Francis Fukuyama: Pandemi ve Siyasi Düzen

Okunma Süresi: 12 dk 0 sn

Tanınmış siyaset bilimci Yoshihiro Francis Fukuyama’nın Foreign Affairs’ta yayınlanan yazısı, pandemi sonrası küresel siyasi düzene ilişkin ilginç noktalara değinmekte. Stratejik Ortak okuyucuları için Ünver Asrın Ergen çevirdi.

Devletin Gerekliliği

Büyük krizler çoğunlukla öngörülemeyen büyük sonuçlar doğururlar. Büyük Buhran, soyutlanma politikasını, faşizmi ve İkinci Dünya Savaşı’nın yanı sıra New Deal’a, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel bir süper güç olarak yükselişine ve nihayet sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmasına yol açtı. 11 Eylül saldırıları iki başarısız Amerikan müdahalesine, İran’ın yükselişine ve yeni İslami radikalizm biçimlerine yol açtı. 2008 mali krizi, tüm dünyada liderleri değiştiren düzen karşıtı bir dalgalanma meydana getirdi. Geleceğin tarihçileri, mevcut Koronavirüs pandemisinin nispeten büyük etkilerini gözlemleyeceklerdir; asıl zor olan bunları öngörebilmektir.

Şimdiye kadar neden bazı ülkelerin krizle başa çıkmada diğerlerinden daha başarılı olduğu zaten açıktır ve bu durumun aynı şekilde devam edeceğini düşünmek için her türlü sebep mevcuttur. Bu bir yönetim şekli meselesi değil. Aynı demokrasilerde olduğu dibi otokrasilerin de bazıları iyi performans gösterirken diğerleri gösteremedi. Başarılı pandemi müdahalelerinden sorumlu faktörler devlet kapasitesi, sosyal güven ve liderlik olmuştur. İşin ehli olan bir devlet aygıtı, vatandaşların güvendiği ve dinlediği bir hükümet ve etkili liderler, bu üçüne de sahip olan ülkeler etkileyici bir performans sergileyerek uğradıkları zararı sınırladılar. İşlevsiz devletlere, kutuplaşmış toplumlara veya zayıf liderlerin kötü yönetimi vatandaşları ve ekonomiyi açıkta ve savunmasız bırakarak sınıfta kaldılar.

Yeni koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalığı hakkında bilgi edinildikçe salgının etkilerinin çeyreklerle değil yıllarla artması daha da olası hale geliyor. Virüs korkulandan daha az ölümcül görünse de oldukça bulaşıcı ve genellikle belirti göstermeden bulaşıyor. Ebola virüsü çok ölümcül olsa da hastalar genellikle hastalığı bulaştırmadan hayatlarını kaybediyor. COVID-19’da ise tam tersi bir durum söz konusu, bu da insanların hastalığı yeteri kadar ciddiye almama eğiliminde olduklarını gösteriyor, dolayısıyla şu ana kadar olduğu gibi gelecekte de dünya genelinde yayılarak bir sürü ölüme yol açmaya devam edecek gibi görünüyor. Ülkelerin bu hastalığa karşı zafer ilan edecekleri bir an yaşanmayacak; bundan ziyade ekonomiler, açılma süreçleri enfeksiyon dalgaları nedeniyle yavaşlatılsa da yavaş yavaş ve tereddütle açılacaktır. V şeklinde bir iyileşme oldukça mümkün görünüyor. Ama daha da mümkün görünen yukarı doğru kıvrılan uzun bir kuyruğa sahip bir L veya bir dizi W. Dünya ekonomisi yakın gelecekte COVID-19 öncesi durumuna geri dönmeyecek.

Ekonomik olarak, uzun süreli bir kriz, alışveriş merkezleri, perakende zincirleri ve seyahat sektörü için daha fazla ticari başarısızlık ve yıkım anlamına gelecektir. ABD ekonomisindeki piyasa yoğunlaşma seviyeleri on yıllardır düzenli bir artış içerisindeydi ve pandemi bu eğilimi daha da ileri taşıyacak. Dijital etkileşimler önem kazandıkça sadece derin cepleri para dolu olan büyük şirketler bu fırtınadan sağ olarak çıkabilecek ve teknoloji devleri aralarında en kazançlı çıkanlar olacak.

