1970’li Yıllar Türkiyesi’nde Kültürel Ortam ve Toplumsal Yaşam

Okunma Süresi: 5 dk 22 sn

Toplumsal ve kültürel yapıdaki köklü dönüşümler, sanayileşme olgusunun ortaya çıkardığı sorunlar, köylerden kentlere ve yerleşme birimlerine göçler, teknoloji ve iletişim alanındaki hızlı gelişmeler, bunlara bağlı yan etkenler, kökü 70’lerden önceye dayanan bir oluşumun devamını oluşturmuştur. Bu dönemde hızlı ve dengesiz kapitalistleşmenin de etkisiyle kendilerini farklı yollarla ifade etmek isteyen aşırı uçlar, “sağ”, “sol”, “İslâmcı”, “milliyetçi” gibi ideolojik söylemlerle kutuplara ayrılmıştır. Bunun yanında siyasi partiler içerisinde de gözlenen bu çeşitlilik ve bölünmüşlük gündelik hayata da yansımış, aynı düşüncede olanlar kendi kültür derneklerini, yayın organlarını, tiyatro gruplarını ve ortak giyim biçimlerini oluşturmuşlardır (Belge, 2002b;846).

Toplumdaki kutuplaşmanın boyutlarını göstermesi bakımından, 70’lerin sonlarına doğru her ilde, her mahallede “sağcı”/“solcu” örgütlerin elinde bulunan “kurtarılmış bölgeler” in oluşturulması, insanların siyasi tercihlerinden dolayı kolaylıkla hedef haline gelmesi tipik bir örnek oluşturur. Sokaklarda yaşanan çatışmalar, protesto gösterileri, boykotlar, ölümler, sıkıyönetim uygulamaları, basına, ifadeye getirilen yasaklamalar kitlelerde huzursuzluğa yol açmış, üniversiteler başta olmak üzere toplumun her katında siyasallaşmanın etkileri yoğun bir biçimde görülmeye başlanmıştır. Devrim ve proletarya sözcükleri, işçi marşları, eşitlik, sosyal adalet, sınıf savaşımı, milli-demokratik devrim/sosyalist devrim, ulusal sanayi, yeniden planlama ve devletçilik, ulusal kurtuluş ve devrimci romantizm dönemin moda söylemleri haline gelmiş, vatan uğruna, inançları uğruna ölmek, kendini halkların kardeşliğine adamak, enternasyonalizm ve militanlık yükselen değerler olmuştur (Baydar, 1999;25).

Öte yandan, 70’li yıllar, Türkiye’nin teknolojik gelişimi açısından da bir geçiş dönemi olarak değerlendirilmektedir. Özellikle otomotiv sanayide, takım tezgâhları, makine imalatı, fabrika donanımı gibi alanlarda yerli üretime geçilmesi, tesislerin artırılması gibi önemli atılımlar yapıldığı görülmüştür (Sayın, 2002;2486). Bu dönemde hız kazanan sanayileşme olgusu, yalnızca tüketim kültürünün oluşmasına değil aynı zamanda köyden kente göç hareketinin hız kazanmasına, Ankara, İstanbul gibi şehirlerde nüfusun yoğunlaşmasına ve yurt dışına işçi olarak gitmek isteyen insan sayısının artmasına yol açmıştır. Köyden kente göçlerin en önemli etkisi olarak 70’lerde “arabesk müzik”le birlikte “arabesk kültür”ün oluşması söylenebilir. Arabesk kültür, feodal kimliğini ve geleneksel değerlerini köyünde bırakan kitlelerin, kentsel yaşama uyum problemi yaşaması ve kendine özgü değerler sistemi oluşturmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır (Toprak,2002;251).

