Siyasal İdeolojilerin Ortak Paydası: Milliyetçilik

Birçok biçimde milliyetçilik, liberalizm, muhafazakârlık, sosyalizm gibi daha keskin ve sistematik siyasal ideolojileri gölgede bırakmıştır. Milliyetçilik, savaşların ve devrimlerin patlak vermesine katkıda bulunmuş; yeni devletlerin doğmasına, imparatorlukların dağılmasına ve sınırların yeniden çizilmesine neden olmuş; var olan rejimleri pekiştirmenin yanı sıra onların yeniden şekillendirilmeleri için de kullanılmıştır.

Milliyetçiliğin siyasal karakterini yoğun tartışma çevreler. Bir taraftan milliyetçilik ulusal birlik ve bağımsız bir gelecek vaat eden ilerlemeci ve özgürleştirici bir güç olarak görünmektedir. Öbür taraftan, siyasal liderlerin askeri yayılma ve ulus adına savaş siyasetleri gütmelerine imkân sağlayan irrasyonel ve gerici bir inanç da olabilir.

Çeşitli zamanlarda milliyetçilik ilerlemeci ve gerici, demokratik ve otoriteryen, özgürleştirici ve baskıcı, solcu ve sağcı olmuştur.

Bu nedenle milliyetçiliği tek veya tutarlı bir siyasal olgu olarak görmek yerine bir milliyetçilikler dizisi olarak görmek daha faydalı olacaktır.

Milliyetçiliğin karakteri, içinde milliyetçi emellerin yükseldiği koşullar ve kendisinin ilişkili olduğu siyasal nedenlerle de yoğrulur. Böylece milliyetçilik yabancı hâkimiyeti veya sömürgeci yönetim tecrübesine bir reaksiyon olduğunda özgürlük, adalet ve demokrasi amaçlarına bağlı özgürleştirici bir güç olma eğilimindedir. Milliyetçilik sosyal altüst olma ve demografik değişimin ürünü olduğunda sıklıkla ayrılıkçı ve dışlayıcı bir karaktere sahiptir ve ırkçılık ve yabancı düşmanlığı aracı haline gelebilir.

Milliyetçilik onu destekleyenlerin siyasal idealleriyle şekillenir. Kendi farklı tarzlarında, liberaller, muhafazakârlar, sosyalistler, faşistler ve hatta komünistler milliyetçiliğe ilgi duymuşlardır. Tüm büyük ideolojilerden sadece anarşizm milliyetçilikle tamamıyla ters düşmüştür. Bu anlamda milliyetçilik kapsayıcı bir ideolojidir.

Milliyetçiliğin başlıca türleri:

  • Liberal Milliyetçilik
  • Muhafazakâr Milliyetçilik
  • Yayılmacı Milliyetçilik
  • Anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) Milliyetçilik

LİBERAL MİLLİYETÇİLİK

Liberal milliyetçilik, Avrupa liberalizminin klasik biçimi olarak görülebilir. Liberal milliyetçilik, Fransız Devrimi’ne kadar geri gider ve onun birçok değerini içerir. 19. Yüzyıl ortası Avrupası’nda, milliyetçi olmak liberal, liberal olmak da milliyetçi olmak anlamına gelmesi bu savı desteklemektedir.

Liberal milliyetçiliğin en açık ifadesi Amerika Başkanı Woodrow Wilson’un On Dört Prensip’inde bulunmaktadır.

wilson-milliyetcilik

Tüm milliyetçilik biçimleriyle ortak olarak, liberal milliyetçilik insanlığın doğal olarak her biri ayrı bir kimliğe sahip bir uluslar koleksiyonuna bölündüğü temel varsayımı üzerinde yükselir. Bu nedenle uluslar, siyasal liderlerin veya yönetici sınıfların suni yaratıları değil gerçek topluluklardır.

Liberal milliyetçiliğin karakteristik konusu ulus fikri ile nihai olarak Rousseau’dan türetilen halk egemenliğine olan inancı birbirine bağlamaktadır. Bu kaynaştırma 19. Yüzyıl milliyetçilerinin kendilerine karşı savaştıkları çok-uluslu imparatorlukların da otokratik ve baskıcı olmaları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Mazzini sadece İtalyan devletlerini birleştirmek istememiş aynı zamanda otokratik Avusturya’nın da etkisini yıkmak istemesi örnek olarak gösterilebilir.

mazzini-milliyetcilik

Liberal milliyetçiliğin merkezi konusu ulusal self-determination (kendi kaderini tayin) hakkına bir bağlılıktır. Liberal milliyetçiliğin amacı bir ulus-devletin inşasıdır.

Liberal milliyetçilik bir ulusun çıkarlarını diğer ulusların çıkarları pahasına savunmamaktadır.

Her ulusun özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu ilan etmektedir. Bu anlamda tüm uluslar eşittir.

