Dört Seferi Işığında I. Süleyman’ın İlk Dönem Fetih Politikası

Okunma Süresi: 20 dk 30 sn

Özet 

Kurulduğu dönemden XVI. yüzyıla kadar sürekli genişleyen Osmanlı Devleti, dönemsel olarak çeşitli fetih yönleri belirlemiştir. Bu yönler, belirli kurallarla sonraki hükümdara aktarılmasa da genellikle bir silsile takip edilmiştir. Öyle ki devletin kurulduğu dönemlerde Doğu Roma İmparatorluğu’nun Rumeli topraklarına geçmek ve bu bölgelerden toprak elde etmek yazısız bir kural gibi her hükümdar tarafından gerçekleştirilirken, belirli bir güç edinimi sonrasında Anadolu’nun Osmanlı sancağı altında birleştirilmesi hamleleri de gerçekleşmiştir. 1. yüzyılın sonuna gelindiğinde gerçekleştirilen fetihler yine bu doğrultudaydı. Sultan Mehmed hem batıda Balkanlarda Bosna, Arnavutluk gibi bölgeleri fethedip Belgrad’ı kuşatıyor, hem de doğuda Uzun Hasan’la mücadeleye gidip ayrıca Trabzon’u fethediyordu. Yine kendisinin torunu olan Sultan I. Selim, büyük risk olduğunu gördüğü Safevilerin üzerine yürüdü. Ardından da güneye, Memlüklerin üzerine yürüdü ve bu bölgelerin bir kısmını fethedip, bölgelerde devletin batıya rahatça yönelmesini sağlayacak ölçüde güven ortamını sağlayabildi. Ancak hazırlığını yaptığı batı seferine çıkamadan vefat etti. Babasının vefatından sonra doğu ve güney fetih sorunları çözülmüş vaziyette olan Süleyman, fetih politikasında tek problemi batı seferleri gerçekleştirmek olacak şekilde tahta çıktı.

Anahtar Kelimeler: I. Süleyman, II. Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, Rodos, Belgrad.

Giriş 

Osmanlı Devleti, kuruluşundan iki yüz yıl sonra, XVI. yüzyıla girildiğinde, artık bölgesel güç olmaktan çıkıp süper güç olmaya adım adım yaklaşmaktaydı. Sultan II. Mehmed (saltanatı:1444-1446, 1451-1481) tarafından fethedilen İstanbul ile devletin toprak bütünlüğü sağlanmış ve Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmıştı. Bununla beraber yine bu dönemde Anadolu’da yapılan sefer ve fetihler, Doğu sınırında Uzun Hasan’la girişilen mücadele, devletin güç kazanmasında rol oynamıştır. Yine daha sonra I. Selim (saltanatı:1512-1520) döneminde Memlük Devleti ile yapılan Mercidabık ve Ridaniye Savaşları ile güney sınırı, Safevi Devleti ile yapılan Çaldıran Savaşı’yla da kısmen de olsa doğu sınırı güven altına alınmış durumdaydı. Avrupa coğrafyası karşısında imparatorluğun gücünü hissettiren ilk hükümdarlardan biri şüphesiz ki II. Mehmed’dir.

II. Mehmed

Eflak-Boğdan topraklarını, Yunanistan’ın hemen hemen tamamını, zaptı çok zor olan Ege adalarından Eğriboz’u, Limni’yi, Arnavutluk’u, Bosna Hersek’i ve Sırbistan’ın önemli bir kesimini fethetmiştir1; hatta tamamlanamamış bir İtalya Seferi dahi vardı. Ancak II. Mehmed Belgrad (1456) ve Rodos (1480) seferlerinde başarısız olmuştur2. I. Selim ise Otağ-ı hümayununda, Rodos seferine hareket için hastalığının geçmesini beklerken öldü.3 Güney ve doğuda sağlanan sınır güvenliği, devletin fetih yönünü batıya çevirmesine olanak sağlamaktaydı. XVI. asır başlarında, 1520’de, Yavuz’un ölümü ve genç Kanuni’nin cülusu sıralarında Türkiye, bütün Türk tarihinde o ana kadar rastlanmayan bir güce erişmiş bulunuyordu. Türkiye devleti, ekonomik ve askeri gücü bakımından –deniz gücü dâhil- dünyanın bütün öteki devletlerine hemen hemen eşit bir güç seviyesine yükselmişti.4 Bu durumda artık Mehmed ve I.Selim’in fetihlerini tamamlamakla beraber; hem Akdeniz’in güvenliği, hem de batı sınırındaki topraklarda istenilen düzenin oluşturulup güven ortamının sağlanabilmesi için düzenlenmesi doğal sürecin bir sonucu olarak ele alınması mümkün olan batı seferleri, I. Selim’in sekiz yıllık saltanatı sonrası gerçekleşen ani vefatı sonrası tahta çıkan oğlu (sonradan Sultan) Süleyman dönemine kalmıştır.

