ABD – Çin Soğuk Savaşı’nda Tayvan’ın Konumu

Okunma Süresi: 5 dk 26 sn

21.Yüzyıla tek başına süper güç olarak giren ABD, bu konumunu korumak için yıllardır uğraş vermekte, planlar, stratejiler geliştirmektedir. Ancak, özellikle 2010’lu yıllardan sonra Doğu’dan, Asya-Pasifik’ten bir güç yükselmeye başlamış, ABD’nin küresel hegemonyasına meydan okuma niyetini belli etmiştir. Bu güç, Çin Halk Cumhuriyeti’dir. ABD nezdinde Trump döneminde tırmanan ve bugünkü halini alan ilişkiler her geçen gün gerilmektedir. Biden ve yönetimi de bu gerçeğin farkında olarak ana stratejilerini ve odaklarını başta Güney Çin Denizi olmak üzere Asya-Pasifik ekseninde belirlemiştir. ABD, Çin Halk Cumhuriyeti karşısında bölgedeki mevcut müttefikleri ile iş birliğini derinleştirip askeri ve ekonomik alanlarda anlaşmalar imzalamaktadır. Bu bağlamda ABD için Asya-Pasifik’te Güney Kore ve Japonya kadar önemli olan ülke Tayvan veya resmi adıyla Çin Cumhuriyeti’dir. 1949 yılında Mao Zedong yönetimindeki Komünist Parti Çin anakarasının yönetimini ele geçirince, Çan Kay Şek ve Milliyetçi Parti (Kuomindang) Tayvan adasına geçerek 1912 yılında kurulan Çin Cumhuriyeti’nin artık bu adada devam ettiğini ilan etmişlerdir.

Mao Zedong

Ancak anakara Çin’e hakim olan komünist Çin halk Cumhuriyeti (ÇHC), bu durumu kabul etmemekte Tayvan’ın kendilerine bağlı bir eyalet olduğunu iddia ederek kontrol sağlamaya çalışmaktadır. Tayvan ise dünyada sadece az sayıdaki küçük devletler tarafından tanınmakla birlikte 1971’de BM Güvenlik Konseyi’ndeki konumunu Çin Halk Cumhuriyeti’ne kaptırmıştır (Mete, Çözülemeyen Tayvan Sorunu 2019). Tayvan, bu duruma karşı ekonomik gelişimini sürdürmüş, ABD ile yakın ilişkiler içerisinde olmuş, teknolojik alanda da dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline gelmiştir. Tüm bu tarihsel geçmişine ek olarak ekonomik, jeopolitik ve jeo-stratejik önemi nedeniyle Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD arasında başlayan tabiri caizse “Yeni Soğuk Savaş” döneminde çatışmaların odak noktası olma konusunda Güney Çin Denizi ile birlikte başı çekmektedir (Turan 2016).

Taipei yönetimine ABD’nin silah, mühimmat ve teçhizat satışı Soğuk Savaş dönemlerine kadar uzanmakla birlikte son yıllarda bu satışlar önemli oranda artmıştır. Her dönem ABD başkanları ve yetkilileri, Çin topraklarının bütünlüğüne ve içişlerine saygılı olduğunu söylese de Çin’in Tayvan’ı işgalinin önünde bir set gibi durmaktadır. Yapılan askeri-savunma alanında satışlarda Soğuk Savaş döneminde yapılan “Karşılıklı Savunma Antlaşması” (KSA) ve “Tayvan’la İlişkiler Yasası” (TİY) kapsamında değerlendirilmektedir. ABD’nin Tayvan’a son dört yılda silah satışı 15 milyar doları geçmiş olduğunu, bu rakama 2020 yılında nerdeyse 5 milyar dolarlık daha satış eklendiğini belirtmekte fayda var. Geçtiğimiz Ağustos ayında Tayvan, Amerikan Ordusunun en önemli tedarikçilerinden ve F-35’lerinde üretiminden sorumlu olan Lockheed Martin ile 90 adet F-16 alımı anlaşması imzaladı.