COVID-19 pandemisinin siyasi etkileri daha da büyük olacak. Halka bir süreliğine topluca kendilerini feda etme çağrısında bulunulsa da bu durum sonsuza kadar süremez. İşlerini kaybeden insanların artışı, uzun süreli bir durgunluk ve eşi benzeri görülmemiş bir borç yükü geçmek bilmeyen bir salgınla bir araya gelince siyasi tepkilere yol açan gerilimler kaçınılmazdır. Bu siyasi tepkilerin kimlere yönelik olacağı ise henüz belirsizdir.

(ABD, acemice bir tepki vererek prestijini zedeledi).

Doğu Asya, durumu yönetmede Avrupa ve ABD’den daha iyi bir iş çıkardığından küresel güç dağılımı doğuya doğru kaymaya devam edecek. Salgın, Çin’de patlak verse de Pekin bir süre bu durumu gizledi ve virüsün yayılmasına izin verdi, bu da Çin’in bu salgından göreceli olarak kârlı çıkmasını sağlayacak. Diğer hükümetler de Çin’i örnek alarak durumu gizlemek istediler ama bunu göstere göstere yaptılar, sonuçları ise vatandaşlar için daha ağır oldu. Pekin, en azından kontrolü tekrar ele almayı başardı ve ekonomisini hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde geliştirerek bir sonraki zorluğa göğüs germeye hazırlanıyor.

Buna karşılık, ABD acemice bir iş çıkardı ve bu durumdan prestiji zarar gördü. Muazzam bir potansiyele sahip olan bu ülke önceki epidemiyolojik krizlerde etkileyici bir performans sergilemişti, ancak son derece kutuplaşmış toplumu ve kabiliyetsiz lideri devletin durumu etkili bir şekilde yönetememesine neden oldu. Devlet Başkanı, birliği teşvik etmektense bölünmeyi körükledi, yardım dağıtımını siyasallaştırdı, önemli kararlar alma sorumluluğunu valilere yükledi ve halkı, valilerin toplum sağlığını korumak için verdikleri kararları protesto etmelerini teşvik etti ve son olarak uluslararası kurumları harekete geçirmek yerine onlara saldırdı. Bunlar yaşanırken tüm dünya televizyonda Çin’in durumu ne kadar iyi yönettiğini hayretle izledi.

Salgın, önümüzdeki yıllarda ABD’nin görece düşüşüne, uluslararası liberal düzenin zarar görmesine ve faşizmin dünya çapında yeniden canlanmasına yol açabilir. Başka bir ihtimal ise kuşkucuları birçok kez şaşırtan, fevkalade direnç ve yenilenme gücüne sahip olan liberal demokrasinin yeniden doğuşuna sebep olması. Bu iki ihtimal de farklı yerlerde gerçekleşecektir. Mevcut eğilimler önemli ölçüde değişmediği müddetçe tahminler iç karartıcı.

Faşizm Yükselişte mi?

Kötümser sonuçları hayal etmek kolaydır. Milliyetçilik, soyutlanma politikası ve yabancı düşmanlığının yanı sıra liberal dünya düzenine yönelik saldırılar da yıllardır artışta ve bu eğilim pandemi ile daha da artacak. Macaristan ve Filipinlerdeki hükümetler, krizi kendilerine acil durum yetkileri vermek için kullanarak demokrasiden daha da uzaklaştılar. Çin, El Salvador ve Uganda gibi diğer birçok ülke de benzer kararlar aldı. Avrupa dahil her yerde insanların önüne engeller kondu; ülkeler ortak çıkarları için yapıcı bir şekilde ortak hareket etmek yerine içe döndüler, birbirleriyle çekişmeye başladılar ve rakiplerini kendi başarısızlıklarına günah keçisi yaptılar.

Milliyetçiliğin yükselişi, uluslararası çatışma olasılığını artıracaktır. Liderler, yabancı ülkelerle olan kavgaları ülke içi siyasette dikkat dağıtıcı unsurlar olarak kullanabilir ya da rakiplerinin zayıflığı veya meşguliyetleri tarafından cezbedilip hedeflerini istikrarsızlaştırmak veya sahada yeni gerçekler yaratmak için salgından faydalanabilirler. Yine de, nükleer silahların istikrar gücü ve büyük güçlerin karşılaştıkları ortak zorluklar göz önüne alındığında uluslararası çalkantılardan ziyade yerel çalkantılar daha mümkün görünüyor.

