Avrupa’da Lider Sorunu: Thatcher, Schröder ve Merkel

Okunma Süresi: 5 dk 36 sn

Son 10 yılda küresel ölçekli sorunlar giderek artarken, Avrupa ülkelerinin bu problemlere karşı politika üretmekte güçlük çektiği görülmektedir. 2009 ekonomik krizi ile başlayan ve terörizmin yükselmesiyle devam eden sancılı dönemin üstüne mülteci krizi ve Brexit krizi de eklenince, Avrupa ülkeleri bu sorunlara yönelik strateji üretme noktasında hem iç politikada hem de uluslararası kamu oyunca sıkça eleştirildi. Peki yaşanan bu problemlerin bir sebebi olarak “lider eksikliği” görülebilir mi?

En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Avrupa’da şu anda ciddi manada bir lider krizi, boşluğu var. ‘Avrupa’da şu lider örnektir’ diyebilecek cesareti bulamıyorum.” sözleriyle gündeme gelen liderlik sorunu, kıta Avrupa’sında yaşanan politik ve ekonomik krizlerin bir sebebi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, bir dizi politik ve ekonomik sorunun sebebini sadece “lider eksiği” şeklinde açıklamak doğru olmayacaktır.

Son yıllarda yükselen popülizm ve sağ siyaset kanımca Avrupa siyasetinin temel sorunu olarak değerlendirilmelidir fakat bu iki başlığa başka bir yazımda değineceğim. Bu yazıda son yıllarda Avrupa siyasetine damgasını vuran birkaç politik lidere değinirken, bahsedildiği gibi son yıllarda Avrupa’da bir “lider eksiği” olup olmadığını inceleyeceğim.

Demir Leydi Margaret Thatcher (İngiltere 1975-1990)

Eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, kararlı tavır ve politikalarıyla 20. Yüzyılın sonlarına damgasını vuran, en etkin siyasi liderlerden biridir. Radikal politikaları ve Sovyetler Birliğine karşı yaptığı sert eleştiriler sebebiyle, bir Sovyet gazetesi tarafından “Demir Leydi” olarak adlandırıldı. İç ve dış siyasette uzlaşmacılığı reddeden bir siyaset benimsedi ve kendinden sonra gelecek olan parti liderlerin siyaset biçimini etkiledi.

Margaret Thatcher

İngiliz Muhafazakâr Partisi içerisinde bakanlık dahil çeşitli kademelerde görev aldı. 1975’te Muhafazakâr Parti başkanlığına yükseldi ve İngiltere’de bir partiye liderlik yapan ilk kadın oldu. Başbakanlığı süresince özelleştirmeye dayalı liberal politikalarla devleti küçültmeyi ve serbest piyasayı güçlendirmeyi hedefledi.

Sendikal işçi hareketlerini büyük oranda bastırdı ve ülke içerisindeki Sosyalist siyasetle mücadele etti. Kimi sol akım politikacılar tarafından eleştirilse de demiryolları, sosyal konutlar ve enerji sektörü gibi alanlarda pek çok özelleştirme politikaları benimsedi ve geri adım atmadı.

Nihayetinde, uzlaşmacı siyasetten uzak kararlı politik tarzı, kendisine karşı Muhafazakâr Parti içerisinde isyana ve kitlesel sokak hareketlerine yol açtı. Fakat Demir Leydi, bütün bu parti içi ve parti dışı muhalefete rağmen geri adım atmadı ve 1980 yılındaki parti kongresinde o yıllara damga vuran meşhur konuşmasını yaptı;

“Nefeslerini tutarak medyanın pek sevdiği ‘U dönüşünü’ ilan etmemi bekleyenlere tek bir cevabım var. Dönecekseniz siz dönün. Bu leydi dönmeyecek”

“Kelle vergisi” başlığı altında, gelir düzeyine bakılmaksızın uygulanan bir tür belediye vergisini gündeme getirmesi, İngiltere siyasetinde o güne dek benzeri görülmeyen büyüklükte kitlesel sokak gösterilerine ve parti içi muhalefetin alevlenmesine sebep oldu. Bu süreçten sonra siyasetteki etkinliği azaldı ve 1990 yılında koltuğunu devretti.  2013 nisan ayında (87) ani bir inme sonucu hayatını kaybetti. O gün denk Avrupa siyaset sahnesinde “Demir Leydi” olarak anıldı.

