Bilge Kral: Aliya İzzetbegoviç

Okunma Süresi: 14 dk 19 sn

Aliya İzzetbegoviç’i dünya çapında üne kavuşturan yalnızca Bosna Hersek’in kurucu cumhurbaşkanı olarak zafer kazanmış bir lider olması değil; hayatının büyük kısmını araştırmaya, bilime, tarihe, felsefeye ve İslam’a ayıran büyük bir İslam mütefekkiri olması ve düşmanlarının dahi onu bu nedenle “Bilge Kral” olarak anmasıdır. İzzetbegoviç, hayatı boyunca ülkesinin içinde bulunduğu sıkıntılı ve parçalanmış duruma ve İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunlara kafa yormuş ve çözüm yolları aramıştır. Başta dünyaca ünlü “Doğu ve Batı arasında İslam” eseri olmak üzere tüm dünya tarafından kabul gören pek çok esere imza atmış olan İzzetbegoviç; bir entellektüel, düşünür ve ülkesi için cephede savaşarak devlet kurmuş bir liderdir.

Bosna Hersek

Bu çalışma; İzzetbegoviç’in hayatı, fikirleri ve siyasi mücadelesi üzerine bir özet ve değerlendirmedir. Boşnaklar 19. yüzyılda önemli birkaç olay yaşamıştır. 19. yüzyılın sonunda Osmanlı’nın hâkimiyetinde olan Bosna-Hersek bu dönemde Avusturya devleti tarafından işgale uğramış ve sahip oldukları değerler zorla değiştirilmiştir. Bu durum Bosna-Hersek halkı için tarihî bir kırılma olmuştur. Müslüman Boşnakların, Osmanlı hâkimiyetinin ortadan kalkmasıyla kimlik ve medeniyetlerinde değişiklikler başlamıştır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupalı devletlerin işgal ettiği Bosna-Hersek, özgürlük savaşı vermiştir.

Osmanlı hâkimiyetinin sonlanmasından bir asır sonra ise Bosna-Hersek, tarihe kara bir leke olarak geçecek katliamlara ve Srebrenitsa Soykırımı’na maruz kalmıştır. 1990’dan sonra yaşanan özgürlük savaşının en büyük kahramanı Aliya İzzetbegoviç olmuş ve bir ömür süren siyasi ve sosyal ve felsefi mücadelesinin ardından bağımsız Bosna-Hersek’in kurucu cumhurbaşkanı seçilmiştir[1].

Erken Yaşamı ve Gençlik Yılları

1925 yılında Bosna’nın Samac kasabasında dünyaya gelen Aliya İzzetbegoviç İslami değerlere bağlı muhafazakâr bir aile yapısı içerisinde büyümüştür. Keza İslam’ı yaşayışı ve kavrayışında annesinin dindarlığının büyük etkisi olduğunu pek çok kez dile getirmiştir. Din, tarih gibi konulara ilgili bir genç olan İzzetbegoviç, bunların yanında Batı felsefesine de ilgi duymuş, Bergson’un Yaratıcı Devrim, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi ve Spengler’in Batı’nın Çöküşü gibi eserlerinden etkilenmiştir. 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Boşnaklara ve Balkanlar’da müslümanlara karşı Sırp ve Hırvatlar’ın uyguladığı baskıcı politikalar şiddetini arttırmış ve bu duruma karşı 1939 yılında Dr. Mehmet Sapho önderliğinde “Genç Müslümanlar” teşkilatı kurulmuştur.

Genç Müslümanlar Teşkilatı

İslam’ı ve hümanizmi savunan komünizm ve faşizmi ise şiddetle reddeden bu teşkilata Aliya İzzetbegoviç henüz lise yıllarında dahil olmuş ve dünya görüşü şekillenmeye başlamıştır. İzzetbegoviç, teşkilatın kuruluş felsefesini ve düşüncelerini şu cümlelerle ifade etmiştir: “1940’ların başında Genç Müslümanlar hareketi ortaya çıktığında, Müslüman dünya çok kötü bir yoldaydı. Bağımsız olan sadece birkaç Müslüman ülke vardı.