Kalabalık şehirlere ve kötü sağlık sistemlerine sahip yoksul ülkeler ağır darbeler alacak. Bırakın sosyal mesafeyi el yıkama gibi temel temizlik bile birçok vatandaşın düzenli olarak temiz suya erişiminin olduğu ülkelerde oldukça zordur. Hükümetler de gerek toplumsal gerilimleri kışkırtarak ve sosyal uyumu baltalayarak, gerek yetersiz kalarak meseleleri daha iyi olmaktan çok daha kötü hale getirdiler. Örneğin Hindistan, büyük şehirlere yığılmış olan on milyonlarca göçmen işçi için sonuçlarını düşünmeden aniden ülke çapında kapanma kararı alarak hassasiyetini artırdı. Bu göçmenlerin birçoğu, kırsaldaki evlerine dönerek hastalığı tüm ülkeye yaydılar; hükümet duruşunu değiştirip hareketliliği kısıtlamaya başladığında ise çok sayıda insan işsiz, yurtsuz ve yalnız bir şekilde büyük şehirlerde mahsur kaldılar.

İklim değişikliğinden kaynaklanan zorunlu yer değişikliği, küresel Güney’de yavaş ilerleyen mevcut bir krizdi. Pandemi, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan büyük nüfusları geçimini sürdürme sınırına daha da yaklaştırarak etkisini şiddetlendirecek. Ayrıca kriz, yoksul ülkelerde yaklaşık yirmi yıldır süregelen ekonomik büyümeden yararlanan yüzlerce milyon insanın umutlarını yok etti. Halkın öfkesi artacak ve halkın yükselen beklentilerinden kaçmak her zamanki gibi yine devrimin temelini oluşturacak. Çaresizler göç etmeye çalışacak, demagojik liderler güçlerini artırmak için durumu kendi çıkarları için kullanacak, yozlaşmış siyasetçiler çalabildiklerini çalacak ve birçok hükümet ya aman vermeden mücadele edecek ya da çökecek. Küresel Güney’den Kuzey’e olacak yeni bir göç dalgası göçmenler artık daha inandırıcı bir şekilde hastalık ve kaos getirmekle suçlanabileceğinden, bu sefer daha az sempati ve daha fazla dirençle karşılaşacaklar.

Son olarak, öngörülemeyen olayların aşırı sonuçlara yol açtığını araştırdıkça daha rahat görürüz. Geçmiş salgınlar, uzun süreli zorlukların neden olduğu büyük kaygılardan beslenen kıyamete dair görüşlerin, kültlerin ve yeni dinlerin oluşmasına yol açtı. Aslında, Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında ortaya çıkan şiddet ve zorunlu göçten doğan faşizm bu kültlere örnek olarak verilebilir. Komplo teorileri, halkın yetkilerinin elinden alındığı ve seçim özgürlüğünün eksik olduğu Orta Doğu gibi yerlerde yaygınlaşıyordu. Günümüzde komplo teorileri, kısmen internet ve sosyal medyanın neden olduğu dallanıp büyüyen medya ortamı sayesinde zengin ülkelerde geniş çapta yayıldılar. Devam etmekte olan acıların da popülist demagoglarca kötüye kullanılması muhtemel.

  COVID-19 Pandemisinin Refah Devleti ve Sağlık Politikalarına Yansıması

Yoksa Dirençli Demokrasi mi?

Bununla birlikte, Büyük Buhran sadece faşizmin doğuşuna yol açmakla kalmayıp aynı zamanda liberal demokrasiyi de canlandırdığı gibi, pandemi de bazı olumlu siyasi sonuçlar doğurabilir. Adaptasyon yeteneğini kaybetmiş tepkisiz siyasi sistemleri kendi durağanlıklarından koparmak ve geç kalınmış yapısal reformlar için gerekli koşulları yaratmak için genellikle dışarıdan büyük bir şok gerekir, bu senaryo en azından bazı yerlerde muhtemelen kendisini tekrarlayacak.

Salgınla başa çıkmanın uygulanabilir gerçekleri profesyonellik ve uzmanlıktan geçer; demagoji ve kabiliyetsizlik ise hemen kendini belli eder. Bu durum, nihayetinde başarılı politikacıları ve hükümetleri ödüllendirirken başarısız olanları cezalandıran faydalı bir ayırt etme görevi görecektir. Son yıllarda ülkesinin demokratik kurumlarına sürekli olarak zarar veren Brezilyalı Jair Bolsonaro, blöf yaparak krizi atlatmak istese de bocaladı ve bir sağlık felaketine yol açtı. Rus lider Vladimir Putin, önceleri pandeminin önemini görmemezlikten geldi, sonrasında ise Rusya’nın salgını kontrol altına aldığını ve eğer COVID-19 tekrar yayılırsa tutumunu değiştireceğini söyledi. Putin’e olan destek krizden önce zaten azalmaktaydı ve bu durum hız kazanmış olabilir.

