Darbeler ve Partiler: 1960-1980 Arası Türk Siyasi Tarihine Bir Bakış

Okunma Süresi: 12 dk 29 sn

Cumhuriyetin kurulmasından sonra, çok partili hayata geçiş süreci uzun ve sancılı olmuş, sonunda bu gerçekleştirildiğinde ise 1960 Darbesi, Türk demokrasisine büyük bir darbe indirmiştir. Darbe sonrasında hazırlanan 1961 Anayasası ise, Türk siyasi ve sosyal hayatında var olmayan çeşitli bireysel hak ve özgürlükler kazandırmıştır. Ancak bu yeni hak ve özgürlükler toplumda çeşitli karışıklıklara sebep olmuştur. İç siyasetteki bu karışıklıkların yanı sıra, ekonomideki kötüye gidiş ve dış politikadaki problemler 12 Mart 1971 muhtırasına giden yolun zeminini oluşturmuştur. Türk demokrasisine ikinci kez indirilen bu yumruk, 1960 Darbesinden farklı olarak, hükümete bir uyarı niteliği taşır. 1960 ve 1971’deki müdahaleler arasında, hem işleyişleri hem de sonraki dönemde izledikleri yollar bakımından bazı farklılıklar vardır.

1960 Darbesinden bir görünüm

Ancak ikisinin de ortak iddiası, hükümetin (öncesinde DP ve sonrasında onun halefi olan AP) görevini yapmadığı ve Atatürk ilkelerinin aksi yönünde hareket ettiği iddiası vardır. Bu yazının incelemeye çalışacağı ilk konu ise 1971 Askeri müdahalesinin niteliği ve 1960 Darbesi ile karşılaştırıldığındaki konumu olacaktır. Diğer bir inceleme konusu ise, müdahaleyle hükümetin istifaya zorlanmasından sonra oluşturulan hükümetlerdir.

Ülkedeki siyasi sorunlardan siyasi partileri sorumlu tutan ordu, partiler üstü bir hükümet kurmanın çözüm olacağına inanmıştır. Bu dönem ara rejim olarak adlandırılır ve yaklaşık 3 yıl süren sancılı bir süreç olmuştur. Bu dönem kurulan 4 farklı hükümet, ülkenin siyasi atmosferinden kaynaklanan çeşitli krizler yaşamış ve baskılara maruz kalmıştır. İncelemeye çalışacağımız alt başlıklardan biri de bu rejimin niteliği, ara rejim dönemindeki hükümetlerin uygulamaları ve yaşadıkları krizler olacaktır. 1973 ve 1977 genel seçimleri de sürecin önemli bir parçasıdır. Müdahale sonrası, siyasi partilerin tamamı kapatılmamıştır ancak kısıtlanmışlardır. Özellikle CHP ve AP arasındaki anlaşmazlıklarsa bu dönemde hükümet kurmayı zorlaştırmış böylece Türkiye’de koalisyonlar dönemi bir kez daha başlamış oldu. Bu dönem hükümet krizleriyle geçti ve biri güvenoyu bile alamayan toplam 7 hükümet kuruldu. Son olarak, bu koşullar altında, dönemin siyasi atmosferi ve hükümetlerin temel özellikleri üzerinden dönemin siyasal görünümü ve açtığı sonuçlar incelenmeye çalışılacaktır. 60 Darbesinden sonra, ilk seçimlerde DP’nin devamı niteliği taşıyan AP’nin başa gelmesi, ordu içinde bir memnuniyetsizlik doğurmuştu. 12 Mart 1971’e giden yolda başarısızlıkla sonuçlanan darbe teşebbüsleri de bunu doğrular niteliktedir. Ancak 1971 müdahalesi içinde bu konuyla alakalı görüş ayrılıkları vardı. Bir grup radikal askerler, kapsamlı bir sol darbe yapılması gerektiğini savunurken, diğer grup sınırlı bir darbe taraftarıydı. Genelkurmay başkanlığı ise, 1960’taki gibi alttan gelen ve hiyerarşiye uygun olmayan bir darbenin önüne geçmek için, emir-komuta zinciri içerisinde, sınırlı bir müdahaleye karar verdi.