Liberal milliyetçiliğin nihai amacı bir egemen ulus-devletler dünyası inşa etmektir.

MUHAFAZAKÂR MİLLİYETÇİLİK

19. Yüzyıl’ın ikinci yarısına kadar muhafazakâr siyasetçiler milliyetçiliği devrimci olmasa bile yıkıcı bir inanç olarak görmekteydiler. Yüzyıl ilerledikçe muhafazakârlık ve milliyetçilik arasındaki bağ gittikçe aşikâr olmuştur.

Modern siyasette, milliyetçilik tümü için değilse bile çoğu muhafazakâr için bir iman meselesi haline gelmiştir.

Muhafazakâr milliyetçilik evrensel kendi kaderini tayin hakkına dayanan ilkeli milliyetçilikten çok, ulusal yurtseverlik duygusunda somutlaşan sosyal bütünlük ve kamu düzeni vaadi ile ilgilidir. Muhafazakârlar ulusu insanların bir temel güdü olarak kendileriyle aynı görüşlere, alışkanlıklara, yaşam biçimine ve görünüşe sahip olan kimselere yakınlık hissetmelerinden doğan bir organik varlık olarak görürler.

Muhafazakâr milliyetçilik, ulus inşası sürecinde olanlardan ziyade yerleşik ulus-devletlerinde gelişme eğilimindedir. Bu tip milliyetçilik, tipik olarak ulusun içeriden veya dışarıdan bir şekilde tehdit altında olduğu algısından ilham alır. Yakın geçmişteki ve günümüzdeki Türkiye örnek olarak verilebilir.

Muhafazakârlar milliyetçiliği sosyalizmin panzehiri olarak görmüşlerdir: yurtsever bağlılıklar sınıf dayanışmasından daha güçlü olduğu zaman, işçi sınıfı fiilen ulusa entegre olmaktadır.

Bu nedenle, ulusal birlik çağrıları ve tavizsiz yurtseverliğin bir kamusal erdem olduğu inancı muhafazakâr düşüncede tekrar tekrar gündeme gelen konulardır. Ulusal kimliği tehdit eden harici düşmanlar göç ve ulus üstücülüktür. Bu bakışa göre, göç yerleşik ulusal kültürü ve etnik kimliği zayıflatma eğiliminde olduğu ve böylece düşmanlığı ve çatışmayı kışkırttığı için bir tehdit oluşturmaktadır.

Birleşik Krallık’ta ve diğer AB üye devletlerinde ortak bir Avrupa para birimine direniş sadece ekonomik egemenliği kaybetme endişesi değil aynı zamanda ulusal paranın ayrı bir ulusal kimliğin devam ettirilmesinde hayati önem taşıdığı inancını yansıtmaktadır.

Muhafazakâr milliyetçilik askeri macera ve yayılma ile bağlandırılmış olsa da onun ayırt edici karakteri içe dönük ve ayrılıkçı olmasıdır.

YAYILMACI MİLLİYETÇİLİK

Milliyetçiliğin üçüncü biçimi saldırgan, militer ve yayılmacı bir karaktere sahiptir. Milliyetçiliğin saldırgan yüzü ilk kez 19. Yüzyıl’ın sonlarında Avrupa güçleri ulusal şan adına Afrika için kapışmaya giriştiklerinde gözükmüştür.

20. Yüzyıl’ın her iki dünya savaşı da bu yayılmacı milliyetçilik türünün sonucudur.

İkinci Dünya Savaşı büyük oranda Japonya, İtalya ve Almanya tarafından takip edilen milliyetçiliğin ilham verdiği emperyal yayılmanın bir sonucudur. Bu tip milliyetçiliğin Avrupa’daki en yıkıcı modern örneği Bosnalı Sırpların Büyük Sırbistan’ı yaratma hayalleri olmuştur.

Bu tip milliyetçilik yoğun bir duygudan ve hatta kimi zaman bütüncül milliyetçilik adı verilen histerik bir milliyetçi coşkudan kaynaklanmaktadır. Bütüncül milliyetçilik terimi, Maurras tarafından uydurulmuştur. Maurras’ın siyasetinin merkezi noktası ulusun büyük öneminin vurgulanmasıydı. Buna göre ulus her şey birey hiçbir şey idi.

maurras-milliyetcilik

Disiplin ile tek ve üstün lidere itaat gerektirir.

Bu militan ve yoğun milliyetçilik türü değişmez bir biçimde şovenistik inançlar ve doktrinlerle ilişkilendirilmektedir.

Şovenizm: Bir kimsenin kendi grup veya halkının hâkimiyeti veya üstünlüğüne duyulan irrasyonel bir inanıştır.

Bu nedenle ulusal şovenizm, tüm ulusların eşit olduğu fikrini ulusların özel karakteristikleri ve nitelikleri olduğu ve bu yüzden çok farklı kaderlerinin olduğu şeklindeki inancın lehine reddeder.

