Ülkelerin Çıkar Çatışmaları: Karabağ Savaşı

karabağ savaşı
Ülkelerin Çıkar Çatışmaları: Karabağ Savaşı

ÇIKAR ÇATIŞMALARI İÇİNDE BİR SAVAŞ: YUKARI KARABAĞ

Küresel sistemde, bölgeler bazında, ibrelerde çok sert değişimler yaşanmaktadır. Kısa sürede, Suriye, Fransa, Türkiye, Belçika ve Ukrayna derken şimdi gözler Kafkaslara çevrilmiş durumdadır. Çeyrek asırdır sorunlara gebe durumdaki Yukarı Karabağ’ın doğum sancılarının başladığını, ısınan Azerbaycan-Ermenistan hattından anlamaktayız. Bu sancıların sahiden bir doğum sancısı mı yoksa geçici mi olduğunu ilerleyen günlerde görmemiz muhtemeldir. Gelişen sıcak gelişmeler ile tarihi kıstaslardan yola çıkarak aktörleri, çıkar sahiplerini ve oynanan politik oyunları ele almakta fayda vardır.

İki ülke arasında 1991-1993’te, Ermenilerin Yukarı Karabağ ve çevresindeki yedi ili işgal etmesiyle sonuçlanan savaşın ardından 1994’te ateşkes imzalanmasına rağmen, temas hattında gerginlik hiç bitmedi.

Yukarı Karabağ işgalinin çözümü uluslararası kurumlar tarafından adeta sürüncemeye bırakılınca Azerbaycan da Ermenistan da ciddi anlamda silahlanma yarışına girdi.

Azerbaycan Ermenistan Ordularının Kıyaslaması

Uluslararası kurumlar çözüm getiremedi.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu aşmak için oluşturulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu‘nun girişimlerinden bugüne kadar sonuç alınamadı. Belli aralıklarla her iki ülkeyi ziyaret eden ve yetkililerle görüşen Minsk Grubu Eşbaşkanları taraflara ateşkes ihlali yapmama uyarısında bulunmakla yetindi.

Ermenistan tarafından 1 Nisan’ı 2 Nisan’a bağlayan gece temas hattında Azerbaycan’a yönelik olarak başlatılan topçu ateşleri ve sivil halkı da etkileyen saldırıları sonucunda oldukça ısınan hat, Azerbaycan’ın sert karşılığı ile kaynamaya başladı. Azerbaycan’ın bu müdahalesi, karşılıkla sınırlı kalmadı ve işgal altındaki topraklarına doğru ilerlemeye başladı. Çatışmanın halen devam etmesi sonucu an be an yeni gelişmeler gelmektedir.

Azerbaycan Ermenistan Cephe Hattı

Bölgede yaşanan olaylardan sonra diplomasi hareketliliği de bir hayli hız kazandı. Suriye’den gözünü Ukrayna’ya çeviren Rusya’nın Ukrayna planlarını askıya almasına neden olan çatışmaya tepkisi acil ateşkes çağrısı yapmak oldu. Türkiye ve Türkmenistan yaptığı resmi açıklamalarla Azerbaycan’ın yanında olduğunu ve her an yardıma hazır olduklarını belirtti. Bu ikiliyi önce Pakistan daha sonra şaşırtıcı olarak İran izledi. İran’ın yardım teklifinin şaşırtıcı gelme sebebi uzun süredir Rusya ile müttefikliğidir. Ancak olayı farklı açılardan ele aldığımızda, İran’ın bu tavrı Kafkaslarda etkin bir Rusya’yı istememesi ve Güney Azerbaycan Türklerinin baskısı olarak yorumlanmalıdır.

Osmanlı ile İran arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Andlaşması günümüzde Türkiye ile İran arasında da kabul edilmektedir. Daha çok kara sınırlarını belirlemesi özelliğiyle tanınan Kasr-ı Şirin, Türkler ile Perslerin bölgede nüfuz bölge sınırlarını da belirleyen andlaşmadır. Söz konusu Andlaşmaya göre Kafkaslar İran nüfuzuna, Ortadoğu Türk nüfuzuna bırakılmıştır. İran belirlenen nüfuz alanında güçlü bir Rusya’yı istememesi üzerine Rusya güdümündeki Ermenistan’ı değil Azerbaycan’a destek vermektedir. Daha öncede belirttiğimiz gibi İran’daki azımsanamayacak Azerbaycan Türkü nüfusu da bu kararda etkili olmuştur. Her fırsatta Türklerin yanında olduğunu bildiren Pakistan ile Türkiye ve Türkmenistan’ın kaygılarının ortak olduğunu söyleyebiliriz.