1. II. Bayezid Dönemi

Sultan II. Mehmed, büyük fetihlerle dolu otuz yıllık saltanatının ardından 1481 yılında vefat etti. Bu büyük hükümdarın ölmesi Avrupa’da sevinçle karşılandı. Öyle ki; Avrupa Beyleri, onun ölümü üzerine yeni bayramlar çıkartmıştı. Avrupalılar bu ölümden derin memnuniyet duymaktaydı.5 II. Bayezid, kardeşi Cem Sultan’dan önce İstanbul’a gelerek, böyle bir ortamda sultan olmuştur. Osmanlı Devleti’nde şehzadenin birden fazla olması devletin bekası için son derece önemliyken Sultanın ölümünden sonra da birden fazla şehzadenin olması ayrı bir sorun idi.6  Bu durumun çok sayıda sebebi vardır. Öncelikle her ne kadar II. Bayezid, babasının vefatı üzerine İstanbul’a daha erken gelerek tahta çıkma gerekliliğini sağlamışsa da hayatta bir şehzadenin daha olması yine de onun meşruiyetine ket vurabilecek bir durumdu. Öncelikle devlet içi dengelerden dolayı her zaman alternatifi olan bir Sultan, çoğu zaman tahttan edilmemek için güçlü devlet ricalinin dediklerine uyup onların etkisinde zorunlu olarak kalabilirdi. Bu durum hem sağlıklı bir yönetim şekli değildi, hem de veraset sisteminin henüz kısa zaman önce değiştirildiği bir düzende tahttaki hak sahipliği garanti değildi. Bu durum, her ne kadar sezgileri güçlü ve tecrübeli bir şehzade tarafından engellenebilir gibi görünse de bu durumda da muhtemel ikinci sorun; diğer şehzadenin güç toplayıp isyan etmesinin gündeme gelmesidir. Kaldı ki II. Bayezid’in saltanatının henüz başında Cem Sultan, II. Bayezid’e karşı isyan bayrağını çekmiştir.

Cem Sultan

Arabuluculuk faaliyetleri sonuçsuz kaldığından iki kardeşin savaşması gayet doğal hale gelmişti. Durum git gide önemli hal almıştı. İstanbul’a ilk geldiği için meşru sayılan padişahın ordusu (Cem Sultan’a karşı) yenilmiş, haberleri geç alan ve adamları öldürüldüğü için İstanbul’a gelemeyen Cem, Anadolu’nun en mühim noktasını* ele geçirmişti.7 Sultan II. Bayezid ve Cem Sultan arasında Yenişehir Ovası’nda savaş meydana geldi (20 Haziran 1481). İki ordu arasında şiddetli mücadeleler meydana gelmesine karşılık Cem Sultan’ın ordusu, Gedik Ahmed Paşa’nın kuvvetlerine karşı başarı sağladığı sırada Sinan Paşa, Cem Sultan’ın ordusunun cenahlarından birini parçaladı. Cem Sultan için başarı ümidi kalmadı. Bu sebeple Karaman tarafına doğru firara başladı8 Cem Sultan bu olaydan sonra Karaman, Mısır, Rodos, Fransa gibi bir çok yerde esir hayatı yaşamıştır.9 II. Bayezid, Cem Sultan’ın kendi aleyhine kullanılabileceği düşüncesinden dolayı Avrupa’ya karşı aktif bir siyaset takip edemedi. Avrupalıların elinde bulunan kardeşinin taht mücadelesi için her an Osmanlı topraklarına geri döneceğinden ya da Hıristiyan dünyası tarafından düzenlenecek haçlı seferinde yer alacağından endişe duydu.10 Cem Sultan’ın vefat ettiği 1495 yılında, Şehzade Süleyman, Trabzon’da dünyaya geldi.. Asrın şehzâdeleri gibi, en üst düzeyde öğrenim ve eğitim gördü. Kendisine devrin ilimleri ve edebiyatlarıyla beraber, dilleri yanında, askerlik sanatının her türlü nazari ve uygulamalı incelikleri öğretildi.11 Sancağa çıkma dönemi geldiği zaman babası Selim’in devrin padişahı olan II. Bayezit’e başvurusu üzerine Süleyman önce Şebinkarahisar’a, amcası şehzade Ahmed’in itirazı nedeniyle daha sonra da Bolu Sancakbeyliğine atanmışsa da şehzade Ahmed’in bu atamaya da karşı çıkması sonucu Kefe Sancakbeyliğine atanmıştı.12 Buradan da anlaşılabileceği üzere Şehzade Ahmed’in Sultan II. Bayezid üzerindeki etkisi oldukça fazlaydı. Öyle ki Şehzade Süleyman’ın Bolu’ya tayini sonrasında “Bu oğlan (Şehzade Süleyman) benim yolum üzerinde n’eyler?” diye itiraz edecek kuvvetteydi.13 II. Bayezid’in en büyük oğlu Şehzade Ahmed’e karşı duyduğu sevgi ve en küçük oğlu Şehzade Selim’in Trabzon vilayetinde merkeze oldukça uzakta kalması, Şehzade Ahmed’in tahta çıkma ihtimalini arttırmaktaydı.

