21. Yüzyıl: Şangay İşbirliği Örgütü, Avrupa, Asya ve Türkiye İlişkileri Nezdinde Avrasya Politikası ve Nüfuz Algısı

Okunma Süresi: 9 dk 36 sn

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra (1991) Avrasya bölgesinde yaşanan güç boşluğu neticesinde uzun yıllar sonra bağımsızlıklarını kazanmış olan komünizmin “görev adamı” olarak nitelendirebileceğimiz ülkeleri kontrol altında tutmak ve bölgenin istikrarını sağlamak çok mühim bir olaydı. İlk olarak 1996 yılında Rusya ve Çin’in kendi aralarındaki sınır sorunlarını çözmek ve güvenlik konularında daha yakın işbirliği yapmak özellikle de Avrasya gibi kritik bir bölgede oluşan güç boşluğunun kabul edilmesi Çin ve Rusya gibi büyük devletlere büyük zararlar verebilirdi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Soğuk Savaş dönemi ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılması Rusya’ya ikinci kritik darbeyi vurabilirdi. 1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve  Tacikistan tarafından Şangay Beşlisi/Şangay Paktı adıyla kurulan birliğin amacı “sınırların silahsızlandırılması” idi. 15 Haziran 2001’de Şangay’da aralarına Özbekistan’ın da katılımıyla Şangay İşbirliği Örgütü kuruldu. Örgütün kurucu ülkelerinin yanı sıra aralarındaki rekabetin ve tansiyonun daima yüksek olduğu Afganistan ve Hindistan 2017 yılında örgüte dahil oldu. Burada anlayacağımız kritik nokta şurasıdır: “Aralarında husumet bulunsun ya da bulunmasın bu coğrafyada bulunan ülkeler istikrarı ve güvenliği yine kendileri sağlayacaktır. Aksi takdirde coğrafyaya müdahale ederek sözde “barışın tesisi” için her fırsatı kollayan güçlere açık kapı bırakmış olunurdu”.

34 milyon metrekarelik yüz ölçümüne sahip olan örgüt dünya nüfusunun da % 42’sini yani yaklaşık 3 milyar insanı barındırdığını söyleyebiliriz ve bu ŞİÖ’nün sahip olduğu muazzam bir güçtür ve bu güç onları dünyanın bir numarası yapmaktadır. ŞİÖ’nün temel amacı, üye ülkeler arasında karşılıklı güveni, iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini güçlendirmek, bölgesel barışı, güvenliği ve istikrarı korumak için ortak çabalar göstermek, terörizm, köktencilik, ayrılıkçılık, organize suç ve yasadışı göç ile mücadele etmek, siyaset, ekonomi, bilim ve teknoloji, kültür ve eğitim, enerji ve çevre sorunlarına çözüm arayışı içerisinde olmaktır. (T.C. Dışişleri Bakanlığı) Türkiye, örgütün diyalog ortağıdır. İlk başvurusu 2005 yılında yapılmıştır ancak Çin’in gönülsüz davranışı ve Rusya’nın bölgedeki çıkarlarıyla çatışması nedeniyle Türkiye’nin ilk başvurusu reddedilmiştir. Ardından 2012 yılındaki liderler zirvesinde yapılan oylamanın neticesinde Türkiye’nin “diyalog ortağı” statüsünün kararı alınmıştır. Ayrıca “ŞİÖ Enerji Kulübü Üst Düzey Grup (ÜDG) Toplantısı ve dönem başkanlığının Türkiye’ye verilmesi ŞİÖ ve Türkiye açısından arayı sıcak tutan gelişmelerdir.”[1] Çin ve Rusya’nın bu sonuca etkisi göz ardı edilemez. Bu gelişmeler ışığında, ülkelerin bölgesel ve ekonomik çıkarları her şeyin üstünde tutulduğunu görmekteyiz. Genel anlamda ŞİÖ, Pekin ve Moskova arasında yürütülen güvenlik işbirliğidir desek örgütün işleyişinin özetini yapmış oluruz.

Güvenlik ve terörle mücadele adı altında atılan adımları Moskova ve Pekin hükümetleri genelde kendi çıkarlarına uygun kullanması ve Türkiye’nin bu adımlara karşı tavrı kuvvetle muhtemeldir ki karşıtlık çıkaracaktır. Hindistan ve Pakistan’ın katılımı örgütün prestijini artırmış olup Asya bölgesindeki istikrarı sağlamlaştırması hedeflenmiştir. Lakin son zamanlarda Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir sorunu tansiyonu hala yüksekte tutmaktadır. Türkiye pragmatik bir tavırla Avrasya politikasını gütmeye devam edecektir ne de olsa ortak kültür, dil, din ve ırk kavramlarını gözetmek bize büyük resmi görme konusunda fazlasıyla yardımcı olacaktır. Türkiye diplomasisi tarafına geldiğimizde çok kutuplu dünya düzeni ile beraber 21. yy.’nin şekillenen güç dengesi artık iki baskın kutbun değil bölgesel güçlerin de oyun kurucu rol üstlendiğini bizatihi Türkiye özelinde görmekteyiz.