Adnan Menderes

Ordu, hükümeti istifaya çağırdı. Yeni kurulacak hükümetin ise ülke içindeki anarşiyi çözmesi, anayasanın öngördüğü reformları ve devrim kanunlarını uygulaması gerektiğini belirten, aksi takdirde ordunun yönetime el koyacağını belirten bir muhtıra yayınladı. Muhtıra: Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri komutanı, Deniz Kuvvetleri komutanı ve Hava Kuvvetleri komutanına ait olmak üzere 4 imza içeriyordu. Açıkça görülmektedir ki bu müdahale, temel özellikleri bakımından 60 Darbesinden farklıdır. İlk olarak, parlamento kapatılmamıştır. Ayrıca 60 Darbesi, subay darbesi olarak da geçen, emir-komuta zincirinin dışında gelişen yani hiyerarşik olmayan ve kapsamlı bir darbedir.

1960 ve 1971 Askeri müdahalelerinin nitelikleri arasındaki farklar bunlardır. 1971 müdahalesinden sonraki rejimin en önemli özelliklerinden biri ise parlamentonun kapatılmamasıdır. Müdahale hükümete karşı yapılmıştır meclise karşı değil, bu sebepten siyasi partiler de kapatılmamıştır. Ancak orduya göre, siyasi düzendeki bozulmanın ana sebebi yine siyasi partilerdir. Buna getirilen çözüm önerisi ise partiler üstü bir hükümet kurulması olmuştur. Buna göre, hem partilerden hem teknokrat olarak adlandırılan ve parlamento üyesi olmayan isimler kabinede bulunacaktı. Partilerin buna tepkisi ise üye verdikleri hükümetlerin siyasi sorumluluğunu kabul etmemek oldu. Partiler tarafından sorumluluğun kabul edilmemesi, bu rejimin başarısını etkiledi. Ara rejimde öne çıkan özellikler ise sıkıyönetim koşulları ve buna bağlı olarak ülke içindeki istikrarı sağlamaya yönelik askeri baskı oldu. Devlet otoritesini sağlamak için yürütme yetkisi güçlendirildi. Meclise verilen gensoru yetkisi kısıtlanırken, KHK yetkisi verildi. KHK, yürütme sürecini hızlandırması bakımından önemlidir. Diğer bir önemli olay ise yargı denetimi gevşetildi, temel hak ve özgürlükler ise sınırlandırıldı. Bu dönemde askeri yargının sivil yargı aleyhine genişlediği görülmektedir. Askerlerle alakalı idari işlerin denetimi sivil yargı kurumu olan Danıştay’dan alınarak yeni kurulan Askeri Yüksek İdari Mahkemesine verildi. Sıkıyönetim ilanı kolaylaştı MGK’nın ise statüsü değişti. Önceden görüş bildirici olan MGK artık tavsiye veren bir kurum oldu. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kuruldu. Yaklaşık 3 yıl süren bu dönemde 4 hükümet kuruldu. Ara rejimin ilk hükümetini kurma yetkisi verilen isim CHP’den istifa ettirilen, böylece partisiz başbakan olan Nihat Erim oldu. Erim uzun yıllardır CHP’de görev almasına rağmen AP’ye de yakın bir isimdi ayrıca ordu ile ilişkileri sağlamdı.

