abdülhamid’in hususi doktoru Rum kökenli Mavroyani Paşa tarafından öne sürülen bir iddiadır. Şayet bu iddia doğru ise, Osmanlı Devleti’nin günümüz anlamında bir istihbarat örgütü meydana getirme çabaları ilk kez Sultan Abdülmecid zamanında başlatılmıştır.

Yıldız Teşkilatı

19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise devlet istihbaratı alanında ilerleme kaydedilmiş fakat zamanla kişisel menfaatlere çalışan bir örgüte dönüştürülmüştür. II.Abdülhamid devrinde gerçekleşen birçok iç ve dış kaynaklı olaylar, Sultan Abdülhamid’in Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı kurmasına yol açmıştır.

Sultan Abdulhamid kendi anısında, yabancı devletlerin kendilerine çalışan kişileri devletin önemli mertebelerine kadar çıkarması, devletin emniyetini tehlikeye attığını düşündüğünü söylemiştir. Bu yüzden Osmanlı Devleti düşmanlarının “Jurnalcilik” olarak adlandırdıkları ve doğrudan kendi şahsına bağlı bir İstihbarat Örgütü kurmaya karar verdiğini dile getirmiştir.

Sultan Abdülhamid Han’ın 33 yıl süren taht saltanatı, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinin Makedonya’nın kuzeyinde hayata geçirdiği eylem neticesinde ve daha sonrasında 1908 yılının ortalarında II. Meşrutiyet’in de ilan edilmesi sonucunda son bulmuştur. İttihat ve Terakki yöneticileri, Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin akabinde direkt olarak Yıldız İstihbarat Örgütü’nü lağvetmek için çalışmalar başlatmıştır. Sadrazam ve bakanlardan (nazırlardan) oluşan Osmanlı hükumetine vekâlet eden meclisin 29 Temmuz 1908 tarihli kararnamesi ile Yıldız İstihbarat Örgütü’nün etkinliği sona erdirilmiştir. Sultan Abdülhamid’in saltanatının sona ermesinin ardından Yıldız İstihbarat Teşkilatı ile ilişkilendirilen binlerce evraka el konularak ortadan kaldırılmıştır. (İlter, 2001, s.8 ).

Teşkilat-ı Mahsusa

Bu süreçten sonra iktidara gelen dönemin Milli Savunma Bakanı Enver Paşa, istihbarat faaliyetleri yürütecek bir teşkilat yapısına sahip olma ihtiyacını zaruri görmüştür. Enver Paşa’nın bu teşkilatı meydana getirmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır bütünlüğünün muhafazasını tesis etmek, özerklik iddiası güden ve isyan faaliyetlerini bertaraf etmek de başlıca hedeftir. Hasım ya da dış ülkelerin özellikle Orta Doğu coğrafyasında etkin bir şekilde yürüttükleri propaganda ve kışkırtma hamlelerine, karşı hamle olarak oluşturulan istihbarat maksatlı gizli örgüt “Teşkilat-ı Mahsusa” ismiyle faaliyetlerine başlamıştır. Resmi devlet arşivlerine göre, bu gizli teşkilatın faaliyetlerine başlama tarihi 17.Kasım.19l3’tür. Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk lideri ise Süleyman Askeri’dir . (İlter, 2001, s. 8).

Teşkilat-ı Mahsusa, modern anlamda teşkilatlanmış ve kendine özgü bir istihbarat örgütü olarak arşivlerde yerini almıştır. Bu Teşkilat, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlıydı. Ancak elemanlarının söylediklerine göre, kriptolu bir haberleşme parolası bulunmamaktaydı. İstihbari faaliyet gösteren bu gizli örgüt gerilla savaşı şeklinde icraat yapan küçük gruplardan teşekkül edilmiştir.

