Suriye ve Irak’ta Yabancı Terörist Savaşçıların Geleceği

Dünya üzerinde silahlı mücadele her şeyde olduğu gibi küreselleşmenin etkisi ile değişime uğramıştır. Silahlı mücadele Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında devletlerin devletlerle yaptığı savaşlar şeklinde iken, 1960’lardan sonra ve özellikle 1990’lardan sonra devletlerin kendi içinde yaptığı iç savaşlara dönüşmüştür.

Günümüzde ise silahlı örgütler eliyle yürütülen vekalet savaşlarına evrilmiştir. Günümüzde silahlı örgütlerin Suriye ve Irak gibi ‘başarısız devlet’lerin içinde kendi adlarına sözde devlet kurmaya kadar ileri gitmeleri ile yabancı savaşçı tanımı yeni bir boyut kazanmıştır. Misyonu bir savaşla sınırlı bir savaşçıdan, mali kazanç elde etme motivasyonu ile hareket eden yeni nesil silahlı örgüt savaşçılarına dönüşen yabancı terörist savaşçıların Irak’taki Musul operasyonu ve Suriye’deki Rakka operasyonu ile bu ülkelerde uzun süre kalamayacakları aşikârdır. Bu bağlamda, bu ülkelerdeki yabancı savaşçıların geleceği küresel güvenlik açısından önem arz etmektedir.

2 Temmuz 2017, Gri DEAŞ, Kırmızı Irak güçleri, sarı Kürt Bölgesi

Suriye ve Irak’ta hareket alanı sınırlanan DAEŞ’in değişik adlar altında örgütlenmesi ve bu ülkelerde silahlı mücadeleye devam etmesi muhtemel görünmektedir. Ancak örgütün bu tür bir mücadele için gerekli mali kaynak bulamayacak olması yabancı terörist savaşçıların yeni kaynakların olduğu bölgelere kaymasına yol açacaktır. Yabancı terörist savaşçıların halen eylemlerde bulundukları Kuzey Afrika’ya açılmaları muhtemeldir. Mısır’da Ensar Beytel Makdis gibi DAEŞ’e bağlılığını bildiren grupların varlığı ve Libya’da uluslararası toplumca tanının hükümete ve meşruiyeti bulunmayan Tobruk hükümetine karşı savaşan DAEŞ varlığı bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Bu bağlamda ilk hedef; ‘başarısız devlet’ sınıfına girmesi, zengin petrol kaynakları ve bu kaynakların kolaylıkla gayri resmi yollardan mali değere dönüştürülebilecek olmasından dolayı Libya olacaktır. Hali hazırda Libya’da devam eden karışıklığın bir tarafı zaten DAEŞ’tir. Libya’nın Afrika içinden Avrupa’ya uzanan gayri resmi göç rotasının üzerinde bulunması da örgütün eleman bulma sıkıntısını ortadan kaldıracaktır.

Dünyada son on yılda keşfedilen doğal yeraltı kaynaklarının yüzde 40’ına ev sahipliği yapan Afrika’nın orta kesimleri güçsüz hükümetler, yetersiz ordular, geçmiş iç karışıklıkların varlığı, zengin petrol ve doğal gaz kaynakları ile Nijerya’da eylemlerde bulunan Boko Haram’ın varlığı yabancı terörist savaşçıların bir diğer rotasının orta Afrika olma ihtimalini doğurmaktadır. Göç rotalarının üzerinde bulunan bu coğrafya eleman sorununu da ortadan kaldırmaktadır. Buradaki doğal kaynaklardan faydalanma isteği pek çok ülkenin ulusal önceliği durumundadır. Bölge ile sömürgeci refleksiyle hareket eden Fransa başta olmak üzere, Çin, ABD, İngiltere ve başka birçok ülke ilgilenmektedir. Doğal kaynakların yabancı terörist savaşçıları çektiği, yabancı terörist savaşçıların vekalet savaşlarını yürüttüğü ve vekalet savaşlarının uluslararası toplumun müdahalesini getirdiği göz önünde bulundurulsa velayet savaşlarına elverişli yapısı itibari ile bu bölgenin yabancı  terörist savaşçıları kendine çekmesi muhtemeldir.

Suriye ve Irak’taki yabancı terörist savaşçıların bir diğer olası rotasının Ukrayna olma ihtimali bulunmaktadır. Rusya’nın Ortadoğu’da ve Baltık Denizindeki dış politikası başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkeleri rahatsız etmektedir. Suriye ve Irak’taki yabancı terörist savaşçıların bir kısmının el-Kaide’nin Kafkas Emirliğine bağlı savaşçılardan oluşuyor olması ve bu savaşçıların geçmişten gelen Rusya düşmanlığı Ukrayna’da devam eden çatışmaların bir tarafında bu savaşçıların olabilme ihtimalini yükseltmektedir. Ülkenin bir kısmının fiilen ayrılıkçıların elinde olması da DAEŞ ve benzeri örgütlerin Suriye ve Irak’ta olduğu gibi kendilerine toprak kazanması için elverişli bir ortam hazırlamaktadır. Ukrayna içindeki çatışmaya müdahil olacak yabancı terörist savaşçıların Rusya ve Kafkasya’dan örgüte eleman kazanma potansiyeli de bulunmaktadır.

Bu tür örgütlerin ne kadar hızlı dönüştükleri göz önünde tutulması gereken ilk husustur. Bugün Suriye ve Irak’ın hala bir kısmını elinde tutan örgütün Taliban’dan El-Kaide’ye, El-Kaide’nin Irak kolundan IŞİD’e evrilmesi pragmatik bir dönüşümün örneğidir. Vekalet savaşlarında örgütlerin kullanım amaçlarına göre de dönüştüğü bir başka husustur. Suriye’de YPG’nin SDG’ye dönüşmesi kullanım amacı ile doğrudan ilgilidir. Yabancı terörist savaşçıların bir yerde tutunabilmesi için yerel halk desteği de oldukça büyük öneme sahiptir. El Kaide’nin Irak kolu iken DEAŞ’in Sünni aşiretler tarafından bitme noktasına geldiği, ancak Maliki yönetiminin mezhepsel politikaları yüzünden tabandan destek bulan örgütün yeniden canlandığı bilinen bir gerçektir. Hepsinden önemlisi, yabancı terörist savaşçıların ortaya çıkması için bir çatışma ortamı gerekmektedir. Hali hazırda devam eden çatışma alanlarında DAEŞ varlığını uyuyan hücreler yoluyla ya da Filipinler ya da Mısır’da olduğu gibi kendine biat eden örgütler eliyle devam ettirecektir. Ancak örgüte mali kaynak sağlayacak kaynaklara ve eleman kazanmak için gerekli propaganda için toprak kazanmaya ihtiyacı olacağından şu an devam eden yukarıdaki çatışma alanlarına geçmesi beklenmektedir.

Siz ne düşünüyorsunuz?