Bazı uluslar yönetmeye uygundur; diğerleriyse yönetilmeye.

Bu ulusçuluk türü etnik ve ırksal üstünlük doktrinleriyle geliştirilir. Böylece ulusal şovenizm milliyetçilik ve ırkçılığı birbiriyle kaynaştırır.

Şovenistik milliyetçilikteki diğer önemli şey, bir tehdit veya düşman olarak bir başka ulus veya ırk imajıdır. Düşman karşısında, bir tür negatif bütünleşme başararak, ulus birbirine yaklaşır ve kendi kimliğinin ve öneminin yoğunlaşmış bir hissini kazanır. Böylece, şovenistik milliyetçilik onlar ve biz arasında kesin bir ayrım tesis eder.

SÖMÜRGECİLİK KARŞITI MİLLİYETÇİLİK

Gelişmekte olan dünya, tamamı bir biçimde sömürgeci yönetime karşı mücadeleden ilham almış olan çeşitli milliyetçilik türlerini bol miktarda üretmiştir. Sömürgecilik milliyetçiliği küresel önemi haiz bir siyasal inanca dönüştürmeyi başarmıştır. Afrika ve Asya’da ulusal bağımsızlık arzusuyla şekillenen bir ulus olma hissini geliştirmeye yardımcı olmuştur. 20. Yüzyıl boyunca dünya siyasal coğrafyasının büyük bir bölümü anti-kolonyalizm tarafından dönüştürülmüştür. İki savaş arası dönemde ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yeni bir ivme kazanmıştır. Aşırı genişlemiş olan Britanya, Fransa, Hollanda ve Portekiz imparatorlukları yükselen milliyetçilik karşısında çökmüşlerdir.

Anti-kolonyalizmin erken biçimleri ağırlıklı olarak klasik Avrupa milliyetçiliğine dayanmış ve ulusal kendi kaderini tayin fikrinden ilham almıştır.

Afrika ve Asya ulusları için siyasal bağımsızlık emeli, sosyal gelişme ve onların Avrupa’nın sanayileşmiş devletleriyle ABD’ye tabiiyetlerine son verilmesi arzusuyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılıydı. Bu nedenle ulusal kurtuluş hedefi, siyasal boyutun yanı sıra ekonomik bir boyuta da sahiptir. Bu anti kolonyal hareketlerin milliyetçi özlemlerini ifade etmenin bir aracı olarak liberalizm yerine neden tipik bir şekilde sosyalizme ve özellikle de Marksizm-Leninizm’e döndüklerini açıklamaya yardımcı olur.

Gelişmekte olan dünyadaki milliyetçiler daima Batı’dan ödünç alınan sosyalizm veya Marksizm’in lisanıyla milliyetçiliklerini ifade etmekle yetinmemişlerdir. Özellikle 1970’lerden bu yana Marksizm-Leninizm’in yeri dini fundamentalizm (köktendincilik, radikal dincilik) türleri, özellikle de İslami fundamentalizm, tarafından alınmıştır. Bu, gelişmekte olan dünyaya spesifik olarak Batılı olmayan, Batı karşıtı bir ses vermiştir.

SONUÇ

Türkiye’deki görüşler bağlamında, milliyetçiliğin -genel anlamda- faşizme varılmadan önceki son durak olgusu gerçeği yansıtmamaktadır.

Zira büyük ideolojiler tarafından ortak payda da bulunan milliyetçilik, farklı görüşler etrafında ilerlemeci ve gerici, demokratik ve otoriteryen, özgürleştirici ve baskıcı, solcu ve sağcı olabilmektedir.

Milliyetçilik onu destekleyenlerin siyasal idealleriyle şekillenir.

Yine Türkiye eksenin de milliyetçilik bir siyasi parti partizanlığı değil, siyasal bir ideolojidir.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR


KAYNAKÇA
Heywood, Andrew (2010) Politics. New York: Palgrave Macmillan
Foroğrafların orjinalleri:
http://geography.name/wp-content/uploads/2015/11/b.png
https://i.ytimg.com/vi/ysO1jrGgo0c/hqdefault.jpg
http://njhalloffame.org/wp-content/uploads/2014/04/inductee2010-woodrowwilson.jpg
https://dissidenceresistance.files.wordpress.com/2015/08/capture-d_c3a9cran-2015-08-11-c3a0-21-12-31.png

1 Yorum

  1. sonuç kısmı hariç çok iyi bir analizdi bence bugünkü şartlarıda göz önüne alırsak türkiye SÖMÜRGECİLİK KARŞITI MİLLİYETÇİLİK ile doğmuş muhafazakar milliyetçiliği parti ayırt etmeksizin ülke görüşü yapmış ve son zamanlardaki AKP hükümetiyle birazda osmanlı hayranlığıyla YAYILMACI MİLLİYETÇİLİKi benimsemiş siyasi fikre sahiptir…

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here