Türkiye’nin, Balkanlardaki askeri faaliyetleri, Dağlık Karabağ, Doğu Akdeniz ve Ege’de ulusal haklarını koruması, Suriye-Irak hattındaki terörden arındırma harekatları, Kuzey Afrika’daki dirilişin ve işbirliklerinin Afrika’nın güneyine ve dahi daha da derinlerine inmesiyle beraber “gönül bağı” mottosuyla askeri ve diplomasi gücünü de öne sürerek nüfuz alanını daha da genişletmektedir. Bunu gören süper güç ülkeler ve bölgedeki ekonomik çıkarlarını korumakta ısrarlı ülkeler atacakları her adımda ve  kuracakları her oyunda Türkiye gerçeğini düşünmeden harekete geçemeyeceklerini artık kavramış vaziyettedirler.

Değişken İlişkiler ve Kurulan Yeni Denklemler

Joe Biden’ın ABD başkanı seçilmesinden sonra körfez ülkelerinin özellikle Suudi Arabistan Krallığı’nın uzun yıllar sonra tekrar nükseden Türkiye sempatizanlığı, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Mass’ın 18 Ocak 2021’deki sürpriz ziyaretinde takındığı fazlasıyla çözüm odaklı tavrı ve olumlu açıklamalarıyla en büyük ticaret ortaklarından biri olan Türkiye’den kolay kolay vazgeçemeyeceklerini bir kez daha görmüş olduk. Bununla beraber İspanya Dışişleri Bakanı Laya: “Türkiye sadece ortak değil dosttan da öte bir NATO müttefikidir”[2] açıklaması olumlu etki yapmıştır. İngiltere’nin Brexit sürecinden sonra ilk olarak Türkiye ile serbest ticaret ticaret mutabakatı yapması, silah anlaşmalarını genişletmesi, Latin Amerika, Asya ve Afrika’da yapılacak tarım, tekstil ve imalat sanayi alanında planlanan müşterek yatırımlar Türkiye’yi Misak-ı Milli sınırlarının da ilerisine taşıyacak bir güç dağılımı yapmasına olanak sağlamıştır. 2020 Aralık ayında yapılan AB başkanları toplantısında Türkiye’ye yaptırım kararının onaylanmaması da buna benzer birçok olayın bir özeti olarak, bize burada batılı devletlerin Türkiye’yi “güçlü ittifak” olarak nitelendirdiğini göstermiştir.  Bununla beraber Rusya Azerbaycan ile beraber Dağlık Karabağ’da verdiğimiz mücadeleye bırakın engel olmayı sadece Ermenistan’ın alacağı  zayiatı önlemeye çalışmıştır.

  Dağlık Karabağ Son Durum Haritası

Eğer Rusya, arabulucu müzakere girişimlerini başlatmakta biraz daha geç kalmış olsaydı belki de Ermenistan’ın “devletçik” statüsünü kazanması an meselesi idi. Sadece bu vaka bile Kafkasya coğrafyasındaki etkinliğimizin bir göstergesi olmuştur ve Türkiye-Nahçıvan Özerk Bölgesi ve Azerbaycan topraklarını birbirine bağlayan Nahçıvan Koridoru Türki devletlerle olan manevi gönül bağımızı artık maddi olarak yollar ile de bağlamıştır. Bu gelişmelerden sonra İran’ın da büyük oranda rahatsız olduğunu hesaba katarsak Türkiye’nin bölgedeki hamilik görevini üstlenmesi daha birçok ülkeyi rahatsız etmeye devam edecek. Çünkü çıkar çatışması olgusunun devreye girmesiyle beraber coğrafyadaki ilişkilerin agresifliğinin artması kaçınılmaz bir gerçektir. Sadece Batı medeniyetinin üstünlüğüne dair bir politika izlemiş olsaydık belki de 21. yy. küresel ekonominin Asya bölgesindeki payını gözardı etmiş olacaktık. Türkiye dış poitikasını belirleyen  “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) dış politikası da, 2013 yılına kadar genel olarak Batı ile uyumlu olmuştur. Ancak AK Parti, özellikle 2013 yılından sonra, “çok yönlü” ve “çok katmanlı” dış politika izleme isteğini ortaya koymuş ve farklı arayışlara yönelme çabaları içinde olmuştur. Bu nedenle Batı, Türkiye’yi dış politikada “eksen kayması” ile suçlamaya başlamıştır.” (Demir & Eminoğlu, 2018) Avrasyacılık politikası Rusya tarafından başlatılmış olup 2002’de Türkiye’deki iktidar değişikliğinden sonra AB müzakerelerinin çıkmaza girdiği noktalarda Türkiye dış politikasının çok yönlü tavrını geliştirmesi açısından ŞİÖ önemli bir unsur olmuştur.