70’lerde toplumsal yaşama etki eden bir diğer unsur ise televizyonun 1970’li yıllarda hızla yaygınlaşmaya başlamasıdır. Televizyonun toplumsal yaşama katılmasının en önemli etkisi, iletişim olanaklarının artması ve taraflı yayıncılık nedeniyle devletin kültür politikalarının kitlelere en kısa yoldan ulaştırılması olmuştur. Televizyon, her şeyden önce toplumun eğitilmesinde bir araç olarak görülmüş, halkı kendi sorunlarından, dünya sorunlarından haberdar etmesi, devlet-halk ilişkilerini sağlamlaştırması, kalkınma bilincini kazandırması beklenmiş, özellikle, “köylerin ve köylülerin bilgi ve görgü ufuklarını genişletmesi” için televizyon alıcılarının yurdun en ücra köşelerine kadar yaygınlaştırılması amaçlanmıştır. Televizyonun radyonun önüne geçmesinin temelinde ise “halk gördüğüne inanır” düşüncesi yatmıştır (Toprak,2002;378).

Öte yandan televizyon, toplumun eğlence anlayışına, yaşam tarzına ve dünya algısına da etki etmiş, örneğin; TRT’de yayımlanan yerli ve çoğu Amerika kaynaklı yabancı diziler, ailece izlenmenin ötesinde komşuların da dâhil olduğu sosyal ortamlar oluşturmuş, başka dünyalar, başka yaşama biçimleri bu diziler aracılığıyla görünür olmuştur (Tunç, 2001;85). Televizyon, reklam tarihinde de yeni bir dönem başlatmış, o güne kadar gazetelerin tekelinde olan reklamcılık, televizyon aracılığıyla çok daha hızlı bir biçimde kitlelere etki etmeye başlamıştır (Toprak,2002;378). Televizyon sinema sektörü açısından da önemli bir gelişme olmuştur.

70’li yılların başta gelen sorunlarından biri olan sansürle mücadele eden sinema sektörünün, bir yandan ekonomik sıkıntıları aşmaya çalıştığı bir yandan da kitleler üzerinde etkili olmaya başlayan televizyonla rekabet etmenin yollarını aradığı görülmüştür. Sinema, edebiyat ve diğer sanat alanlarında politik söylemlerin öne çıkmasında 1970’lerin ortalarına doğru artan terör olayları ve giderek yükselen toplumsal muhalefet önemli bir rol oynamıştır. Bu bağlamda bu dönemin sinemasında ağırlık kazanan diğer temalar; politika ve İslâm olmuştur (Toprak,2002;244). Nitekim 1970’te çektiği Umut filmiyle çıkış yapan, 1971’deki Adana Altın Koza Şenliği’nde her üç filmi de ödüle değer bulunan Yılmaz Güney politik sinema adına bu döneme damgasını vururken, 1970’te çekilen Yücel Çakmaklı’nın Birleşen Yollar adlı filmi “İslamcı Sinema” olarak adlandırılan akımın ilk örneği olarak değerlendirilmiştir (Özön,2002;1899). Öte yandan, önceleri müzikte ortaya çıkan arabesk olgusu, sinemada da ilgi görmeye başlamış, Lütfi Akad’ın 1971’de çektiği, Orhan Gencebay’ın başrolünü oynadığı Bir Teselli Ver adlı filmle başlayan bu yeni anlatım biçimi, büyük kentlerde yaşayan, siyasi ve ekonomik bunalımların etkisiyle isyan eden toplulukların kendilerini ifade etmelerinin bir yolu olmuştur.