Biz bunu kabul edilemez bir durum ve İslam’ı da, özünü muhafaza ederek kendisini güncele taşıyabilmesi gereken canlı bir fikir olarak görüyorduk. Müslüman dünyada olanlardan, yabancıların askerleri ya da sermayeleri yoluyla kurduğu hâkimiyetten rahatsızdık”[2]. İzzetbegoviç ayrıca bu süreçte Metiljeviç’in “Gerçekliğin Işığında İslam” ve Osman Nuri Hadziç’in “Muhammed ve Kuran” eserlerini şevkle okumuş ve düşüncelerini teşkilattaki arkadaşlarıyla çok kez tartışmıştır[3]. İzzetbegoviç, 1946 yılında bu teşkilata mensup olduğu ve İslam Devleti kurma emellerinin bulunduğu gerekçesiyle bir grup arkadaşıyla beraber Yugoslavya Başkanı Tito tarafından tutuklatılmış ve üç yıl hapis yatmıştır. 1949 yılında tahliye edildikten sonra gençlik yıllarından beri tanıdığı Halide Hanım ile evlenmiştir. Bu evlilikten sonrasında üç çocuğu olmuştur. Öğrenimine de kaldığı yerden devam eden İzzetbegoviç ilk önce Ziraat Fakültesi’ne girmiş sonrasında fikrini değiştirerek Hukuk Fakültesi’ne başlayıp 1956 yılında başarıyla tamamlamıştır. Mezuniyeti sonrasında 10 yıl boyunca Karadağ’da bir fabrikanın inşaatında çalışmış, bu sırada İslam ile ilgili bazı yazılar yazmıştır. Yazılarının birçoğunu yayınlama fırsatı bulamamıştır. İzzetbegoviç, Genç Müslümanlar Teşkilatı dağılsa da üyeleriyle gizli şekilde buluşmaya ve çalışmalar yürütmeye devam etmiştir. Josip Broz Tito liderliğindeki Yugoslavya’da Müslümanlar’ın hakları için mücadele etmeye devam eden İzzetbegoviç, Bosna Hersek İslam Birliği’nin yayın organı “Preporod” gazetesinin yanı sıra “Takvim” ve “Glasnik” gibi bültenlerde de yazılar yazmış, camilerdeki sohbetlere katılmıştır. İzzetbegoviç yazılarını, çocukları Leyla, Sabina ve Bakir’in baş harflerinden oluşan “LSB” takma adıyla yayınlamıştır. İzzetbegoviç’in Boşnak ve tüm Müslüman dünyasını gaflet uykusundan kaldırmak amacıyla yazdığı makaleler büyük etki yaratmıştır. 1960’lı yıllarda yazmaya başladığı ve çok ses getiren “İslam Deklarasyonu” adlı eserini 1970 yılında yayınlamıştır.

Aliya İzzetbegoviç, yazmış olduğu “İslam Deklarasyonu” ve “İslam Rönesans’ının Sorunları” adlı eserleriyle yalnızca ülkesinde değil Balkanlar’da yaşayan tüm Müslümanlar için önemli tespitlerde bulunmuş ve İslam dünyasının başlıca sorunlarını ele almıştır. Ayrıca bu dönem içerisinde dünya çapındaki en önemli eseri kabul edilen “Doğu ve Batı arasında İslam” adlı eseri üzerinde de çalışmalarını sürdürmüştür. O dönemde yazdığı makalelerde İzzetbegoviç, insanları, yönetimdeki komünist rejime karşı açık bir şekilde karşı koymaya çağırmamıştır. Buna mukabil Müslümanların hayatın her alanında daha aktif rol almalarının önemi ve Müslüman çocuklarının özellikle de kız çocuklarının eğitim görmelerinin gereği gibi hususları vurgulamıştır.