Buna karşın Selim de taht yolunu açmak adına kendi planlarını yapmıştır; kendi maiyyeti kuvvetlerinden başka Kırım hanı kuvvetlerinden de istifade etmiştir. Ayrıca tahta giden yolun, fiziki anlamda da kısa olması adına Rumeli’den bir sancak istemek yoluna da gitmiştir. Bunun için maksadına uygun olarak Rumeli’de bir sancak istedi ve hemen Kefe’den Tuna’ya doğru yürüdü; kendisine Trabzon’a ilaveten bir yer (Kefe) verildi ise de kabul etmeyerek babasından tekrar rica etti. Şehzade Selim’e taraftar olmaları ihtimali kuvvetli olan Rumeli akıncı ve sancakbeylerinin istirhamlariyle (II. Bayezid ile Şehzade Selim arasında geçmesi muhtemel) muharebeden vazgeçilerek iki taraf arasında bir anlaşma yapılmıştır. Buna göre Selim’e bir heyet yollanıp bu defa babasıyla görüşmesine imkan olmadığı ve Şehzade Ahmed’in katiyyen veliahd yapılmayacağı temin edilmiş ve Rumeli’den istediği Semendire sancağı kendisine tevcih olunmuştur.14 Selim’in taht mücadelesinin başlangıcı olarak Kefe’yi tercih etmesi rastgele bir seçim değildi. Öncelikle oğlu Süleyman’ın ve akrabalık bağı olan Kırım Hanlığı’nın askeri gücünden yararlanmak istediği söylenebilir.15 Şehzade Ahmed ise bu konuda babasına gönderdiği mektuplarda Şehzade Selim’i isyancı olarak nitelendirmektedir.16 Cebren de olsa isteğini Sultan’a kabul ettirebilen Şehzade Selim’in bu sayede nüfuzu da artmıştır. Şehzade Ahmed’in sonraki padişah olarak işaret edilemeyecek olması ve bunun sözünün bizzat Sultan tarafından verilmiş olması, Selim’i tahta yaklaştıran bir diğer etken olmuştur. Babasıyla olan bu sorununu çözmüş gibi görünse de henüz Ahmed hala güçlü durumdaydı. Ancak Sultan II. Bayezid, kendisinin sağlığında gerçekleşen saltanata talip olma davalarını görmüş; oğlunun (Selim) hükümdar olmak istediğini ve ordu ile bazı devlet erkanının Selim’e taraftar olduğunu görünce saltanatı ona bırakmıştır.17

2. I. Selim Dönemi

Önceki kısımlarda bahsedildiği üzere Şehzade Süleyman, büyük atası II. Bayezid’in hükümdarlığı döneminde çok sayıda sancak değiştirmiştir. Bu sancakların tamamında amaç I. Selim’in oğlunu tahta giden yoldan uzak tutmaktı. Zira Şehzade Süleyman’ın, babasının tahta geçmesi için ona payitaht yolunu açması muhtemeldi ve bu durum kısmen de olsa gerçekleşmişti. Süleyman’ın Kefe sancakbeyliği sırasında babasının buradan geçerek Rumeli’ye ilerlemeyi tercih etmesi, daha sonra Semendire sancağının kendisine tayin edilmesiyle sonlanacak süreç içinde etkili bir rol oynamıştır. Anadolu’dan geçerek Sultan’a yaklaşmak, zor bir eylem olacaktı. Bu hususta Selim’in amacına ulaştığını söylemek mümkündür. I Selim, yönetimi ele aldıktan sonra fetih siyasetini yürütmeye başlamıştır. Şahın (İsmail) halifeleri de Anadolu’da Şii halkı isyana teşvike devam ediyorlardı. Bu durum karşısında Edirne’de toplanan olağanüstü divanda alınan savaş kararı üzerine Sultan Selim İran seferine çıktı ve bunu bir mektupla Şah İsmail’e 18 23 Ağustos (1514) sabahı, Türkiye’nin geleceğinde etkili olan büyük tarihi günlerden biri idi.

Yavuz Sultan Selim

Çok şiddetli geçen ilk saatlerden sonra Osmanlı ordusu, hilal şeklinde açıldı. Hafif toplar, Safevi atlılarını iyiden iyiye yıpratmıştı. En zayıf sandığı noktalarda, dehşetli bir Osmanlı mukavemeti ile karşılaşmıştı. Nihayet muharebenin son saatleri geldi. Safevi kuvvetleri perişan olmuştu.19 I. Selim, 8 yıllık saltanatı içinde İran Safevilerini tamamıyla Anadolu’dan püskürttü.20 Artık tam 20 yıl, doğudan endişe edilmeksizin, güneyde ve Avrupa’da büyük işler görmek mümkündü.21 Nitekim bu seferden iki yıl sonra 1516 yılında I. Selim güneye, Memlükler üzerine yürümüştür. Sultan Selim, 5 Haziran 1516’da, 2. sefer-i hümayuna çıkmak üzere, Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’daki ordugaha, otağ-ı hümayununa geçti. Sefer, Mısır — Suriye Türk – Memlük imparatorluğuna karşı idi.22 1516’da Mercidabık’la bütün bugünkü Suriye, Ürdün, Filistin ve Lübnan ile ayrı bir parça olarak Haleb imparatorluk topraklarına katıldı. (I.Selim) İstanbul’a dönmeden Mısır’a devam etti.23 Bu sırada Merhum (Memlük Sultanı) el-Gavri’nin yakın akrabası Ulu Davadar Tuman Bay, sultan ilan edildi (14 Ramazan 922— Ekim 1516). Kahire yakınlarında Ridaniye’de iki taraf yeniden karşı karşıya geldi (29 Zilhicce Cuma 922 = 22 Ocak 1517).24 Ridaniye’de çetin bir savaş vuku buldu fakat Memlükler her ne kadar cesurca vuruştular ise de bu defa da yenildiler ve ağır kayıplar vererek savaş meydanını terk ettiler.25 Bunlar o devir için akıl almaz seferlerdi.26 Sultan Süleyman, Sultan Selim’in ölümü üzerine tahta çıkması için İstanbul’a davet edilmiştir ve hiçbir güçlükle karşılaşmadan tahtın biricik varisi olarak 30 Eylül 1520’da 25 yaşında saltanat tahtına oturmuştur.27 