Pandemi, tüm dünyadaki kurumlara ışık tutarak yetersizliklerini ve zayıflıklarını görülür hale getirdi. Hem insanlar hem de ülkeler arasındaki zengin-fakir uçurumu derinleşti ve uzun süreli ekonomik durgunluk nedeniyle daha da derinleşecek. Ancak, sorunların yanı sıra kriz, hükümetin süreç boyunca toplu kaynaklardan yararlanarak çözüm sunma yeteneğini de ortaya koydu. Tıpkı 1920 ve 1930’lu yıllarda Birinci Dünya Savaşı ve Büyük Buhran’da olduğu gibi ortak ulusal acıların refah devletlerinin büyümesine yol açarak kalıcı bir “birlikte yalnızlık” duygusu yaratıp sosyal dayanışmayı artırabilir ve daha cömert sosyal korumaların gelişimini hızlandırabilir.

Bu, Gary Becker, Milton Friedman ve Goerge Stigler gibi Chicago Üniversitesi iktisatçılarının öncülüğünü yaptığı serbest piyasa ideolojisi olan neoliberalizmin aşırı biçimlerine bir son verebilir. 1980’li yıllar boyunca Chicago okulu, büyük ve müdahaleci davranan hükümetleri ekonomik büyüme ve insani ilerlemenin önünde bir engel olarak gören ABD Başkanı Ronald Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın politikaları için entelektüel gerekçeler sağladı. O zamanlar, birçok devlet mülkiyet ve düzenleme biçimini kesmek için iyi nedenler vardı. Ancak bu argümanlar, liberteryen aşırılığına yol açtı ve özellikle ABD’deki muhafazakar entelektüeller kuşağında devlet eylemine karşı düşmanlık yerleştirdi.

Salgını yavaşlatmada güçlü devletin önemi göz önüne alındığında, Reagan’ın açılış konuşmasında söylediği söz akıllara geliyor: “sorunumuzun çözümü hükümet değildir, sorun hükümettir”. Ulusal bir acil durum yaşandığında özel sektör ve hayırseverliğin yetkili bir devletin yerini alabileceği gibi bir iddiayı da kimse ortaya atmayacaktır. Nisan ayında Twitter CEO’su Jack Dorsey, COVID-19 ile mücadele için 1 milyar dolar katkıda bulunacağını duyurarak olağanüstü bir hayır işi yaptı. Aynı ay, ABD Kongresi, salgından zarar gören işletmelere ve bireylere destek olma amacıyla 2,3 trilyon dolar tahsis etti. Devlet karşıtlığı, tecrit protestocuları arasında var olmaya devam edebilir, ancak anketler, krizle başa çıkmada Amerikalıların büyük çoğunluğunun hükümetin tıp uzmanlarına kulak verdiğini gösteriyor. Bu, diğer büyük sosyal sorunların çözümünde hükümet müdahalelerine verilen desteği artırabilir.

Kriz nihayetinde yenilenmiş uluslararası işbirliğine yol açabilir. Ulusal liderler suçlamalarda bulunurlarken dünyanın dört bir yanındaki bilim adamları ve halk sağlığı görevlileri çevrelerini genişletip bağlantılarını güçlendiriyorlar. Uluslararası işbirliğinin bozulması bir felakete yol açarsa ve bir başarısızlık olarak nitelendirilirse, bundan sonraki dönem, ortak çıkarları ilerletmek için çok uluslu çalışmaya yönelik sadakatin yenilenmesi anlamına gelebilir.

Fazla Ümitlenmeyin

Pandemi, küresel bir siyasi stres sınavı görevi gördü. Ehil ve meşru hükümetlere sahip ülkeler görece iyi bir şekilde ilerleyecek ve onları daha da güçlü ve dirençli kılacak olan reformları benimseyecek ve gelecekte iyi bir performans sergilemeyi kolaylaştırmış olacaklar. Devlet kapasitesi zayıf olan veya zayıf liderleri olan ülkeler, yoksullaşma ve istikrarsızlık yaşamazlarsa bile durgunluğa girip sıkıntı çekecekler. Sorun olan, yoksullaşma ve istikrarsızlık yaşayanların durgunluk yaşayacaklardan sayıca fazla olmasıdır.