Erim Hükümeti, görevinin eğitim, enerji ve tabii kaynaklar, hukuk ve adalet, toprak ile yönetim alanlarında reformlar düzenlemek olduğunu dile getirdi [1]. Ancak ordu tarafından, ülke içindeki istikrarı sağlamaya yönelik büyük bir baskı vardı. Sosyal reformlar için de bir uzlaşı sağlanamaması sonucu Erim hükümeti önceliğini güvenlik konusuna kaydırdı. Bu dönemde yaşanan bir diğer önemli olay ise İsrail Başkonsolosunun sosyalist sol örgütler tarafından kaçırılması oldu. Bu olay üzerine sıkıyönetim ilan edildi. Erim hükümeti, ekonomik politikaları sonucu ABD ile ilişkileri onarmak için haşhaş üretimini yasakladı. Devlet otoritesini sağlamak amacıyla ise ordunun telkiniyle 61 anayasasında iki kez değişikliğe gidildi. I. Erim Hükümetinde krize yol açan olay ise, Süleyman Demirel’in hükümette görev alan 6 bakanını çekmesi oldu, böylece hükümet çalışamaz hale geldi. Demirel ile uzlaşmak için ise AP’nin Maliye Bakanı olan Erez Başbakan Yardımcılığına getirildi. (Karataş 2019: 92) Ancak bu çözüm başka bir krize sebep oldu, kabineden 11 kişi istifa etti. Bu kriz ise I. Erim Hükümetinin sonunu getirdi. Ancak Cumhurbaşkanı Sunay, yeni hükümeti kurmak için yine Erim’i görevlendirdi. I. Erim Hükümeti sıkıyönetimi uzattı ve asayiş hala öncelikli konu oldu buna rağmen demokratikleşme yolunda bazı adımlar da atıldı. Bu dönemde ekonomik anlamda da liberalleşmeye gidildi. Özel sektör korunurken yabancı sermaye teşvik edilmeye çalışıldı. Erim Hükümeti bu dönemde de ABD’ye yakın bir çizgide durdu. Madenlerde millileşmenin önüne geçildi ve Türkiye’nin NATO sisteminde bulunması desteklendi. Hükümet üzerinde asayişin sağlanması için baskının artması sonucunda, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kurulması ve genel seçime kadar parlamentoya KHK yetkisi verilmesi tasarısı meclise sunuldu ancak reddedildi. Demokratik Parti, Erim Hükümeti’nin bu önergesini demokratikleşmeye karşı buldu bu yüzden meclise hükümet hakkında gen soru verdi. Hem teklifi reddedilen hem de hakkında gen soru hazırlanan Erim böylece istifa etti.

Nihat Erim

Üçüncü kez hükümet kurma yetkisi başlangıçta Suat Hayri Ürgüplü’ye verilmiş ancak ordunun baskısı sonucu Ürgüplü’nün hükümeti Sunay tarafından reddedildi ve görev Ferit Melen’e verildi. Ancak Melen Hükümeti üzerinde de asayişin sağlanması yönünde baskılar vardı ve sıkıyönetim devam ediyordu. Bu sebeple sosyalist sol grupların çok etkin olduğu üniversitelerin kapatılması yönünde tasarı hazırlandı ancak bu tasarı kanun olmadı.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması ise bu dönemin en önemli gelişmelerinden oldu. Sağ ve sol şeklinde gelişen ideolojik ayrışmanın önüne geçilmesi için ise Dernekler Kanunu çıkartıldı [2]. Melen Hükümetini sarsan olay ise CHP lideri Ecevit’in bakanlarını hükümetten çekmesi oldu. Kriz, Sunay’ın müdahalesiyle bakanların istifa etmemeleriyle çözüldü. Ancak bu olay CHP içerisindeki tartışmayı tetikleyerek İnönü’nün partiden istifa etmesine yol açtı. Melen, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kendi destelediği aday olan Faruk Gürler yerine Fahri Korutürk kazanınca hükümetten istifa etti. Üçüncü hükümetinde istifasından sonra Korutürk bir AP- CHP koalisyonu kurulması fikrini öne sürdü ancak Demirel kabul etmeyince hükümet kurma görevi Naim Talu’ya verildi. CHP ise ara rejim hükümetinin artık sonlanması gerektiğini söyleyerek yeni kurulacak olan ara rejim hükümetine bakan vermeyi reddetti. CHP’nin yer almamasından dolayı, hükümette AP ve CGP üstünlüğü oluştu. Bu durum son ara rejim hükümetinin partiler üstü konumunu zedeledi. Bu hükümet DGM, toprak reformu ve Üniversite Denetleme Konseyi ile alakalı düzenlemeler yaptı. 30 aydır devam eden sıkıyönetim ise Talu Hükümeti döneminde nihayet son buldu. Bu dönem süresince büyük krizler yaşanmamıştır ve hükümet 1973 genel seçimleriyle aslında görevini tamamlamıştır ancak seçimler sonucu hiçbir partinin tek başına hükümet kuramaması sonucu Talu hükümeti, yeni koalisyon hükümeti kurulana kadar göreve devam etti. 14 Ekim 1973 genel seçimlerinin sonucu şaşırtıcı oldu. CHP seçimden zaferle çıkmasına rağmen tek başına hükümet kurmaya yetecek kadar koltuk kazanamadı. Bu seçim sonucu sağda oyların büyük ölçüde bölündüğünü göstermektedir. Korutürk tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen Ecevit, Demirel’e CHP, AP, CGP ve Demokratik Parti’den oluşan bir koalisyon önerdi ancak Demirel bu teklifi “Halk bize muhalefet görevi verdi.” diyerek reddetti.