Orta Doğu’daki faaliyetlerin içinde en çok dikkat çekenler arasında, o dönem bölgede faaliyet gösteren ünlü İngiliz ajanı Thomas Edward Lawrence’a karşı icra edilen bir operasyon ve zaferdir. Yine örnek verecek olunursa, Eşref Sencer Kuşçubaşı ve emrindeki adamları İngilizlerin faaliyetlerine yönelik yoğun bir şekilde karşı propaganda faaliyetlerine girişmiş ve burada zafer elde etmişlerdi. Bu ve benzeri faaliyetleri Orta Asya coğrafyasında da icra etmek için çalışmalar yapmışlardır. Tam bu esnada I. Cihan Harbi’nin patlak vermesinden mütevellit, Enver Paşa’ nın talimatıyla Payitahta dönmüş ve hemen akabinde de kendisine örgütün Arap bölgesinden sorumlu olacağı vazife tevdi edilmiştir.(İlter, 2001, s. 9-10). Teşkilat I. Dünya Savaşı sırasında da tüm Osmanlı coğrafyasında bölge halklarını organize etme ve silahlandırmanın yanı sıra Orta Doğu’da İngilizlere karşı, Kafkaslar’da ise Ruslara karşı propaganda faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürmüştür.

Yine başka bir açıdan icraatlarına bakılacak olursa,  Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk dönem kurucu kadrosunun bilhassa Mısır ve Trakya coğrafyalarında gösterdikleri faaliyetler gayet başarılı ve takdire şayandır. I. Cihan Harbi’nin Osmanlı Devleti açısından hüsranla sonuçlanması ve mağlup olunması neticesinde İtilaf Devletleri’nce yine bilhassa İngiltere tarafından teşkilatın şiddetle cezalandırılmak istenmesi oldukça olası idi. Bu nedenden ötürü teşkilat, İngilizlerden önce  harekete geçerek teşkilatı en az zararla bu süreçten çıkaracak şekilde yeniden örgütlemek istemekteydi. İttihat ve Terakki Hükümeti’nin ileri gelen idarecileri ateşkes müzakerelerinin yürütüldüğü tarihlerde, teşkilatın akıbeti ve istikbaline ilişkin hükümler almışlardır.  Ateşkesin akabinde Enver Paşa tarafından teşkilatın çalışmalarını devam ettirmesi ve faaliyetlerini sürdürebilmesi açısından yeniden tasarlanması gerektiğine dair Hüsamettin Bey’e (sonradan Ertürk) şu talimatları verdiği bizzat Hüsamettin Bey tarafından nakledilmiştir.

Hüsamettin Bey’in, şu ana dek vekil olarak vazifesini yürüttüğü bu teşkilata bu andan sonra liderlik edeceğini, İngilizlerin emellerine karşın görünüşte teşkilatı feshedeceğini ama bunun sadece bir aldatmaca olduğunu, teşkilatın çalışmalarını başka bir isim altında ifa edeceğini bildirmiştir. İstanbul biriminin başına Enver Bey’in kendisini getirdiğini, vazifenin bizzat Enver Bey tarafından verildiğini ve mümkün olacak en yakın zamanda Berlin’de toplanılıp icraata geçileceğini söylemiştir.

Ancak Enver Paşa’nın söylediği isimle bir istihbarat teşkilatının yurt içinde herhangi bir faaliyetine kayıtlarda rastlanmamaktadır. Enver Paşa’nın yurt dışına çıkmasından sonra yeni Harbiye Nazırı tarafından Hüsamettin Ertürk’e verilen talimat gereği Teşkilat-ı Mahsusa lağvedilmiştir ancak teşkilata ait silahlar teslim edilmeyerek Anadolu direnişinde kullanılmak üzere sevki için çareler aranmaya başlanmıştır.

Karakol Cemiyeti

Mütareke döneminin İstanbul şehrinde kurulan Karakol Cemiyeti, en önemli gizli teşkilat ve direniş örgütünün başında yer almaktadır. 1918 yılının sonlarına doğru Talat Paşa tarafından verilen talimatlar doğrultusunda kurulan bu cemiyetin müessisleri, Albay Galatalı Şevket, Emekli Yüzbaşı Baha Said, Kurmay Albay Kara Vasıf ve Yenibahçeli Şükrü Bey gibi şahıslardır. Çok hızlı bir süre içerisinde faaliyetlerine başlamış olan bu cemiyetin Milli Mücadele yıllarında yaptığı çalışmalar bulunduğu dönem için önem arz etmektedir.

Bu faaliyetlerin başında, başkent İstanbul’dan Anadolu şehirlerine silah, cephane ve bazı kritik askeri personellerin taşınmasını sağlamak gelmektedir. Bunun yanı sıra diğer bir önemli faaliyeti ise, İngiliz mandasını savunan Osmanlı bünyesinde bulunup düşman cemiyet sınıfı kazanmış İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi zararlı toplulukların gizli veya açık gayelerini, çalışma alanlarını Mustafa Kemal’e ulaştırmaktır.

