Avrupa Birliği ve Azınlık Hakları

Okunma Süresi: 6 dk 56 sn

Bir toplulukta sayısal bakımdan az olan ve çoğunluktan dil, din, ırk, sosyal ve kültürel farklı niteliklere sahip olan gruplara sosyolojik olarak azınlık denir. Bu sosyolojik terim modern çağımızda hukuksal açılımlar ile zenginleşmekte ve uluslararası arenada önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde bağımsız olan 184 devlet bünyesinde yaşayan 600 dil grubu ve 5000 etnik grup bulunmaktadır. Çok az ülkede, vatandaşların aynı etnik gruba mensup olduğu ve aynı dili konuştuğu bilinmektedir.1 Ulus-devletlerde farklı yapısal özelliklerdeki grupların bulunması azınlık ve çoğunluk dengesini ortaya çıkartmaktadır. Azınlık kavramının sosyolojik olarak tanımı mevcut olsa da, azınlık kavramının tanımını yapan herhangi bir anayasa veya anlaşma yoktur. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu raportörü Francesco Capotorti’nin 1978 yılında yaptığı öneri hukuksal olarak genel kabul gören bir çerçeve niteliğindedir: “Başat olmayan bir durumda olup, bir devletin geri kalan nüfusundan sayısal olarak daha az olan, bu devletin uyruğu olan üyeleri etnik, dinsel ve dilsel nitelikler bakımından nüfusun geri kalan bölümünden farklılık gösteren ve açık olarak olmasa bile kendi kültürünü, geleneklerini ve dilini korumaya yönelik bir dayanışma duygusu taşıyan gruptur.2’’

Francesco Capotorti

Bu ve benzeri tanımların ortak özellikleri göz önüne alındığında farklılık, sayıca az olma, baskın olmama ve azınlık bilincinin olması ön plana çıkmaktadır. 1991 yılında gerçekleşen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Cenevre Azınlık Uzmanları Toplantısı’ndan itibaren uluslararası arena, azınlık bilincinin olmasının azınlıkların var olması için yeterli olduğu görüşünde mutabık kalmıştır.3 Avrupa coğrafyasında 400’den fazla azınlık grup yaşamaktadır ve her yedi kişiden biri ya azınlık gruplarına dâhildir ya da azınlık dillerinden birini konuşmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde dışarıdan göç alınması ve kendi içerisinde sürekli yer değişmelerinin yaşanması Avrupa’da etnik, dini ve dilsel çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Çeşitliliğin getirebileceği istikrarsızlıklar azınlıklara yönelik verilen haklarla engellenmek istenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında meydana gelen memnuniyetsizliklerin çözümü adına azınlık hakları yenilen devletlere barış şartı olarak dikta edilmiştir. Bu tür ülkelere Türkiye, Avusturya ve Macaristan örnek olarak verilebilir. Fakat azınlık haklarının yenilen devletlere dikta edilmesi uluslararası barışı korumak ve istikrarı sürdürmek adına değil, galip devletlerin çıkarları adına yapılmıştır. İtalya, Fransa ve savaşta yenilen Almanya gibi ülkelerdeki azınlık hakları mevzuları Milletler Meclisi’nde gündeme gelmemiştir. Gelmemesinin ardında Batılı devletlerin Doğulu devletlere karşı ön yargı beslemesi ve gelişmiş devletlerin azınlık haklarını korumaya yönelik bir ihtiyaç duymamaları etkili olmuştur.4 Soğuk Savaş döneminde Avrupalı devletler genel olarak azınlık haklarını insan hakları çerçevesinde ele almışlardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki azınlık liderlerinin Nazi Almanya’sı ile yakın ilişkiler geliştirmesi Batılı devletlerde azınlıklara karşı güvensizlik oluşturmuş ve azınlık hakları uluslararası barış ve istikrara tehdit olarak görülmüştür. Bununla birlikte devletler, bu konuyu insan hakları çerçevesinde ele almışlardır. Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra ortaya çıkan azınlık ve milliyetçilik bilincinin akabinde Yugoslavya’nın parçalanması sonucunda azınlıkların Avrupa için tehdit oluşturduğu gözlemlenmiştir. 1990’lardan itibaren Avrupa’da iki görüş egemen olmuştur: Almanya ve Avusturya’nın benimsediği azınlıklara uluslararası arenada haklar tanımak ve Fransa ve Yunanistan’ın benimsediği ülkesel birliktelik ve istikrarın ardından insan hakları kapsamında azınlıklara iç siyasette haklar tanımak.

Avrupa Birliği merkezi, Brüksel

İki egemen görüş zaman içerisinde ortak paydada buluşarak her devletin onaylayabileceği bir azınlık hakları gelişmiştir. Ortak paydanın oluşmasında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı önemli bir rol üstlenmiştir.5 Avrupa Konseyi insan haklarının korunması çerçevesinde özellikle azınlık haklarına dair çeşitli düzenlemeler oluşturmuştur. Oluşturulan bu düzenlemelerin azınlık haklarının uluslararası düzeyde bağlayıcı olması açısından önem arz etmektedir.

Avrupa Konseyi’nin insan hakları için hazırladığı ilk belge 1950 yılında imzalanan İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi’dir. Temel hak ve özgürlükler açısından sözleşme temel bir belge niteliği taşımaktadır. İnsan hak ve özgürlükleri ayrıntılı ve somut bir şekilde tanımlandırılmış ve sınırlandırılmıştır. Sözleşmenin hukuki bağlayıcı bir denetim yapısı öngörmüş olması belgenin ayrıntılı ve dar kapsamlı olmasına yol açmıştır. Zaman içinde sözleşmeye yeni protokoller eklenerek hak ve özgürlükler genişletilmiştir. Sözleşmede haklar beş bölümde incelenmiştir. İlk bölümde şu konulara değinilmiştir: işkence yasağı, kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, yaşama hakkı, insan haklarına saygı yükümlülüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, özel yaşama saygı hakkı, düşünce vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, evlenme hakkı, hukuki yola başvurma hakkı, ayrımcılık yasağı, olağanüstü durumlarda yükümlülük azaltma, yabancıların siyasi faaliyetlerinin sınırlandırılması, hakları kötüye kullanma yasağı, hakları sınırlama ölçeğindeki sınırlamalar.6 Ayrımcılık yasağı ile azınlıklara karşı ayrımcılığın hiçbir sebeple yapılamayacağı vurgulanmıştır. Sözleşmenin ikinci bölümünde tarafların kabul ettikleri sorumlulukları yerine getirmeleri amacıyla İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kuruluşu belirtilmektedir. Üçüncü bölümde denetleme mekanizması olan İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’nun yapısı ve işleyişi açıklanırken aynı durum İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi için dördüncü bölümde geçerlidir. Sözleşmeye göre taraf olan devletler mahkemenin verdiği kararlara uymakla yükümlüdür. Sözleşmenin son bölümü genel sekreterin araştırmaları, giderler, ayrıcalık ve muafiyetler, yetkiler, çözüm yolları, uygulamalar, çekinceler, sözleşmeden çıkma, imza ve onay gibi yapısal konulara değinmektedir.7 1993 yılında azınlıkların haklarını güvence altına almak adına Ulusal Azınlıkları Koruma Komitesi kurulmuştur. 1994 yılında kabul edilen ve 1998 yılında yürürlüğe giren Azınlıkların Korunmasına İlişkin Avrupa Çerçeve Sözleşmesi bu komisyon tarafından hazırlanmıştır.

