Küreselleşme ve Küreselleşmenin Tarihsel Gelişimi

Okunma Süresi: 9 dk 20 sn

Yeni bir sözcük olmasına rağmen eski bir süreci tarif eden ve dünyanın değişim sürecinin açıklanmasında kullanılmış olan “küreselleşme” konusunda ortak bir tanım yoktur. Zengingönül (2004:12)’e göre küreselleşme konusundaki tanımların ortak özelliği ortak bir tanım oluşturamamalarıdır. Küreselleşme kavramının yapılmış olan değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. Bu tanımlar çeşitli sınıflandırmalara tabi olmakla birlikte, çalışmada küreselleşme, pozitif yaklaşım ve eleştirel yaklaşım olarak iki gruba ayrılmaktadır.

Pozitif yaklaşıma göre küreselleşme:

Giddens’a (Giddens, 2000: 67) göre küreselleşme, artan karşılıklı ilişkileri ve bu ilişkilerin sadece ekonomik değil toplumsal, kültürel ve politik alanlarda da etkili olmasını ifade etmektedir. Harvey’ e (Coştu, 2005: 97) göre küreselleşme, Dünyanın küçülerek yoğunlaşması, iletişim ve bilişim teknolojisindeki gelişmelerin, haberleşme ve ulaşımı daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz hale getirmesinin ve böylelikle karşılıklı bağımlılığın artmasının sonucudur. David Harvey’in “zaman-mekân sıkışması” olarak da tanımladığı bu durum, dünyanın “tek bir mekân” olarak küçülmesini, yani Mc. Luhan’ın tabiriyle dünyanın “küresel köye” dönüşmesini hızlandırmıştır.

Anthony Giddens

Böylece, bilgiyi toparlama, değerlendirme, kullanma ve üretime uygulama daha hızlı ve daha verimli hale gelirken, toplumsal yapıyı etkileyen yönetim, üretim, tüketim ve dağıtım alanlarında köklü değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Devlet Planlama Teşkilatının tanımı ise (DPT, 1995: 23) “küresel bütünleşme, ülkeler arasındaki iktisadi, siyasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi ideolojik ayırımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin, inanç ve beklentilerin daha iyi tanınması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen ancak, birbirleriyle bağlantı olguları içerir.” Küreselleşme sürecine pozitif bir gözle bakan bu tanımlar, küreselleşme sürecinde ülkelerin daha fazla birbirine bağlı duruma gelerek ülkeler arası ilişkilerin arttığı ve kutuplaşmanın çözümlenerek başta ekonomik olmak üzere her alanda bütünleşmesinin ve uluslararası aşmanın öne çıktığı fikrini ortaya koymaktadır.

Eleştirel yaklaşıma göre küreselleşme:

Boratav’a (Boratav, 2001: 16) göre, küreselleşme “soğuk savaş döneminden sonra, kapitalizmin yeni bir açılımla dünya geneline yayılmasıdır”. Kazgan’a (Kazgan, 2002: 67) göre küreselleşme, “ciddi bir olgu ve gerçekliktir, son derece yıkıcı sonuçlar ve sorunlar yaratmaktadır ve bütün parlak söylemlere rağmen, büyük sermayenin içine girdiği bunalımdan kurtulmanın arayışından başka bir şey değildir. Yeldan’a (Yeldan, 2003: 428) göre küreselleşme, “neo-liberalizmin ideolojik bir söylemidir ve küreselleşme olgusu, ulusal ekonomilerin dünya piyasalarıyla eklemlenmesi ve bütün iktisadi karar süreçlerinin giderek dünya kapitalizminin sermaye birikimine yönelik dinamikleriyle belirlenmesidir.”