Son zamanlarda yakınlaşan Türk-İran ilişkileri, bu çatışma sonucunda ivme kazandığını söylemek doğru olacaktır. 5 Nisan’da, Türkiye-İran-Azerbaycan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın gerçekleştirilecek olması bu duruma örnek teşkil etmektedir.

Her bir kıvılcımı körükleyen Batı neden suskun?

ABD’de yaşanan seçim hazırlıkları, Avrupa’da yaşanan bombalı eylemler sonucunda Batı’nın tam da nefes almaya ihtiyaç duyduğu bir anda patlak veren bu çatışma hiçte şaşırtıcı gelmemektedir. Rusya’nın Suriye’den sonra yönünü Ukrayna’ya dönmesi ve askeri yığınak yapmaya başlaması sonucu Batı tedirgin bir haldeydi. Bu duruma son vermek için yapılması gereken Rusya’nın dikkatinin başka bir yöne çevrilmesiydi, istenilen hedef bir ölçüde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu noktada politik oyunlardan bahsetmek yerinde olacaktır.

Peki, Batı’nın daha doğrusu ABD’nin hedefi nedir?

Rusya’nın iki cephede aktif durumda olması nedeniyle zayıflayan ekonomisinin, toparlanmasına izin vermeden yeni bir cephe açılarak askeri kaynaklara harcanan maddi külfeti yükseltmek veya sabit kalmasını sağlamak, Rusya’nın saldırgan politikalarına son vermek, müttefikleriyle çıkar çatışmasına sokmak ve IŞİD merkezli gündemi Kafkaslara kaydırmaktır.

ABD’nin Rusya’nın iki büyük müttefiki Çin ve İran ile ilgili politikalar geliştirerek yalnız bırakmak istemesi aşikardır.

Yükselen güç olarak nitelendirilen Çin, ‘‘Thucydides Tuzağı’’na düşmemek uğruna ABD ile politik hamlelerini ince eleyip sık dokumaktadır. İran nükleer sorununu çözmede ABD ile partner olması ve Kuzey Kore nükleer sorununu çözmede ortaklığa istekli olması bu savı destekler niteliktedir. Çin açıkça Rusya’yı destekleyerek karşısına ABD’yi almak istemeyecektir.

Daima pragmatik politikalardan yana olan İran, nüfuz alanında Rusya ile karşılaşması, Rusya ile olan işbirliğini etkilemesi muhtemeldir. Batı ile arasını düzelten İran’ın yalnız kalma gibi bir endişesinin de ortadan kalktığını söylemek yerinde olacaktır. Bu faktör olayların seyrini değiştirmede etkin olacaktır.

Her iki durum karşısında Rusya’nın hamlelerini çok iyi belirlemesi gerekmektedir. Tek bir yanlış hamle domino etkisi yaratacak ve Rusya’yı yalnızlığa itecektir. Domino etkisi yaratacak yanlış hamlelerden biri, Azerbaycan’a karşı açık bir şekilde Ermenistan’ı desteklemek olacaktır.

Ekonomik sıkıntılar yaşayan Rusya’nın orta ölçekli sanayisinin zayıf olması ve azalan petrol ve doğalgaz rezervleri sebebiyle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile iyi geçinmek zorundadır. Rus politikacıların kendilerine sorması gereken soru, Azerbaycan’a cephe almak Türk Cumhuriyetleri ile ne kadar iyi geçinmeyi teşvik eder?

Türkiye etkin olmak zorunda!

Türkiye’nin etkin olmasını 2 etmene bağlayabiliriz. Bunlar; maddi ve manevi etmenlerdir.

Maddi etmen; Suriye meselesinde dış politikadaki ciddiyetini yitiren Türkiye’nin, itibarını yeniden kazanması için uygun bir fırsat oluşturmaktadır. Bölgenin durumu, İran işbirliğiyle bölgesel güç olma anlamında oldukça iyi fırsatlar barındırmaktadır.

Manevi etmen; Azerbaycan ile mevcut dostluktur. Yıllardır şartsız daima Türkiye’nin yanında olan Azerbaycan halkının, haklı davasında yanında olmak ve desteğini esirgememek Türkiye’nin boynunun borcudur.

Abdullah ÖZDİL

stratejikortak.com yazarı

Siz ne düşünüyorsunuz?