Bu topluluk, bağımsız hareket etmesi, Bolşeviklerle gizli anlaşmalar yapma gibi ilişkiler kurulması ve Milli Mücadele’ye tek başlarına sahip çıkma gayretleri gibi sebeplerden dolayı Anadolu Ordusu bünyesinde yer almalarına izin verilmemiştir. 1920’nin başlarında İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgal etmesinden sonra Karakol Cemiyeti liderleri tutuklanmış ve teşkilat büyük zarar görmüştür. Daha sonra ise, Sivas ve Erzurum Kongreleri’nde alınan kararları yerine getirmek için belirlenen heyetin talimatıyla etkinliklerine son verilmiştir. (İlter, 2001, s. 11).

Zabitan Grubu

Karakol Cemiyeti teşkilatının ardılı niteliğindeki Zabitan Grubu, Mustafa Bey (Muğlalı) öncülüğünde 1920 yılının ekim ayı sonunda revize edilip yapılandırılarak faaliyete geçirilmiştir. Cemiyet istihbari bilginin milli mücadelenin merkezi olan Anadolu’ya gönderilmesi faaliyetine ek olarak subay intikali, cephaneyle birlikte silah  kaçırılması gibi müspet hizmetlerde bulunmuştur. Akabinde geçen sürede Ankara merkezli teşekkül edilmiş olan Hamza Teşkilatıyla yarışa girilmesi gözden düşme süreçlerini hızlandırmıştır. Bununla beraber derin bir tahkikata tâbi tutulmadan Ankara’ya gönderilen subaylardan bazılarının karşı tarafa çalışması tepkilerin artmasıyla neticelenmiştir.

Diğer yandan, İngiliz casusu olan Hint kökenli Sagir adlı İngiliz suikastçı teşkilatın mührü ile imza edilmiş evrakla İnebolu üzerinden Ankara vilayetine geçmesi ve TBMM’nin başında bulunan Milli Mücadele’nin mimarı M.Kemal Paşa’ya karşı bir suikast hazırlığında olduğu anlaşılarak tevkif edilmiştir. 1921 senesinin Mayıs sonunda suçu net görülüp idam edilmiştir. Bu hadisenin vuku bulması yanı sıra teşkilat üyelerinden bir kısmı gizliliği ihlal ederek icraatlarını ulu orta her yerde ifşalamaları da teşkilatın sonunu hazırlamıştır.(Mit Özel Arşivi Ek Nu 14-15-16).

Yavuz Grubu

Resmi devlet kayıtlarında görülmektedir ki Zabitan Teşkilatı bir müddet icraat ve organizasyonunu Yavuz Teşkilatı adıyla hemen hemen aynı kadroyla ifa etmiştir. Yavuz Teşkilatı’nın kullandığı mühür Osmanlı Sultanı I.Selim Han’ın (Yavuz) siluetidir.

Teşkilatın lideri Muğlalı Mustafa Bey eliyle, Ankara karargahta bulunan Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a ivedi koduyla iletilmek üzere kendi mühürlerini taşıyan şifrelenmiş bir raporda, Milli Mücadele’de Ankara tarafından kullanılması için sevk etmeye çalıştıkları silah ekipman ve cephanenin ihbar neticesinde İngilizler tarafından yakalandığını ifade etmiş, sevki sağlayan ve Anadolu direnişine katılmak isteyen subayların ise ele geçmediğini, kurtulup gizlendiklerini bildirmiştir. Bu havadisin yanında İngiliz tarafından Ankara yönetimine sızdırılmak istenen casusların ise yola çıkarıldığını raporunda özellikle vurgulamıştır. (Mit Özel Arşivi Ek Nu. 17).

Teşkilatın lideri olan Mustafa Bey’in artık İstanbul’da yakalanmak üzere olduğunu anlaması üzerine Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmesi hasebiyle teşkilatın icraatlarının sekteye uğradığı resmi MİT arşivlerinden anlaşılmaktadır.