3. I. Süleyman Dönemi

1520 yılında tahta çıkan Sultan I. Süleyman, devletin güney ve doğudan gelebilecek saldırılara karşı önceden gerçekleştirdiği seferlerden dolayı kısmen rahat bir ortamda iktidarı ele almıştır. Bunun yanında İstanbul’a gelerek hükümdar olduğu zaman saltanatta kendisine rakip olacak kardeşleri bulunmadığından dolayı kardeş cesedi üzerine basarak tahta çıkmamıştır.28 I. Selim’in tek oğlu olması sebebiyle taht kavgası yaşamamıştır. Bu durum neticesinde hızlı bir şekilde kendi hedeflerine hizmet edecek kadrolarını oluşturma yoluna gidebilmiştir.

Sultan I. Süleyman

Öyle ki daha sonraları (1523) yakın arkadaşı konumundaki (Makbul) İbrahim Paşa’yı teamüllere aykırı bir hızla veziriazamlığa getirmiştir.29 I. Süleyman’ın tahta çıktığı dönemde Osmanlı Devleti, batı yönü haricindeki diğer büyük sefer ve stratejik fetihlerini gerçekleştirmiş durumdaydı. Öyle ki her ne kadar döneminde doğu seferleri gerçekleştirilmiş olsa da saltanatının ilk döneminde kendisinden önceki diğer sultanların kuşatma ve fetihleriyle kısmen de olsa işaret edilen ve devletin hedefi olduğu belli olan batı seferleri bu dönemin ana unsurlarını oluşturmaktadır. Zira 1520’de Süleyman tahta çıktığı zaman İslam aleminde kazanılmış yeni durumu korumak için, ataları gibi gaza alanında büyük başarılar göstermeli idi. (İnalcık, t.y.:251 ).

3.1.  Belgrad ve Rodos’un Fethi

Sultan Süleyman’ın tahta çıkışını haber vermek üzere Macar kralına gönderilen divan-ı hümayun çavuşlarından Behram Çavuş adındaki elçinin hakaret görmesi veya katledilmesi sonucunda Macar seferi kararı çıkmıştır (Uzunçarşılı, 1988: 356). Bu sefer, zaten devletin ilerlemesi beklenen bir bölgeyi kapsamaktadır. Zira II. Mehmed, Bosna, Arnavutluk ve Sırbistan’ın büyük bir kısmını fethetmiş, Orta Avrupa’ya açılacak kapı olan Belgrad’ı kuşatsa da alamamıştı. Bu hadise sonucu yeni Sultan’a Macar seferi için hareket imkanı da oluşmuştur demek mümkündür. Sultan Süleyman, Belgrad kuşatması sırasındaki çarpışmaları takip etti, kalenin fethinin ertesi günü şehre girerek her yanını dolaştı. On sekiz gün kadar burada kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Bu ilk başarılı seferi dolayısıyla her tarafa fetihnameler yollandı, büyük şenlikler yapıldı.30 1521 yılındaki bu ilk seferini galip olarak neticelendiren Sultan, aynı bölgede yapacağı yeni fetihler için hareket alanına kavuşmuş ve itibar da kazanmıştır.

Sultan Süleyman, 1521 yılında gerçekleşen Belgrad fethi sonrası, Rodos’un da ele geçirilmesine karar verdi. Rodos, Akdeniz’de bütün eski deniz yollarının kesiştiği bir noktada yer alıyordu. Ege Denizi’nin güneydoğusunda yer almakta olan ve tarihin her döneminde Anadolu ile bağlantıda olan Oniki adalar grubunun en büyüğü ve yönetim merkeziydi.31 Akdeniz’in güvenliğini sağlamak kadar devletin aktif fetih politikasını devam ettirmek de önemli olduğundan sıradaki hedef olarak Rodos seçilmiştir. Rodos Şövalyeleri, kırk yıl boyunca kendilerini güvende hissettikten ve ellerinde bulunan Cem Sultan sebebiyle Osmanlı İmparatorluğu’na bir takım şartlar koştuktan sonra, nihayet Sultan Süleyman zamanında Osmanlılara ettikleri hakaretlerin ve verdikleri zararın intikamı alınacaktı.32 Bu dönemin seçilmesinin özel nedenlerinden biri de Avrupa’daki karışık durumdu. 14 Haziran’da yapılan ilk teslim ol çağrısı şövalyeler tarafından reddedildi. Aynı zamanda bu güçlü düşmana (Osmanlı’ya) aşırı kibirli davranarak hakaret etmemeye çalışılıyordu.33 Onların bu tutumu, daha sonra görüşülecek barış antlaşmaları şartlarında I. Süleyman tarafından dikkate alındı. Nihayet hariçten gelecek yardımdan ümidini kesen baş şövalye şartlar dahilinde teslime muvafakat etti*. 34

