Kuzey Irak Referandumunun Uluslararası Hukuk Boyutu

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumuna gideceğini duyurdu. Bölge devletlerinin tepkisiyle karşılaşan referanduma tek açık destek İsrail’den geldi. IKBY, bölgesel güçlerin tepkilerinin yanısıra küresel güçlerin de tepkisi ile karşılaştı. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) tüm üyelerin onayı ile kabul edilen basın bildirisinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“BM Güvenlik Konseyi üyeleri, IKBY’nin bölgeyi istikrarsızlaştırma potansiyeli olan tek taraflı referandum planlarından endişe duyuyor. IŞİD ile mücadelenin sürdüğü bir dönemde alınan referandum kararının 3 milyondan fazla mülteci ve yerinden edilmiş kişilerin güvenli ve gönüllü bir şekilde dönüşüne gölge düşürecektir.

BMGK üyeleri Irak’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve birliğine saygı duymaya devam ediyor, merkezi hükümet ve IKBY arasındaki tüm sorunların taraflar arasında diyalog yoluyla çözülmesi çağrısı yapıyor.”

Bu yazıda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bildirisindeki ifadelerden yola çıkılarak tek taraflı referandumun ve olası sonucunun uluslararası hukuka uygunluğu ele alınacaktır.

Bu girişimin tek taraflı referandum olarak adlandırılmasının nedeni olarak merkezi hükümetinin yani Irak hükümetinin bu referandumu tanımaması, uzlaşma ortamının olmaması, Irak Anayasa Mahkemesi’nin referandumu durdurma kararı çıkarması ve Irak Parlamentosu’nun referandumu tanımama kararı almasıdır.

Söz konusu bölge için dillendirilen argüman, kendi kaderini tayin etme hakkı yani self- determinasyon (self-determination) ilkesinin varlığıdır. Bir insan topluluğunun haklarını, ‘‘halkların kaderlerini kendilerinin tayin etmesi hakkı’’ ya da kısaca Self- determinasyon hakkı diye anılan bir ilkedir.

Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı Uluslararası Hukuk kitabında Self-determinasyon hakkında şu ifadelere yer vermektedir:

‘‘Self-determinasyon ilkesinin anlamı incelendiği zaman, iki yanı bulunduğu görülmektedir. Birinci yanı devletlerin iç örgütlenmelerine ilişkin olup bir halkın dilediği yönetim biçimini, herhangi bir dış baskı olmadan, seçmesi hakkı bulunduğunu belirtmektedir.

Self- determinasyon ikinci yanı, bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahil, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkını belirtmektedir.’’

Konunun ana düşüncesi olan Self-Determinasyon ilkesinin ikinci yanında öngörülen hakkın kullanılması birtakım şartlara bağlanmıştır.

Bu kapsamda, bağımsız bir devlet kurabilmenin ana koşulunun sömürge altında bir halkın varlığı olduğu kabul edilmektedir. Böylece, bağımsız devletlerin kurulması konusunda uygulamada karşılaşılan yollardan yalnız sömürgelikten kurtulma durumunda Self-determinasyon ilkesine dayanılmasının kabul edildiği ve bir devletin tam bir parçasını oluşturan ülke üzerindeki toplulukların ayrılması yoluyla bir devlet kurulmasında bu ilkenin işlemediği anlaşılmaktadır. Yani IKBY’de uygulanacak olan bağımsızlık referandumunun temel argümanının Self-determinasyon çevresinde kurulması olanaksızdır.

Bu ilkeden yararlanması kabul edilen halklar ile devletin ülke bütünlüğü ilkesine zarar vereceği nedeniyle yararlanılması reddedilen haklar arasındaki ayrım BM Genel Kurulu’nun 24.10.1970 tarihli 2625 sayılı BM Andlaşmasına Uygun Olarak Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirisi’nde ele alınmıştır.

Ayrıca, bir devletin ülkesinin tümünde geçerli olan genel kurallara bağlı olup herhangi bir olumsuz ayrıma bağlı tutulmayan ülke parçalarında yaşayan azınlıklar gibi kimi toplulukların bir takım değişik özelliklere sahip olması, uygulanan uluslararası hukukta bunların Self-determinasyon ilkesinde yararlanabilecekleri anlamına gelmemektedir.

Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 2. Maddesinde anılan devletin ülkesinin bütünlüğü ilkesine göre uluslararası hukuk kurallarına göre kurulmuş bir devletin ülkesi bu devletin rızası olmadan hiçbir biçimde bölünme, parçalanma eylemlerinin konusu olamaz ve öteki devletler bu bütünlüğe saygı göstermek zorundadır.

BMGK basın bildirisinde Self-determinasyon ilkesinin kullanılamayacağını, merkezi hükümet ile uzlaşı sonrası ayrılmaya gidilebileceğini ve devletin ülkesinin bütünlüğü ilkesine saygı gösterilmesini belirtmiş ve istemiştir.

Irak merkezi hükümeti ile Kürt yönetimi arasında bir uzlaşma olmaması, iki taraf arasında uzun süredir devam eden siyasi tartışmalar, Irak Anayasa Mahkemesi’nden referandumun durdurulması kararının çıkması, Irak parlamentosu da oylama sonucunda referandumu tanımama kararının alınmaması neticesinde uluslararası hukuka aykırı bu girişimin tepki alması ve tartışılması olağandır.

Söz konusu referandumun, anılan şartlar altında bağımsızlığa dönüşmesi uluslararası hukuka aykırı bir eylem olacaktır.

Ancak bu kararın arkasında hukuki nedenlerden ziyade siyasi nedenlerin varlığını belirtmek gerekmektedir. Barzani’nin siyasi gücünün zayıflaması ve varlığının sorgulanması, çevresindeki Arap duvarının yıkmak isteyen İsrail’in açık desteği, olası sınır güvenlikleri endişesini hisseden komşu ülkeler, petrol payındaki olası dalgalanmalardan rahatsız olabilecek güç odakları siyasi kaygıları, hukuki kaygıların üstüne yerleştirmiştir.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

2 YORUMLAR

  1. Ankara Andlaşması’nın 5. maddesine atıf yapılarak Türkiye-Irak sınırının değiştirilemeyeceği iddia ediliyor ancak andlaşma metnin tercümesini bulamadığım için net bir şey söyleyemeyeceğim. 2011’de Başbakan Erdoğan IKBY’e resmi ziyarette bulunmuş, Barzani ile görüşmüştü söz konusu maddenin varlığını varsayarsak 6 yıl önce Türk Hükümeti IKBY’i tanıyarak (resmi ziyaret vasıtasıyla) dolayısıyla bu maddeyi çiğnemiş bulunuyor.

  2. bu referandumun yapılması durumda bizim lozan ve ankara antlasmasndan dogan hakkımız devreye girer mı yanı musul kerkuk te bır sıkıntı cıkarsa buraya girme hakkımız dogal olarak dogmaz mı

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here