1983 yılına gelindiğinde Saraybosna Davası’nda yargılanan ve ikinci kez hapse atılan İzzetbegoviç tam 14 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Bir yıl sonra 1984 yılında tüm dünyada büyük etki yaratan “Doğu ve Batı arasında İslam” adlı eserini yayınlamıştır. İzzetbegoviç, entellektüel dünyada kendisini büyük üne kavuşturan ve serbest bırakılmasında etkili olan bu eserinde Batı’nın bilimi ve materyalizmi ile İslam’ın savunduğu dini ve felsefi değerleri ayrıntılı olarak ele almış ve karşılaştırmıştır. İzzetbegoviç, Müslümanlar için gelişime kapalı sadece ibadete dayalı bir yaşamı da, İslami değerlerden uzak yalnızca bilime dayalı materyalist bir yaşamı da reddetmiştir. Nitekim bu düşüncelerini “Bilim veya din değil, bilim ve din; işte İslam bu.” sözleriyle ifade etmiştir.

Bosna Bağımsızlık Savaşı ve Cumhurbaşkanlığı

Komünist ideolojiden kurtulmanın başlangıcı olarak değerlendirilen Berlin duvarının yıkılması ve 1990 yılında Bosna Hersek Komünist Partisi’nin dağılmasının ardından Yugoslavya çökmüş, serbest bırakılan İzzetbegoviç de aynı idealleri paylaştığı arkadaşlarıyla Bosna Hersek’in bağımsızlık kazanmasında büyük role sahip olan Demokratik Eylem Partisi (SDA) ’ni kurarak siyasi faaliyetlerine başlamıştır. İzzetbegoviç, siyasi parti lideri olmasıyla birlikte hayatı boyunca savunduğu ilkeleri siyaset sahnesinde uygulama fırsatı bulmuştur. 1990 yılında yapılan ilk çok partili seçimden zaferle çıkarak Yugoslavya’yı oluşturan altı federal yapıdan biri olan Bosna-Hersek Federal Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçilen Aliya İzzetbegoviç, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte çıkan iç savaşta zorlu bir süreçle karşı karşıya kalmıştır.

Yugoslavya dağılınca ortaya çıkan devletler

Bosna Müslümanlarının bağımsızlık mücadelesinde halkının lideri olan ve cephede bizzat savaşan İzzetbegoviç, diplomaside de etkin bir rol üstlenmiştir. 1 Mart 1992 yılında Bosna’da bağımsızlık referandumu yapılmış ve %62.8 Evet oyuyla Bosna halkı kararını vermiştir. Mart 1992’de bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek 7 Nisan 1992’de ABD ve diğer batılı ülkelerce tanınmış ve 22 Mayıs 1992’de Birleşmiş Milletler’e yaptığı üyelik başvurusu kabul edilmiştir.

Bosna Savaşı 1992 yılının ilkbaharında başlamıştır. Referandumun ardından JNA ve Sırp paramiliter grupların farklı şehirlerde saldırıları başlamıştır. 6 Nisan 1992’de ise başkent Saraybosna’da 3,5 yıl sürecek kuşatma ve katliamlar süregelmiştir. Bu zor günlerde İzzetbegoviç, tüm Bosna Hersek vatandaşlarını “uluslararası alanda tanınan” Bosna Hersek’e karşı yapılan Sırp saldırılarına karşı koymaya davet etmiştir. Boşnaklar, İzzetbegoviç önderliğinde çetin bir mücadele vermiştir. Yeterli silahı olmayan Boşnak halkına karşı eşi görülmemiş suçlar işlenmiştir. Sırp güçleri, sivillere karşı büyük katliamlar gerçekleştirerek insanları evlerinden sürüp, kadınlara tecavüz etmiş ve tarihi miras yok edilmiştir. Tüm ülke genelinde toplama kampları kurulmuştur. Bosna Hersek’teki bu durum, Hırvat Savunma Konseyi (HVO) saldırıları başladıktan sonra daha da kötüleşmiştir. 1995 yılının temmuz ayında, BM koruması altında olan Srebrenitsa’da Sırp kasabı olarak nitelendirilen Ratko Mladic komutasındaki güçlerin şehre girmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkeğin katledildiği Srebrenitsa Soykırımı gerçekleşmiştir. Ülkesini savunduğu ve müzakere masasında çözüm aradığı zamanlarda bile Aliya İzzetbegoviç, barışçıl ve kin barındırmayan politikasından ödün vermemiştir. 200 bine yakın insanın hayatını kaybettiği, bir milyondan fazla insanın evini terk ettiği, soykırım ve katliamların gerçekleştiği iç savaş, 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Anlaşması ile sona ermiştir. İzzetbegoviç, söz konusu barış anlaşmasına ilişkin, “Bu adil bir barış değil, ancak savaşın sürmesinden daha iyidir.” ifadelerini kullanmıştır. Dayton Antlaşması, ülkeye barışın yanı sıra karmaşık bir devlet yapısı getirmiştir.