1970’lerin edebiyatında da sinemayla benzer bir biçimde 12 Mart’ın ve toplumsal dönüşümün etkileri görülmüştür. 1971 askeri müdahalesinin ardından yaşanan süreçte, toplumdaki politikleşmenin hızlanması, kentlere göçün ve çarpık kentleşmenin yarattığı sorunlar, işsizliğin yarattığı dış göç, edebiyatın başlıca konularını oluşturmuştur. Bu yıllar boyunca romanlarda en çok işlenen konular, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasal durum ve var olan düzenin değişmesi gerekliliği olarak karşımıza çıkmıştır. Düzenin değişmesine ilişkin görüşlerin en büyük dayanağı ise, 1960’lardan itibaren yaygın bir biçimde çevirisi yapılan sosyalizmin ana metinleri olmuştur. Romanlarda sıklıkla köy, köylünün durumu, kentleşme, burjuvazi, işçi sınıfı ve aydınların sorunları ele alınır. Örneğin; Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973), Yusufçuk Yusuf (1975), Fakir Baykurt’un Köygöçüren (1973), Keklik (1975) adlı romanları, ağalık düzenini, toprak kavgalarını, köyden kente göç olgusunu konu edinirken; dönemin bunalımlı yapısını, politik çatışmaları, sınıf kavgalarını, işçi hareketini ve işkence olaylarını anlatan Erdal Öz’ün Yaralısın (1974), Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi, Samim Kocagöz’ün Tartışma (1974), Füruzan’ın 47’liler (1974) gibi romanları, “12 Mart Romanları” olarak adlandırılmıştır (Ertop,1977;15). Bu dönemde ayrıca, kentlerde yaşayan, Batı’nın değerleriyle yetişmiş aydınların iç çatışmalarını, sistemle olan ilişkilerini irdeleyen, burjuva yaşam tarzını alaycı bir dille ele alan romanlar da gündeme gelmiştir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar (1971) ve Tehlikeli Oyunlar’ı (1973), Çetin Altan’ın Büyük Gözaltı, Bir Avuç Gökyüzü (1974) kitapları bu anlayışta yazılmış romanlara örnektir (Ertop,1977;16).

Oğuz Atay’ın Tutunamayanları’ndan

70’li yılların müziğinde ise, dönemin ruhunu yansıtan çok seslilik egemen olmuştur. Bu dönemde gazinolar eğlence hayatına yön vermeyi sürdürmüş, bir müzik yapıtının televizyon ekranlarında yayımlanması, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Hafif Batı Müziği’nin “seçkin” örneklerine yer veren TRT’nin denetiminden geçtikten sonra mümkün olabilmiştir (Tunç,2001;142). 70’lerde “Anadolu Pop” yapmak ve dinlemek modadır. Özellikle Barış Manço’nun yaygınlaştırdığı, Anadolu folkloru, yerel deyişler ve atasözlerinden beslenen bu müzik türü, Moğollar, Üç Hürel ve Modern Folk Üçlüsü gibi gruplarca da benimsenmiştir.

İlk kez 1975’te Eurovizyon Şarkı Yarışması’na katılan Türkiye, Semiha Yankı ile temsil edilirken, popüler müzikte Erol Büyükburç, Füsun Önal, İlhan İrem, Nilüfer, Yeliz, Sezen Aksu gibi günümüzün tanınmış şarkıcılarının isimleri duyulmaya başlamış, hayat pahalılığından bunalan, köyden kente göç etmiş, kente uyum sağlayamamış, kaderci ve yoksul kitleler “arabesk müzik”in önemli temsilcilerinden Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur’un şarkılarıyla rahatlamaya çalışmışlardır. Yine bu dönemde Türkiye’nin değişen politik çehresi müziğe de yansımış, grevler, boykotlar, eylemler sanatçıların birçoğunu daha açık bir biçimde tavır almaya yöneltmeye başlamıştır. Bu dönemde halk müziği ilgi görmekte, Âşık İhsani, Âşık Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş gibi halk müziği sanatçıları, siyasi nedenlerden dolayı TRT’ye çıkamasalar da, kitlelerce tanınmakta ve izlenmişlerdir. Selda Bağcan, Edip Akbayram, Cem Karaca gibi isimler ülke gerçeğini dile getiren şarkılarıyla benimsenirken, özellikle Ruhi Su, “sol” düşüncenin müzikteki simgesi haline dönüşmüş, muhalif tavrıyla öne çıkmıştır (Tunç,2001;146).

KAYNAK



KAYNAKÇA

Baydar, Oya (1999),” Muasır Medeniyet ‘Ütopyasında ‘ Köşe Dönme’ Hayaline”, 75 Yılda Değişen Yaşam Değişen İnsan Cumhuriyet Modaları, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul.

Belge, Murat (2002b),” Türkiye’de Günlük Hayat”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi-3, İletişim Yayınları, İstanbul.



Özön, Nijat (2002), “ Türk Sineması”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi-7, İletişim Yayınları, İstanbul.

Toprak, Bedirhan (Ed.),(2002), Cumhuriyet Ansiklopedisi (1923-2000), Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.

Tunç, Ayfer (2001), Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek- 70’li Yıllarda Hayatımız, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.



Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here