Siyasi Bir Lider Olarak Muhsin Yazıcıoğlu ve Milliyetçilik Anlayışı

Okunma Süresi: 13 dk 46 sn

Siyasal liderlik incelemelerinde literatüre bakıldığında genel itibariyle iktidara gelmiş yahut uzun yıllar devlet yönetiminde söz sahibi olmuş siyasi kişilikler incelenmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu’nu siyasal lider olarak incelemeye değer kılan nokta ise; ne iktidara gelmiş bir partinin lideri olması ne de hükümette uzun yıllar görev yapmış bir siyasetçi olmasıdır. Yazıcıoğlu; dünya görüşü ve ideolojisiyle Türk siyasal hayatında milliyetçiliğe yeni bir boyut kazandırarak o zamana dek var olan sekülerizme dayalı Atatürk milliyetçiliği ve etnisiteye dayalı Türk milliyetçiliğinin yanında İslami değerleri referans olan Türk-İslam milliyetçiliği fikrini savunmuş ve bu fikirle partileşmeye kadar giden siyasal bir hareketin lideri olmuştur. Öte yandan Yazıcıoğlu, yalnızca siyasal bir hareketin lideri olmakla da kalmayıp, yaşam mücadelesi ve kendi davasında gösterdiği dik duruş ve samimiyetle toplumun farklı görüşlerdeki çoğu kesiminin takdirini ve teveccühünü kazanmıştır. Yazıcıoğlu, dünya görüşüyle kendinden sonra kurulan siyasal partilere de esin kaynağı olmuştur. Çalışmamızda milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği kavramlarının tarihsel boyutu ele alındıktan sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nun ülkücü hareketten ayrılıp partileşmeye kadar gittiği süreç incelenecek ve siyasal yaşamında önemli yeri olan kendine özgü Türk-İslam milliyetçiliği diyebileceğimiz milliyetçilik anlayışının özelliklerine değinilecektir.

Erken Yaşamı ve Ülkücü Harekete Dahil Oluşu

1954 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı köyünde doğan Muhsin Yazıcıoğlu, henüz 14 yaşındayken ilçesindeki ülkücü gençlik hareketlerine dahil olmuştur. İlk ve ortaöğrenimini Şarkışla’da tamamladıktan sonra 1972 yılında Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ni kazanarak Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev almaya başlamıştır.

Ülkü Ocakları’ndan bir görünüm

Kısa sürede ülkücü hareket içerisinde yükselen Yazıcıoğlu, sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan yardımcılığı ve Genel Başkanı olmuş, 1978 yılı itibariyle Ülkücü Gençlik Derneği kurucu başkanlığına getirilmiştir. 12 Eylül 1980 darbesine kadarki süreçte ise MHP genel başkan müşavirliği görevinde bulunmuştur [1].

12 Eylül Sonrası Dönem

12 Eylül 1980 askeri darbesi konjonktüründe yaşanan baskı ve vesayet ortamında tüm siyasiler gibi gözaltına alınan Yazıcıoğlu, Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılanarak 1981-87 yılları arasında (5.5 yılı hücrede olmak üzere) Mamak Cezaevi’nde hapis yatmıştır. Tahliye edildikten sonra ise ilk iş cezaevindeki ülkücülerin ailelerine destek amacıyla SOGEV isimli dernek kurmak ve başına geçmek olmuştur.

Siyasal davasındaki mücadelesine de kaldığı yerden devam eden Yazıcıoğlu, kapatılan Ülkü Ocakları’nın yerini alan “Gençlik Kültür ve Sanat Ocakları (GKSO) ‘nın kuruluşunda yer almıştır. Yazıcıoğlu’nun cezaevinde geçirdiği zorlu süreç onu İslam inancına sıkı sıkıya bağlamış ve dünya görüşünün temelinde yer alan milliyetçilik anlayışının muhafazakâr İslami milliyetçiliğe evrilmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1987 referandumuyla siyasi yasakların kalkmasıyla birlikte MHP’nin devamı niteliğindeki Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) kurulmuş ve 1988 yılında Yazıcıoğlu ve ekibi partiye dahil olmuşlardır.

