Türkiye’de 1970’li Yıllarda Siyasi ve Ekonomik Ortam

Okunma Süresi: 10 dk 3 sn

1970-1980 yılları arasındaki on yıllık dönem, ülke yönetiminin sürekli el değiştirdiği, siyasi istikrarsızlığın egemen olduğu bir süreci oluşturmuştur. 1971 askeri müdahalesini takip eden sürede ve özellikle 70’lerin sonlarına doğru siyasal şiddet içinden çıkılamaz bir boyuta ulaşmış, sürekli değişen iktidarlar, çoklu hükümetler, üniversite yurtlarında odaklaşan radikal “sol” ve “komando” olarak adlandırılan “sağ” grupların eylemleri ve bunlara uygulanan karşı şiddet, İsrail Başkonsolosu’nun öldürülmesi, Ermeni terörü, Kıbrıs Harekatı gibi olaylar gerilimli, bunalımlı ve karmaşık bir döneme işaret etmiştir (Bek, 2014:26).

70’lerin ekonomisi, iktidarın ve ortamın belirlediği koşullar çerçevesinde biçimlenmiş, petrol krizi, hızlı enflasyon artışı, dışa bağımlı ekonomi anlayışı, bu seyri etkileyen gelişmeler olarak öne çıkmıştır. 1970’lerin başlarında olumlu yönde gelişme gösteren ekonomik durum, 1974’ten itibaren ters yönde bir ivme sergilemeye başlamış, ancak yaşanan bazı olumsuzluklara karşın büyük değişimler de gerçekleşmiştir. İmalat sanayisinde yeni kapasiteler yaratılmış, özel imalat sanayisi hızla gelişmiş, özel banka sayısı artmış, tarım önemli bir sıçrama yapmıştır. Öte yandan 1970’li yılların sermaye ithalini kolaylaştırıcı nitelikteki serbestleştirme hareketi, işçiler, müteahhitler ve bankacılık hizmetleriyle dışa açılımı sağlamış, 1980’lerin “dışa açılma” politikalarını etkilemiştir (Kazgan,2002;18).

12 Mart 1971 askeri müdahalesiyle başlayan süreçte, 1961 Anayasasının sağladığı temel hak ve özgürlüklerde kısıtlamaya gidilmiş, her türlü örgütlenme, toplantı ve seminerler yasaklanırken; şiddet eylemlerinin önüne geçmek amacıyla alınan önlemler ve yapılan anayasal değişiklikler, sendikalar, basın, radyo ve televizyon, üniversiteler, devlet konseyi gibi devletin çeşitli kurumlarını etkilemiştir. Müdahaleyi gerçekleştiren yeni yönetim, “yasa ve düzenin yeniden kurulmasına” öncelik verirken, üniversitelerde ve kentlerde uygulanan şiddetten sorumlu tuttuğu gençlik örgütlerinin kapatılmasını gündeme getirmiştir (Ahmad, 1999;177).

Bu dönemde parti sayısının artmasının yanı sıra, partiler arasındaki mücadele de sertleşmiş, 70’lerin sonlarına kadarki sürede;

