Irak’ta Krallığın Yıkılması ve Cumhuriyetin İlanı

Herkesin bildiği gibi 1.Dünya Savaşı’nın sonunda Irak bölgesi İngiliz egemenliğine girdi ve Osmanlı’nın 3 vilayeti Basra, Bağdat ve Musul birleştirilerek Irak Krallığı oluşturuldu. Başına da Şerif Hüseyin’in üçüncü oğlu Faysal geçti.

1932’de artan maliyetler, isyanlar ve hala bölgede olan Lawrence’nin katkıları ile İngilizler Manda yönetimini kaldırarak Irak’ın bağımsızlığını kabul ettiler. Ancak petrol işletmeleri ve Başbakan Nuri Said Paşa ile olan ilişkileri sebebiyle bu sadece kağıt üstünde kalan bir bağımsızlıktı. Bağdat’ta doğan Nuri Said, Irak yönetiminde bir dizi etkili görev üstlendi. 1930’da da başbakan oldu. Görevi sırasında Kral Faysal’ın Haşimi Hanedanlığına ve bu hanedanlığın güvencesi olan İngiliz yanlısı politikaya sadık kaldı. İngiltere ile, ülkedeki İngiliz nüfuzunun güvence altına almakla birlikte Irak’ın bağımsızlığını da öngören 20 yıllık bir antlaşma imzaladı.

1933 yılında Kral I. Faysal’ın ölmesi ile tahta milliyetçi eğilimleri halktan destek gören oğlu Gazi bin Faysal geçti. İktidarı süresince İngilizlerle çekişen Kral Gazi 1939’da ne tesadüf ki bir trafik kazasında ölünce bu kez onun yerine dört yaşındaki oğlu İngiliz yanlısı akrabası Prens Abdülillah naibliğinde II.Faysal adı ile kral ilan edildi.

Irak’ın son kralı II.Faysal ve naibi Emir Abdülillah, Britanya kraliçesi II.Elizabeth ile.

Irak’ta fiili bir İngiliz işgali başladı. Bütün siyasal faaliyetler durdurularak Irak İngilizlerin kutsal amacı Hindistan ile Mısır’ı bağlamaya ve petrolü ile İngiliz savaş sanayisini desteklemeye devam etti.

Başbakan Nuri Said için sıkıntılı dönemler Mısır’dan yükselen Nasır’ın milliyetçi söylemleri ile 1950’lilerde tekrardan başladı. Nasır’ın bütün Arapları birleştirici politikası Nuri Said için bir anlam ifade etmiyordu. O Irak’ın yöneticisiydi; kişisel konumu ve coğrafi gerçekler, Irak devletini öne koyan bir anlayışını benimsemesi zorunlu kılıyordu.

Nasır’ın politikalarını uygulamak, aynı zamanda Nasır’ın liderliğini kabul etmek anlamına geliyordu. Bununla beraber, Irak, Mısır gibi olamazdı. Nuri Said’e göre Türkiye ve İran ile komşu olması Irak’ın güvenliği için önemli bir tehdit unsuruydu. Uzaktaki görece yalnız Mısır’ın böyle bir tehlike ile ilişkisi yoktu. Sovyetler, Mısır için ilişki kurulabielcek bir dost iken, Irak için başlı başına bir tehditti. Böylece Türkiye ve İran ile ilişkilerini geliştirerek, ABD dışişleri bakanı Dulles’ın yaptığı Ortadoğu ziyaretleri sonucu oluşum süreci başlayan Bağdat Paktı’nı yaptığı bir Ankara ziyareti sonrası ilan etti. Hemen ardına Sovyetler ile tüm ilişkilerini kesti.

1930’lardan beri kaynayan, sık sık tasfiyelere uğramış ordunun, içerisinde yükselen seslere göre ise bu yapılanlar sadece bir ihanetti. Mısır’daki Hür Subaylar Hareketi’nin bir kopyası olarak oluşmuş grup diğer seslerden en kuvvetli çıkanıydı. Çünkü grubun üyeleri önemli birliklere komuta etmekteydi. Liderliğe de tanınmış ve kıdemli bir subay olan Abdülkerim Kasım’ı davet etmişlerdi. Kasım da gelirken yanında arkadaşlarını getirmesiyle grup gittikçe büyüdü.

1958’de Mısır ve Suriye’nin, birleşmesi Irak’ta bu kesimler arasında bir heyecana neden oldu. Irak’ın başındaki Nuri Said ise bu girişimi bir meydan okuma olarak algıladı ve diğer bir Haşimi Krallığı olan Ürdün ile Irak arasında, daha sonra Kuveyt’in de katılacağı rakip bir birlik oluşturmaya karar verdi. Ancak bu hamle kendi sonunu getirdi. Destek amacıyla Ürdün sınırına gönderilen birliklerin, başkent Bağdat’ın yanından geçmesi gerekiyordu. Abdülkerim Kasım’ın başını çektiği komutanların ise beklediği fırsat buydu.

13 Temmuz’u 14 Temmuz’a bağlayan gece Bağdat’taki hakim noktaları -ki Irak için bunlar Kraliyet Sarayı ve Radyoevi idi- tutarak radyoevinden Monarşi’nin sona erdiği duyuruldu. Kral ve Naibi daha saraylarında tutuklandıkları anda kurşuna dizildiler.

14 Temmuz Devrimi’nin arkasındaki isimler. (General Abdülkerim Kasım ayakta soldan üçüncü)

Nuri Said ise darbeden bir gün sonra kadın kılığında kaçmaya çalışırken yakalandı, aynı gün vurularak öldürüldü ve defnedildi. Ancak daha sonra kızgın bir kalabalık tarafından cesedi gömüldüğü yerden çıkarıldı, sokaklarda sürüklendikten sonra bir direğe asılarak yakıldı. Yeni yönetim tüm dış antlaşmalara sadık kalmayarak önce Ürdün ile oluşturulan birlikten, daha sonra ev sahipliğini yaptıkları Bağdat Paktı’ndan çekildi. Sovyetler ile temas kuruldu. Milliyetçiliğin yanı sıra yıllar sonra Irak’ta komünizm tekrardan ortaya çıktı.

Ancak Birleşik Arap ulusu ülküsüyle iktidara gelenler, iktidar koltuğuna bir kere oturunca selefleri Nuri Said’in politikasını uygulamaya devam ettiler. Ülkenin yönetimini elinde bulunduranlar, anahtarı Cemal Abdül Nasır gibi güçlü politik bir lidere vermek istemediler. Böylece ilerleyen yıllarda ülkede, Irak için gelenekselleşen bir olgu olarak darbeler sık sık görüldü.

 

Siz ne düşünüyorsunuz?