Başkan Trump’ın Amerika’sı ve Türkiye

Trump’ın Amerika’nın yeni başkanı olması, hiç şüphe yok ki, tüm dünya da büyük şaşkınlıkla izlenirken, Amerika’da ve başkent Washington’da şiddeti çok yüksek bir ‘siyasi deprem’ yaratmış durumda. Başkan Trump’ın gerek medya, sanatçılar ve kurumlarla olan olumsuz ilişkileri, gerekse de önce 7, şimdi ise 6 Müslüman ülke vatandaşına getirdiği vize yasağı uygulamasına neden olan ‘Başkanlık Yürütme Kararnameleri’, siyasi depremin güçlü artçılarını yaratıyor.

Washington büyük bir siyasi deprem yaşıyor ve bu depreme tümüyle odaklanmış durumda. Yoğun toplantı ve konuşma trafiğinde bir hafta geçirdiğim Washington’da gördüğüm manzara ve hava bu şekilde tasvir edilebilir. Amerika, yaşadığı siyasi depremle bölünüyor, aşırı kutuplaşıyor, ‘iki farklı, hatta zıt Amerika’ gerçeği, yorumu, anlayışı ortaya çıkmış durumda.

ABD ve Türkiye

‘İki Amerika’

Amerika genelinde ve Washington’da, ‘iki Amerika’ söylemi giderek tartışmaları şekillendiriyor. ‘İki Amerika’ söyleminde, bir tarafta Trump’ın başkan olmasıyla başlayan yönetim ve siyaset yapma tarzının Amerikan demokrasisine, Amerikan denge ve denetleme kurumlarına, Amerikan siyasetine, Amerikan birlikte yaşama kültürüne/toplumsal birlikteliğine, Amerikan ekonomisi- küreselleşme ilişkisine ve Amerika’nın dünya hegemonu rolüne ve konumuna çok zarar vereceğini düşünen bir toplumsal kesim var. Bu kesim ‘Amerikan demokrasisini koruma’ adı altında, Trump’ın başkanlığına karşı büyük bir savaş başlatmış durumda.

Diğer tarafta ise Meksika ve Çin’e karşı olan, küreselleşmeyi eleştiren, ekonomik milliyetçiliği savunan, İslam korkusunu güçlendirerek Müslümanları ötekileştiren, göç ve göçmen karşıtı, popülist ama seçimi kazanmış, halkla birlikte olduğunu sürekli vurgulayan ve bu bağlamda da Amerikan seçkinleri/Amerikan halkı ayrımını yapan ve tüm bunları da “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” sloganı içinde toplayan Başkan Trump ve adamları var.

‘İki Amerika’, “Amerikan demokrasisini korumak” ve “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” karşıtlığına dayalı iki vizyonun, iki anlayışın, iki siyasetin savaşı ya da en iyi tanımla sert mücadelesi. 2017 yılı Amerika’da bu savaşa sahne olacak; Amerika bu savaşa odaklanarak kendisiyle uğraşacak. Biz de merakla bu savaşın nasıl sonuçlanacağını izleyeceğiz. Çünkü sonuçlar sadece Amerika ve Amerikan halkını değil, tüm dünyayı ve dünya halklarını ilgilendirecek.

Biz bu mücadelenin bizi doğrudan ilgilendiren kısmına dönüp, özellikle Suriye, Irak ve diğer bölgesel sorunlardan çok ciddi boyutta etkilenen Türkiye için Trump’ın başkanlığının ne tür sonuçlar doğurabileceğini ele alalım.

Trump ve Washington’da Türkiye

Washington genel olarak Trump depremiyle bütünüyle içine kapanmış durumda. Putin ve Rusya; bu bağlamda daha çok iç politika ve ulusal güvenlik tartışılıyor; Çin ve Meksika dışında dünya siyasetinin çok konuşulmadığı bir dönem yaşanıyor. Ulusal endişeler ve dönüşümler, küresel gelişmelere ilginin önüne geçmiş durumda. Türkiye ilgisi ve konuşması yok gibi.

‘İki Amerika’ mücadelesi temelinde ulusal boyuta odaklanmış Washington’da, her ne kadar Suriye ve Irak sorunları, DAEŞ’e karşı mücadele konuşuluyor olsa da, Türkiye bu noktada da tartışmalarda çok fazla yer almıyor.