I. Erim (Nihat) Hükümeti (26 Mart 1971-11 Aralık 1971),

II. Erim Hükümeti (11 Aralık 1971-22 Mayıs 1972),

Melen Hükümeti (22 Mayıs 1972 -15 Nisan 1973),

Talu Hükümeti (15 Nisan 1973-26 Ocak 1974),

 I. Ecevit Hükümeti (26 Ocak 1974-17 Kasım 1974),

 Irmak Hükümeti (17 Kasım 1974-31 Mart 1975),

IV. Demirel Hükümeti (31 Mart 1975-21 Haziran 1977),

II. Ecevit Hükümeti (21 Haziran 1977-21 Temmuz 1977),

V. Demirel Hükümeti (21 Temmuz 1977-5 Ocak 1978),

III. Ecevit Hükümeti (5 Ocak 1978-12 Kasım 1979),

VI. Demirel Hükümeti (12 Kasım 1979-12 Eylül 1980) olmak üzere toplam on üç hükümet değişikliği gerçekleşmiştir.

Siyaseti oluşturan partiler arasında Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi öne çıkmış, Demokrat Parti’nin bir devamı niteliğindeki Adalet Partisi “sağ”, CHP “sol”u, Milli Selamet Partisi, “İslami” örgütlenme içinde tanımladığı “Milli Görüş” ideolojisini, MHP ise “milliyetçi-İslami” söylemleri temsil etmiştir. Koalisyon hükümetlerinin küçük bir kanadı olarak görev yapan Cumhuriyetçi Güven Partisi, CHP’den ayrılanların Güven Partisi’ne (1973) katılmasıyla adını alan, “Atatürkçü” düşünceyi ilke edinen bir partidir.

3 Kasım 1969-12 Mart 1971 tarihleri arasında iki kez tek başına iktidara gelmeyi başaran Adalet Partisi, 12 Mart 1971 müdahalesi sonrası hükümetten ayrılmak zorunda kalmış, müdahale sonrası Türk siyasi tarihinde “partilerüstü” olarak adlandırılan bir yönetim anlayışı gündeme gelmiştir. Bu dönemde ordunun isteği doğrultusunda önce I. Erim (Nihat) Hükümeti (26 Mart 1971-11 Aralık 1971), ardından II. Erim Hükümeti (11 Aralık 1971-22 Mayıs 1972) kurulmuştur.

19 Mart 1971’de Nihat Erim’in başkanlığında kurulan kabine, öncelikli hedeflerini, toplum düzenini sağlamak ve uzun süredir aksayan sosyo-ekonomik yapıya ağırlık vermek olarak belirlemiştir (Ahmad, 1992;279). Yasa ve düzenin sağlanmasında ilk uygulama on bir ilde sıkıyönetimin ilan edilmesi olmuş, ardından çok sayıda profesör, yazar, öğretmen gözaltına alınmıştır.

Nihat Erim

Erim Hükümetleri döneminde, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi üzerine “sol”a karşı baskı artmış, 6 Mayıs 1972 tarihinde gençlik hareketinin liderlerinden, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kurucusu ve yöneticisi Deniz Gezmiş’in, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’la birlikte idam edilmesi geniş yankılar uyandırmıştır. Öte yandan, ABD’nin ülke üzerindeki baskısı tarım politikalarında dahi gücünü hissettirmeye başlamış, haşhaş ekiminin yasaklanmasına yönelik talebi “içişlerine müdahale” olarak değerlendirilmiştir. Erim Hükümeti döneminde yasaklanan haşhaş Ekimine, 1974 yılında kurulan 1. Ecevit Hükümeti, kontrollü olmak koşuluyla yeniden izin vermiştir (Toprak,2002;270).

1.Erim Hükümeti’nin ardından kurulan Melen Hükümeti (22 Mayıs 1972-15 Nisan 1973) döneminde özellikle Ermeni terörünün etkileri hissedilmeye başlamıştır. 27 Ocak 1973 tarihinde ABD’nin Los Angeles kentindeki Türkiye Büyükelçisi, Ermeni asıllı biri tarafından öldürülmüştür. 1975 yılında Türkiye’nin Viyana ve Paris Büyükelçilerinin öldürülmesi olayını Ermeni terör örgütü ASALA üstlenmiş, 1977’de ve 79’da gerçekleştirilen benzer saldırılarla Ermeni terörü sürmüştür.