Sadece tek yönlü ilişkileri geliştirmek yerine dünyanın her yerine yaymaya çalıştığı müşterek ilişkiler kurma çabası Türkiye dış politikasını bağımlı pozisyonundan çok alternatifli politika arama anlayışına itmiştir. Bu anlayışı kurarken ilişkileri maziye dayanan ülkelerle de denge siyasetini korumak önemlidir.

Ve en başından beri zikrettiğimiz hamilik görevini merkezci rolü ile beraber harmanlayarak jeopolitik konumunu köprü olarak kullanıp Asya ve Avrupa medeniyetleri arasındaki köprü ülke konumunu hem politik hem de ekonomik açıdan oluşturmaya çalışmıştır. Bu yaklaşımı kanıtlayan nitelikte T.C. Dış İşişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Tarihin sarkacı bir kez daha ana kıta Asya’ya yöneldi. 19 ve 20. yüzyıllar sırasıyla Avrupa ve Amerika asırlarıydı. Bugün tüm veriler 21. yüzyılın Asya asrı olacağını gösteriyor. Birçok ülke de bu gerçeğin bilinciyle hareket ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle 2019’da Yeniden Asya girişimini ilan ettik. Girişimin amacı Asya ile yeniden daha güçlü bağlanmak ve özellikle ekonomik ilişkilerimizi ilerletmek. Çavuşoğlu: “10 ülke, 650 milyon nüfus ve 3 trilyon dolara yaklaşan dev bir Pazar” olduğunu belirterek sözlerine devam etti [3]. Ancak bu sözleri söylerken Avrupa ile işbirliklerimizi de yabana atacak bir yaklaşım izlendiği kanısına varmak talihsizlik olur zira Türkiye’nin AB üyeliği konusunda son zamanların en ısrarcı adımlarını halihazırda atan ve atmakta olan bir diyalog yapısı ile dış politika icra edilmektedir. 

Yükselen Asya Ekonomisi ile Beraber Düşüşe Geçen Batı Ekonomisi

Grafikte gördüğümüz üzere ABD, İngiltere ve Alman ekonomilerinin önümüzdeki 4 senede yaşayacağı tahmin edilen aşağı yönlü düşüş bize Asya pazarının ne denli mühim olduğunu göstermektedir. Arada yaklaşık %4’lük bir fark öngörülmekte ve sadece Avrupa pazarında kalmakta ısrar eden ülkeleri sonu büyük bir hüsranla biten bir macera beklemekte diyebiliriz. İşte bu yüzden yüzümüzü sadece ne tamamen Asya’ya ne de tamamen Avrupa’ya dönmeliyiz. Türkiye gibi dış politikada dinamiklerini kullanarak dengeleri lehine çevirebilen ülkeler için tek kutuplu bir ortaklık kabul edilemez. Özellikle önümüzdeki yıllarda yükselen piyasaların konjonktürü gereği Asya bölgesi ekonomik, siyasi ve askeri konularda müşterek paydada buluşulması adına mühim bir bölge konumuna gelmiştir ve yerini geliştirici adımları atması kuvvetle muhtemeldir. Asya bölgesinin yükselen ve gelişmiş ülkeleri olan; Hindistan, Rusya, Çin ve Japonya’nın ekonomik üstünlükleri ve ellerinde bulundurdukları ucuz işgücü, düşük-orta seviye imalatı, yüksek seviye teknolojik icatlar ve teknik bilgi donanımı (know-how), enerji ve ham madde kaynakları ile Asya bölgesinin potansiyelini doğal olarak yukarı çeken faktörlerin başlıcalarıdır.

