Karadeniz’in Jeostratejik Önemi ve Jeopolitik Güvenliği

Okunma Süresi: 4 dk 16 sn

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeniden şekillenen Karadeniz, jeopolitik önemi nedeniyle küresel güçlerin ilgi alanına girmiştir. Doğu ve Batı arasında köprü, Kuzey ve Güney arasında bir kavşak noktası olan Karadeniz, asırlardır Doğu ve Batı medeniyetlerinin odak ve çatışma noktası olmuştur. Karadeniz’in hakimiyeti ve kontrolü, Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Avrasya bölgeleri için jeostratejik önem taşımaktadır. Güvenlik, enerji, ekonomik ve siyasi rekabetin pekiştiği Karadeniz, tarihte savaş ve çatışmalara da tanıklık etmiştir. Karadeniz, Dünya’nın ticaret merkezlerinden biri olmakla beraberinde, jeopolitik konumuyla enerji koridoru görevini de üstlenmektedir.

Karadeniz bölge ülkeleri için enerji ve ekonomik alanlarda işbirliği fırsatları doğurduğu gibi siyasi ve askeri düzeyde de rekabet alanlarını ortaya çıkarmaktadır. Bölgede yaşanabilecek herhangi bir siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı, kaotik senaryolara gebe olabilecektir. Donbas, Kırım, Güney Osetya, Abhazya ve Transdinyester bölgelerindeki mevcut istikrarsızlıklar, Karadeniz’de güvensizlik ortamını tetikleyen ana hatlardır. Karadeniz’de hakimiyet yarışına giren NATO, Avrupa Birliği ve Rusya, süregelen siyasi ve askeri hesaplaşma içerisindedir.

Karadeniz’de Kıyıdaş Devletlerin Deniz Yetki Alanları

Türkiye’nin Karadeniz’deki Rolü

Türkiye, Karadeniz’de sadece bir bölge aktörü olarak yer almayıp, aynı zamanda uluslararası bir aktör olarak da meydana çıkmaktadır. Soğuk Savaş döneminde bölgedeki tek NATO ülkesi olarak konumlanan Türkiye, konjonktür gereği savunma amaçlı politikalar izlemiştir. Türkiye, Karadeniz’de 1685 km kıyı şeridine sahiptir. Dolayısıyla Türkiye, Karadeniz’de en uzun sahil şeridine sahip olmanın getirdiği avantajları da barındırır; Karadeniz sayesinde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya ve Kafkaslar ile Orta Asya’ya kolay biçimde açılma imkânına sahiptir (1).

Türkiye’nin, Karadeniz’deki rolü son derece kritiktir. Doğu ve Batı arasında kalan Karadeniz’in anahtarı, jeopolitik konumu nedeniyle Türkiye’nin elindedir. Bölge ülkelerinin deniz yoluyla Afrika, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya çıkış kapısını Türk boğazları oluşturmaktadır. Karadeniz’e kıyıdaş devletler, Türk boğazları aracılığıyla sıcak sulara yönelme imkanı taşımaktadır. Türk boğazları ve Karadeniz, birbirleriyle bütünleşen stratejik geçiş noktalarıdır. Bu noktada Montreux Boğazlar Sözleşmesi ön plana çıkmaktadır. Montreux Boğazlar Sözleşmesi, kıyıdaş devletlerin güvenliği ve refahı bakımından önemli olmakla birlikte, Türkiye’nin bölgede öne çıkan aktör olmasını da sağlamaktadır.

Türkiye’nin, Karadeniz’e yönelik güvenlik politikaları Montreux Boğazlar Sözleşmesi kapsamında gerçekleşmektedir. Türkiye, Karadeniz’i bir barış denizi olarak görmekte, bölge ülkelerine de bu ilkeyi dikte etmekte ve teşvik etmektedir. 2006 yılında NATO tarafından yürütülen Akdeniz merkezli deniz güvenliği odaklı Etkin Çaba Harekâtı’nın (Operation Active Endeavour) Karadeniz’e genişletilmesine Türkiye karşı çıkmıştır. Bunun nedeni, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden itibaren uyguladığı ‘Denge Politikası’nın ABD tarafından bozulmasını istememesidir (2).

Türk boğazları (Çanakkale ve İstanbul)

Sonuç Olarak;

ABD, Karadeniz üzerinden Kafkasya ve Asya’nın giriş kapılarını himaye altına alma, potansiyel enerji kaynakları ve kilit ticaret noktaları üzerinde söz sahibi olma arayışlarını sürdürmektedir. ABD, Romanya ve Ukrayna üzerinden Karadeniz’de sağlanan denge statükosunu kırmaya yönelik askeri ve diplomatik adımlar atmakta, Karadeniz coğrafyasında bulunan kıyıdaş devletler arasında güvensizlik ortamı yaratmaya yönelik olarak doğrudan veya dolaylı yollarla planlar uygulamakta, Karadeniz’deki stratejik enerji hatlarını tehdit edici stratejiler izlemekte ve Karadeniz havzasındaki NATO üyeleri veya NATO’ya yakın ülkeler üzerinden kışkırtıcı provakatif tutumlar sergilemektedir.