3.2.  Mohaç Seferi 

İstanbul’un fethi, Osmanlı Devleti’nin kesin kuruluşunu ve padişahın durumundaki değişiklikle sonraki büyük fütûhatı hazırlayan esas olaydır. Fetih sayesinde II. Mehmed kendini bir dünya imparatorluğunun sahibi görmüş, mutlak ve sınırsız bir iktidar kazanmıştır.35 Daha sonra I. Selim döneminde yapılan Memlük ve Safevi seferlerinden sonra ise rota Batıya dönmüştür. Bu dönemde Balkanlarda çeşitli fetihler yapılmış ve bölgede Türk hakimiyeti kurulmaya çalışılmıştır. Ancak Orta Avrupa bölgesinin kilidi sayılabilecek olan Belgrad şehrinin kuşatılıp alınamaması, Orta Avrupa topraklarında Osmanlı Devleti’nin fütuhatının önünü kesmekteydi. I. Süleyman, tahta çıkışı sonrası Osmanlı elçisine edilen hakaret sonucu Macar seferine çıkıp Belgrad kuşatmasını bu defa galibiyetle sonuçlandırmış olsa da artık Belgrad, Avrupa devletleri ile Osmanlı arasındaki sınır olmuştur. Bu durum, ilerleyebilmek için fetihten sonraki dönemde bir süre bu şekilde olduğu gibi kalmıştır ancak Belgrad’ın fethi Budin yolunu açmıştı ve stratejik gerekçeler harekatın Belgrad ile sınırlı kalmasını mümkün kılmıyordu.36 Aynı dönemde Avrupa devletlerinin durumu karışıktı. Fransa Kralı I. François ile Habsburg Hükümdarı Karl arasında İtalya’da üstünlük sağlama savaşları sürmekteydi. Karl’ın orduları 25 Şubat 1525 tarihinde Pavia’da Fransızları yendi ve bunun sonucunda I. François tutsak düştü. Pavia’dan sonra Fransızlar Sultan Süleyman’a bir elçi göndererek Osmanlıların V. Karl’a saldırmasını istediler.37 Bu durum, Belgrad’dan sonra Budin’i hedefleyen ancak şartların elverişsizliği neticesinde harekete geçemeyen I. Süleyman için bir fırsat niteliği taşımaktadır. Sultan Süleyman, imparatorun nüfuzunu kırmak için onun müttefiki olarak bulunan Macaristan’a sefer yapacağını ve bu sebeple Fransa kralına etkili bir yardımda bulunacağını vadetti38 ve bu vaat gerçekleştirildi. Padişah, 11 Recep 932 (23 Nisan 1526) pazartesi gününü sefere çıkış günü olarak bildirdi.

Mohaç Meydan Muharebesi

Ertesi gün, gökyüzünün ağarması ile beraber, askerler kalkarak yolların müsait yerlerinde yığınak yaptıktan sonra, boru seslerine ayak uydurarak yürüyüşe geçtiler.39 Mohaç ovasına hakim yüksekliklere ulaşıldığında buradan Macar ordugâhının karaltısı görülebiliyordu. Akşamın yaklaşması sebebiyle savaşın ertesi günü yapılması kararlaştırıldı, bunun üzerine ordunun ağırlıkları ve malzemelerinin indirilip çadırların kurulması emri verildi. Bu işler yapılırken süvariler Macarlar’ın hareketlerini dikkatle takip ediyorlardı. Tam bu sırada Macar alaylarında bir hareketlenme oldu ve ani Macar saldırısının başladığı anlaşıldı. Çatışmanın yaklaşık iki saat sürdüğü Mohaç Meydan Muharebesi neticesinde Macar Kumandanı Tomori, Borza deresi yakınlarında hayatını kaybetti. Kral II. Layoş kaçarken akşam karanlığının da tesiriyle Csele deresinde boğuldu.40 Fütuhat haberinin, ulaklarla gönderilmesinden sonra Padişah, Mohaç’tan kalkarak, kendisine yakışan debdebe ile Macaristan’ın payitahtına doğru hareket etti. Zilhicce’nin üçüncü günü, Budin şehrine vardı.41 Başkentin de alınmasıyla savaş Macar Krallığı’nın bir bakıma sonunu hazırladı. Macaristan topraklarında Osmanlılar’la Habsburglar arasında 150 yıl sürecek olan mücadelenin de ilk adımını oluşturdu. Öte yandan Avrupa’daki siyaset arenasında Osmanlılar’ın ağırlıklarını hissettirdikleri yeni bir devir bu zaferle başlamış oldu.42 Avrupa devletlerinin içinde bulunduğu durum, Habsburg İmparatorluğu’nun rakibi konumundaki Fransa’nın, Osmanlı Devleti’nin desteğine muhtaç duruma düşmesine sebep olmuştur. Ancak hem bu yardımın hem de bu yardım çağrısına verilen olumlu yanıtın tek bir sebebi yoktur. İki devlet, bu sırada birbirlerinin hedeflerini ve politikalarını gözetmiş ve buna göre davranmıştır. Fransa, en ciddi rakibine karşı Avrupa’da fetihler gerçekleştirmek isteyen ve o günün dünyasında muhtemelen Karl’la savaşıp galip gelme ihtimali olan az sayıda hükümdarlardan Sultan I. Süleyman’dan yardım istemiş; Osmanlı Devleti ise Avrupa ilerleyişinin önündeki en büyük engeli, kendisine gelen bu mektupla bir “ittifaklar” zemine çekmiş ve Avrupa’daki en büyük düşmanına karşı, o düşmanı sürekli tehlike altında tutacak bir müttefik edinmiştir. Osmanlı Devleti, Mohaç’ta Budin’i fethetmiş, I. François de esaretten kurtulup ülkesine dönmüştür. Pavia Muharebesi’nden Mohaç Seferi’ne uzanan süreçte Orta Avrupa’nın geleceği bu andan itibaren bambaşka bir görünüme bürünmüştür.