Milliyetçilik İdeolojisi ve Türk Milliyetçiliği Düşüncesi

Modern anlamda milliyetçilik ideolojisi 1789 Fransız İhtilali ile ortaya çıkmıştır. Egemenliğin kraldan alınıp halka verildiği bu devrimle tek ve eşit bir millet olma bilincinin temelleri atılmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde ise milliyetçilik Avrupa’da ivme kazanmış ve çok uluslu devletlerden her etnik kökenin kendi devletine sahip olması fikri (self-determinasyon) ortaya çıkmıştır. Nitekim milliyetçilik modern ulus-devletlerin kurulma sürecinde temel rol alan ideoloji haline gelmiştir.[2] Milliyetçilik kimi zaman devletlerin kendi toplumlarını üstün gören resmi bir ideoloji olarak kullanılırken kimi zaman da devletleri olmayan ve bağımsızlık, özerklik taleplerinde bulunan etnik grupların tutundukları siyasal ideoloji olmuştur. Bundan ötürüdür ki milliyetçilik ideolojisi, tarih boyunca liderler ve siyasal gruplar (ayrılıkçı illegal örgütler de dahil) tarafından kendi siyasi amaçları doğrultusunda kitleleri konsolide ettikleri kullanışlı bir araç haline gelmiştir. Milliyetçilik, Fransız Devrimi’yle birlikte dünyaya yayılan bir akım olsa da Türk milliyetçiliği, diğer medeniyetlere nazaran daha geç bir dönemde 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi ise; Osmanlı’nın farklı etnik kökenlerden milletleri barındıran çok-uluslu bir yapıya sahip olması ve imparatorluk zayıflamışken çeşitli etnik gruplar arasında olası bir çekişmenin ve çözülmenin engellenmek istenmesidir. Milliyetçilik; ortak tarihî tecrübenin, ortak geleneklerin, ortak inanç ve düşüncelerin, siyasî ideallerin ve ortak sembollerin, yani kültürel aklın üzerine inşa edilen bir düşünce ve hayat tarzıdır.

Yusuf Akçura, Mustafa Kemal’in sağında bulunan

Türk milliyetçiliği denildiğinde ise Türk aklının ve zihniyetinin hâsılası olan fikirler yumağının belli bir sisteme aktarılması ve Türk tarihinin ayrıntılı dökümü ve geleceğe dönük planı anlaşılmaktadır [3]. Osmanlı’nın son dönemlerinde ülkeyi kurtaracak ideolojinin ne olduğu aydınlar tarafından tartışılmaya başlanmıştır. Nitekim bu aydınlardan biri olan Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımlarını incelemiştir. Hangi akımın ülkeye kurtaracağı konusunda tartışmalar yapmıştır. Birer birer yıkılan imparatorluk bakiyesi devletler ve kurulan modern ulus-devletler millet olma bilincinin önemini arttırmıştır. Nihayetinde ilk başlarda ortaya atılan Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerinin yeterli desteği bulmamasıyla ülkeyi kurtaracak ideolojinin Türkçülük olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Bu bağlamda Türkçülük üzerine çalışmalar yapan aydınların sayısı artmıştır. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi isimlerin başı çektiği aydınlar arasında iki farklı anlayış ortaya çıkmıştır. Ülkücü hareketin ideolojik olarak etkilendiği Osmanlı’daki Türkçüler, devletin bekası anlayışıyla devleti Türkçülük ile kurtarmaya çalışırken, Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Ahmet Ağaoğlu gibi aydınların yer aldığı Rusya’daki Türkçü düşünürler ise, devlet merkezli bir milliyetçilik anlayışı yerine tüm Türk dünyasını içine alan Turancı ideolojiyle milliyetçiliği tanımlamışlardır. Yazıcıoğlu’nun ilerde değineceğimiz milliyetçilik anlayışını etkileyen Aydınlar Ocağı tarafından ise Türk milliyetçiliğini İslami referanslarla tanımlayan ve Türk-İslam sentezini ortaya koyan çalışmalar yapılmıştır. Bu düşünürlerden biri olan Ziya Gökalp eserlerinde Türklük ve İslam arasındaki mükemmel uyuma dikkat çekmiştir. Gökalp, İslam dinini kabul etmenin Türklerin kaderi olduğunu ve Türkler’in İslam’ı kabul etmeleriyle pek çok milletin Müslüman olduğunu savunmuştur.

