İran ile Suudi Arabistan Arasındaki Rekabet [makale]

Suriye meselesinin çözümü için bugünlerde aynı masa etrafına zoraki otursalar da, İran’la Suudi Arabistan arasındaki gerilim hiç hız kesmeden büyümeye devam ediyor. Gerilimin son halkasını hac sırasında yaşanan facia oluşturuyor. İran yönetimi, yüzlerce İranlının da hayatlarını kaybettiği bu facianın büyümesinde Suudi istihbaratının rolü olduğu şeklinde açıklamalar yapmayı sürdürüyor.

Başından itibaren Baas’ın yanında yer alan İran, Devrim Muhafızlarına bağlı ‘gönüllü’ silahlı grupları ülkeye sokarak rejim muhaliflerine karşı çatışmaya girmekten çekinmemişti. Rejime bağlı güçlere silah ve mühimmat desteğini de devam ettiren İran, Rusya’nın bir ay önce denkleme dahil olmasıyla, Suriye’deki operasyonlarını Moskova’yla koordineli gerçekleştirmeye başladı. Viyana’daki Suriye Zirvesi’nde uzun yıllar sonra müzakere masasında bir araya gelen İran ve Suudi dışişleri bakanları, aralarındaki meselenin Suriye’den ibaret olmadığının farkındalar.

Tahran-Riyad rekabetinin diğer bir alanı Yemen. Suudi Arabistan’ın ‘yumuşak karnı’ niteliğindeki bu ülkede Şii gruplara verdiği destekle Tahran, kelimenin tam anlamıyla Riyad’ın nasırına basıyor. Yemen’de Şiilerin başarı kazanması durumunda bunun hem petrol sevkiyatını tehlikeye düşüreceğini hem de kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasını zorlaştıracağını düşünen Suudiler, bazı Arap ülkelerini de yanlarına alarak başlattıkları Yemen’e yönelik çok uluslu müdahalenin dozunu zaman zaman artırıyorlar. Suriye gelişmelerinin gölgesinde kalan Yemen müdahalesinde büyük miktarda sivil kayıp olduğu uluslararası ajanslar tarafından aktarılıyor.

İran Arabistan Rekabeti
Suudi Arabistan-İran Rekabeti: Suriye, Irak ve Yemen

Irak’taki İran-Suudi rekabetinin ana eksenini de Sünni-Şii ayrımı oluşturuyor. Şii partilerle organik ilişki içinde olan İran yönetimi, Bağdat’tan Basra’ya uzanan çok geniş bir alanda işlerin kendi istediği gibi gitmesinden memnun. Bu durum ise Suudi Arabistan’ın ‘himayesi’ altındaki Kuveyt ve Bahreyn üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Her iki ülke de Suudi Arabistan’la çok sıkı ilişkiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Keza Birleşik Arap Emirlikleri de, Körfez girişindeki aidiyeti tartışmalı adalar yüzünden ihtilaf içinde olduğu İran’a karşı, Suudilerle askerî ilişkilerini sıkılaştırıyor.

Son olarak Lübnan’da Hariri suikastından bu yana İran’la Suudi Arabistan sadece birbirine muhalif siyasal partileri değil, aynı zamanda birbiriyle çatışan silahlı örgütleri de desteklemeye devam ediyorlar.

 Dört ülkede yoğunlaşmış olsa da aslında İran’la Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesi tüm Orta Doğu’yu kapsıyor. Bu çıkar çatışması şimdilik vekaleten bir çatışma şeklinde yürüyor. Haklı olarak buna ‘İran-Suudi Arabistan Soğuk Savaşı’ diyenler var. ABD ile SSCB arasında yaklaşık yarım yüzyıl boyunca devam eden Soğuk Savaş’ta, taraflar birbirleriyle doğrudan silahlı çatışmaya hiçbir zaman girmemiş ama destekledikleri ülkeler ve gruplar üzerinden mücadele etmişlerdi. Kapitalizm ile komünizm arasında ideolojik bir çekişme görüntüsünde olsa da, ABD-SSCB arasındaki soğuk savaşın asıl sebebi her iki ülkenin de evrensel düzeyde çıkarlarını gerçekleştirme arzusuydu. İran-Suudi Arabistan soğuk savaşında da, öne çıkan unsur Sünni-Şii çekişmesi gibi gözükse de, mezhepsel farklılıklar sadece bölgede kendilerine hizmet edecek daha güçlü bir asabiyye oluşturmak için kullanılan araçtan ibaret.

1960’ların sonunda ABD Başkanı Richard Nixon Basra Körfezi’ni denetleyebilmek için ‘ikiz sütun politikası’ adıyla bilinen bir stratejiyi uygulamaya başlamıştı. Buna göre ABD Basra Körfezinin iki yakasındaki İran ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirecek, her iki ülkenin, SSCB’nin ve Batı karşıtı Arap milliyetçisi unsurların Körfez bölgesindeki faaliyetlerini durdurmak için iş birliği yapmalarını teşvik edecekti. Suudi Arabistan 1973 Arap-İsrail savaşından sonra Batı ülkelerine uygulanan petrol ambargosuna öncülük edince, İran ise 1979’daki “İslam İnkılabı”ndan sonra bu stratejinin dışında kaldı. 1980’lerde Washington-Riyad ilişkileri yeniden ısınmaya başladı. Bilhassa ailece petrol işiyle iştigal eden baba ve oğul Bush döneminde Suud ailesi tekrar ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri haline geldi. İran karşısında Suudi Arabistan’ın en güçlü destekçisi -bu ülkeye milyarlarca dolarlık silah satan- ABD oldu.

Günümüzde eskiye nazaran daha karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. ABD, nükleer anlaşmadan sonra uluslararası alana entegre etmeye çalıştığı İran karşısında Suudileri eskisi kadar iştiyakla desteklemeyebilir. Bu ise Riyad’ın hayati düşmanı olarak gördüğü Tahran’a karşı hiç de ‘geleneksel’ olmayan ittifak arayışlarına girmesine yol açabilir.

Suriye müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun, İran-Suudi mücadelesi uzun yıllar daha sona ermeyecek gibi görünüyor.

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN – Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü – (29 Aralık 2015)

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here