3.3.  Budin Seferi ve Viyana Kuşatması

Sultan I. Süleyman, babasının vefatı üzerine tahta çıktığı 1520 yılından 1529 yılına kadar Avrupa toprakları üzerine dört büyük sefer düzenlemiştir. Bu seferlerin ilk üçü şöyledir; ilki 1521 yılında gerçekleştirilen ve sonucunda Belgrad’ın fethedildiği sefer, ikincisi 1522 yılında gerçekleştirilen ve Rodos’un fethedildiği sefer ve üçüncüsü de 1526 yılında gerçekleştirilen ve Budin ve civarındaki toprakları Osmanlı yönetimine dahil eden Mohaç Seferi. 1521 yılından 1526 yılına kadar geçen beş senelik periyotta gerçekleşen bu seferlerin çeşitli ortak yönleri vardır: ilki hükümdarlar tarafından fethi denenmiş ancak alınamayan yerler olmaları, ikincisi ise I. Süleyman’ın bu üç seferde de galip gelmesidir. Batı yönüne gidilen bu seferlerde elde edilen zaferler, Avrupa üzerinde Osmanlı tehdidini güçlendirmekteydi. 1526 yılında, Sultan döneminde gerçekleştirilen üçüncü seferde ölen son Macar kralı Layoş’un çocuğu yoktu. Macarların başına bir kral gerekli olduğu için, Macar kont ailesinden Zips kontu ve Erdel voyvodası olan Yanoş veya Jan Zapolya, Padişah tarafından yeni kral olarak seçildi. Böylece Osmanlılar, Mohaç’ta kazandıkları ezici zaferin ardından, Tuna ötesindeki Macaristan topraklarını, Yanoş Zapolya (1526-41) yönetiminde bir vasal devlet olarak muhafaza ettiler.43 Ancak bu dönemde (Avusturya Kralı) Ferdinand, Macaristan’a göz dikti ve Osmanlılar tarafından tayin edilen Kral Yanoş üzerine yürüyerek, Macaristan’ın birçok vilayetleriyle kalelerini zorla aldı.44 Bu durum, Osmanlı Devleti’nin savaşarak fethettiği topraklarda bir başka hükümdarın hak talep etmesi anlamına gelmekteydi. Avusturya Kralının bu tutumu, 1526 yılından sonra, I. Süleyman’a Orta Avrupa topraklarına yönelen bir sefer için meşru zemin hazırlamıştı. Sultan da bu fırsatı kullandı. büyük bir ordu hazırlanmasını ve Ferdinand’a haddinin bildirilmesini emir buyurdu. Ferdinand’ın hükümet merkezi, Viyana şehri idi.

Padişah, Ferdinand’ın burnunu ezmek için seferberliğe ehemmiyet verilmesini tembih etti.45 Sultan Süleyman, 10 Mayıs 1529 yılında Gaza-yı Bec denilen Viyana Seferi’ne çıktı.46 Bu, Sultan’ın düzenlediği dördüncü büyük Avrupa seferi olmuştur. 10 Mayıs’ta İstanbul’dan hareket eden ordunun esas hedefini Viyana teşkil etmediğinden muhasara hazırlıklarıyla yola çıkılmamıştır. Ayrıca askerin huzursuz ve gayri memnun hali, bizzat padişahın kış bastırmadan İstanbul’a varmak istemesi muhasaranın kaldırılması kararının alınmasında etkili oldu ve 18 Ekim’de ordu ağırlıklarıyla birlikte tamamen çekilmiş bulunuyordu.47 Sultan I. Süleyman bu bölgede yalnızca Buda’yı (Budin) kuşattı, kısa bir mücadeleden sonra burayı aldı, kale ile şehri Szapolyai’ya (Yanoş Zapolya) bıraktı.48 1521-1529 arası dönemdeki bu dördüncü Avrupa seferinde, seferin amacı doğrultusunda Budin kurtarılmıştır. Ancak Avusturya’nın hükümet merkezi olan Viyana kuşatılmışsa da fethedilememiştir. Bu durum, Sultan döneminde ilk defa yaşanmıştır. Sultan’ın Viyana’nın ele geçirilmesinde çok ısrarcı davranmadığı, askerin memnunsuzluğunun yanında mevsimin de el vermemesi dolayısıyla muhasara kaldırılmıştır. I. Süleyman’ın bu davranışı, aslında amacın Viyana’yı fetih değil, Budin’in elde tutulması ve Osmanlı mülkü olduğunun tescillenmesi mahiyetinde görünmektedir. Öyle ki Sultan, Budin alındıktan sonra Budin’i tehdit eden devletin merkezini kuşatma kudretini göstermiş ve bu durumla beraber Budin’in önemini vurgulayıp 1526’da kılıç hakkıyla aldığı toprakları savaşmadan teslim etmeyeceğini ispat etmiştir.