Petrol, günümüzde olduğu gibi o dönemde de dünya politikasını ve ekonomisini etkileyen en önemli faktörlerden biri olmuş, 1973’te doğrudan doğruya bir ekonomik savaş aracı olarak kullanılmış ve Arap ülkeleri İsrail’e karşı yeni bir silaha, petrol savaşına başvurmuştur. Petrol savaşları sonucunda tüm dünyada petrol fiyatları ciddi boyutta artış göstermiş, artan nüfus, yükselen refah düzeyi ve sanayi üretimi dolayısıyla kendisini hissettiren enerji kıtlığı şiddetli bir krize dönüşmüştür. 1970’lerden bu yana yükselen enflasyon, işsizlik oranları ve uluslararası para sisteminin sarsıntıya uğraması sorunlarıyla karşı karşıya kalan dünya ekonomisi, petrol krizinin neden olduğu yeni bir enflasyon artışıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. 1973’ün son aylarından itibaren petrol ambargosu ve fiyat artışıyla tırmanan kriz 1974’te daha da şiddetlenir. 1973’te tüm dünyada yaşanan petrol krizi doğal olarak Türkiye’yi de etkilemiş, buna hazırlıklı olmayan Türk ekonomisi ağır yaralar almıştır (Kazgan,2002;104).

Bütün dünya petrol tasarrufu yaparken, Türkiye’nin petrole destek vererek tüketimi artırması, içeride petrole dayalı enerji üretimi ve yabancı sermayeye dayalı otomobil üretimine geçmesi, petrol tüketimini 10.8 milyon tondan 17.7 milyon tona çıkarması, krizin etkilerinin çok ağır bir biçimde yaşanması sonucunu doğurmuştur.

1979-1980 yıllarında yaşanan ikinci petrol krizi, 1973-1979 yılları arasında tarım ve sanayi fiyatları endeksinde gerileme yaşayan Türkiye ekonomisini, dış ticaret kapasitesi açısından ağır bir biçimde etkilemiştir. Doların uluslararası piyasada değer kazanmaya başlaması ve Türkiye’nin dış borçlarını yüksek faizlerle ödeyecek oluşu, koşulları bir kez daha ağırlaştırmıştır.

Melen Hükümeti’nden sonra ordunun isteğiyle kurulan son hükümet Talu Hükümeti (15 Nisan 1973-26 Ocak 1974) olmuştur. 12 Mart 1971’den sonra yaşanan bu ara rejim, 14 Ekim 1973’te gerçekleştirilen seçimle birlikte bir süreliğine son bulmuş, 26 Ocak 1975 tarihinde MSP ile koalisyon oluşturan CHP, Bülent Ecevit başkanlığında I. Ecevit Hükümeti’ni (26 Ocak 1974-17 Kasım 1974) kurmuştur. Farklı düşünce yapılarına sahip iki parti ekonomik konularda bir orta yol bulmalarına karşın, genel af konusunda olduğu gibi diğer alanlarda da fikir ayrılığına düşmüştür (Ahmad,1999;192).

Bu dönemde, Türkiye ile Yunanistan arasında 1960’ların ortalarında başlayan “Kıbrıs bunalımı”, Yunan cuntasının darbe yaparak Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni ilan etmesi üzerine “Kıbrıs Krizi”ne dönüşmüş, Temmuz 1974’te gerçekleştirilen ilk “Barış Harekatı”, alınan olumlu sonuçlar nedeniyle, iç siyaset ortamında Ecevit’in başında olduğu CHP’ye ve MSP’li hükümete güven ve saygınlık kazandırmış, ilk harekatın ardından Rum kesiminin uzlaşmaya yanaşmaması üzerine Ağustos ayında ikinci “Barış Harekatı” gerçekleştirilmiştir. Dünya kamuoyu ilk harekatı, Türkiye’nin yasal müdahalesi olarak görürken, ikincisini adayı işgal etme girişimi olarak değerlendirmiş, özellikle Sovyetler Birliği, İngiltere ve ABD’den gelen tepkiler sonucu, İngiltere adaya askeri güç gönderirken, ABD silah ambargosu uygulamaya başlamıştır. Kıbrıs harekatı ekonomiye de olumsuz yönde etki etmiş, müdahalelerin ülke bütçesine dört buçuk milyarlık bir açık getirdiği yönündeki eleştiriler gündeme gelmiştir.