Küreselleşme sürecine eleştirel bir şekilde bakan bu tanımlar, küreselleşme sürecinin aslında yeni bir olgu olmadığını ve kapitalizmin bir nitelik dönüşümü olarak ortaya çıktığını, bu sürecin yok ederek ürün elde eden bir makine olduğunu ve ülkelerin bu süreç sonunda karşılaştıkları durumların yoksulluk, işsizlik ve krizlerden ibaret olduğunu ifade etmektedir. Küreselleşme üzerine tam ve net bir tanım vermek kolay olmasa da mal, hizmet ve sermayenin artan hareketliliği sonucunda sınır ötesi karşılıklı ekonomik bütünleşme ve ulusal ekonomilerin dünya piyasalarına dâhil olma sürecinde dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan toplum ve devletlerarasındaki iletişimin ve etkileşimin artması ve karşılıklı bağımlı hale gelinmesi olarak ifade edilebilir. Ayrıca küreselleşme, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin ulusal sınırlar dışına taşarak dünya geneline yayılması (Erbay, 1998:178) olarak da değerlendirilmektedir. Küreselleşme, esasen yeni bir olgu değildir. Küreselleşmenin tarihi farklı coğrafyalarda yaşayan insan toplulukları arasındaki ilişkilerin tesis edildiği zamana kadar gitmektedir. Bununla beraber, bugün sahip olduğu anlam itibariyle, küreselleşmenin üç evreden geçerek günümüzdeki halini aldığı söylenebilir.

Bu evreler şu şekilde sıralanabilir: 19. yüzyılın sonlarından 1914’lere kadar olan dönem, 1914’lerden 1945-50’lere kadar olan dönem ve 1945-50 sonrası dönem. 19. yüzyılın sonlarından 1914’lere kadar geçen dönemde, küreselleşmenin, özellikle iktisadi anlamda, oldukça ileri bir seviyede olduğu görülmektedir. Bu dönemde, uluslararası ticaretin önündeki engel ve tarifeler yok denecek seviyelere varmış, küresel piyasaların bütünleşmesi derinleşmiş, ulaşım maliyetleri ve uluslararası alanda kişilerin serbest dolaşımı önündeki kısıtlamalar azalmıştır (Oran,2001:5). Küreselleşme lehinde gelişen bu durum, 1914’lerden 1945-50’lere kadar olan süreç içerisinde ise tersine dönmüştür.

I. Dünya Savaşı ile başlayan, Büyük Bunalım ile devam eden ve II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile sona eren bu dönem, küreselleşme dinamiklerinin ve küresel bütünleşme akımlarının ciddi bir biçimde sekteye uğradığı bir dönemdir. Siyasi anlamda aşırı-milliyetçilik, iktisadi anlamda korumacılık ve kendi kendine yeterlilik türündeki eğilimler bu dönemin tipik özellikleridir. 1945-50 sonrası dönemde ve özellikle 1980 sonrasında ise küreselleşme hız kazanarak benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır.

Bu durumun türlü nedenleri vardı. Ekonomik anlamda, uluslararası ticaret hacmi ve uluslararası sermaye akımlarının hızı daha önceden görülmemiş seviyelere ulaşmış, küresel üretim süreçleri büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Diğer yandan, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde böyle büyük bir savaşın bir kez daha yaşanmamasını gerçekleştirmek isteyen, siyasi küreselleşme hız kazanmıştır. Ayrıca, teknolojik anlamda, bu dönemde, dünyanın hemen her kesimini etkisi altına alan bir iletişim devrimi yaşanmıştır. Son olarak ve bilhassa 1980 sonrasında, küreselleşmenin ekonomik, siyasal, teknolojik ve kültürel boyutları da dünya gündeminin ilk sıralarında yer almaya başlamıştır.

1. Küreselleşme Kavramının Boyutları 

Küreselleşme, çok boyutlu bir kavram olup, tüm bu boyutların karşılıklı etkileşimi sonucunda şekillenmektedir. Dolayısıyla, küreselleşme kavramı açıklanırken, bu farklı boyutların dikkate alınması önemlidir.

1.1. Küreselleşmenin Ekonomik Boyutu

Birçok düşünürün sıkça belirttiği görüşe göre küreselleşme gücünü ve hâkimiyetini ekonominin işleyişinden aldığı yönündedir. Bu düşünceye göre küreselleşmenin birinci boyutu ekonomiktir. Daha sonra insanoğlunun temel yaşamsal zorlukları yendikten sonra iktidara yönelik zorluklar dünya hâkimiyeti vs. üst yapısal diyebileceğimiz küresel ve siyasi ve diğer ilişkilerin küreselleşmeleri beraberinde getirdiği fikri ağırlıklı düşünce olabilmektedir (Sağlam,2007: 7). Ekonomik küreselleşme, genel anlamda ülke ekonomilerinin bütünleşmesini, yani dünyanın tek bir pazarda bütünleşmesini ifade eder. Bir başka deyişle ekonomik küreselleşme, ülkeler arasında mal, sermaye ve emek akışkanlığının artması sonucu ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi, dünya ölçeğinde karşılıklı etkileşimlerin yoğunlaşması ve yaygınlaşması olarak ifade edilmektedir.