Srebrenitsa Soykırımı

Ülke, iki entite (Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti) ile Brçko Özerk Bölgesi’ne ayrılmış ve Bosna Hersek Federasyonu da kendi içinde 10 kantona bölünmüştür. Bosna-Hersek topraklarının % 51’ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, % 49’unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) verilmiş, yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasına karar verilmiştir. Antlaşmayla Amerika Birleşik Devletleri,  Müslümanlara ellerindeki silahları imha etmelerini ve ABD patentli silahları, yedek parçasız bir şekilde satın almalarını şart koşmuştur.

1995 yılında Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Barış Antlaşması’nın ardından yapılan çok partili seçimde İzzetbegoviç, bağımsızlığı tanınan Bosna-Hersek’in kurucu Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1998 yılında tekrar Cumhurbaşkanı seçilen İzzetbegoviç Bosna halkının gözünde büyük bir kahraman ve önder olmuştur. 2000 yılında sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılan İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003’te geriye tarihe geçen birçok eser ve gerek Bosna-Hersek gerekse de tüm İslam dünyası açısından incelenmesi gereken büyük bir siyasi kariyer ve mücadele örneği bırakarak bu dünyadan göçmüştür.

Düşünce Dünyası ve Medeniyet Tasavvuru

Aliya İzzetbegoviç aktif siyaset yaşamına çok geç denilebilecek bir yaşta 65 yaşındayken atılmıştır. Onun Batı ve İslam dünyasında “Bilge Kral” olarak anılmasının ve değer görmesinin sebebi siyasi mücadelesi kadar İslam ve müslümanlara dair ortaya attığı çarpıcı tespitler ve çözüm önerilerini konu alan eserleri ve medeniyet tasavvurudur. İzzetbegoviç, “Doğu ve Batı Arasında İslâm” adlı eserinde; din ve medeniyet olmak üzere İslâm anlayışını kurgulamış; “İslâm Deklarasyonu” ve “İslâmî Yeniden Doğuşun Meseleleri” adlı eserlerinde Müslümanların hem kendileri için hem de tüm insanlığın sorunlarını çözmek için neler yapılması gerektiğinin yol haritasını çizmiş; “Özgürlüğe Kaçışım” adlı eserinde ise insanlığın birikimiyle kültürel anlayışını zenginleştirmiştir[4]. İzzetbegoviç’in medeniyete dair tahlillerine geçmeden önce ifade etmek gerekir ki onun medeniyet yaklaşımını anlayabilmek için ahlak, insan, sanat, kültür, tarih, dram, ütopya vb. kavramları nasıl ele aldığına vâkıf olmak gerekmektedir. Çünkü o medeniyete dair analiz­lerini bütünlükçü bakış açısının bir parçası olarak ele almıştır. Düşünce dünyasında medeniyet kavramının oturduğu bir bağlam vardır. Bu sebeple öncelikle temel sorunun ne olduğuna ve bu soruna nasıl bir cevap arayışında olduğuna bakmak gereklidir. İzzetbegoviç, kültür ve medeniyeti hayat düalizminin iki ucuna yerleştirmiştir. Kültürü; din, sanat, ahlak ve felsefenin uzantısı olarak görürken, medeniyeti; tekniğin, bilimin, tekamülün ve beşeriyetin uzantısı olarak görmüştür.