Ziya Gökalp

Bununla birlikte Türk kimliğinin İslam’la kendini gerçekleştirebildiğini ve İslam olmadan Türk kimliğinin yok olacağını iddia etmiştir. Ziya Gökalp’in de savunduğu Türk-İslam sentezini öngören bu milliyetçilik anlayışı; Kemalist mirası açıkça reddetmeden, İslam’ın dini ve kültürel değerlerini Türk milliyetçiliğine eklemleyen muhafazakâr bir milliyetçiliği temsil etmektedir.

Bu muhafazakâr milliyetçi ideolojiyi sonraları İslam’ı komünizme karşı bir duvar olarak kullanmak isteyen 12 Eylül askeri cunta yönetimi de 80’li yıllarda kullanmıştır [4]. Türk milliyetçiliğinin siyasi parti düzeyinde temsil edilmesi 1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı önderliğinde kurulan Millet Partisi ile başlamıştır.

Alparslan Türkeş

1954’te kapatılan parti aynı yıl Cumhuriyetçi Millet Partisi adıyla yeniden kurulmuştur. 1958’de Türkiye Köylü Partisi’nin katılımıyla beraber Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adıyla siyasi hayatına devam etmiştir. 1965 yılında partinin genel başkanlığına Alparslan Türkeş seçilmiş ve 1967 yılında onun geliştirdiği 9 Işık Doktrini etrafında parti programı belirlenmiştir. 1969’da yapılan kongrede partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirilmiş ve partinin amblemi Üç Hilal olarak belirlenmiştir. Bu kongre ile milliyetçi camia arasında yaşanan Anadoluculuk-Türkçülük ikilemi de, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” söylemiyle bir nebze olsun sona ermiştir. Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu görüşü bundan sonra muhafazakâr milliyetçiliğin sloganı haline gelmiş ve Türk-İslam sentezi bu cümle ile formüle edilmiştir [5].

Türk Siyasi Hayatında Ülkücü Hareketin Milliyetçilik Anlayışı 

Türk milliyetçiliğinin Türk siyasal hayatındaki en önde gelen savunucusu Alpaslan Türkeş liderliğindeki ülkücü hareket olmuştur. Ülkücü hareketin ana ilkelerini Alpaslan Türkeş “Milli Doktrin Dokuz Işık” adlı eseriyle ortaya koymuştur. Dokuz Işık olarak belirtilen ilkeler: “Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Köylücülük, Hürriyetçilik, Gelişmecilik, Endüstri ve Teknikçilik”tir [6]. Bu eserde komünizm, kapitalizm ve liberalizm ideolojileri reddedilmiş, Türk devletinin bekası ve korunması için Türk milliyetçiliği temelinde devlet-millet dayanışmasını esas alan ve milli kaynaklara dayalı bir kalkınma modeli öne sürülmüştür. Dokuz ışık doktrininde sayılan temel ilkeler arasında yer alan ülkücülüğün tanımında her ne kadar İslam ahlak ve şuuruna vurgu yapılsa da İslamcılık ve Osmanlıcılık yoktur. Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışında ise bizatihi İslam inancı ve Osmanlı ideali vardır. Yazıcıoğlu’nun da içinde yetiştiği ülkücü hareketin milliyetçilik anlayışı Osmanlı’daki Türkçü aydınlar ile aynı eksende devleti korunması ve savunulması gereken kutsal bir kurum olarak görmüştür. Nitekim 70’li yıllarda parti yöneticileri tarafından bilhassa gençlik örgütleri arasında yaşanan sağ-sol çatışmalarında ülkücü gençliğin devletin savunucusu olduğu ve devletin bekası uğruna komünizmle mücadele ettiğini iddia eden açıklamalar yapılmıştır. Bu anlayış ülkücü hareketin milliyetçilik anlayışındaki devlete bakış açısına ve yüceliğine vurgu yapmaktadır. Ülkücü hareket için millet devletiyle bir bütündür ve devlet kutsaldır. Ülkücü hareketin diğer karakteristik özelliği ise; lidere biatin esas olmasıdır. Her ne olursa olsun lider tartışılmazdır. Nitekim Yazıcıoğlu’nun içerisinde uzun süre yer aldığı Ülkü Ocakları’nda başkanlar değişse de liderin otoritesi her daim hissedilmiş ve bu durum hiçbir zaman değişmemiştir.