Dünya Ticaret Örgütü üyeleri (koyu mavi ile gösterilenler)

Ekonomik küreselleşme sürecinde yaşanan en önemli gelişmelerden biri, yoğunlaşan ticari faaliyetler nedeniyle ülkelerarası karşılıklı bağımlılığın, işbirliğinin ve benzerliğin artmasıdır. Ticaret bağlantıları arttıkça da ulusal ilişkiler değişmekte, uluslararası tercihler gelişmekte, yaygınlaşmakta hatta mecburiyete dönüşmektedir (Aslan,2005:13). Aslında ticaretin uluslararası yaygınlaşması yani ticaretin küreselleşmesinde bazı gelişmelerin büyük rolleri olmuştur. Bu gelişmelerin başlangıcında da, 1947’de kurulan GATT çerçevesinde gümrük tarifeleri ve kotaların kaldırılarak uluslararası ticaretin evrensel boyutlarda serbestleştirilmesi çalışmaları vardır (Bugün GATT’ın yerine Dünya Ticaret Örgütü (WTO) geçmiş bulunmaktadır). Bunların yanında elbette teknolojik gelişmelerin önemli etkileri vardır. Bu gelişmelerle birlikte taşıma maliyetleri düşmüş, uluslararası Pazar daha kolay izlenir bir hale gelmiştir. (Seyidoğlu,2003:189)

1.2. Küreselleşmenin Siyasal Boyutu

Siyasi küreselleşme, Westphalia (1648) Barış Antlaşması’nın ardından uluslararası sistemin ana aktörü konumuna gelen devletlerin uluslararası sistem içerisindeki konumunu geçersiz kılan; güvenlik, barış ve demokrasi gibi değerleri artık devletlerarası ilişkilerle sınırlanması gereken küresel bir anlayışı gerektirmektedir (Çetin, 2008: 178).Uluslararası sistemdeki değişme, devletlerin yönetimleri üzerinde kurumsal düzeyde etkilerini göstermeye başlamıştır. Uluslararası ilişkiler sisteminde farklı aktörlerin ortaya çıkmasıyla birlikte devletler diplomatik örgütlenmeyi kendilerinin yönetebilmesini yitirmeye başlamış ve devletlerarası diplomasinin önemi ve işlevselliği azalmaya başlamıştır (Güler, 1996: 55).Yenidünya düzeninde ulusal sınırların dışındaki kurumların önem kazanması, ulus devleti bir kenara itmekte ve sistemi devlet odaklı olmaktan çıkarmaktadır (Gerşil, 2004: 154).

Westphalia sistemini temsil eden bir görsel

Bu nedenle de ulus devletin egemenliği sorgulanmaktadır. İnsanların insan haklarıyla, hakkaniyetle, demokrasiyle, temel maddesel ihtiyaçların karşılanmasıyla, çevrenin korunmasıyla ve silahsızlanmayla ilgili kaygılarındaki büyük yükselme, günümüzde yönetime katkıda bulunabilecek yeni aktörler de yaratmıştır. Ortaya çıkan tüm farklı sesler ve kuruluşlar, küresel etkisi büyük olan türlü siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel amaçların promosyonunu yapmakta giderek daha aktif duruma gelmektedirler.