Sonuç 

Sultan I. Süleyman, dedesi II. Bayezid dönemindeki şehzadeliği döneminde, babasının taht adayı olmasından dolayı sık sık sancak değiştirmiştir. Babası I. Selim’in amcası Ahmed’i taht yolunda geride bırakıp tahta çıkması sonucunda ise daha rahat bir şehzadelik dönemi geçirmiş, kendisini geliştirmeye zaman bulabilmiş ve devlet tecrübesi de edinmiştir. Şehzadeliği döneminde aldığı kaliteli eğitimin ve devletin genel fetih politikalarını doğru okumasının bir sonucu olarak tahta çıkar çıkmaz gerçekleştirdiği fetihler, önceki sultanların fetihlerinin devamı niteliğini taşımıştır. Sultan II. Mehmed’in aldığı bölgeler kadar alamadığı bölgelerle de sonraki sultanlara işaret ettiği fetih alanlarını, I. Süleyman net bir şekilde görmüştür. Bu konuda Sultan II. Bayezid, kardeşi Cem Sultan’ın esir düşmesi sonucu dış siyasetteki adımlarını çok dikkatli atması ve fetih politikasına bu konudan dolayı devam edememesinden dolayı bu mirasın takipçisi olamamıştı. Daha sonra atası I. Selim’in Memlük ve Safevi tehlikelerini bir müddet ortadan kaldırsa da Batıya yönelemeden vefat etmesi sonucu, fütühattaki bu boşluğu dolduran Sultan I. Süleyman olmuştur. Bu dönemde gerçekleşen fetih politikaları bir yandan devletin ilerleyişine hizmet eden makul adımlarken bir yandan da yeni Sultan’ın kendisini ispat etme araçları niteliğine bürünmüştür. 1. Mehmed’in alamadığı bölgelere seferler düzenleyip bu bölgeleri almak, hatta onun da ötesine geçip Orta Avrupa’da Budin şehrine hakim vaziyette olup Viyana’yı muhasara etmek bu konuda başarı elde ettiğini göstermiştir. Öte yandan iktidarı ele alır almaz bu adımları atabilmesinin önemli bir sebebi babasının sekiz yıllık saltanatında ele geçirdiği topraklar ve devlete kazandırdığı ekonomik hareket özgürlüğü alanıdır. Sonuç olarak Sultan I. Süleyman, saltanatının ilk dokuz yılında gerçekleştirdiği dört büyük Avrupa seferiyle devletin yönünü göstermiş, bu bölgedeki fetihlerin devam edeceğinin sinyallerini vermiş ve bunları yaparken de kendi meşruiyetini sağlamlaştırmıştır.

  'Ermeni Soykırımı' Gerçekleri ve Osmanlı'da Ermeniler

KAYNAK



Kaynakça 

Ansiklopedi Maddeleri

Beydilli, Kemal, “Viyana”, C. 43, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2013, s. 115-116.



Dávid, Géza, “Budin”, C. 6, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, s.  345.

Emecen, Feridun, “Mohaç Muharebesi”, C. 30, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ankara, 2020, s.234.

Emecen, Feridun, “Süleyman I”, C. 38, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2010, s.64.

İnalcık, Halil, “Mehmed II”, C. 28, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ankara 1997, s. 403.



Varlık, Mustafa Çetin, C.8, “ Çaldıran Savaşı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1993, s. 93.

Kitaplar

Jorga, Nicolae, Kanuni Sultan Süleyman Yenilmez Türk, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2011.

Ortaylı, İlber, Üç Kıtada Osmanlılar/Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-3, Timaş Yayınları, İstanbul, 2007.



Öztuna, Yılmaz, Kanuni Sultan Süleyman, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989. Öztuna, Yılmaz, Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür-BKY, İstanbul, 2006.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi Cilt II, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988.

Yücel, Yaşar, ve Ali Sevim, Osmanlı Klasik Döneminin Üç Hükümdarı Fâtih-Yavuz-Kanuni, Ankara, 1991.

Tezler



Kapanşahin, Muhittin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, (Doktora Tezi), Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Kayseri, 2007.