Süleyman Demirel

Ecevit’in MSP’ye sunduğu koalisyon teklifi ise MSP’nin mahalli seçimlerin ertelenmesi için sürdüğü ön şart sebebiyle gerçekleşmedi. Demokratik Parti ise Demirel’i istemediği için AP ile kurulacak bir koalisyonu reddetti. 100 gün süren çalışmalardan sonra nihayet CHP-MSP koalisyonu kuruldu. Bu koalisyonun kurulmasının temelini hazırlayan sebeplerden biri, Demirel’in, hiçbir koalisyon içinde bulunmak istemediklerine dair sert tutumu oldu.

CHP ve MSP’yi bir araya getiren sebeplerden biri ise demokrasi, toplumsal kalkınma ve ekonomi gibi konularda örtüşen fikirleri oldu. İki parti de sadece sosyal güvenlik değil aynı zamanda insani ve demokratik çalışma koşulları ve küçük sermayenin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlardı (Ahmad 2010: 406). İki parti arasındaki en büyük ayrım ise, partilerin doğu-batı arasında bulunmak istedikleri yer oldu. CHP, Atatürk devrimleri doğrultusunda batılı bir çizgide bulunurken, MSP, doğuya dayanan milli bir kapitalizm geliştirmek istiyordu. Koalisyondaki ilk çatlak ise Karaköy’e dikilen “Güzel İstanbul” adındaki çıplak kadın heykeli oldu. MSP heykele kesinlikle karşı çıktı ve kaldırılması gerektiğini söyledi. 17 Mart’ta dikilen heykel 19 Mart’ta kaldırıldı. Komünizm propagandasından hükümlü olanların affına yönelik oylama ise koalisyonu çökme noktasına getirse de Ecevit bir sonraki seçimleri düşünerek istifa etmedi. 1974’teki Kıbrıs krizi Ecevit’in ülke içindeki itibarını son derece yükseltti. Ayrıca CHP ve MSP, Kıbrıs krizi üzerinden birbirlerine karşı propagandalar düzenlediler. Bu, Ecevit’in erken seçime sıcak bakmasına sebep oldu. Koalisyonda ortaya çıkan problemler, ortaklığı çıkmaza soktu. Ecevit, 1975 yılında, başka bir partiyle koalisyon kurulur ya da erken seçime gidilir düşüncesiyle istifa etti ancak olaylar planladığı gibi gitmedi. Hiçbir sağ parti CHP ile koalisyona yanaşmazken, erken seçimden CHP’nin mutlak galip ayrılacağını düşündükleri için bunu da onaylamadılar. Bu olaylar Türkiye’yi uzun bir hükümet krizine sürükledi.

