Sağ-Sol Davasının Doğuşu ve Anlam Kazanması

Seksenli yıllardan sonra doğan nesillerin yani Soğuk Savaş dönemini yaşamamış kesimin sağ-sol çatışmalarını duydukları zaman anlam karmaşası içine girdiklerini gözlemliyorum. Aslında önce ki nesillerinde bu konuda büyük bir bilgi eksikliği var diyebiliriz. Bu yüzden bu sıfatların nasıl ortaya çıktığını ve hangi olaylar sonucu anlam kazandığını anlayabilmek açısından kısa bir tarihi tur yapmamız gerekiyor diye düşündüm.

Öncelikle tura başlamadan önce her insanın ya sağcı yada solcu olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Yani bunun ortası yok nedenini şimdi anlayacağınızı umuyorum.

Şimdiden not olarak söyleyeyim; ne geleneklere sahip çıkma güdüsü nede değişim isteme güdüsü hor görülecek bir şey değildir. Nede olsa bu güdüler hepimizde doğamız gereği var olan şeyler. Bu yüzden bu duruma saygı duymak insanlık borcudur; sağcıya da solcuya da.

Her ne kadar sağ ve sol düşüncelerin çatışması insanlığın başından sonuna kadar vardıysa da siyasi literatüre girişi 1760’lı yıllardır. Çatışma derken sadece maddi olarak düşünmeyin manevi de olabilir ama genelde maddi oluyor malesef. Bu dönemde bitmek bilmeyen savaşlar ve yoksulluk yüzünden toplumsal buhranlar yaşanmaktadır. Kral 16. Louis değişim baskılarına dayanamaz ve meclisi toplamak zorunda kalır. Ancak mecliste kralın veto hakkı üzerine bir anlaşmazlık çıkar. Kralın veto yetkisinin bulunmasını savunanlar meclisin sağ tarafına yerleşen gelenekçi kesim, veto yetkisinin haksızlık olduğunu savunan değişim yanlısı kesim ise sol tarafına yerleşir ve böylece aslında insanlığın başından bu yana var olan sağ-sol çatışması siyasi literatürde tanımlanmış olur.

Gelenekçi kesim bu dönemde hep krallığın savunucusu olduğu gibi aynı zamanda dini ve ırki özellikleri de sürekli ön planda tutarak bunu bir koz gibi varlığını sürdürme aracı olarak kullanıyordu. Değişimciler ise krallığın politikalarının insanlar arasında eşitsizliğe sebep olduğunu savunuyor ve bu yüzden değişim istiyordu. Bu sebeplerden ötürü sağcılara ‘gerici’, solculara ise ‘ilerici’ deniyordu. Çünkü sağcılar eskiyi muhafaza etmeyi, solcular ise değiştirmeyi planlıyordu. Buradan yola çıkarak sağ-sol kavramının gelenekçiler-yenilikçiler olarak anlam kazandığını söyleyebiliriz.

Ancak Avrupa’da sosyalizmin yayılmaya başlaması bu kavrama yeni anlamlar yüklemeye başlamıştır. Sanayi Devrimi ile Avrupa’da hızla artmakta olan bir işçi sınıfı mevcuttu. Ancak kralların ve burjuva sınıfının ortaklaşa bir şekilde zenginleşirken, toplumun tüm ağır yükünü çekip hiçbir getiri göremeyen işçi sınıfında değişim istekleri hızla artmıştır.

Burjuvalar ve kraliyetler eski düzeni muhafaza için bu taleplere direnince sağ-sol kavramı farklı bir bağlantıya sokulmuş olur. Bir yanda eski düzenci üst sınıf, diğer tarafta ise hak ve eşitlik talep eden alt sınıf bulunuyordu. Yani gelenekçiler ve yenilikçiler. Yenilikçilere artık devrimci denir oldu. Çünkü onlar sistemin kendi taleplerine cevap verebilecek bir halde olmadığını, aksine sistemin tamamen önlerini kapatan bir tıkanıklık içinde olduğunu fark ettiler. Bu yüzden sistemin kökten değişmesini sağlamaya çalıştılar.