Kıbrıs Harekatının ardından erken seçimle tek başına iktidara gelmeyi hedefleyen ve hükümetten çekilen CHP umduğunu bulamamış, 1974’ün sonunda Ecevit’in istifası sonucu oluşan boşlukta yeniden “partilerüstü” yönetime başvurulmuş, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Sadi Irmak’ı hükümet (Irmak Hükümeti 17 Kasım 1974- 31 Mart 1975) kurmakla görevlendirmiştir.

31 Mart 1975’te ise, AP genel başkanı Süleyman Demirel başkanlığında IV. Demirel Hükümeti kurulmuş, AP, MSP, CGP ve MHP’den oluşan ve siyaset tarihinde Birinci Milliyetçi Cephe olarak anılan bu hükümet, 21 Haziran 1977 tarihine kadar görevde kalmıştır. 4 Haziran 1977’de gerçekleştirilen seçim sonrasında birinci parti olarak çıkan CHP, güvenoyu alamadığı için yalnızca bir ay yönetimde kalabilmiştir. 21 Temmuz 1977’de İkinci Milliyetçi Cephe ya da bir başka deyişle V. Demirel Hükümeti dönemi (21 Temmuz 1977-5 Ocak 1978) başlamıştır. Her iki Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde de sokaktaki şiddet dozunu artırmaya devam etmiş, özellikle 1 Mayıs 1977’de otuz yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan “1 Mayıs” kutlamaları, şiddetin tırmanışa geçişinin önemli bir göstergesi olmuştur. Can güvenliğinin kalmadığı, öğrenci, öğretim üyesi ve işçilere yönelik siyasal cinayetlerin arttığı bu dönemde hükümet, olayları bastırmakta yetersiz kalmış, oluşan siyasi boşlukta kitlelerin politikacılara olan güveni giderek azalmış, muhalefetin sesi yükselmiştir.

Süleyman Demirel

Bu dönemde Türkiye ekonomisi de sıkıntılı bir süreçten geçmektedir. Dünya ülkeleri, özellikle Avrupa ülkeleri kendi ihracatını artırma yoluyla kâr haddini yükseltmek için “çevre” ülkeleri borçlandırma yoluna gitmiş, Türkiye de bu borçlanmadan kendi payına düşeni almıştır. İhracata gereken önemi vermeyen Türkiye, ithalatı kolaylaştırıcı önlemler alırken, turizm harcamaları üzerindeki denetim de azaltılınca, turizm giderleri artar ve yabancı turist için Türkiye pahalı bir ülke konumuna yükselmiştir. Bu arada işçi dövizlerinde azalma olmuş, Batı Avrupa’da yaşanan ekonomik sıkıntılar işsizliği artırırken, Türk lirasının değerinin yüksek oluşu da döviz akışının azalmasına neden olmuştur (Kazgan,2002;107).

11 Aralık 1978’de yapılan yerel seçimlerin ardından yine birinci parti olarak çıkan ve AP, CGP ve DP’den ayrılan on bir milletvekiliyle yeterli çoğunluğa ulaşan CHP, III. Ecevit Hükümeti’ni (11’ler Hükümeti) kurmuş, 12 Kasım 1979’a kadar iktidarda kalmıştır. Bu süre içinde siyasal şiddet geniş kitlelere doğru yayılmış, Abdi İpekçi, Bedrettin Cömert, Server Tanilli, Cavit Orhan Tütengil, Doğan Öz gibi gazeteci, bilim insanı, hukukçu, tanınmış aydın kesimden insanlar saldırıya uğramaya, öldürülmeye başlamıştır (Ahmad,1999;203). Kahramanmaraş’ta yüz beş kişinin ölümüyle sonuçlanan, 3 Eylül 1978’de Sivas’ta tekrar eden olaylar ise kitlesel saldırıların artışına işaret etmiştir.