Bunların çoğu insanlıkla ve insanların içinde yaşadığı çevreyle ilgili olumlu kaygıların etkisindedir, ama içlerinden bazıları olumsuz, kendi çıkarına dönük ve yıkıcı bir tutum içindedir. Ulus devletler tüm bu güçlerin görünümlerine uyum sağlamak ve hepsinin yeteneklerinden yararlanmak durumundadır (BM KYK,1996,24-25). Gerçekten de bugün bir yandan “devlet üstü” yetkilerle donatılmış yeni küresel ya da bölgesel örgütlenmelerle klasik “devlet” yapısı sarsılmaya başlarken, öte yandan “ulus” kavramı da giderek yerini (etnik, kültürel ya da çıkar birliğine dayalı) “alt topluluk” kavramına bırakıyor(Ülman,1992:47). Uluslararası sistemdeki değişme, devletlerin kamu yönetimleri üzerinde kurumsal düzeyde etkilerini göstermeye başlamıştır. Örneğin ulus-devletlerarasındaki ilişkilerin özeti olan “diplomasi”nin önemi ve işlevselliği giderek azalmıştır. Uluslararası ilişkilerin devlet-devlet ilişkisi olmaktan çıkarak devletulusaşırı şirket ya da devlet-uluslararası örgüt ilişkileri ile çeşitlenmesi, geleneksel diplomatik örgütlenmenin tekelini yitirmesine yol açmıştır (Güler,1996:55). Gerçekten de, devletler insanı dünyaya karşı temsil etmekten çok, karmaşık bir dünya sistemini insanlara temsil ediyora benzemektedirler. Liberalizasyon, özelleştirme, yapısal uyum politikaları, tüm devletleri etkilemekte; yerel ve dış fiyatlar arasında tutarlılık yaratmakta ve dünya pazarının yerel piyasadaki egemen etkisinin aracı olarak iş görmektedirler. Öte yandan teknolojik ilerlemeler artık ulusal sınırları daha gözenekli hale getirmiştir. Devletler egemenliklerini korumakla birlikte, hükümetler, otoritelerinde bir erozyon görmenin acılarını yaşamaya başlamışlardır. Emeğin, paranın ve enformasyonun sınır aşırı hareketlerini kontrol edebilme güçleri çok azalmıştır. Küreselleşmenin baskılarını her düzeyde yaşarlarken, tabandan gelen hareketler ile bazen de bazı hak ve yetkilerin devri (belki de kaldırılması) söz konusu olabilmektedir.

Aşırı durumlarda bazen kamu düzeni çözülebilmekte, çığırından çıkan şiddet karşısında, Liberya ve Somali’de olduğu gibi, kurumlar çökebilmektedir (BM KYK,1996,30). Küreselleşme ile birlikte sonuç olarak demokrasi, insan hakları, özgürlük, çevrenin korunması gibi temel değerler evrensel nitelik kazanırken, her düzeydeki yönetim aracı gibi ulus-devlet de demokratikleşme, yerelleşme, saydamlık, katılım, esneklik, hesap verilebilirlik gibi güçlü eğilimlerin yoğun baskısı altında yeniden şekillenmeye zorlanmaktadır. Bu çerçevede devletin küçülmesi, özelleştirme, siyasal reformlar, sosyo-ekonomik politikaların dönüşümü gibi stratejiler, ülkelerin temel politikaları haline gelmiştir (Köse,2003:3).

1.3. Küreselleşmenin Kültürel Boyutu

Küreselleşmenin kültürel yönü, toplumların karşılıklı iletişim ve etkileşiminin sürekli olarak artması ile açıklanabilir. Bunun yanında, yurttaşlık kimliği gibi genel kimlik yapılarının yerini farklı etnik, dinsel, sosyal ve siyasal kimlikler almaya başlamıştır. Bunun yanında tüketim ve popüler kültür gibi etkenlerle de toplumların birbirine benzeme süreci söz konusudur. Dünyanın hemen her yerinde ABD bayrağı taşıyan T-shirtler, İngilizcenin küresel dil hale gelmesi, aynı müziklerin dinlenmesi gibi olgular, kültürel açından bir küreselleşmenin yaşandığını da göstermektedir. (Köse,2003:3-4),(Sağlam,2007:8-9) İşte bu ve benzeri koşullar küreselleşmenin toplumsal ve kültürel anlamda da kendisini göstermeye başladığının bir göstergesidir.