Srebrenitsa Soykırımından kalan

O medeniyeti insanın tabiatla olan ilişki biçiminde anlamlandırırken, kültürü insanın kutsal ile kurduğu ilişki biçimleri ile açıklamaktadır.  Bu konuda; “Tüm kültür dinin insan üzerindeki veya insanın kendi üzerindeki tesirinden ibarettir; bütün uygarlık zekânın tabiat ve dış dünya üzerindeki tesiri demektir. Kültür insan olma sanatı, medeniyet ise işleme, üretme, yönetme, eşyayı daha mükemmel hale getirme maharetidir. Kültür durmadan kendi kendini yaratmak, medeniyet ise dünyayı durmadan değiştirmektir.” ifadelerini kullanmıştır [5].

“Doğu ve Batı Arasında İslâm”, Müslüman bir düşünür olarak Aliya İzzetbegoviç’in temel görüşlerini içeren şaheseridir. Bir ömür boyunca İzzetbegoviç’in düşündüğü ve lider olarak gerçekleştirdiği ideallerinin izini bu eserde bulmak mümkündür. Bu nedenle İzzetbegoviç’in diğer eserlerinin -ve hatta hayatının- bu kitabın temel tezlerinin zenginleştirilmesinden ve hayata geçirilmesinden ibaret olduğu söylenebilir. İzzetbegoviç “Doğu ve Batı arasında İslam” adlı eserinde hayat düalizminin anlamını sorgulamış ve bir varlık olarak insanın ve gerçekliğin doğasının ne olduğuna dair felsefi bir soruşturmaya gitmiştir. Ona göre tüm dünya görüşlerini üç kümede toplamak mümkündür. Bunlar; maneviyatçı görüş (Hristiyanlık), materyalist görüş (Yahudilik) ve İslami görüştür. En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine da­yanmaktadır.

Bunların birincisine göre yegâne veya esas varlık ruhtur. İkincisine göre maddedir. Üçüncüsüne gelince o ruh ve maddenin bir arada var oluşundan yola çıkmaktadır. İzzetbegoviç ’in temel çabası bu üç dünya görüşünün uzantılarını anlamak ve ele aldığı kavramların bu üç dünya görüşünden hangisine uygun olduğu üzerinden hayatın düalizmini kavramaya çalışmaktır.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya Izzetbegovic’i Çankaya Köşkü’nde törenle karşılarken. (1997)

Bu bağlamda İzzetbegoviç; materyalist ve dinî (maneviyatçı) dünya görüşünü, gerçekliği anlamada sarkacın iki farklı ucuna yerleştirmiştir. Bu iki uç; siyasi, fikrî ve ideolojik olarak iki kutuplu bir dünyanın şekillenmesine sebebiyet vermiştir. İkisi de gerçekliği bir ucundan görmektedir ve bu sebeple gerçekliği kuşatmaktan uzaktır. Bu iki kutupluluğu aşmada İslam orta yolu temsil etmektedir. İslam, her iki düşüncenin gerçekliği ele alış biçimini kuşatır ve zıddiyetlerin iç içe geçmiş olduğu varlık âlemini isabetli bir şekilde kavrar. Bu sebeple modern dünyada insanı, toplumları, devletleri iki uca çeken yapıları aşmak için İslam’ı bir çıkış olarak görmek gereklidir.