Ne yazık ki, stres sınavı şu ana kadar o kadar zorladı ki sınavı geçeceklerin sayısı çok az olacak. Krizin ilk aşamalarını başarılı bir şekilde idare edebilmek için, ülkelerin sadece yetenekli devletlere ve yeterli kaynaklara değil, aynı zamanda büyük bir sosyal fikir birliğine ve güvene ilham veren yetkin liderlere ihtiyaçları oldu. Bu ihtiyaçlar, salgının yönetimini profesyonel bir sağlık bürokrasisine devreden Güney Kore ve Angela Merkel Almanya’sı tarafından karşılandı. Şu ya da bu yönden eksik kalan hükümetler çok daha yaygın. Krizin geri kalanını yönetmek de zor olacağından, bu ulusal eğilimler muhtemelen devam edecek ve daha kapsamlı bir iyimserliği zorlaştıracak.

Karamsar olmanın bir başka sebebi de olumlu senaryoların bir tür akla yatkın kamusal söylem ve sosyal öğrenmeyi varsaymasıdır. Yine de, teknokratik uzmanlık ile kamu düzeni arasındaki bağlantı, elit tabakanın daha fazla güce olduğu geçmiş zamanların aksine, günümüzde daha zayıf. Dijital devrimin hızlandırdığı bir durum olan otoritenin demokratikleşmesi, diğer hiyerarşilerle birlikte bilişsel hiyerarşileri de daha etkisiz hale getirdi ve siyasi karar alma süreci artık çoğunlukla silah görevi gören laflarla yönetilir oldu. Bu, yapıcı ve toplu kendi kendini inceleme için ideal bir ortam değildir ve bazı politikalar çözüm sağlayamadan mantıksız bir şekilde uzun süre değişmeden kalabilirler.

En büyük değişken ABD’dir. Kriz vurduğunda, modern tarihindeki en beceriksiz ve bölücü liderin başta olması ülkenin tek talihsizliğiydi ve bu liderin yönetim tarzı baskı altında değişmedi. Görev süresini yönettiği devletle savaşarak geçirdikten sonra, devleti durum gerektirdiğinde etkili bir şekilde kullanamadı. Siyasi servetinin, ulusal birlikten ziyade çatışma ve hınç ile en iyi şekilde sağlandığına karar verdikten sonra, onu krizi kavga çıkarmak ve toplumsal bölünmeleri artırmak için kullandı. Pandemi süresince Amerikan performansının düşük olmasının birkaç nedeni var, ancak en önemlisi liderlik edemeyen lidere sahip olmasından kaynaklı.

(Teknokratik uzmanlık ile kamu düzeni arasındaki bağlantı, elit tabakanın daha fazla güce olduğu geçmiş zamanların aksine, günümüzde daha zayıf).

Eğer mevcut ABD Başkanı Kasım ayında tekrar seçilirse, demokrasinin ve uluslararası liberal düzenin daha geniş bir şekilde yediden canlanma şansı düşecektir. Seçimin sonucu ne olursa olsun, ABD’nin derin kutuplaşmasının daha da derinleşmesi muhtemeldir. Pandemi sırasında seçim yapmak zor olacak ve canı sıkkın kaybedenler için kazananın meşruiyetine meydan okumayı teşvik eden bir ortam oluşacak. Demokratlar Beyaz Saray’ı da Kongre’nin her ikisi meclisini de kazansalar bile boğun eğmiş bir ülkeyi devralacaklar. Eyleme geçme talepleri, dağ gibi borçlarla ve muhalefetin sert direnişiyle karşılaşacak. Ulusal ve uluslararası kurumlar yıllar süren istismardan sonra zayıf ve sarsılıyor olacak ve onları yeniden inşa etmek yıllar alacak, tabii böyle bir şey hala mümkünse.

Krizin en ivedi ve trajik aşamasının bitmesiyle, dünya uzun ve iç karartıcı bir yola giriyor. Er ya da geç bu yol da bitecek, bazıları diğerlerinden daha hızlı bitirecek. Şiddetli küresel sarsıntılar olası görünmemekle beraber demokrasi, kapitalizm ve ABD geçmişte dönüşüm ve uyum sağlama yeteneğine sahip olduklarını kanıtladılar. Ama bir kez daha kendilerinden beklenmeyeni yapabilmeleri gerekecek.

Ünver Asrın Ergen
Stratejik Ortak Çevirmeni

KAYNAK



https://www.foreignaffairs.com/articles/world/2020-06-09/pandemic-and-political-order

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.



Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here