Keza bu hususla ilgili bir anekdotu Yurtaslan şöyle anlatmaktadır: “Türkeş, teşkilatta tek liderdir, Başbuğ’dur. Ne derse o olur. Türkeş kendisine Başbuğ denmesini bizzat istemiştir. Biz Türkeş’le ilk toplantıya gideceğimizde, kendisine nasıl davranacağımızı öğrettiler. Kendisiyle ilk kez tanışacaktık. “Şimdiden söyleyelim de pot kırmayın” dediler. Kendini tanıtırken Başbuğ’um diye söze başla, yoksa çok kızar dediler. Kitle toplantılarından Türkeş çıkar çıkmaz, 15 dakika, yarım saat “Başbuğ Türkeş” diye bağırılır. Bunu da kendisi ister. Milletvekilleri bile kendisiyle konuşurken, bu hitapla söze başlarmış. Söze başlarken ve bitirirken “Başbuğum” demeyen birkaç kişiyi tokatladığı anlatılır. Huzurunda hazır ol vaziyetinde dururduk. Toplantıya girerken hepimiz ayakta ve onun girişine yüzümüz dönük durur ve “Otur” deyince otururduk” [7]. Ülkücü teşkilatta var olan lidere koşulsuz biat kültürü, Yazıcıoğlu’nun dünya görüşüyle taban tabana zıt olmuştur. İslam’da var olan Allah tarafından yaratılmış kulların hatasız olamayacağı anlayışı bizatihi Yazıcıoğlu içinde geçerli olmuştur. Ona göre nihayetinde insan beşerdir ve şaşabilir. Yazıcıoğlu için kendisi de dahil kim olursa olsun liderler hata yapabilir, eleştirilebilir kişilerdir. Kusursuz olan yalnızca Allah ve Peygamber’dir.

Yazıcıoğlu’nun Milliyetçilik Anlayışı

Türk-İslam Ülkücülüğü terimi ilk kez Seyyid Ahmet Arvasi tarafından 1979 yılında kullanılmıştır. Arvasi, üç ciltlik Türk-İslam Ülküsü eserinin birinci cildinde, o sıralarda sağcı hareketlerin söylemlerinde popüler olan Türk-İslam sentezi kavramına karşı çıkmış; bir sentezin, ancak tez ile anti-tez arasında vuku bulabileceğini savunmuş ve Türk-İslam Ülkücülüğü terimini kullanmanın daha sağlıklı olacağını öne sürmüştür [8]. Yazıcıoğlu’nun dünya görüşü Arvasi’den büyük ölçüde etkilenmiştir. Nitekim Yazıcıoğlu kendi dünya görüşünü tanımlarken; “Bizim nihai gayemiz, İlay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davasıdır. Allah-u Teâlâ’nın ismini yüceltme, yayma ve O’nun nizamını bütün hayata geçirme ülküsünü gerçekleştirmek, mücadelemizin hedefi de Allah’ın rızasını kazanmaktır.” ifadelerini kullanmıştır [9]. Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik tanımı ise şu şekildedir: “Milliyetçilik; bir milletin başka milletlerden farklı olan kültür, inanç ve medeniyet özelliklerini koruması, geliştirmesi ve bağımsız yaşama iradesidir. Milli bağımsızlık yoksa milliyetçilik de yoktur” [10]. Muhsin Yazıcıoğlu, bir gazeteye vermiş olduğu röportajda ise milliyetçilik anlayışını şöyle açıklamaktadır: “Türk’üz ve Türk milletinin en yüce değerinin İslam olduğuna inanıyoruz. Bundan hareketle Müslüman-Türk kimliğinin savunucusuyuz. İslamiyet’i Türk milletinin hayat nizamı olarak görüyoruz. Öteden beri İslam’la mezcedilmiş milliyetçiliği savunuyoruz” [11]. Yazıcıoğlu’nun milliyetçiliği hakkında yol arkadaşlarından olan Hilmi Güneş şu ifadeleri kullanmıştır: ”Muhsin Yazıcıoğlu’nun davası İslami Türk Milliyetçiliği, ehli-sünnet vel-cemaat yolunun açılmasıdır. İslami Türk Milliyetçiliği demek de şöyledir: İslam dinine en fazla hizmet eden millet Türk Milleti’dir. Tarihimiz ortada. Bence bu davanın yolundan gidiyordu” [12].