Hamza (Ankara-İstanbul), Mücahit, Muharip ve Felah Grupları

TBMM’nin 1920’de bir araya gelip teşekkül edilmesiyle Milli Mücadele, Ankara merkezden yönetilmeye başlanmıştır. Bu gelişme savaştan yenik ayrılan mevcut Osmanlı Hükümeti’nin gücünü kırmış Türk halkının büyük oranda bağlılığını kazanmıştır. Ancak irili ufaklı birçok grup başına buyruk hareket etmekteydi. Bunun yarardan çok zarar getirdiğini gören TBMM tüm gizli teşkilatların tek karargahtan yönetilmesine karar vermiştir. Buradan yola çıkarak; Anadolu’ya silah, cephane ve subay  sevk etmek  ve istihbari faaliyetler yapmak maksadıyla, Fevzi Paşa’nın himayesinde Hamza Teşkilatı teşekkül edilmiştir.

Buna nazaran teşkilatın kripto şifreleri hasımlarınca ele geçince ve TBMM’ye sevki yapılan mühim evrak dosyası yitirilince teşkilat, Hamza adını terk edip Mücahit ismiyle icraatlarına devam kararı vermiştir. Ancak çok kısa zaman zarfı içinde yine isim değişikliğinde karar kılınmış önce Muharip akabinde de Felah ismiyle çalışmalarını yürütmüştür. Kayıtlara ve hatıratlara bakıldığı zaman bu teşkilatların sürekli isimlerini değiştirme sebebi hasım devletlerin teşkilatları tarafından yakalanmama hususunda tedbir alınmasıdır.

Teşkilatın en büyük icraat alanı ise Milli Mücadele’ye katılım ve inanç hususunda halkı birleştirici yöndeki çalışmaları olmuştur. İstihbari faaliyet alanında bilhassa Yunan tarafının vaziyeti ile alakalı pusulaları sürekli Fevzi ve M.Kemal Paşalara ulaştırmasıdır. Yine içeri sızdırılmaya çalışılan casusların da isim ve eşkallerinin tespit edilip, sızmanın bertaraf edilmesinde de büyük hizmetleri olmuştur. Teşkilatın faaliyet ve eylemleri 1923 yılının bitimine yakın sona erdirilmiştir.  (MİT Özel Arşivi Ek Nu: 18).

Mim Mim Teşkilatı

Önceki gruplardan elde edilen kazanımların perspektifinde yine istikamete yürümek maksadıyla, Genelkurmay Başkanı’nın emirleri ve TBMM’nin de onayı ile teşekkül edilmiştir. Mim Mim Teşkilatı hem subay hem sivillerden bir araya gelen ekipleriyle özellikle Osmanlı payitahtında  casus ile istihbarat şebekesi oluşturmayı başarmıştır.

Milli Mücadele için TBMM’ye  mühimmat ve silah sevk edilmesi icraatlarını gerçekleştirmiştir. Ayrıca hasımların yönetim binalarına, misyonlarına ve içerideki işbirlikçilerin içlerine girerek çokça mühim evrak ve istihbaratı elde etmiştir. Mim Mim Grubu’nun faaliyetlerine İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun akabinde  5 Ekim 1923’te son verilmiştir.

Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H. / M.A.H.)

İstihbarat örgütlerindeki faaliyetlerin her bir kolun; farklı uzmanlık ve yetenek gerektiren, yalnızca harp dönemlerinde icraat yapan değil sulh halinde de icraat yapması gereken çalışmalar olduğu gerçeği, MAH’ın teşekkül edildiği devirde ortaya çıkmıştır. Avrupa kıtasında yer alan devletlerin önemli merkezlerinde, I. Dünya Savaşı’ndan çok daha önce yerleştirilmiş gizli örgüt kliklerinin icraat yapma biçimleri ve bahsedilen klikler ile casusları keşfetmedeki çabaları, espiyonaj ve karşı espiyonaj konularında yayınlanmış olan kitaplarda ve hatıratlarda anlatılmaktaydı. Öte yandan, bu tür özel istihbarat teşkilatlarına sahip olan devletler bu teşkilatları çağın ihtiyaçlarına göre bir zemine oturtmaya çalışırken, bu tarz bir teşkilatı bulunmayan devletler de oluşturmaya başlamışlardı. (İlter, 2001, s. 18).