Avrupa Konseyi merkezi. Strasbourg

Sözleşme hukuki olarak imza atan devletleri bağlasa da devlet üstü bir icra mekanizması kurulmamış ancak denetle mekanizması kurulmuştur. Uygulama devletlerin kendisine bırakılmıştır. Bu çerçeve sözleşmenin yanı sıra Avrupa Konseyi’nin 1992 yılında kabul ettiği ve 1998 yılında yürürlüğe koyduğu Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı haklar konusunda başvurulan bir başka belgedir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, 1989 Viyana Sonuç Bildirgesi’yle başlayarak farklı birçok belge sunmuştur. Bunlara örnek olarak 1998 Oslo Ulusal Azınlıkların Dil Hakları Konusunda Tavsiyeler, 1999 Lund Ulusal Azınlıkların Kamu Hayatına Etkili Katılımı Üzerine Tavsiyeler verilebilir. Bu belgelerin yasal bir bağlayıcılığı bulunmamakla beraber, tavsiye niteliğindedir. Ayrıca teşkilatın bünyesinde, üye ülkelerdeki gruplar arasındaki çatışmaları saptamak ve stratejiler üretmek üzere Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği 1992 yılında kurulmuştur.8 Avrupa Birliği üyesi devletlerle üye olmayan devletler arasındaki azınlık haklarının uygulanması konusunda farklı uygulamaların gözlemlenmesi eleştirilere sebep olmuştur. 2008 yılında İtalya’nın ülkesinde kamplarda kalan Romanlardan parmak izi alması ve 2010 yılında Fransa’nın Roman kamplarını dağıtarak Avrupa Birliği vatandaşı Romanları sınır dışı etmesi azınlıkları koruma şartlarında çifte standart uygulandığını gözler önüne sermiştir.9 Batı Avrupa devletlerinin, Orta ve Doğu Avrupa devletlerine uygulanan koşullara uymaması Avrupa azınlık haklarının eşitlikten uzak olduğunu göstermiştir. Azınlık haklarının uygulanmasının devletlerin iç işlerine müdahale olarak sayılması da bu durumun sebepleri arasında gösterilmektedir. Azınlıklarla ilgili meseleler hem ulusal hem de uluslararası mecralarda her zaman sorunlu bir mevzu olmuştur. Dünyanın küreselleşerek köy haline gelmesi azınlık haklarının daha fazla gündemde kalmasını sağlamıştır. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında Avrupalı devletler azınlık haklarına karşı daha duyarlı olmak zorunda kalmıştır. Yugoslavya’nın dağılmasıyla azınlık hakları temellendirilmeye çalışılmış ve bu amaçla Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği gibi örgütlerin çabaları ile Avrupa’nın azınlık hakları standartları belirlenmeye çalışılmıştır.

Bu örgütler Avrupa coğrafyasında istikrarın ve barışın sürdürülebilmesi adına azınlık haklarının önemini anlamış ve bölgede uygulama amacı gütmüştür. Ne yazık ki tüm çabalara rağmen günümüzde Avrupa’daki tüm ülkeleri kapsayan ve tüm ülkeleri azınlık hakları konusunda eşit sayan bir durum söz konusu değildir. Birliğe katılmak istenen ülkelere ön koşul olarak sayılan azınlıklar meselesi tüm üye ülkelerde tam olarak uygulanmamaktadır.

Ülkelerin iç hukuklarına kazandırılan kimi hakların kimleri kapsadığı da yeterince içi doldurulmamış bir husustur. Avrupa’daki Müslüman azınlıklara uygulanan ırkçı davranışlar günden güne artmakta ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Avrupa azınlık hakları konusu hala gelişmekte olan bir alandır. Tüm ülkelerin tam işbirliği ve tam destekle mevcut sorunların çözüleceği ve azınlıklar için daha yaşanılabilir bir Avrupa kurmamın mümkün olduğu aşikârdır.

  Avrupa'da Azınlık Hakları: Tarihsel Süreç ve Çalışmalar

KAYNAK



Dipnotlar 

1 Yasemin Görüm, ‘‘Avrupa Konseyi, AGİT ve AB’de Azınlık Hakları ve Batı Trakya Sorunu’’, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2016, s. 84.

2 Hakan Taşdemir ve Murat Saraçlı, ‘‘Avrupa Birliği ve Türkiye Perspektifinden Azınlık Hakları Sorunu’’, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt: 2, No: 8, 2007, s. 26.



3 A.g.m., s. 27.

4 Gözde Yılmaz, ‘‘Avrupa’da Azınlıklar ve Azınlık Hakları’’, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 14, No: 2, 2015, s. 111-112.

5 Gözde Yılmaz, a.g.m., s. 112-113.

6 Yasemin Görüm, a.g.m., s. 183-184.



7 A.g.m., s. 184-185.

8 Gözde Yılmaz, a.g.m., s. 116-118.

9 A.g.m., s. 119.

Kaynaklar 



GÖRÜM, Y. (2016). ‘‘Avrupa Konseyi, AGİT ve AB’de Azınlık Hakları ve Batı Trakya Sorunu’’, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı.

SARAÇLI, M., TAŞDEMİR, H. (2007). ‘‘Avrupa Birliği ve Türkiye Perspektifinden Azınlık Hakları Sorunu’’, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt: 2, No: 8, s. 25-35.

YAZGAN, H. (2014). ‘‘Avrupa Birliği Genişlemesinde Azınlık Koşulu: Doğu Genişlemesi ve Türkiye”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı 47, s. 99-114.

YILMAZ, G. (2015). ‘‘Avrupa’da Azınlıklar ve Azınlık Hakları’’, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 14, No: 2, s. 109-122.

E-BÜLTENE ABONE OLUN



Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here