AP ve CHP’nin koalisyon için bir türlü kurulamaması sonucu geçici bir çözüm olarak, Sadi Irmak’ın partiler üstü bir hükümet kurmasına karar verildi ancak Güven Partisi hariç hiçbir partiye bakan vermeyi kabul etmedi, dolayısıyla güvenoyu da alamadı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın isteğiyle yeni hükümet kurulana kadar görevde kaldı. Bu süreç içerisinde, Ecevit bir an önce erken genel seçim isterken, Demirel seçimi geciktirmek ve kendi başkanlığında sağ bir koalisyon kurmak için çalıştı. Bu dönemin üçüncü hükümeti ise Milliyetçi Cephe oldu ancak bu koalisyonun kurulması çok sancılı bir süreçti. Küçük sağ partiler (CGP, MHP, DP, MSP) bir erken seçimle yok olabilirlerdi ancak olası bir AP koalisyonu içinde de benliklerini koruyamayacaklarından korkuyorlardı. DP hariç diğer partiler bu koalisyona ılımlı baksalar da DP’yi barındırmayan bir koalisyon, mecliste yeterli gücü sağlayamayacaktı. Nitekim DP-CHP koalisyonu görüşmeleri de uzun sürmedi. En sonunda kriz, DP’den istifa eden 9 milletvekili, bağımsızlar olarak, Demirel’in Milliyetçi Cephesini destekleyeceklerini bildirdiler. Tam 213 gün süren kriz, 31 Mart’ta Demirel’in hükümeti açıklamasıyla çözüldü. Erken seçim böylece ertelenmiş olurken bu yeni koalisyon “Sola karşı sağ” bir nitelik taşıdı. Bu dönemde bir sonraki seçim için partiler birbirlerini karalamaya yönelik propagandalarda bulundular. Örneğin Demirel’e düzenlenen bir saldırının failinin, CHP gençlik kolları üyesi olduğu, Ecevit ve CHP’nin Demirel’e karşı suikast düzenlediği iddia edildi. Bu yalan olsa da CHP üzerinde bir tahribat yaratmaya yetti. Ülke içindeki CHP’ye karşı gelişen antipatik bakış açısı, giderek büyüdü. Diğer taraftan ise MHP’nin CHP’yi kapatarak faşist bir hükümet kuracağı söylentileri dolaşıyordu. Ülke içindeki siyasi kutuplaşma böylece giderek yükseldi. 1977 genel seçimlerine böyle bir kutuplaşma ortamı içinde gidildi. 1977 genel seçimleri de yine %41.4 ile CHP’nin üstünlüğüyle sonuçlanırken, AP %36.9 oy kazandı. Demokratik Parti ve Güven Partisi ise fiilen siyaset sahnesinden silindi. CHP ise güvenli ve istikrarlı bir hükümet kurmaya yetecek sayıya ulaşamadı. Ecevit tarafından kurulan azınlık hükümeti güvenoyu alamayınca oklar yine Demirel’i gösterdi.

Milliyetçi Cephe

Böylece AP, MSP ve MHP’den oluşan, ikinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuş oldu. Bu hükümet de, içte ve dışta güvenliği sağlayamadığı, cephecilik anlayışıyla ulusal birliği zedelediği, halk çoğunluğunu yoksulluğa sürüklediği ve TC Devleti’ni Anayasa’nın belirlediği kurallardan ve çerçeveden uzaklaştırmaya çalıştığı iddiasıyla hakkında gensoru verilince güvenoyu alamadı ve böylece kısa bir süre sonra düştü. Böylece Ecevit’in AP’den ayrılanlarla kurduğu, bu yüzden fiilen AP-CHP koalisyonu olarak nitelendirilebilecek olan Ecevit Hükümeti kuruldu.