Tüm bu gelişmeler ışığında, modern devletlerin istihbarat konusunda kat ettikleri mesafeyi, yöntemlerini ve gelişmişliklerini yakından takip eden Gazi Paşa içeride ve dışarıda çetin mücadeleler verirken, diğer yandan bölücülük faaliyetleri yürüten (Ermenilik, Rumluk, Kürtçülük, Komünizm, rejim aleyhtarlığı vb.) odakları önlemeye çalışırken icra edilen tüm faaliyetlere karşın; bu çabaların meyvesini vermesini muhafazasını sağlaması açısından her şeyiyle organize olmuş profesyonel bir gizli haber alma teşkilatı kurulmasının kaçınılmaz bir ehemmiyet arz ettiğini etrafındakilerle paylaşarak istihbarat teşkilatının gerekliliğine vurgu yapmaktaydı. Bu gereklilikten yola çıkılarak cumhurbaşkanının emri ile genelkurmay başkanı görevlendirilmiştir. Akabinde yeni kurulan Türk devletinin haber alma teşkilatı olan MAH teşekkül edilmiştir. (MİT Özel Arşivi, Ek Nu: 21).

MAH’ın dış haber alma biriminin teşekkül edilmesi ve bu hususta eğitimlerin ayarlanması  maksadıyla Dış İşleri Bakanlığı’nın girişimi ile, I. Dünya Savaşı’nda vazifeli olan Alman Subay Nicolai ile temasa geçilmiş ve devletin başkenti Ankara’ya gelmesi için davet çıkarılmıştır. Fevzi Çakmak ve Nicolai birçok kez müzakerede bulunmuş ve bu teşkilatın teşekkülü için sözleşmişlerdir. Ancak aradan 9 ay gibi bir süre geçmesine rağmen Ankara’nın bu proje için taahhüt ettiği paranın ödenmediğini öne sürerek çalışmalarını epey yavaşlatmıştır.

Kasım 1926’ya dek, Walther Nicolai tarafindan dış istihbarat konusunda verilen taahhütler, layıkı veçhiyle  icra edilemiştir. Konuyla ilgili yapmış olduğu çalışmalar ve sunduğu raporlar istenilen düzeyin oldukça altında kalmıştır. Bir yandan, teşekkülün dış haber alma birimi organizasyonu tamamlanmaya gayret edilirken öte yandan teşekkülde vazife yapacak elemanların eğitimi ile alakadar çalışmalar hız kazanmıştır. Daha sonra yapılan sözleşmeye sadık kalınarak gerekli prosedürler de tamamlanarak bu istihbarat örgütüne ait tüzük yazılmış ve faaliyete geçirilmiştir.

Daha sonra ise teşkilatın kendisine çizilen çerçeve doğrultusunda yapılanması tamamlanmıştır. Çok farklı faaliyet birimleri üzerinde istişareler edildikten sonra ülke yapısıyla en çok örtüşen modelde uzlaşılmış ve ilk etapta dört birim oluşturulmuştur. (İlter, 2001, s.26).

  • A Birimi : Haber alma
  • B Birimi : Karşı – Haber alma
  • C Birimi : Söylenti çıkarma-yayma-yönlendirme
  • D Birimi : Teknik Takviye
  • A Birimi rütbeli subaylardan oluşacaktır.
  • B Birimi merkezde polis, kırsalda jandarma ekiplerinden oluşturulacaktır.
  • C Birimi dış işleri mensuplarından oluşturulacaktır.
  • D Birimi işin uzmanı sivil ve askerlerden oluşturulacaktır.

Birimlerin de oluşturulmasıyla teşkilat organizasyonu nihayete erdirilmiştir. Her alanda inşası süren Türk Devleti’nin artık profesyonel manada istihbari faaliyetlerini icra edecek olan kurum, başbakanlık bünyesinde resmi olarak ete kemiğe bürünmüştür. (MİT Özel Arşivi Bel. Nu: 32).

Yaşanan tüm zorluklara rağmen, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.A.H.) kısa sürede devletin bütün makamlarının güvenini kazanmış olup, fikir ve öngörülerinden  istifade edilen bir seviyeye gelmiştir. Bu başarının temelinde ise, inanmış ve kafaya takmış birkaç vatanperverin fedakarca, tam bir adanmışlık ve aidiyetle icra etmesinin etkisi vardır. Teşkilat 1965 yılına kadarki yaklaşık 40 yılda devletin ve dünyanın ihtiyaçlarına göre değişimler geçirmiş, bugünkü MİT’in kökenini oluşturmuştur.