İşte İzzetbegoviç medeniyet bahsini böyle bir bağlamda ele alır ve medeniyetin bu iki uçtan materyalist dünya görüşünün içinde anlaşılabilecek bir kavram olduğunu ifade eder.[6] İzzetbegoviç’e göre din olarak İslâm, iki aşırı uç olan Yahudilik ve Hıristiyanlık arasında orta yolu temsil etmektedir. Ona göre Yahudilik, bu dünyaya önem vermekle materyalist anlayışı temsil eden bir dindir. Bu bağlamda o, Hz. İsa öncesi Yahudilik’te, cennetin bu dünyada inşa edileceği şeklinde inanıldığına dikkat çekmektedir. Öte yandan, Yahudiliğin zıddı olarak Hıristiyanlık ise bütün ilgisini, öteki dünyaya yöneltmiştir. Buna göre Yahudilik, yalnızca bu dünyayı evirip-çevirmeye çaba harcarken Hıristiyanlık, bu dünyanın iyileştirebileceğine dair iyimser bir yaklaşımdan kendini uzaklaştırmış, insanın kurtuluşunun bu dünyadan elini-eteğini çekip kendi ruhunu temiz tutmasında saklı olduğunu iddia etmiştir. İzzetbegoviç’e göre Yahudiliğin bu dünyayı ve Hıristiyanlığın öbür dünyayı önemsemesine karşın İslâm, her iki dünyayı da aynı ağırlıkta önemseyen bir dindir. İzzetbegoviç’e göre gerçek bir dinin, müntesiplerinin iki dünyasını kurtarması için insanın maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılaması gerekir ki İslâm, tam da böyle bir dindir. İslâm’ın konumunu peygamberinin hayatından yola çıkarak açıklayan İzzetbegoviç, Hz. Peygamber Efendimiz (SAV)’in derin düşüncelerle Hira Mağarası’nda inzivaya girmesini ve ilk vahyi burada alışını İslâm’ın ruha yönelik ilgisi olarak görmektedir. Buna göre Hıristiyanlık gibi İslâm da insan ruhunun arındırılmasına özen gösterir. Ne var ki İslâm, yalnızca öbür dünyaya yönelmemiş, ıslah edilmesi ve iyilikle donatılması gereken bu dünyayla da ilgilenmiştir. Nitekim İzzetbegoviç’e göre Hz. Peygamber’in Hira Mağarası’ndan çıkarak şehre inmesi ve insanları dine davet etmesi, İslâm’ın maddi ve manevi olarak imar etmek amacıyla bu dünyayı önemsemesini göstermektedir.

Hira Mağarası

Bu yönüyle de İslâm, yalnızca bu dünyayı önemsemeyen Yahudiliğe benzemektedir. Bir başka deyişle İslâm, ne yalnızca Hira mağarasında kalmıştır ve ne de yalnızca şehirde yerleşmiştir. Tersine İslâm, bu ikisinin ahengini kurmuş bir dindir. Böylece İslâm, İzzetbegoviç’e göre hem Hıristiyanlık hem de Yahudiliktir; hem bu dünyacıdır hem de öte dünyacıdır; hem ruhun hem de bedenin ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu nedenle İzzetbegoviç İslâm’ı, insanı gerçek anlamda kuşatan ve onu iyiliğe sevk eden en mükemmel din olarak görmektedir.[7]

İzzetbegoviç, ‘İslam Nizamı’ adını verdiği düşünce ile Hıristiyan Avrupa’nın ortasında İslami yaşam felsefesi ortaya koymuştur. Onun, bu nizam ile öncelikli olarak Boşnakların ezilmişliğine son vermeyi, sonrasında ise insanlığın geleceğine anlam katmayı amaçladığı söylenebilir. İzzetbegoviç, İslam Nizam’ını tanımlarken şu ifadelere yer vermiştir: “(…) din ve kanunun, eğitim ve gücün, ideallerin ve menfaatlerin, manevi toplumun ve devletin, gönüllülüğün ve gücün birliğidir.” Bununla birlikte İzzetbegoviç, İslam’ı yalnızca inanç ve ibadet yönü ile değerlendirmemiş onu yaşamın her alanında aktif kılmak istemiştir. Bu bakımdan İslam’ın modern hayata göre yeniden yorumlanması gerektiğini düşünen İzzetbegoviç, geleneksel muhafazakârlığa karşı olumsuz tutum sergilemiştir.

O, aynı zamanda İslam’dan uzaklaşan modernistleri de eleştirerek onların bakış açısının kültürel hafızanın kaybolmasına ve kimliğin yozlaşmasına yol açtığını belirtmiştir. Dolayısıyla İzzetbegoviç’in siyaset anlayışında İslami değerlerin yadsındığı veya yok sayıldığı herhangi bir düşünceye ve davranışa yer yoktur [8]. “Müslüman toplumların kendi rönesanslarını başarabilmeleri için İslamlaşma dışında bir çareleri yoktur.” diyen İzzetbegoviç, İslami yenilenme fikrine karşı her zaman iki tip insanın karşı çıktığı söyler. Muhafazakârlar, din bir kez ve ebedi olarak yorumlanmıştır diyerek eski reçeteleri sunmakta, İslam’ı geçmişe çekmekte iken, modernist davranış ise İslam’a yabancı bir gelecek hazırlamaktadır. Muhafazakârlar, İslam’ın dış dünyaya nizam vermemesi gerektiğini, ilericiler ise bunu yapamayacağını düşünmektedir. Pratikte sonuç aynıdır. Oysa gelenek ve ilerleme birlikte ele alınmalıdır. İzzetbegoviç, İslam’ın ilerlemesini teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve isyankâr ruhlu kimselerin gerçekleştirebileceğini düşünmektedir. Nitekim hayatının tamamını mücadeleye ve İslam’ın gelişmesine adayan İzzetbegoviç, hayatının son yıllarında dünya görüşünü özetleyen şu ifadeleri kullanmıştır:

“Ben, bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günlerime kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adıdır. İslam, dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun onlar için onurlu ve özgür bir yaşamın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.”[9]

Sonuç Yerine

Bağımsız Bosna Hersek’in kurucu Cumhurbaşkanı olan Aliya İzzetbegoviç, hayatı boyunca karşılaştığı zorluklar ve mücadelenin yanında bir İslam düşünürü olarak ortaya attığı fikirlerle ve yazdığı eserlerle yalnızca 2. Dünya Savaşı dönemi ve sonrasında dağılmakta olan ülkesi ve müslümanların yaşadığı baskı ve zulümleri değil tüm dünya Müslümanlarının yaşadığı zorluklar ve sebeplerini ele alan geniş perspektifli bir bakış açısına sahip olmuştur. Emperyalist devletler karşısında Müslümanların çaresizliğinin nedeninin İslam dünyasının içinde bulunduğu dağılmışlık ve buhran olduğunu ileri sürmüştür.

Müslümanların bir olması gerektiğini fakat bunun yolunun uğradıkları zulüm ve soykırımı kendilerinin uygulayarak değil çalışarak, üreterek İslam’ın hoşgörüsü ve hümanizmle mümkün olduğunu savunmuştur. Başta “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı eseri olmak üzere yazdığı tüm eserlerde bilimin ve inancın, kültür ve medeniyetin, yaşadığımız dünya ve öteki dünyanın ayrı düşünülemeyeceğini düalist bir bakış açısıyla ele almıştır. Tarihe geçen pek çok sözü, yıllarca mahkûm edilmesine rağmen davasından vazgeçmeyerek gösterdiği dik duruşu ve medeniyet tasavvuruyla düşmanlarının dahi “Bilge Kral” olarak andığı İzzetbegoviç, gerici bir din anlayışını da dinsiz bir medeniyet ve gelişimi de şiddetle reddetmiştir. Ülkesinin yaşadığı soykırıma rağmen barışçıl ve hümanist bir bakış açısından taviz vermeyen İzzetbegoviç, günümüzdeki dünya liderleri için örnek alınması gereken ender şahsiyetlerden biridir.

  En Uzun Süreli Askeri Kuşatma: Saraybosna Kuşatması

KAYNAK



Dipnotlar

[1] Hüseyin Yorulmaz, Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç, İstanbul, Hat Yayınevi, 2015, ss. 15-16.

[2] Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım, İstanbul, Klasik Yayınları, 2003, ss. 23-24.



[3] Faruk Karaarslan ve Mahmut Hakkı Akin, “ÇAĞDAŞ İSLÂM DÜŞÜNCESİNDE ALİYA İZZETBEGOVİÇ”, Muhafazakar Düşünce Dergisi, C.13., Sayı:48, (2016), s. 43 (Çevrimiçi) https://dergipark.org.tr/en/pub/muhafazakar/694840, erişim 25 Nisan 2021.

[4] Fatih Toktaş, “YENİLİKÇİ MÜSLÜMAN DÜŞÜNÜR OLARAK ALİYA İZZETBEGOVİÇ”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016, s. 15 <https://doi.org/10.21054/deuifd.284935>.

[5] Aliya İzzetbegoviç, Doğu Batı Arasında İslam, İstanbul, Ketebe Yayınları, 2020, ss. 89-90.

[6] Faruk Karaarslan, “Medeniyet Tartışmalarına Antiütopyacı Bir Yaklaşım: Aliya İzzetbegoviç Örneği”, içinde Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali, ed. Merve Akkuş Güvendi, İstanbul, İlmi Etüdler Derneği, 2013, ss. 27-28.



[7] Toktaş, a.g.e., ss. 16-17.

[8] Serdar Saygili ve Oya Çeti̇ntaş, “Trajediler Çağında Ortak Yaşam Arayışı Olarak Aliya İzzetbegoviç’in Siyaset Felsefesi”, Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, 2020, ss. 10-11 (Çevrimiçi) https://dergipark.org.tr/en/pub/temasa/644629, erişim 25 Nisan 2021.

[9] Tekdal Sertaç, “Çağdaş İslam Düşüncesinin Bilge Kralı: Aliya İzzetbegoviç”, SDAM, 2019.

Kaynaklar 



İzzetbegoviç, Aliya, Doğu Batı Arasında İslam, İstanbul, Ketebe Yayınları, 2020

İzzetbegoviç, Aliya, Tarihe Tanıklığım, İstanbul, Klasik Yayınları, 2003

Karaarslan, Faruk, “Medeniyet Tartışmalarına Antiütopyacı Bir Yaklaşım: Aliya İzzetbegoviç Örneği”, içinde Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali, ed. Merve Akkuş Güvendi, İstanbul, İlmi Etüdler Derneği, 2013

Karaarslan, Faruk, ve Mahmut Hakkı Akin, “ÇAĞDAŞ İSLÂM DÜŞÜNCESİNDE ALİYA İZZETBEGOVİÇ”, Muhafazakar Düşünce Dergisi, 13, (2016) (Çevrimiçi) https://dergipark.org.tr/en/pub/muhafazakar/694840, erişim 25 Nisan 2021.



Saygili, Serdar, ve Oya Çeti̇ntaş, “Trajediler Çağında Ortak Yaşam Arayışı Olarak Aliya İzzetbegoviç’in Siyaset Felsefesi”, Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, 2020 (Çevrimiçi) https://dergipark.org.tr/en/pub/temasa/644629, erişim 25 Nisan 2021.

Sertaç, Tekdal, “Çağdaş İslam Düşüncesinin Bilge Kralı: Aliya İzzetbegoviç”, SDAM, 2019

Toktaş, Fatih, “YENİLİKÇİ MÜSLÜMAN DÜŞÜNÜR OLARAK ALİYA İZZETBEGOVİÇ”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016 <https://doi.org/10.21054/deuifd.284935>.

Yorulmaz, Hüseyin, Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç, İstanbul, Hat Yayınevi, 2015

E-BÜLTENE ABONE OLUN



Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



 

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here