ABD’nin, Karadeniz üzerinde hakimiyet arayışını askeri boyutta sürekli olarak yinelemesi ve Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ni ihlal edebilecek potansiyel tavırlar ortaya koyması, Karadeniz’de olası bir sıcak çatışmanın tohumlarını ekmektedir. ABD’nin Karadeniz politikaları, sadece Rusya nezdinde değil tüm kıyıdaş devletlere yöneliktir. Bu kapsamda, ABD ve NATO’nun Karadeniz’deki eylemleri ve söylemleri, kıyıdaş ülkelerin yararına olmayacağı gibi uzun vadede zararlı sonuçlar doğuracaktır.

Rusya, NATO tehdidi karşısında Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin savunma ve güvenlik anlayışlarını göz ardı etmemeli, bölgede ileriye dönük ekonomi ve enerji alanında işbirliği fırsatlarına odaklanmalı, ABD ve NATO’nun bölgede provakatif eylem ve adımlarına olanak tanıyacak izlenimlerinden kaçınmalı, başta askeri güç kullanımından önce diplomasiyi ele alarak Ukrayna ve Gürcistan gibi kıyıdaş devletlerle tekrardan masaya oturmalıdır. Karadeniz’in bir diğer büyük gücü olan Türkiye ile de -her ne kadar NATO üyesi olursa olsun- bölge ülkelerinin kalkınmasında önemli roller almalı, tarihsel hırsların peşine düşmemeli ve kıyıdaş devletlere karşı samimi politikalar gütmelidir.

Rusya’nın, Gürcistan ve Ukrayna’daki askeri hamleleri jeopolitik bir kazanım olarak düşünülse de bu uzun vadede sosyal ve siyasi alanda yanlış politikalara sebebiyet verecektir. Rusya’nın iki ülkeye yönelik söz konusu askeri hamleleri bir taraftan da bilerek veya bilmeyerek NATO’nun bölgedeki adımlarına olanak sağlamıştır.

Karadeniz’den Geçen Enerji Hatları

Türkiye, hem bir NATO üyesi hem de bir Karadeniz ülkesi olarak Montreux rejimine bağlı kalmakla beraberinde Karadeniz’de denge politikalarından vazgeçmemelidir. Türkiye’nin gerek jeopolitik gerekse jeostratejik konumu nedeniyle Karadeniz’de siyasi ve askeri dinamikleri değiştirecek potansiyele sahiptir. Mevcut konjonktürde Türkiye’nin Karadeniz’de izlediği ve benimsediği politikalar, NATO ve Rusya ekseninde bağlayıcı ve taktiksel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’nin kıyıdaş devletler ile devam edebilecek yakın işbirliği ve kıyıdaş devletler ile birlikte izleyeceği yol haritası, bölgeye yabancı devletlerin katılımını zorlaştırabilecektir. Türkiye, Rusya-Ukrayna krizinde rol alması durumunda NATO’nun Karadeniz’deki faaliyetleri zayıflayabilir. Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleşebilecek bir işbirliğinin sadece bölgede değil, aynı zamanda uluslararası alanda da etkili olabileceği söylenebilir.

Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin bölgede birbirleriyle barışçıl ve dostane politikalar gütmesi, Montreux rejiminin muhafaza ve müdafaa edilmesi, ekonomi ve enerji alanında bölgesel paktların uluslararası alana taşınması ve denizcilik alanında yeni işbirliği fırsatlarının çoğaltılması, Karadeniz’i ilelebet dostluk denizi kılmayı sürdürecektir. Karadeniz’de yabancı bir unsurun rahatça hareket edebilmesi, kolayca manevra alanını genişletmesine sebep olacaktır. Bu durum kıyıdaş devletler açısından uzun vadede tehdit ve tehlike teşkil eder.

Karadeniz Harita

Karadeniz’deki jeopolitik yüzleşmeye sadece NATO ve Rusya odaklı bakılmaması gerekmektedir. Karadeniz’in yeniden şekillenmesini isteyen ülkeler, ‘Karadeniz’i Balkanlaştırma’ya yönelik çeşitli stratejiler geliştirmektedir. Bu sinsi politikalara karşı Karadeniz ülkelerinin birbirleri ile dayanışma göstermesi zaruri olup, bilerek veya bilmeyerek bu politikaların birer parçası olmamalıdırlar. Kıyıdaş ülkelerin birbirleriyle herhangi bir ihtilafa düşmemek için kırmızı çizgilerini kendi aralarında diplomatik yollardan ve diyalog kanallarından çözmesi elzemdir.

KAYNAK



(1) Davutoğlu, a.g.e., s. 160-161.

(2) Sezai Özçelik, “Karadeniz’deki Rus ve ABD Güçlerine Uzman Bakışı”, Mart 2014, Turksam.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.



Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here