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Yazıcıoğlu, ülkücü anlayıştan farklı olarak İslam inancıyla eklemlenmiş Türk milliyetçiliğini savunmuştur. Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışındaki ikinci ideolojik fark ise; yetiştiği ülkücü hareketin esas aldığı ve Türkeş’in kaleme aldığı Dokuz Işık Doktrini’nde yer almayan Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerini sahiplenmesidir.

Nitekim o dönem yeni parti çalışmalarına başlayan genç lider Yazıcıoğlu, Mehmet Ali Birand’a verdiği röportajda şu ifadeleri kullanmaktadır: “Devlete biçilmiş olan elbise bugün Türk milletine dar gelmektedir. Misâk-ı Milli sınırları içerisine bizi hapsedip o dar elbisenin içine sokmak isteyen anlayış, bugünkü Türkiye ve dünya konjonktürü içerisinde milletimizin ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Şu anda Türk aleminde meydana gelmiş olan gelişmeler bir Osmanlı anlayışını mecbur hale getirmektedir.” Türkeş ise bu açıklamalara cevaben Birand’a; milliyetçilik anlayışlarının Türkiye sınırları içerisinde geçerli olduğunu ve Osmanlıcılık ya da İslamcılık fikrine karşı olmasalar da bu fikri savunmadıklarını ifade etmiştir [13]. Yazıcıoğlu’yla uzun yıllar dava arkadaşlığı yapan BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır, Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışının Nihal Atsız ekolünün ırkçılığa yakın söylemleri yahut MHP’nin dokuz ışık doktrini üzerine değil, İslam’ı özümseyen bir milliyetçilik olduğunu söylemektedir. Nitekim Yazıcıoğlu’nun kendilerine çoğu kez milliyetçilikte ölçünün İslam olması gerektiğini ve MHP’de bilhassa var olan “Lider, doktrin, teşkilat kutsaldır, tartışılamaz” anlayışının beşerî olduğunu “Biz yalnızca Allah’ın birliğini ve Peygamber’in Risâlet’ini tartışmayız” dediğini bunun dışında herkesin ve her fikrin tartışılabilmesi gerektiğini kendilerine söylediğini ifade etmiştir [14].

