Suriye Ateşkesinde ‘Yeni Asya’ Faktörü

Tarihsel süreç içerisinde Ortadoğu coğrafyasında önemli bir konuma sahip Suriye’de 2011’den bu yana cereyan eden olaylar bölgenin istikrarı açısından ne derece ehemmiyete haiz olduğunu bizlere göstermiştir. Hakikaten de güvenliği olan bir ülkede refah ve huzuru sağlamak zor olmaz. Lakin Suriye’de ortaya çıkan çatışmaları fırsat bilen ve ayrılıkçı hareket içerisinde olan bazı grupların batının da desteğini alarak bir koridor kurma girişimi komşu ülke konumundaki Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Suriye krizinden bu yana, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması konusundaki net tavrını defalarca ortaya koyan bir duruş sergilemiştir. Bahusus daha evvelden ‘Arap Baharı’ adı altında yaşanan Ortadoğu gelişmeleri kah siyasi kah enerji  faktörü bağlamında ilişkilendirmek yanlış olmayacaktır. Pek tabi ki Suriye’yi bu ayaklanmanın dışında tutan faktör masum sivil halkın maruz kaldığı etnik katliamların yaşanması olarak değerlendirilmek gerekmektedir. Suriye krizini fırsat sayan terörist ve buna bağlantılı gruplar  yaşanan iç karışıklıktan istifade etme niyeti sergilemişlerdir. Bu grupların art niyetli çaba ve istenci, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ile son bulmuştur.

Fırat Kalkanı kapsamında alınan yerler

Bugünde devam eden bu operasyonun bölge güvenliği açısından ne derece önem arz ettiğini belirtmek gerekmektedir. Bu operasyon ile Türkiye Cumhuriyeti bölgede aktif bir koruyucu aktör olarak yer almış ve bölgenin şekillenmesinde söz sahibi olmuştur. Zira, geçtiğimiz ekim ayı içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında ‘masada da olacağız arazide de olacağız’ şeklindeki sözleri Türkiye’nin kararlığını göstermiş ve bunun neticesinde Suriye’de bir daha tekrarlanmayacak acıların son bulmasını sağlayacak ateşkes antlaşması sağlanmasında katalizör rol üstlenmiştir.

Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde Suriye’de gerçekleştirilen ‘ateşkes antlaşması’ başta Birleşmiş Milletlerin ardından ABD’nin olumlu karşılamaları uluslararası camiada kendine pozitif bir bakış açısı bulmuştur. Söz konusu bu antlaşma metni BM’nin 2254 numaralı karar taslağına dayandırılmış ve antlaşma için uluslararası hukuk zemini sağlanmıştır.

 

Dünya’nın en büyük organizasyonu konumundaki BM gibi bir yapılanmayı devreye koymak, garantör devletlerin son derece akılcı ve stratejik bir adımı olarak yorumlayabiliriz. Böylesine başarılı bir ateşkese BM’nin 5 daimi üyesini de müdahil etmek ve sonrasından oluşabilecek herhangi olumsuz bir durumda karşı tarafın söz hakkını önceden kesilmiş olduğunu göstermesi açısından önem arz etmektedir.

Ateşkes antlaşmasının en dikkat çekici detayı ise ismini bir Asya ve Türk şehri olan Astana’dan almış olmasıdır. Batılı devletlerin bugüne kadar Suriye müzakereleri için her defasında Cenevre’de düzenlemiş olduğu toplantılar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bundan dolayı dünyanın yeni bir lider bölgeye ihtiyacı aşikar hale gelmiştir. Umuyoruz ki Türk tarihine beşiklik etmiş bu coğrafya ihtiyacı karşılayacaktır.

Bir başka detay ise Türkiye’nin ve Rusya’nın iddia ettiği ABD’nin bölgede terör örgütleriyle işbirliği içerisinde olduğudur. Birkaç gün önce Wikileaks’ın basına sızdırdığı ABD dışişleri bakanı John Kerry’nin ‘Obama Daeş’in büyümesine göz yumdu’ açıklamaları Türkiye’nin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Öte yandan ABD’nin Irak’ta yaptığı ‘oldu-bitti’ kavramını bir benzerini de Suriye’de yapmak istemesi sonucunda Türkiye’nin engeliyle karşılaşmıştır. Türkiye’nin bu davranış ve tutumu gelişmekte olan ülkelere emsal ve liderlik teşkil edeceğini öngörüyoruz.

İfade etmek gerekirse, Türkiye-Rusya yakınlaşması, Suriye ateşkes garantörlüğü, Moskova deklarasyonu bölgesel liderlik açısından İran’ı içten içe rahatsız etmektedir. Halep’i İran Şii milislerine bırakmamak için bölgeye polis güçlerini yollayan Rusya; İran’ın ‘başına buyruk’ hareketlerinden sıkıldığı ve müttefiki İran’a güvenmediğini açıkça gözlemlemekteyiz. Bu bağlamda Rusya bölgede İran’ı saf dışı bırakması Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirme ihtimalini doğurur.

Açıkçası gelişen bu olayların analizi sonucunda dünya ekseninin batıdan doğuya kaydığını net bir şekilde görebiliyoruz. Suriye meselesi, Türkiye-Rusya garantörlüğünde olan bu antlaşma, ardından Astana zirvesi    ‘Yeni Asya’ terimini doğurmuştur. Türkiye bu eksen kaymasının liderliğini yapmış tek büyük devlettir. Astana şehri hem Türk hem de Orta Asya figürü olması bakımından Türklerin yeniden tarih sahnesinde var olduğu mesajını vermektedir.

2 YORUMLAR

  1. Abicim noldu size anlamadım, Şam’da namaz kılacağız diyen akp Halep’i ele alamadı Halep’i bile kaptırdı ve bunu başarı gibi göstermeye çalışıyor sizde buna Malesef alet oluyorsunuz.

  2. Ya birader, siz nasıl Türkçüsünüz? Türkiye’yi övüp pohpohlamak Türkçülük değil, hayalperestliktir, fırat kalkanı ile teröristleirn koridor aşkı son bulmuş, ne diyeyim size ben 😀 Dalga mı geçiyorsunuz? Buna inanıyor musunuz? Başarıya ulaşmamış ve sayısız zırhlı aracın pert olduğu bir operasyonu övmek için mi çırpınıyorsunuz? Hapse girmekten mi korkuyorsunuz? Whois’de kim olduğunuz belli acaba bulurlar mı diyorsunuz? İki ihtimal var lakin aptal olmanın dışındakini söylemek istemiyorum, Türkçülük gerçeği haykırmaktır, kendini şişirmek değil.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here