Başta Fransa olmak üzere Avrupa adeta yenilikçi fikirlerle kaynıyordu. Artık Sol’un ismi devrimciler olmuştu. Çünkü onlar taleplerine cevap vermeyen kralcı sistemin yıkılıp yerine özgür, eşit, adil bir sistemin getirilmesini arzuluyorlardı. Bu düşüncenin kaynağı ise ABD idi. ABD’nin verdiği bağımsızlık mücadelesi ve sonrasında Avrupa’ya ulaşan demokrasi fikirleri bu tür devrimleri tetikledi. Yani bilinenin aksine yakın çağı tetikleyen olay Fransız Devrimi değil Amerikan Devrimi idi. Devrim kelimesinin etimolojisi de evrimden yani değişimden geliyordu.

Sağcılığın milliyetçilikle özdeşleşme süreci ise daha karmaşıktır.

Zaten milliyetçi kesimler her zaman geleneklere sahip çıkma güdüsünde olduğundan sağdan dışarı çıkamazlar. Tıpkı ruhbanlar gibi. İspanyol ve Yunan İç Savaşları’nda sağ cenah, sol cenahı yendiği zaman kraliyetlerin ülkeye geri getirildiğini unutmamak gerekir(bu savaşları ayrı bir yazıda anlatmak daha uygun olur).

Başta 1. Dünya Savaşı ve Büyük Buhranın yarattığı toplumsal bunalımlar faşizmin güç kazanmasına neden olmuş ve bu dönemde sağcı totaliter ülkeler hızla artmıştır. Faşizmin gelenekçi görüşleri yani milli unsurlara yönelik sigortacılığı, sağın zaten var olan bir anlamının daha tanımlanmasını kolaylaştırmıştır. Günümüzde aşırı sağ tanımlaması aşırı milliyetçilik yani ırkçılık olarak gösterilir. Sağ ve sol düşüncenin çarpışmaları Soğuk Savaş döneminde böylece Komünizm ve Faşizm ismini alır oldu. Bir diğer adıyla nasyonalizm ve enternasyonalizm. Çünkü nasyonalizm faşizmin, enternasyonalizm komünizmin ana ilkelerindendir. Ancak komünizm tek düşmanı faşizm değildir. Enternasyonal ilkesi faşizm ile mücadele ederken; sosyalizm ilkesi kapitalizmle mücadele etmiştir. Yani yeni çağın çatışması yakın çağda da sürmüştür.

Yani özetlemek gerekirse özünde sağ gelenekçiliktir, sol da yenilikçiliktir. İkisi de herkeste var olması kaçınılmaz olan dürtülerdir. İnsanlığın var oluşundan bu yana her zaman birileri mevcut düzeni muhafaza etmeyi, birileri de değiştirmeyi düşünür. Bu yüzden var oluşumuzdan bu yana devam eden bu çatışma yok oluşumuza kadar devam edecektir, çünkü bu bizim doğamızda olan bir şey. O yüzden ben dahil kimse “ben ne sağcıyım, ne de solcuyum” diyemez. Hepimiz irade sahibi insanlar olarak düşünüyoruz ve analiz edebiliyoruz. Bu yüzden hepimiz bu çatışmanın içindeyiz. İster pasif ister aktif, ister maddi ister manevi.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

5 YORUMLAR

  1. Kominizm sürdürülebilir bir yönetim şekli değildir, uygulanan kominizm örneklerinin tamamında asla eşitlik yoktur devleti yöneten siyasal çevreler ve yanında yakınında olanlar halkın tamamından üstün tutulmuş halk eşitlik adı altında devlet tarafından köleleştirilmiş hayatları standartlaştıtılmış tır, Türkiye’de kominizmi savunanlar asla yenilik yapmamışlardır gelişmek için çaba harcamamış hep birilerine bağımlı ve sorumlu hissetmiş yönetimlerini bürokrasiye teslim etmişlerdir

  2. Ben hem sağcıyım hem solcuyum diyorum. Tamam yenilik güzel şey fakat şu var ki doğru yenilik olmalı. Demek istediğim yenilik kötü bir şey değil tabi ki değerlerimizi, kültürümüzü, dinimizi göz önünde bulundurarak. Böyle yaparsak solcu olmak kötü bir şey değil yada sağcı olmak. Çünkü iki tarafında istediği yerine geliyor. Anlaşmak zor değil aslında, insanlar bunu zorlaştırıyor

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here