“Bakanlarımın ne kadar konuştuğu önemli değil, yeter ki dediğimi yapsınlar.”

Gerhard Schröder (Almanya 1998-2005)

1998-2005 yılları arasında başbakanlık görevini sürdüren Schröder pariti SDP ile, Helmut Kohl ve Hıristiyan Demokrat Partisine karşı büyük bir zafer kazandı ve Yeşiller ile koalisyon hükümeti kurdu. Kendisinden önce ilk planda tutulan Avrupa Birliği ve NATO ağırlıklı dış politikaları ikinci planda tutarak, Rusya ve Almanya ilişkilerini geliştirmesiyle Almanya siyasetinde kendinden sıkça söz ettirdi.  Bu noktada, II. Dünya savaşından günümüze kadarki süreçte Rus-Alman ilişkilerine en çok önem veren başbakanı, (Şansölye’si) oldu.

Gerhard Schröder

Schröder, 2002 seçimlerimden önce, Irak’a düzenlenecek bir askeri operasyonda Almanya’nın yer almasını reddederek, Amerika’nın Irak’ı işgaline kadar varacak herhangi bir askeri kuvvet kullanımına sert bir biçimde karşı çıktı. Bunun yanında, Almanya’daki gurbetçi Türk vatandaşların desteğine alan Schröder, Türkiye’yi uluslararası siyasette açıkça destekledi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinin hızlandırılması için büyük çaba sarf etti.

Büyümenin neredeyse durma noktasına gelmesiyle, sağlık ve sosyal hizmetler karşılanamaz hale geldi ve neticesinde devlet harcamalarının sınırlandırılmasını içeren bir dizi yeni reformların çıkarılmasına sebep oldu.  Krizler neticesinde halk desteği günden güne azalan Schröder 2005 yılında koltuğunu, Avrupa siyasetinde Demir Leydi Thatcher’ dan gelen en güçlü ikinci kadın lider olan Angela Merkel’e bıraktı. Ekonomi ve Sosyal alanda başlattığı reformlar ve sonuçları, bugün halen devam eden Merkel idaresinin iktidarına temel oluşturmuştur.

Angela Merkel (Almanya 2005-günümüz)

90’lı yıllarda Almanya’da büyüyen demokrasi hareketiyle birlikte siyaset hayatı başlayan Merkel, Aufbruch Partisinde çeşitli görevler aldıktan sonra Hristiyan Demokrat Partisine (CDU) geçerek Federal Alman meclisine girdi. Çok geçmeden siyaset hayatında sivrilen Merkel, Helmut Hohl’ün kabinesinde Kadın ve Gençlik Bakanı olarak görev aldı. Güçlü kişiliği ve başarılı bakanlık deneyimi sayesinde, 2 kez bakanlık görevi ve ardından parti genel sekreterliği görevini üstlendi.

Angela Merkel

Schröder döneminde Amerika’dan uzaklaşarak Rus-Alman ilişkilerini geliştirmeyi hedefleyen Alman dış politikasını şiddetle eleştirdi ve Amerika’nın Irak’a düzenlediği operasyona bireysel olarak destek verdi. Bu dönem hızlanan Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş sürecini de eleştiren Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliğine ancak özel bir statü ile katılabileceğini savundu. 2005 tarihinde kıyasıya geçen genel seçimlerde, çok az bir oy farkıyla (Merkel: 35.2 Schröder: 34.2), parlamentonun onayını alarak Almanya tarihinin en geç, ilk Doğu Almanyalı ve ilk kadın Şansölyesi oldu.