Mazlum, Müzeyyen, Osmanlı Kaynaklarına Göre II. Bayezid-Cem Mücadelesi ve Osmanlı Devleti’nin Dış Politikasına Etkisi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006.

Önkahraman, Birce,, Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Osmanlı-Habsburg Stratejilerinin Macaristan Üzerinden Karşılaştırmalı Analizi (1520-1533), (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2020.

Şimşek, Mehmet Can, Şehzade Cem ile II. Bayezid Arasındaki Taht Mücadelesi ve Bu Mücadelede Etkili Devlet Adamlarının Rolü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, 2021.



Makaleler

Sümer, Faruk, “Yavuz Selim Halifeliği Devraldı mı?”, Belleten, C. 56/ S.217 (1992), s.687.

Tapan, Filiz, “Yavuz Sultan Selim’in Tahta Çıkışında Malkoçoğullarının Rolü”, Düzce Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S.2, (2021), s.s..324-325

İnternet Kaynakları



https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/8-yilin-muthis-padisahi-yavuz-sultan-selim- 41335223, son erişim tarihi: 19.05.2022.

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/yavuz-sultan-selim-1597012, son erişim tarihi: 19.05.2022.

Dipnotlar 

1 İlber Ortaylı, Üç Kıtada Osmanlılar/Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-3, İstanbul: Timaş Yayınları, 2007, s.32.

2 Halil İnalcık, Mehmed II, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 28 (1997), s. 403.

3 Yılmaz Öztuna, Yavuz Sultan Selim, İstanbul: Babıali Kültür-BKY, 2006, s.228.

4 Öztuna, Yavuz Sultan Selim, s.251.

5 Mehmet Can Şimşek, Şehzade Cem ile II. Bayezid Arasındaki Taht Mücadelesi ve Bu Mücadelede Etkili Devlet Adamlarının Rolü, (Kocaeli: Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,2021), s. 75.

6 Şimşek, a.g.t., s. 80.

*: Bursa.

7 Şimşek, a.g.t., s.82.

8 Müzeyyen Mazlum, Osmanlı Kaynaklarına Göre II. Bayezid-Cem Mücadelesi ve Osmanlı Devleti’nin Dış Politikasına Etkisi, (Ankara: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006.) s. 68.

9 Mazlum, a.g.t., s.s.69-92.

10 Mazlum, a.g.t., s.151.

11 Yılmaz Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, s.2.

12Yaşar Yücel ve Ali Sevim, Osmanlı Klasik Döneminin Üç Hükümdarı Fâtih-Yavuz-Kanûnî, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991, s.149.

13 Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman, s.3.

14 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi Cilt II, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988, s.s.. 277-280

15 Filiz Tapan, “Yavuz Sultan Selim’in Tahta Çıkışında Malkoçoğullarının Rolü”, Düzce Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S.2, (2021), s. 325.

16Tapan, a.g.m., s.324.

17 Yücel ve Sevim, a.g.e., s.111.

18 Mustafa Çetin Varlık, Çaldıran Savaşı, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.8 (1993), s. 93.

19Öztuna, Yavuz Sultan Selim, s..s. 65-67.

20 https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/8-yilin-muthis-padisahi-yavuz-sultan-selim-41335223, son erişim tarihi: 19.05.2022.

21 Öztuna, Yavuz Sultan Selim, s. 68.

22Öztuna, Yavuz Sultan Selim, s. 90.

23 https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/yavuz-sultan-selim-1597012, son erişim tarihi: 19.05.2022.

24 Faruk Sümer, “Yavuz Selim Halifeliği Devraldı mı?”, Belleten, C. 56/S.217 (1992), s. 684.

25 Sümer, a.g.m., s. 687.

26 https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/8-yilin-muthis-padisahi-yavuz-sultan-selim-41335223, son erişim tarihi: 19.05.2022.

27 Yücel ve Sevim, a.g.e., s.150.

28 Uzunçarşılı, a.g.e., s.353.

29 Feridun Emecen, Süleyman I, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 38 (2010), s. 64.

30 a.e., s.63

31 Birce Önkahraman, Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Osmanlı-Habsburg Stratejilerinin Macaristan Üzerinden Karşılaştırmalı Analizi (1520-1533), (İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2020), s.41.

32Nicolae Jorga, Kanunî, Sultan Süleyman Yenilmez Türk, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2011, s.40.

33 Jorga, a.g.e., s.41.

34 Uzunçarşılı, a.g.e., s.362.

*razı olmak.

35 İnalcık, a.g.m., s.398.

36 Emecen, Süleyman I, s.64.

37 Özkahraman, a.g.t., s.48.

38 Özkahraman, a.g.t., s.49

39 Muhittin Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası (Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2007), s.84.

40 Feridun Emecen, Mohaç Muharebesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 30 (2020), s.234.

41 Kapanşahin, a.g.t., s.90.

42 Emecen, Mohaç Muharebesi, s.235.

43 Kapanşahin, a.g.t., s.91.

44 Kapanşahin, a.g.t. s.93. 45 Kapanşahin, a.g.t., s.94. 46 Özkahraman, a.g.t., s.79.

47 Kemal Beydilli, Viyana, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 43 (2013), s.s. 115-116.

48 Géza Dávid, Budin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 6 (1992), s. 345.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here