Teknolojik gelişmeye, özellikle iletişim teknolojisindeki hızlı ilerlemelere bağlı olarak toplumların sosyal ve kültürel yapılarının da, olumlu ya da olumsuz bir biçimde dönüşüme uğradıkları görülmektedir. Batı kültürü ile yerel kültürlerin etkileşimini sağlayan bir sürecin sonucunda hangi kültürlerin kazançlı çıkacağı şimdiden kestirilemezse de, başlangıç için iletişim olanaklarından sonuna kadar yararlanabilen Batı kültürünün diğer kültürler karşısındaki egemen konumunu güçlendirdiği söylenebilir. Batılı olmayan bağlamlarda ise, teknoloji bir yandan yerel kültürleri tehdit ederken, bir yandan da onlara kendi kültürel iletişim ve bilgi ağlarını kurma olanağını sunmaktadır.

Bu şekilde yerel kültürler canlanıp hareketliliklerini artırabilmekte, dinsel ve geleneksel değerlere dönüşebilmekte ve oluşmakta olan bir dünya toplumunun öteki yüzü olarak belirmektedir. İletişim ve bilginin küreselleşmesi, benzer olmayan bir dünyaya yol açmaktadır; kültürün küresel düzeyde homojenleşmesiyle, buna tepki olarak yerel kültürlerin güçlenmesi eşzamanlı olarak gerçekleşmektedir. Avrupa-Amerika merkezli kültür veya yaşam tarzının küresel düzeyde benimsenmesi veya buna tepki olarak yerel kültürlerin güçlendirilmesi şeklindeki akımlara karşıt olarak, yerel kültürle küresel kültürün çeşitli düzeylerdeki sentezlerinin benimsenmesi de bir çıkış yolu olarak karşılanmaktadır.

  Evrimsel Dönüşümsel Yaklaşım Açısından Küreselleşme

KAYNAK



Boratav, K. (2001). 2000-2001 Krizinde Sermaye Hareketleri. İşletme ve Finans Dergisi.

BM Küresel Yönetim Komisyonu(1996), Küresel Komşuluk, Türkiye Çevre Vakfı Yayını, Ankara.

Coştu, Y. (2005). Küreselleşme Üzerine Bazı Düşünceler, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, IV(7-8):90-105



DPT, (1995), Dünyada Küreselleşme ve Bölgesel Bütünleşmeler. Ankara: DPT Yayınları 2375, ÖIK: 440.

Erbay, Y. (1997). Kavram Olarak Küreselleşme, Milli Kültürler ve Küreselleşme, Türk Yurdu Yayınları, Ankara.

GERŞİL, Gülşen, (2004), “Küreselleşme ve Çok Uluslu İşletmelerin Çalışma İlişkilerine Etkileri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6 (1).

GÜLER, Birgül Ayman, (1996), “Yeni Sağ ve Devletin Değişimi: Yapısal Uyarlama Politikaları”, TODAİE, Ankara.



Giddens, A. (2000), Elimizden Kaçıp Giden Dünya, Alfa Basım Yayınları, İstanbul.

Kazgan, G. (2002), Küreselleşme ve Ulus Devlet: Yeni Ekonomik Düzen, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.

Köse, Ömer (2003), “Küreselleşme Sürecinde Devletin Yapısal ve İşlevsel Dönüşümü”, Sayıştay Dergisi, Sayı:49.

Oran, Baskın (2001), Küreselleşme ve Azınlıklar, İmaj Yayınevi, 4.Baskı, Ankara.



Sağlam, Serdar(2007), “Küreselleşmeye Yaklaşımlar”, Genç Sosyal Bilim Forumu AGORA, Sayı:13.

Seyidoğlu, Halil(2003), Uluslararası İktisat Teori Politika Ve Uygulama, Güzem Can Yayınları, İstanbul.

Yeldan, E. (2003). Neo-Liberalizmin Bir Söylemi Olarak Küreselleşme. İktisat Üzerine Yazılar I, Küresel Düzen; Birikim Devlet ve Sınıflar. Derleyen Ahmet H. Köse, Erinç yeldan, Fikret Şenses, İletişim yayınları, İstanbul.

Zengingönül, Oğul(2004), Yoksulluk Gelişmişlik Ve İşgücü Piyasaları Ekseninde Küreselleşme, Adres Yayınları, Ekim, Ankara.

E-BÜLTENE ABONE OLUN



Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here