Kararlı duruşu ve radikal politikalarıyla zaman zaman Demir Leydi Thatcher’e benzetilen Merkel, 205 yılından bu yana Şansölyelik görevini yürütüyor. Alman ekonomisini büyütmek ve işsizlikle mücadele Merkel’in temel ekonomik politikaları olmuştur. Schröder döneminde soğuyan Alman-ABD ilişkilerini geliştirmeyi ve Almanya-Fransa ekonomik ve politik iş birliğini azaltmayı hedefleyen Merkel’in, şu ana kadar bu konularda başarılı olduğunu söylemek mümkün.

 Angela Merkel yönetimindeki Almanya’nın, günden güne zayıflayan Avrupa Birliğini ayakta tutan temel aktör olduğunu açıkça görülmektedir. Bu noktada Merkel’in ortaya koyduğu “Avrupa Birliğinin Lideri” rolü, pek çok politik tıkanmanın çözülmesi noktasında önemli bir rol oynamıştır.

Sonuç

Demokrasinin gelişimi ile birlikte son 100 yılda Avrupa’da birçok politik lider, siyaset sahnesine çıktı ve toplumları arkasına kattı. Churchill, Lenin ve Stalin gibi tarih sahnesinde iz bırakmış politik liderler de bulundukları döneme etkilemiş fakat uluslararası arenada karşılaşılan sorunlara tek başlarına çözüm üretememişlerdir. Çünkü bilindiği üzere Demokrasi, gücünü halktan alan kurumların birbirini denetlediği ve kolektif şekilde politikaların belirlendiği bir yönetim şeklidir.

İmparatorlukların yıkılıp monarşilerin güç kaybetmesiyle birlikte, liderlerin de siyasete olan etkisi günden güne azalmıştır. Uluslararası arenada sorunların çözümü liderlerin üstlendiği merkeziyetçi roller yerine, devletlerin karşılıklı çıkarlarına ve uluslararası organizasyonlarca temin edilen Konsensüs ve iş birliğine dayalıdır.

Bunun yanında Avrupa siyasetinde Thatcher, Schröder ve Merkel gibi güçlü politik liderlerin günden güne azaldığı çok açıktır. Fakat yaşanan küresel çaplı krizlerin çözümsüzlüğü, lider eksikliğinden ziyade daha farklı sebeplerde yatmaktadır. Yükselen sağ partilerin ve popülizmin özellikle Avrupa’da yükselişi bu sebeplerden bazılarıdır.  Açıkça görüldü ki, Avrupa siyasetinde mülteci sorunu, Doğu Akdeniz meselesi ve Suriye krizi gibi konularda karşılıklı diyaloğa dayalı bölgesel ve geniş çaplı iş birliklerinden ziyade, çıkar çatışmalarından kaynaklanan anlaşmazlıkların yaşanması, uluslararası camiada bir dizi bölgesel krizin çözümsüz kalmasına sebep oldu.

Bu noktada, Avrupa merkezli krizlerin temel sebebi olarak lider eksikliğini görmek meselelerin çözümsüz kalmasına neden olacaktır. Her ne kadar, Kıta Avrupa’sında eskiye nazaran güçlü siyasi figürlerin olmadığı açık olsa da modern demokrasilerde liderlerin milletler arası meselelere olan etkisinin azaldığı unutulmamalıdır. 20. Yüzyıl siyasetinde uluslararası siyasetin ana aktörleri olan devletler, bu rollerini 21. yüzyılda yavaş yavaş, uluslararası kuruluşlara ve bölgesel ekonomik ve askeri birliklere bırakmıştır. Kurumların ve organizasyonların siyasete olan etkisinin arttığı bu dönemde, politik liderler artık nerdeyse sadece 3. dünya ülkelerinde eski güçlerini sürdürmektedirler. Modern demokratik sistemlerin bir sonucu olarak, bu durum zamanla bu ülkelerde de değişecektir.

Ozan Savran

Stratejik Ortak Misafir Yazar

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments