Geçmişten Savaşa: Suriye’de Neden İç Savaş Çıktı?

2010 yılının son aylarında başlayan ve 1 yıl bile sürmeden Suriye’ye sıçrayan Arap Halk Ayaklanmaları, isyanların yaşandığı diğer tüm Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak, Suriye’de tam anlamıyla çok sayıda grubun katıldığı bir iç savaşa dönüşmüş ve yüz binlerce insanın ölmesine, milyonlarcasının ülke içinde ve ülke dışına göç etmesine neden olmuştur. Aslında yaşanan tüm bu olaylar ülkede eskiden beri süregelen politik bir kutuplaşmanın sonucudur. Şen’e göre: “Bir istihbarat devleti olarak bilinen Suriye’de halk devrim öncesi on yıllar süren olağanüstü hal yasalarıyla sindirilmiştir. Birçok analizde Suriye krızi, 17 Aralık2010 Tunus devrimi ile başlayıp Mısır, Libya ve Yemen’e sıçrayan Arap Baharı’nın bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Oysa bu devrimlerin her biri onlarca yıl süren baskıcı yönetimlerin bir sonucu olduğu gibi Suriye devrimi de, devrimlerin bir sonucu değil, 48 yıl süren olağanüstü hal, Hama katliamı, sosyal eşitsizlik, mezhep temelli yönetim ve bastırılmış özgürlük taleplerinin dışa vurumu olduğu düşünülebilir’’ (Şen, 2016, 58). Suriye 1516’da Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra yaklaşık 400 yıl Bilad-ı Şam adıyla imparatorluk topraklarında kaldı. Birinci Dünya Savaşıyla beraber ülke, 1918 yılında Osmanlı hakimiyetinden çıktı ve 2 yıl boyunca İngiliz destekli Kral Faysal’ın yönetimde idare edildi. 1916 yılında Sykes-Picot anlaşması ile temellerinin atıldığı ve 1920’de San-Remo konferanslarıyla daha da belirginleşen Ortadoğu’nun batılı devletlerce paylaşılması, Suriye’yi 1920’de başlayan ve 26 yıl sürecek olan bir Fransız mandası haline getirdi. 1945 yılında 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Suriye üzerindeki etkisi azalan Fransa, yaşanan iç çatışmalar sonrası 1946’da Suriye’nin bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldı. “Bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra Suriye, ard arda gelen askeri darbeler sonucunda radikal değişikliklere maruz kalmıştır. Askeri darbeler zincirinin ilki 1949 yılında Sünni General Hüsnü Zaim önderliğinde gerçekleşmiştir. Zaim, 14 Ağustos 1949’da General Sami Hınnavi’nin önderliğinde bir karşı darbe ile yönetimden uzaklaştırılarak seçimlerin tekrar yapılmasına imkân tanınmış olsa da siyasi yaşamın arka planında ordu bulunmaktaydı. 1949’un Aralığında bu sefer de Albay Edip Çiçekli, Sami Hinnavi’ye karşı darbe düzenleyerek Devlet Başkanı ilan edilmiştir. 25 Şubat 1954’te Çiçekli’yi iktidardan uzaklaştıran askeri darbe sivil bir yönetimi iş basına getirmiştir. Bu darbede Baas Partisi önemli rol oynamıştır. Lübnan’da olduğu gibi Suriye’de de mezhepçilik, bölgecilik ve aşiretçilik idari yapının şekillenmesinde daima etkili olmuştur. Ancak mezhepçiliğin diğerlerine oranla daha baskın olduğu söylenebilir. 1950’li yıllara kadar Suriye’de Nusayrilerin pek etkinliği yoktu. 1952’deki Dürzî ayaklanması ile Dürzîlere olan güven kaybolunca onların yerini Nusayriler almaya başladı. Bu dönemde Nusayriler, orduda yuvalanmaya başlamıştır. Sünniler ise orduda görev almaya pek sıcak bakmıyor ve askerliği meslek olarak küçümsüyorlardı. 1949 ve 1963 darbeleri ile mevcut Sünni subayların çoğu tasfiye edilince, alt kademedeki Nusayri subayların etkinliği arttı ve Nusayriler kilit noktaları ele geçirmeye başladılar. Ordunun yanı sıra Baas Partisi de yavaş yavaş Nusayrilerin tekeline girmeye başlamıştı. Bu arada Arap dünyası ile paralel olarak Suriye’de de sol akımlar gittikçe kuvvetleniyordu (Bağlıoğlu, 2013, 5-6)”.

1958 yılında Pan-Arabizm politikası doğrultusunda Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında Mısır ile birleşen Suriye’de, Mısır’ın hegomonik tutumu bahane edilerek bir darbe yapıldı ve ülke 1961 yılında tekrar bağımsızlığını ilan etti. 1963 yılındaki darbeden sonra yönetimi tamamen ele geçiren Baas Partisi’nin, ülkenin hemen her politik ve askeri kurumundan Sünni grupları tasfiye etmeye başlaması, Suriye politik dönüşümünde mezhep faktörünü en önemli etken haline getirdi. Artık yönetimde başta Nusayriler olmak üzere; Hıristiyanlar, Dürziler ve İsmaililer yer almaya başladı. Fakat 1966’dan sonra Dürziler ve Nusayriler arasında politik kutuplaşma giderek artmış ve birçok Dürzi subay muhalif hareketlere katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmıştır. Sünni ve Dürzilerin yönetimden tasfiye edilmesiyle, Nusayrilerin etkinliği hiç olmadığı kadar artmıştı. Baas Partisinin sivil kanat lideri Salah el-Cündî ile girdiği iktidar mücadelesini güç kullanarak kazanan Hafız Esad, 1971’de Suriye’nin ilk Nusayri devlet başkanı oldu. İktidarı ele geçirmesinin ardından çok hızlı bir politik dönüşüm başlatan Esad, kendisine karşı çıkabilecek veya herhangi bir darbe girişiminde bulanabilicek tüm kurumlara kendi bölgesinden olan Nusayrileri atamaya başladı.

hafiz-esad
Hafız Esad

Devlet başkanlığı, parti liderldiği ve ordu komutanlığı görevlerini tek elden yönetmeye başlayan ve kendi konumunu hemen her yerden gelecek tehtidlere karşı koruyan Esad, sünni çoğunluğun tapkisini hafifletmek ve ülkenin bir Nusayri devletine doğru gittiği izlenimini kırmak için ülkedeki aristokrat kesimden seçtiği bazı sünni isimlere kabinede ve orduda görevler vermiştir. Bağımsızlığını kazanmasının ardından birçok darbenin gerçekleştiği Suriye’de, Baas Partisi’nin sürdürülebilirliğini bu kadar uzun bir süre koruması, ordu-parti kombinasyonundan ileri gelir. Bu karşılıklı ilişkide ordu rejimi oluşturup varlığını garanti altına alırken parti, rejimi meşrulaştıran bir ideoloji ile bu ideolojiyi yönetecek elit bir çekirdek kadro meynada getirmiştir. Hafız Esad’ın da en büyük dayanağı tamamen kendine bağlı bulunan Suriye ordusu olmuştur. Nitekim tarih 2 Şubat 1982’yi gösterdiğinde, Baas Partisi’nin iktidara geldiğinden beri direnişiyle karşılaştığı Müslüman Kardeşler üzerine, Sünni kenti Hama’da Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad komutasında yapılan harekatta, 27 günde 25.000 ile 40.000 arasında insanın katledildiği tahmin edilmektedir.

hama-katliami

Bunun 2 yıl öncesinde ise Hafız Esad, Tedmür hapisanesinde tutulan binden fazla Müslüman Kardeşler üyesini infaz ettirmişti. Hama katliamı ile ülkede politik ve mezhepsel gerginlik artmışsa da, despotik ve mezhepçi bir politika izleyen Esad, güçlü ordusuyla muhalifleri uzun bir süre sindirmeyi başarmıştır. Yönetimdeki mezhepsel farklılık ortadan kaldırılmış, Sünni çoğunluk tutuklamalar ve katliamlarla kontrol altında tutulmuş, geriye kalan etnik gruplar temel vatandaşlık ve siyasal haklardan mahrum bırakılıp ötekileştirilmiştir. Ülkenin en kalabalık etnik unsurlarından biri olan Kürtler’e vatandaşlık dahi verilmemiştir.

hama katliamı

2000 yılının Haziran ayında Hafız Esad’ın ölmesiyle yerine oğlu Beşşar Esad geçti. Beşşar, iktidarının ilk yılında belirgin bir şekilde reform yanlısı bir tutum sergilemiş ve açık bir siyaset izlemiştir. Şam Baharı olarak adlandırılan bu dönemde daha çok Şam’da gözle görülür bir siyasi serbestlik dönemi yaşanmıştır. Bu süre boyunca aydınlar evlerde, kahvehanelerde ve diğer sosyal mekanlarda rahatlıkla toplanıp farklı konular üzerine tartışmalar düzenlemişler, tartışma forumları kurmuşlar ve bu faaliyetleri nedeniyle neredeyse hiçbir baskıyla karşılaşmamışlardır. Hatta bu dönemde birçok siyasi tutuklu da serbest bırakılmıştır. Örneğin 2000 yılının Eylül ayında 99 aydın yeni reformların gerekliliği hakkında bildiri yayınlarken Kasım ayında da 600 siyasi tutuklu serbest bırakılmıştır. Ancak bu özgürlük dönemi kısa sürmüş, 2002 yılı ortalarında bu toplantılar yasaklanmış ve daha sonra bu organizasyonlara katılanlar tutuklanmaya başlamıştır. Bu ‘eskiye dönüş’, birkaç nedene bağlanabilir. Beşşar Esed, iktidara geldiğinde reform yanlısı olduğuna dair sinyaller vermiştir. Halk da doğal bir beklenti içine girmiş ve böylece ‘Şam Baharı’ olarak adlandırılan dönem kendiliğinden gelişmiştir. Ancak Beşşar Esed, hızlı ve kontrolünün dışında bir değişimin ülkenin istikrarını bozabileceğinden ve kendi azınlık iktidarını yerinden edeceğinden tedirgin olmuş olabilir. Bu nedenle de, hâlâ reform yanlısı olmasına karşın bu reformun kendi kontrolünde ve çok yavaş bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğine hükmetmiş olması muhtemeldir. Bu mantık ile olaya yaklaşıldığında yeni yönetimin aslında reform ihtiyacının farkında olduğu, ancak sahip olduğu gücü riske atmak istemediği için geri adım attığı sonucuna varılabilir. Bu da kısa vadede otoriter yapının devam edeceği anlamına gelmektedir. İkinci bir neden ise Hafız Esed döneminden kalan bürokratik, askeri ve siyasi elitin (old guard) hala yönetimde etkili olmasıdır. Bu çekirdek grubun, hızlı bir reform sonucu kontrolünü ve nüfuzunu kaybetme korkusuyla Beşşar’ın girişimlerini yavaşlatmış ve engellemiş olduğu da düşünülebilir (Dinçer, 2011, 36).

lazkiye-esada-destek

Nihayet 2011 yılına gelindiğinde, Arap-İslam coğrafyasını kasıp kavuran ve çoğu kez silahlı çatışmaya dönüşen isyanlar Suriye’ye sıçradı. Suriye’de, ‘’politik özgürlüğe kısıtlama, mezhep temelli ayrımcılık, düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne kısıtlama, işkence ve adil yargılanma sorunu, kitlesel gözaltı, katliam ve infazlar, sosyal adaletsizlikler (Sünni çoğunluk aleyhine, Nusayri, Dürzi ve Hıristiyan azınlık lehine), yüksek işsizlik oranı, akseri yönetim, sivil örgütlenmenin engellenmesi’’ (Şen, 2016, 64), gibi nedenlerin sebep olduğu yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği iç savaşın başlaması için gerçektende çok küçük bir kıvılcım yetmiştir. “Der’a kentinde iki bayan doktor arasında geçen konuşma da, biri diğerine “Mübarek devrildi” demiş, diğeri ise “darısı bizimkinin başına” cevabını vermiştir. Telefonları dinlenen doktorlar tutuklanıp işkence görmüş, ceza olarak saçları traş edilmiştir. Kültürel bir aşağılama anlamına gelen bu uygulama sonucu doktorların akrabaları olan 15 çocuk, 6 Mart 2011 tarihinde, Der’a duvarlarına “Halk rejimin düşmesini istiyor” sloganını yazmaları üzerine tutuklanarak ağır işkencelerden geçirilmiştir. Der’a aşiretleri çocuklarını almak için kolluk kuvvetlerine gittiklerinde ağır hakaretlere maruz kalmışlar ve bu olaya merkezi yönetimin müdahele etmesi üzerine 15 Mart’ta protestolar patlak vermiştir. Suriye’de aşiretlerin yaklaşık %20’lik bir etkisi vardır ve tamamı silahlıdır (Şen, 2016, 66). Bu olay bardağı taşıran küçük bir damla oldu. Nitekim toplumsal ve siyasi çekişmelerin silahlı çatışmalara dönüşmesi için küçük nedenler yetmektedir. Bu tarihte birçok kez yaşanmıştır. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması için Avusturya-Macarsitan veliahtının öldürülmesi yetmiştir. Bunları krizin iç faktörleri olarak sıralamak mümkündür.

besar-esad-savas

Dış faktörlerinde en az iç faktör kadar karmaşık olduğu ortadadır. Amerika’dan Asya’ya geniş bir yelpazede gelişmeleri takip eden yerel ve global aktörler söz konusudur. Karşıt kamptaki global aktörler olarak ABD, Rusya ve Çin gibi küresel güçler ön plana çıkmaktadırlar. ABD, genel olarak Batı Bloklu diyebileceğimiz, AB ülkeleri, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle aynı kampta yer alırken, Asya ve Doğu bloğun işbirliği esasında gelişen karşıt bloğun öncü gücü olarak Rusya görünmektedir. Bu blokta başta Rusya olmak üzere Çin, İran, Irak ve bir dereceye kadar Lübnan yer almaktadır. Aynı kampa görünmelerine rağmen ABD ve Türkiye’nin öncelikleri birbirlerinden oldukça farklıdır. Her iki güç de Beşşar Esad’ın artık meşruiyetini yitirdiğini ve bir an önce iktidardan gitmesi gerektiğini savunuyor, ancak daha sonraki güç dengesinin nasıl olması gerektiği konusunda farklı düşünmektedirler. Türkiye Sünni çoğunluğun iktidarda olacağı ve ülkedeki Kürtlerin ilerde kendisi için bir tehdit oluşturamayacağı birleşik bir Suriye görmek isterken, ABD’de Ortadoğu’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarının güvenliğini esas almaktadır. Batı kampında yer alan İsrail’in farklı bir gündeme sahip olduğu ve kendi öncelikleri doğrultusunda politikalar geliştirdiği bilinmektedir. İsrail Suriye’de Beşar Esad yönetimin yıkılmasının ardından iktidara gelecek yeni yönetimin kendileri açısından daha riskli olacağını hesaplamaktadır. Beşşar Esad yönetimin iktidardan ayrılmasıyla başa geçecek yönetimin İsrail konusunda bu gibi inceliklere sahip olup olmayacağı belli değildir Beşar Esad’ın düşmesi durumunda, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruması ve hele hele Türkiye’nin talep ettiği Sünni çoğunluklu bir iktidar İsrail’in asla istemeyeceği bir durumdur. ABD, AB ülkeleri, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Katar gibi devletlerin Rusya, Çin, İran, Irak ve Suriye karşısında mevzilenmesinin diğer bir unsuru enerji jeo-politikalarıdır. Özellikle doğalgaz, temiz bir enerji kaynağı olarak kömür ve nükleer enerji yerine tercih edilmektedir. AB öncü ülkelerinden Almanya’nın Fukushima felaketinden sonra aşamalı olarak nükleer enerjiden vazgeçme kararı, “çevre dostu” bir kaynak olarak doğalgazı ön plana çıkartmaktadır. Almanya İtalya, Fransa ve İspanya gibi AB ülkelerinin 2020 yılına kadar CO2 gazının düşürülmesi yönündeki hedeflerine ulaşabilmesi için kömür yerine doğal kullanımıyla mümkün olacaktır. Kömür yerine doğal gazın kullanılması CO2 emisyonunu %50-60 oranında azaltmaktadır. Böylece AB doğalgaz talebi anlamında en büyük Pazar durumuna gelmiş bulunmaktadır. Uluslararası güç çekişmesinde Batı Bloğu Suriye’deki rejimin düşüşü konusunda tahminlerde bulunurken, Temmuz 2011’de bir araya gelen Suriye, İran ve Irak yönetimleri, kendileri açısından tarihi bir olay olarak nitelendirilebilecek bir doğalgaz boru hattı antlaşmasını imzaladılar. Yaklaşık 10 milyar dolara mal olacağı hesaplanan doğal gaz hattı, İran Körfezi’nden, Güney Pars doğalgaz sahasına yakın olan Port Assalouhey’den başlayarak Irak üzerinden Suriye’ye, Şam ve Lübnan’ın Akdeniz’deki limanı üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşımını hedeflemektedir. Katar, İran ve Körfez arasında bölünmüş olan Güney Pars doğalgaz rezervleri, dünyadaki en büyük doğalgaz sahasını oluşturmaktadır.

guney-pars-dogal-gaz

Bu arada Ağustos 2011’de Suriye’nin Lübnan sınırlarına yakın Qara bölgesinde de geniş doğalgaz sahaları keşfedildi. Suriye için büyük bir önem arz eden bu gazın da, yapılması planlanan hatta eklenmesi düşünülmektedir. Bu hattın istenilen şekilde hayata geçirilmesi durumunda Şii Hilali olarak adlandırılan bölgeyi daha çok kenetlendirecektir. Bu girişimin diğer bir amacı da, Washington’un desteklediği Nabucco Boru Hattı’nı işlevsiz kılmaktır. Öte yandan, İran’dan gelip Suriye’deki ile birleşecek bu ‘Şii Boru Hattı’ her durumda Rusya’nın Tarsus limanındaki üssü üzerinden geçecek. Böylece Rusya’nın doğalgaz pazarındaki eli daha da güçlenmiş olacaktır (Kıran, 2014, 109-112).


Bağlıoğlu, A., 2013, Suriye’de Mezhep Hareketlerinin Güncel Siyaset Üzerine Etkileri, Mezhep Araştırmaları Dergisi, Rize.

Dinçer, O., Çoşkun, G., 2011, Mayınlı Arazide Yürümenin Adı: Suriye’de Değişimi Zorlamak, USAK Yayınları, Ankara.

Kıran, A., 2014, Arap Baharı, Suriye ve Demokratik Dönüşüm Beklentileri, Muş Alparslan Üni̇versi̇tesi̇ Sosyal Bi̇li̇mler Dergisi, Muş.

Şen, A., 2016, Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapı-Bozum Yayınları, İstanbul.

19 YORUMLAR

  1. Zalim emperyalist batı ve zalim diktatör şii nusayriler.suriyede serbest gözetmli adil seçim yapın da görelim.lafla kendi vicdaninizi rahatlatıyorsunuz.hamada 40 bin insanı katleden elikanlı nusayrileri savunan yezidin şii versiyonları.bu gün yezidin tahtında siz varsınız.

  2. Arkadaşlar mesele din, dil, ırk, mezhep sorunu değil. Büyük katkıyı Suriye rejimin verdiği ve muhaliflerinde dahil olduğu bu savaşta 500 bine yakın insan hayatını kaybetmiştir. Acımasız zorbalar yüzünden masum insanlar hayatını kaybediyor. Asıl üzerinde durmamız gereken konu bu. Fakat yazımda ben kendi görüşümü değil bir gerçeği yansıttım. Suriye tarihini az çok okuyan biri savaşın sebeplerinin bir kısmını orada görecektir. Biraz okuyalım lütfen.

    • Mesele ABD açısından din mezhep meselesi değil ama Türkiye açısından bir din ve mezhep meselesidir. Çünkü Türkiye sünni mezhebinin çoğunlukta olduğu bir ülkedir. Bu nedenle Alevi Esadı düşman olarak görüyorsunuz. Ki zaten buradaki konuşmalarınızdan bunu anlayabiliyorum. Diyorsunuz ki suriyenin çoğunluğu sunni nasıl olurda alevi azınlık çoğunluğu yönetir Asıl bilinçaltınızda yatan budur. Şunu iyi anlayın Esad katil değildir ve Suriyenin tamamını teröristlerden temizleyinceğe kadar da durmayacaktır. 3. Dünya savaşına neden olsa bile.

      • Nasıl oluyor da kendi halkının üstüne kurşun sıkan, YERİNDEN YURDUNDAN EDEN, ZİNDANLARA TIKAN, ve nihayetinde de HALKININ üstüne Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden, sehirlerinde taş taş üstünde bırakmayacak şekilde bombalar yağdıran Zalim ESad’ın oğlu ESED Katil olmuyor..Sen nerdeki gözünle görüyorsun…Pes…pes..pes..

        • Serdar, Suriyeye dünyanın heryerinden doluşup leş kargaları gibi üşüşen ve seçilmiş bir devlet başkanını yıkmaya çalışırken yüzbinlerce insanı katledenleri savunup bide başkasının bakış açısını mı beğenmiyosun sana pes bencede.

          • Halk esad köpeğini başta eğitimini İngilterede okuduğu için ”Bu Bilgili adamdır , bizi iyi şekilde yönetir diye seçti . Ama Artık Halk desteğini kaybetti Yani halk artık esad ı seçmez (secerse nusayri ve aleviler seçer). Esad bir diktatör ülkeyi ne hale getirdi görmüyormusun !!!! Herşey ne için ? Koltuk sevdası için! Bak, Arp baharı nın ilk başladığı yer Tunus tur. Ama Tunus ta savaş yok. Neden peki ? Çünkü baştaki adam fazla diretmeden görevinden çekildi. Ama esad köpeği koltuk sevdasına düştü. Allah esad ın belasını versin. O binlerce insanın vahşice ruslar,hizbullah teröristleri,iran paralı şii askerlerince ve kendi ordusunca katledilmesine sebep oldu. Esad İşid e karşı kullanmadığı savaş suçu sayılan kimyasal silahları nı neden ÖSO ya ve sivil halkın yoğunluğundaki yerlere atıyor hiç düşündünmü ???????? Çünkü İran ın başını çektiği bir proje var! Bu projenin adı = Şii Hilali projesidir!!!!!!!!! Bu Şİİ Hilali ni bir araştır bakalım ne neymiş ?!!? Şii Hilali Projesinin gerçekleşmesi için Halep in de içinde olduğu bir takım şehirlerde yaşayan Sünni Halk bilinçli olarak katledilip O şehirlere Şii halk yerleştiriliyor. Elbette Projenin amacı Türkiyenin Sünni İslam dünyasıyla İlişkisini kesmek! Ama Allah buna izin vermez inşallah! Son olarak Allahın laneti Zalim Esad ve onun destekçilerinin üzerine olsun! Döktükleri kanlarda boğulurlar İnşallah…

  3. Benim de çokca duyduğum bir konudur,Esad ın sünni çoğunluğa eziyet etmesi fakat göz ardı edilen şudur ki bu benim kendi görüşüm ,bu varsayım gerçek olsa bile samimiyetten yoksundur.Türkiye de hiçbir algı medya dışı gelişmemiştir,gelişemez de(iddia ediyorum,çünkü halkımız okumuyor).Daha düne kadar ESad ve ailesi ile mutlu mesut pozlara yer veren medya daha sonra Esad ın gitmesi yönünde haberler yapmaya başlayınca bizim millet evet Esad gitmeli yerine başkası gelmeli demeye başladı.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.Bizim ülkemizde muhalifler hangi suçlamalar,hangi nedenler ,hangi mezhepler göz önüne alınarak yapılıyorsa ,Suriye de aynısını yapıyor,Esad veya başkası hepsi aynısını yapacaktır.Biraz samimiyet lütfen.

    • Mahmut bey emin olun ki ben sizden daha çok vicdanlıyım çünkü ben insanların öldürülmesini kabul etmem hele hele insanların kafalarının kesilmesine ama ne yazık ki Türkiye’deki medya ABD direktifleri doğrultusunda hareket ettiği için gerçekleri göremiyorsunuz. Bu konuda sizi suçlamıyorum sizi vicdansız olarakta görmüyorum. Size önerim elinizi vicdanınıza koyarak hareket etmeniz.Söyleyin lütfen hangi suriye askeri esir aldığı militanların kafasını kesilmiştir? Muhalif dediğiniz ÖSO militanı yakaladığı suriyeli askerin kalbini çıkarıp yemiştir. Bunun vidyosuda var. Ayrıca suriye ordusunun yarısından fazlası sunni nasıl oluyorda esadın zulmettiği mezhep esad için savaşıyor? Şimdi siyasi görüşünüzü bir kenara bırakıp vicdanınızla bu soruları cevaplayınız.

      • Bir insanın kör olması lazım ESAD ve ESED’in yaptıklarını görmemesi, görememesi için.. Sadece Kör değil, başka şeyler de olması lazım.. dilim varmıyor demeye..dilim varmıyor..LANET OLSUN ZALİMLER VE ONLARIN YARDAKÇILARIna…..AMİNNN…

  4. Yanılıyorsunuz yazının tamamını okuyarak yorum yaptım.Şunu söyleyim ki suriyede savaşan eli kanlı teröristlerin tamamı Türkiye ve diğer bölge ülkeleri üzerinden başka ülkelerden gelmiştir. Eğer gerçekten halk harekatı olsaydı esad çoktan devrilirdi. Sürekli olarak ezberlediğiniz nakaratları tekrarlıyorsunuz Alevi esad sunni çoğunluğa zulmediyor. Bu palavralar artık geçerliliğini yitirmiştir.

  5. Yazımda savaşın çıkış sebeplerini birçok yönden değerlendirdim. Yanılmıyorsam tamamını okumamışsınız. Son kısımlarda yerel sebeplerin dışında, bölgesel ve küresel nedenlere de değindim.

  6. Yazının genel çerçevesi tarafsızlıktan uzak amerikan emperyalizmin çıkarlarına uygun olarak yazılmıştır. Buda Türkiye ve abd emperyalizm in çıkarlarının ortak olduğunu gösteriyor. Evet osmanlı emperyalizm i Sünni bakış açısıyla suriyeyi 300 yıl boyunca yönetmiş olması önemli olmuyor.Ama nedense alevi esadın 50 yıl suriyeyi yönetmesi sorun oluyor.

    • Yazımda savaşın çıkış sebeplerini birçok yönden değerlendirdim. Yanılmıyorsam tamamını okumamışsınız. Son kısımlarda yerel sebeplerin dışında, bölgesel ve küresel nedenlere de değindim.

    • Öncelikle bu değerli yazısından dolayı yazarımıza teşekkür ederim. Suriye’de ki bu savaşa sebeb olan iç ve dış faktörleri anlamamız acısından oldukça önemli bir çalışma olmuş. Yazarın tarafsızlığı konusunda size katılmıyorum yazı gayet objektif temellere oturtularak hazırlanmış bunu anlamanız için yazının tamamını okumanız yeterli olacaktır. Bunun dışında yazının amerikan emperyalizminin çıkarlarına paralel olarak yapıldığını düşünmek akıldışılık ve ideolojik düşünmenin insanları nelere sevkettiğinin en açık göstergesidir. Bu yazı emperyalizmin Ortadoğu da emellerini en açık şekilde ortaya koymuştur

    • Sorun şu halkın razı olmadığı bir teröristin ülkeyi yönetmesi. Eset israilin ve abd nin en uysal uşaı idi. sen memet sen de sapık şii iranın uşağısın .

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here