Nüfuz Alanı Algısı

Sürekli değindiğimiz “bölgesel güç” faktörü dünyada alışık olmadığımız bir sisteme geçişin ön perdesini bize göstermektedir. Dünyadaki istikrar, Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün (ABD ve SSCB’nin)  askeri alanda nükleer silah üretiminde “caydırıcılık” stratejisine sadık kalarak sağlamaya çalışmışlardır. İki ana bloğa dayalı sistemde savaş olasılığının daha az olduğunu söylemek lazımdır. Çünkü bu iki ana bloğun hedefleri bir şekilde çatışsa bile uzlaşmak için araya üçüncü bir gücün/bloğun girememesi gerçeği istikrarın korunmasını sağlayan önemli bir faktördür. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler ile Stalin’in “saldırmazlık işbirliği” Batılı güçlerin karşılıksız çabaları sonucu Polonya ve Baltık Avrupa’nın paylaşımını yapmalarının ardından Hitler’in anlaşmayı bozması gibi 21. yy’da değişen güç unsurlarının dünya düzenine etkisinin önemini çok daha iyi anlamış olduk. Bölgesel güçlerin nüfuz alanlarını genişletmek adına atacakları adımlar güç bloklarının çatlamasına neden olması artık kaçınılmazdır.

Eski CIA ajanlarından oluşan Stratfor isimli strateji/düşünce şirketinin kuruculuğunu yaptığı George Friedman’ın Gelecek 100 Yıl adlı kitabında yer alan bu haritanın -gerçekleşeceğini kesin olarak görmesek de- değerlendirmeye alınabilecek kalemlerden çıkması hasebiyle Türkiye’nin Neo-Osmanlı politikasını gerçekleştirdiğini göstermektedir. Türkiye sadece topraklara hükmederek değil; müşterek ticaret anlaşmaları, serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, askeri işbirlikleri ve insani yardım faaliyetleriyle beraber yumuşak güç yoluyla edinilen ilişkiler, doğrudan ve dolaylı yatırımlar gibi faaliyetlerle güç/nüfuz alanını artırma konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. uyguladığı politikalar da bunu tasdikler niteliktedir. Sürekli değişen ilişkiler ve kurulan stratejiler önümüzdeki asrın güçlerini belirleme konusunda ve yeni düzenin kuruluşunun temellerini gözlemleme hususunda oldukça önemlidir.

Muhammed Ali Celaleddin Önen 

Stratejik Ortak Misafir Yazarı

  Şangay İşbirliği Örgütü ve Türkiye Faktörü  

KAYNAK



Dipnotlar 

[1] (T.C. Dışişleri Bakanlığı)

[2] (Laya, 2020)



[3] (DEİK, 2021)

Kaynaklar 

BBC. (2020, Kasım 29). Şubat 7, 2021 tarihinde BBC News Tükçe: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55109473 adresinden alındı

DEİK. (2021, Ocak 18). DEİK. Şubat 6, 2021 tarihinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu;DEİK: https://www.deik.org.tr/basin-aciklamalari-deik-yeniden-asya-turkiye-nin-asya-ulkeleri-ile-ticaretinin-gelistirilmesinde-yeni-perspektifler-toplantisini-gerceklestirdi adresinden alındı



Demir, S., & Eminoğlu, A. (2018, Temmuz-Aralık). Küresel Rekabetin Karşılaştırmalı Bir Analizi: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ). Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi(52), 115-142.

Ekovitrin. (2021, Şubat 10). 2050 Türkiye haritası gündeme bomba gibi düştü. Şubat 13, 2021 tarihinde Ekovitrin: https://www.ekovitrin.com/dis-haberler/2050-turkiye-haritasi-gundeme-bomba-gibi-dustu-h193350.html adresinden alındı

Erşen, E. (2013, Nisan). Türk Dış Politikasında Avrasya Yönelimi ve Şanghay İşbirliği Örgütü. Ortadoğu Analiz, 5(52), 14-23.

IMF; Statista . (2019). World Economic Outlook Database April 2018. IMF; Statista.



Laya, A. G. (2020, Temmuz 27). Türkiye sadece ortak değil dosttan da öte bir NATO müttefikidir. (M. Öztürk, Röportaj Yapan) AA. Ankara.

Şanghay İşbirliği Örgütü ve Türkiye’nin rolü. (2019, Nisan 25). Şubat 14, 2021 tarihinde Intell Strategy News 4: https://www.intell4.com/sanghay-isbirligi-orgutu-ve-turkiyenin-rolu-haber-182450 adresinden alındı

T.C. Dışişleri Bakanlığı. (tarih yok). T.C. Dışişleri Bakanlığı. Şubat 4, 2021 tarihinde T.C. Dışişleri Bakanlığı: http://www.mfa.gov.tr/sanghay-isbirligi-orgutu.tr.mfa adresinden alındı

Tatar, D. C. (2020, Ocak 23). Misak-ı Milli (Milli Yemin, Ulusal Ant)’nin 100’üncü Yılı. Şubat 7, 2021 tarihinde 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Bilim,Birlik, Barış: https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/misak-i-milli-milli-yemin-ulusal-ant-nin-100-uncu-yili adresinden alındı

E-BÜLTENE ABONE OLUN



Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here