Çin Halk Cumhuriyeti de ABD ve Tayvan’a gözdağı vermek ve bölgede aleyhinde yapılan hareketlere sessiz kalmayacağını göstermek amacıyla Eylül ayında Tayvan Boğazı yakınlarında askeri tatbikat gerçekleştirdi. Çin’in bu askeri tatbikatına Tayvan Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen, ülkesinde bir askeri hava üssünü ziyaret ederek Tayvan’ın kendini savunacak gücü ve kararlılığı olduğunu vurguladı. Ekim ayında ise ABD Dışişleri Bakanlığı, Tayvan’a 2,37 milyar dolar değerinde Harpoon Kıyı Savunma Sistemi ve kapsamında mühimmat ve ekipmanı ile 1,8 milyar dolar değerinde F-16 uçaklarında kullanılan füze ve HIMARS roket sistemlerinin satışına onay verdiğini duyurdu (Habertürk 2020). Tayvan’ın Ekim ayındaki alımlarına Kasım ayının ilk günlerinde ABD’den 600 milyon dolarlık SİHA ve teçhizat alımı da eklenince bölgedeki sular daha da ısındı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ABD ve Tayvan arasındaki silah satışları ve iş birliğini endişeyle karşıladıklarını belirterek ABD’nin Tayvan’a silah satımını durdurmasını ve Çin’in içişlerine karışmaması gerektiğini söyledi. Trump Yönetimi görevi devretmeden dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Tayvan üzerindeki “kendi getirdiğimiz tüm kısıtlamaları kaldırıyoruz.” şeklinde açıklama yaparak iş birliğinin artarak devam edeceğini söylemişti. Mart ayında ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komisyonu’nu bilgilendiren Hint-Pasifik Kuvvetleri Komutanı Oramiral Philip Davidson, Çin tehlikesinin altını çizerek Çin’in önümüzdeki altı yıl boyunca Tayvan’ı işgal etme ihtimalinin yüksek olduğunu vurguladı. Bu olasılığın Tayvan tarafından da ciddiye alındığını ordu da modernleşmeye gidilmesinden, yapılan silah, teçhizat alımlarından ve Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını arttırmasından anlayabiliriz (Çetinkaya 2021). Trump döneminde Çin’e karşı başlatılan ve tabiri caizse SSCB ile yaşanan “Soğuk Savaşı” andıran gerilimin, Biden döneminde daha da kızışarak farklı boyutlara ulaşması hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Antony John Blinken

Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Blinken, bir açıklamasında Tayvan için “ülke” sıfatını kullanıp, çok önemli bir partner olduğunu söylemesi Çin’e karşı bir anlamda ABD’nin bölgede meydan okuması olarak okunabilir. Öyle ki Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan’ı Çin’in bir “Asi eyaleti” olarak görmekte olup Tayvan’ın bağımsızlığının ilan edilmesini “casus belli” yani savaş sebebi olarak adlandırmaktadır.

ABD, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi gibi amiral gemilerini bölgeye sevk ederken Çin ise Tayvan’a yakın üslerini genişletip, ağır silahlar ile donatmaktadır. Çin’den kalkan bir savaş uçağı Tayvan’a sadece birkaç dakika içerisinde ulaşabilmektedir. Roosevelt uçak gemisi, Güney Çin Denizi’nde seferde iken Çin uçakları da Tayvan hava sahasını en az on beş kez ihlal etti. Bu ve buna benzer sürtüşmeleri, uçak ve gemilerin kafa kafaya geldiği durumları ve taciz edici hareketleri ilerleyen günlerde daha sık görülmesi beklenmektedir.

Ancak Tayvan’ın işgal edilmesi kısa ve orta vadede pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü; hala Çin donanması ve hava kuvvetleri ABD ile boy ölçüşecek durumda olmamakla birlikte olası bir sıcak çatışmayı göze alamaz. Tayvan’ı işgal durumunda sadece ABD’nin tepki göstermeyeceğini beklemek hata olur, başta NATO olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri de karşı çıkacaktır. Her ne kadar AB içerisinde Çin’e karşı daha ılımlı davranılması gerektiğini söyleyen ülkeler olsa da AB’nin net bir tavır alma olasılığı yüksek görünmektedir. Tayvan özelinde ise silahlanmak, orduyu modernleştirmek hayati derece önemlidir ancak bu durum Çin’i kızdırmakta ve kışkırtmaktadır. ABD’ye fazla güvenmesi durumunda başı sıkıntıya girebilir, deyim yerindeyse ince eleyip sık dokuması gerekmektedir. Türkiye açısından gelişmeleri takip etmekte yarar var. Dünyanın salgın ile mücadele ettiği bu günlerde bizleri Tayvan başta olmak üzere Güney Çin Denizi’nde yeni gelişmeler, yeni çıkar çatışmaları, yeni müttefikler beklemektedir.

Murat Dedeoğlu 

Stratejik Ortak Misafir Yazarı 

  Tayvan Yakınlarında Artan Çin Tehdidi

KAYNAK



Çetinkaya, İbrahim Hakkı. Anadolu Ajansı. 17 Mart 2021. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/tayvan-cin-tehdidine-karsi-guney-cin-denizi-ndeki-askeri-varligini-artirdi/2178855 (erişildi: Mart 20, 2021).

Habertürk. Habertürk. 27 Ekim 2020. https://www.haberturk.com/abd-den-tayvan-a-2-37-milyar-dolarlik-silah-satisi-onaylandi-2849075 (erişildi: Mart 20, 2021).

Mete, Nihan. Çözülemeyen Tayvan Sorunu. Tez, Çanakkale: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019.



Turan, İshak. «ABD-ÇİN İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA TAYVAN SORUNU.» Düzce Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016: 80-105.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.





 

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here