M.E.H.’in MİT’e Dönüşümü

Birinci Cihan Harbi akabinde bütün dünyada politik, askeri, iktisadi, toplumsal konularda hızlı değişimler görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nde de hemen hemen her alanda radikal değişiklikler meydana gelmiştir. Bunlardan en önemlisi çok partili döneme geçilmesi, özgün ve etkin yayınların hayata geçirilmiş olmasıdır. Bunların yanı sıra, sendikaların değişim ve gelişim göstermesi, üniversitelerin büyük oranda dışa açılmaları gösterilebilir. Büyük bir süratle değişen uluslararası politikalardaki yeni güç dengeleri de; devletin, savaşın devam ettiği yıllar süresince varlığını sürdürmek için takip ettiği denge siyasetini yürümez hale getirmiştir. Bu sebeple savaş öncesi içe kapanık olan Türkiye Cumhuriyeti, dış devletlerden ve kuruluşlardan gelecek olan etkilere daha açık hale gelmiştir. Öte yandan, istihbarat faaliyetleri de eskisiyle kıyaslanmayacak oranda karmaşık, aldatıcı ve etkili bir hale bürünmüş ve Türkiye iç politikasını etkileme ve yönlendirme amacına evrilmiştir.

Başta bütün dünya olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nde de görülen bu tekamüller; kurulduğu günden beri ülke geçmişinde çok önemli başarılara imza atmış M.E.H.’in lağvedilip, onun yerine daha randımanlı ve günümüz stilinde çalışmalar yürütecek yeni nesil bir istihbarat örgütünün kurulmasını zorunlu kılmıştır.

Bu nedenlerden ötürü 6 Temmuz 1965 yılımda MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) kanunu çıkarılarak Milli İstihbarat Teşkilatı 22 Temmuz günü ülkeye kazandırılmıştır.

MİT’in esas amacı, devlet güvenliğini sağlamak, kurumlar arası koordinasyon sağlayarak milli politikalarla ilişkili organizasyonların oluşturulması amacıyla devlet nezdinde istihbarat üretmektir.

Burada sözü geçen M.A.H. ise ismi değiştirilmeden Haber Alma Birimi adı altında Milli İstihbarat Teşkilatı’na devredilmiştir. Kurulan bu MİT 20 yıla yakın bir süre faaliyetlerini sürdürmüştür. Fakat küreselleşen dünya konjonktüründe bazı değişiklikler yapmak amacıyla yasal düzenlemelere gidilmiştir. Bu maksatla l983 yılının sonlarına doğru ilgili istihbarat kanunu devreye sokulmuştur. 1984 yılının başında tamamen hayata geçen bu kanunla Milli İstihbarat Teşkilatı’nın görev ve yetkileri tam olarak belirlenmiş olup, bu teşekkül tam anlamıyla başbakan idaresine girmiştir.

Bu yasa çıktıktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’nın alt birimi olan M.A.H. ise lağvedilerek görev ve yetkileri MİT’in alt başkanlıklarına bırakılmıştır. Böylelikle 1926 yılında faaliyetlerine başlayan ve 1984 yılına kadar gerek bağımsız gerekse Milli İstihbarat Teşkilatı’nın alt birimi düzeyinde faaliyetlerini devam ettiren M.A.H., 38 yıllık faaliyet döneminde ülke topraklarında ve yabancı ülkelerde yürüttüğü kayda değer çalışmalar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin milli menfaatleri doğrultusunda hareket etmiş bir istihbarat teşkilatı olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

KAYNAKÇA
  • İlter E. (2002) Milli İstihbarat Teşkilatı Tarihçesi. Ankara.
  • MİT Özel Arşivi Ek Nu 14-15-16.
  • MİT Özel Arşivi Ek Nu. 17.
  • MİT Özel Arşivi Ek Nu: 18.
  • MİT Özel Arşivi, Ek Nu: 21.
  • MİT Özel Arşivi Bel. Nu: 32.
  • 12 Numaralı Mühimme Defteri 1570-1572 –Ankara 1996.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here