Washington’un Trump’a alışması sürecinde, iç politika ve Beyaz Saray- medya ilişkileri ön planda olacak. Bununla birlikte, ‘iki Amerika’ temelinde yapılan tartışmalara daha dikkatli baktığımız zaman, Trump başkanlığındaki yeni Amerikan yönetiminin, Suriye ve Irak özelinde, Ortadoğu’ya bakışı genelinde, vizyon ve stratejisinin şekillendiğini bize gösteren iki önemli noktanın ortaya çıktığını görüyoruz.

Türkiye’nin dikkatle izlemesi gereken birinci nokta şu: Trump’ın başkanlığı süresince Türkiye’nin önemli dış politika tercihleri yapacağı bir döneme girdiğimiz aşikar. Trump’ın Suriye ve Irak odağında Ortadoğu’ya bakışı şekilleniyor. Bu bakış altı alanda netleşmiş gibi.

1. Suriye ve Irak’a bakışta, DAEŞ’e karşı mücadelenin başarıyla tamamlanması ve DAEŞ etkisinin bölgede minimize edilmesi birincil amaç.

2. Suriye’de Esed’li geçiş döneminin yaşanacağı kesin görünüyor. Esed, geçiş döneminde yerini kuvvetlendirmiş durumda.

3. Gerek İran’ın bölgedeki etkisinin sınırlandırılması ve engellenmesi, gerekse de Trump’ın diline referansla “Radikal İslam’ın etkisiz hale getirilmesi” için, Türkiye-Mısır-İsrail-Suudi Arabistan ekseninin güçlendirilmesi ve bölge istikrarı için etkin hale getirilmesi.

4. DAEŞ kadar tehlikeli görülen ve ifadesini “Müslüman Kardeşlerin terör örgütü ilan edilmesi” talebinde bulan Radikal İslam tartışması. Bu konumun, ciddi ve yüksek derecede İslam korkusu ve İslam dünyasının ötekileştirilmesini, dışlanmasını içeren bir söylem ve tavrı içerdiğini hemen söyleyelim.

5. Hem DAEŞ’e karşı mücadele de, hem de bölgenin geleceğinde, seküler aktör olarak görülen Irak ve Suriye “Kürt aktörleriyle” ittifak ve işbirliği.

6. Ortadoğu ve Afrika’dan şimdilik altı ülke vatandaşı için, Müslümanların Amerika’ya girişinde vize sorunları çıkartmak.

Bu altı alanın her birinde ve hepsinde, Trump’ın başkanlığı Türkiye’yi önemli tercihler yapma noktasına getirecektir; hem de hızla. Zor tercihlerin yapılacağı bir 2017 yılı yaşayacağız.

Trump başkanlığının Ortadoğu’ya bakışını şekillendiren ikinci önemli nokta ise kararların alınması ve uygulamaya sokulmasındaki hız ile ilgili. Obama yönetiminin tam aksine, Trump başkanlığındaki Amerikan yönetimi, hızlı karar alıcı ve aldığı kararları hızla uygulamaya sokucu bir hareket tarzına sahip görünüyor. Trump başkanlığı için, hızla ‘uygulayıcı başkanlık’ nitelemesi de yapılıyor.

Bu bağlamda, 2017 yılı Suriye, Irak ve Ortadoğu’da gelişmelerin hızlı olacağı ve kararların hızla uygulamaya sokulacağı bir yıl olacak. Türkiye bu nokta da, kendisini muhakkak bu hızlı uygulama dönemine ve hareket tarzına karşı hazırlamalı ve güçlendirmeli.

Trump’ın hızlı uygulamacılığı, eğer doğru kararlar alınır ve doğru stratejiler uygulanırsa Türkiye’nin yararına olabilir ve Türkiye hem Suriye ve Irak konusunda hem de sınırlarında kantonyal bir devlet oluşumunun engellenmesinde istediği sonuçları alabilir. Bu noktada 2017 yılının ve 2018’in ilk yarısının Türkiye için çok önemli olacağını söylemeliyiz.

Kaynak: Prof. Dr. Fuat Keyman, AA

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here