Ancak ülke içindeki kutuplaşmanın bir getirisi olan ve gittikçe artan terörizm, Ecevit’i istemeden de olsa sıkıyönetime geçmeye yöneltti. Bu konuyu idare etmekteki başarısızlığı, Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekatı sonrası kazandığı popülariteyi azalttı. Hem askerlerden hem de muhafazakar kesimden gelen baskılar hem de ülke içinde giderek yükselen tansiyon Ecevit’i bağlayan unsurlar oldu. 14 Ekim 1979’daki Senato ve ara seçimlerden yüksek oy almayı uman Ecevit, istediği başarıyı elde edemeyince hükümet artık iflas etti böylece 16 Ekim’de Ecevit istifa etti. Böylece bu dönemin son hükümeti olan, Demirel’in kurduğu azınlık hükümeti göreve başladı. Ayrıca, Demirel Hükümeti ve ordunun anlaştığı bir nokta vardı. İki taraf da, terörizmin soldan geldiğini ve Bozkurtların komünizmle savaştığı konusunda hemfikirlerdi. Böylece Demirel terörizmin çözümü için komutanlara fiilen yetki verdi. Yine de Demirel Hükümeti ülke içindeki kaosu durdurmayı başaramadı. Böylece 1980 Darbesine giden yolda son sapağa girilmiş oldu. Bu dönem, sağ-sol çatışmalarıyla geçen, siyasetçilerin birbirlerine karşı yaptıkları propagandalarla kutuplaştırmayı daha da arttırdıkları ve sonucunda yüzlerce insanın öldüğü bir dönem oldu. “Sola karşı sağ”, “Ortanın solu”, “Ortanın solu Moskova” gibi karşılıklı sloganlar ve komünist – din istismarcısı gibi kutuplaşmalar, hem istikrarlı bir hükümetin kurulmasını engelledi hem de kurulan koalisyonların temellerinin sağlam olmasını engelledi. Bir taraftan devam eden ekonomik sorunlar, İran devrimi, işsizlik, ambargolar diğer taraftan da iç güvenliğin kalmaması Cumhuriyet tarihinin karanlık dönemlerini oluşturdu.

Sonuç Yerine 

1971’de sınırlı bir askeri müdahaleyle başlayan dönem, önce ara rejim dönemi sonra koalisyon hükümetleriyle yönetimde dengesizliklere sebep oldu. Asker tarafından çözüm olarak görülen partiler üstü hükümetten de istenilen sonuç alınamadı. 1971-1974 arasında devam eden ara rejim dönemi, hem demokrasiyle örtüşmüyor hem de hükümetin parlamentodaki gücünü kısıtlıyordu.

Ayrıca kurulan hükümetlerin hepsinin üzerinde, asayişin sağlanmasına yönelik ordu baskısı vardı ve bu baskı demokratikleşme sürecini kötü etkiledi. 73 seçimleriyle çözülmesi beklenen hükümet belirsizliği ise hiçbir partinin tek başına yeterli oy alamamasıyla bir krize dönüştü. Bazı kesimler tarafından büyük destek gören AP-CHP koalisyonu ise Demirel’in tutumu yüzünden hiç gerçekleşmedi.

Kurulan diğer koalisyon ya da azınlık hükümetleri de hem ekonomik kriz hem de güvenlik tehdidi yüzünden uzun süreli olamadılar ve istikrar böyle de sağlanamadı. 1973 seçimlerinden 80 Darbesine giden yolda tam 7 tane hükümet denemesi yapıldı. Bu denemeler sırasında partilerin birbirleri aleyhine yaptıkları propagandalar kutuplaşmayı daha çok arttırdı. Sıkıyönetimlerle, askeri baskılarla, güvenlik tehditleriyle geçen bu 9 yıl ise 61 anayasasının getirdiği bireysel hak ve özgürlükler sağlayan koşulları ortadan kaldırdı. Sivil yönetim imkanlarıyla çözülemeyen bütün bu krizler 80 Darbesine giden yolu açtı.

  1946'dan Günümüze Türk Siyasi Tarihine Genel Bakış

KAYNAK



Dipnotlar 

[1] Cumhuriyet, 8 Nisan 1971.

[2] Cumhuriyet, 2 Aralık 1972.



Kaynaklar 

  1. Cumhuriyet, 8 Nisan 1971
  2. Cumhuriyet, 2 Aralık 1972.
  3. Murat Karataş, 2019, Türkiye’de Asker-Sivil İlişkileri Bağlamında 12 Mart Muhtırası ve Partiler Üstü Hükümet Modeli Üzerine Bir Değerlendirme, ABAD, 2(3), 69-110.
  4. Feroz Ahmad, 2010, Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), Hill Yayınları.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.





 

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here