Öte yandan, 1971-1973 yılları arasında kesintiye uğrayan, 1974-1977 yılları arasında Kıbrıs krizi, ABD’nin ambargo uygulaması, Ermeni terörü gibi nedenlerden dolayı bunalımlı bir süreçten geçen Türk dış politikası, 1978-1979 yılları arasındaki dönemde yeniden ele alınmış, Kıbrıs sorununa çözüm arayışları, Amerika ve Avrupa Ekonomi Topluluğu (AET) ile ilişkiler, Sovyetler Birliği ile yakınlaşma ve Ortadoğu’yu kazanma çabaları bu dönemde yoğunlaşmıştır. 1979 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet Senatosu yenileme seçimleri sonucu CHP oy kaybına uğramış, böylece AP, MSP ile azınlık hükümeti (VI. Demirel Hükümeti) kurarak, 12 Kasım 1979-12 Eylül 1980 tarihleri arasında ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuştur (Toprak,2002;472).

Ekonomideki sıkıntıların, durgunluğun yoğunlaştığı, pahalılığın iyice arttığı 1977-1980 yılları arasındaki dönemde, enflasyonun hızla yükselmesi sonucu 1977’den itibaren Türk lirası değer kaybetmeye başlamış, 1958 devalüasyonundan sonra dokuz Türk lirası olarak tespit edilen Amerikan doları kuru 1970 başında on beş liraya, 1977’de on dokuza, 1978’de ise yirmi beş liraya çıkmıştır. Bu dönemde göreve gelen Ecevit ve Demirel Hükümetlerinin enflasyon artışına önlem alma gerekçesiyle, elektrik, akaryakıt, PTT, kağıt, kömür, tüpgaz gibi temel ihtiyaç ve hizmetlere art arda yaptığı zamlar, özellikle tüpgaz, margarin gibi temel tüketim mallarının karaborsaya düşmesine, dükkanların önlerinde uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştır (Toprak,2002;421).

Öte yandan, kendiliğinden oluşan sermaye piyasası bankerleri ve tarım, ticaret, yapı kesimlerinde banka kredisi alamayan çoğu güç durumdaki kişi ve kuruluşlara kredi veren bankerlerin bu dönemde etkinliklerini artırdığı görülmüştür. Tüm bunlara siyasi istikrarsızlıklar ve parlamentodaki çekişmeler de eklendiğinde Türkiye ekonomisi, 80’li yıllara ağır koşullar altında girmek durumunda kalmıştır.

1970-1980 yılları arasında kurulan hükümetlerin sonuncusu olan VI. Demirel Hükümeti, giderek artan sorunlara herhangi bir çözüm üretemeyince, 1980 yılının başlarında Silahlı Kuvvetlerden bir uyarı mektubu almış ve 12 Eylül 1980’de yeniden bir askeri müdahale gerçekleşmiştir ( Ahmad,1999;205). Müdahalenin ardından sıkıyönetim ilan eden Milli Güvenlik Konseyi,7 siyasi partileri kapatma kararı almış, önde gelen parti liderlerini Hamzakoy’a sürgüne göndermiş, örgüt ve derneklerin faaliyetlerine son vermiştir. 70’li yılların ortalarında başlayan ve artarak devam eden şiddet olayları 12 Eylül 1980 müdahalesinin ardından etkisini kaybetmiş, bu dönemde aralarında öğretim üyeleri, yazar, bilim adamı ve sanatçıların da bulunduğu çok sayıda kişi tutuklanmış, 1983 seçimlerine değin ülke askeri rejim tarafından yönetilmiştir (Toprak,2002;519).

  1960 – 1980 Kıbrıs Sorunu Ekseninde Türkiye-Yunanistan İlişkileri

KAYNAK



KAYNAKÇA

Ahmad, Feroz (1992), Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), Hil Yayınları, İstanbul.

Ahmad, Feroz (1999), Modern Türkiye’nin oluşumu, Kaynak Yayınları, İstanbul.



Bek, Güler (2014), 1970- 1980 Yılları Arasında Türkiye’de Kültürel ve Sanatsal Ortam, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmış Doktora Tezi.

Kazgan, Gülten (2002), Tanzimattan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.

Toprak, Bedirhan (Ed.),(2002), Cumhuriyet Ansiklopedisi (1923-2000), Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.



Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here