MÇP’de Yaşadığı Fikir Ayrılıkları, Kopuşu ve Yeni  Oluşum Hareketi

Literatürü incelediğimizde ve o dönemdeki yol arkadaşlarının ifadelerinden yola çıkıldığında Yazıcıoğlu’nun Milliyetçi Çalışma Partisi’nden ayrılmasının üç temel nedeni olmuştur. Bunlar; partinin o dönemdeki politikalarını Yazıcıoğlu’nun kabullenmeyişi, ülkücü hareketin benimsediği “Lider, doktrin, teşkilat tartışılmaz.” anlayışına karşı duruşu ve Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışında ideolojik olarak yaşadığı fikir ayrılıklarıdır. Yazıcıoğlu’nun MHP’den ayrılarak yeni bir hareket başlatmaya iten etkenlerden ilki; yukarıdaki bölümde ifade edildiği gibi milliyetçilik anlayışındaki farklılıktır. Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışı; ırka ve sınırlara dayalı salt etnik milliyetçilik değil, muhafazakâr ideolojinin önemsediği gelenek, aile, din, inanç gibi değerleri de içine alan muhafazakâr milliyetçi ideolojidir. Yazıcıoğlu’nun MÇP’den ayrılıp yeni bir siyasi parti kurmasına neden olan etkenler arasında milliyetçiliği farklı yorumlamasının yanı sıra bir diğer önemli etken; dönemin MÇP politikalarını eleştiren bir bakış açısına sahip oluşudur. Yazıcıoğlu, kurucusu olduğu GKSO’da yaptığı söyleşilerde parti politikalarını sıkça eleştirmiş ve ülkücülüğün partiden bağımsız düşünülmesi gerektiğini savunmuştur. Öte yandan milliyetçiliği her fırsatta İslami referanslarla farklı bir paradigmayla dile getirmiştir. Akabindeki süreçte partinin dergisi olan “Bizim Ocak”a karşı kendi fikirlerini savunan “Bizim Dergâh”ı çıkartması parti yönetimi tarafından hoş karşılanmamıştır.

SHP-DYP koalisyonu

Türkeş’in direktifiyle GKSO’da yapılan söyleşiler yasaklanmış ve Bizim Dergâh dergisi kapatılmıştır. Bu Yazıcıoğlu için ilk kırılma olmuştur [15]. İkinci önemli olay 1991 seçimlerinden sonra kurulan SHP-DYP koalisyonunda yaşanmıştır. MÇP’nin oluşturulan koalisyona güvenoyu vermesi Yazıcıoğlu ve ekibi tarafından kabul edilmemiştir.

Zira SHP içindeki ayrılıkçı milletvekillerinin varlığı Yazıcıoğlu’nun milliyetçilik anlayışına ters gelmekteydi. Nitekim Yazıcıoğlu ve ekibi güvenoyu oylamasına katılmamıştır. Öte yandan parti il kongrelerinde Yazıcıoğlu ve Türkeş’in desteklediği farklı listeler de büyük bir kriz yaratmıştır. Yazıcıoğlu’nun ekibi 22 il kongresini kazanmış ve parti içinde krizi tırmandırmıştır. Büyük Kongre’de Başkanlık Divanı için Yazıcıoğlu ve ekibinin liste dışı bırakılmak istenmesi ve ardından yaşanan parti içi çekişmeler, ülkücü gençlerin üniversitelerde kavgaya tutuşmaları krizi hat safhaya ulaştırmıştır. Tüm bu gelişmeler ve yaşanan fikir ayrılıkları nedeniyle Yazıcıoğlu 7 Temmuz 1992 günü bir grup arkadaşıyla partiden istifa etmiştir. Yapmış olduğu basın toplantısında ülkücü hareketin lider sultasına karşı olduğunu belirtmiş ve “Yeni Oluşum” adını verdikleri hareketi başlatmıştır. Bu doğrultuda ekibiyle beraber MÇP’nin haftalık gazetesi “Yeni Düşünce”ye karşılık “Yeni Hafta” gazetesini, “Bizim Ocak” dergisine karşılık “Nizam-ı Alem” dergisini çıkartmışlardır. “Ülkü Ocakları” yerine ise şimdiki adı Alperen Ocakları olan “Nizam-ı Alem Ocakları”nı kurmuşlardır [16]. Dönemin milletvekillerinden Hasan Çağlayan, Yazıcıoğlu’nun MÇP’den ayrılmasında o dönemde gündem olan “Çekiç Güç” meselesine MÇP’nin destek vermesi ve bu konuda fikir ayrılığına düşmesinin etkili olduğunu dile getirmiştir. Selçuk Özdağ ise; 1991 yılında Alpaslan Türkeş’in SHP-DYP ittifakını desteklemesinin Yazıcıoğlu’nun partiden ayrılmasında kırılma noktası olduğu görüşündedir [17].

Yazıcıoğlu’nun kendine has milliyetçilik anlayışına paralel olarak kurduğu gençlik örgütü olan Alperen Ocakları, kendilerini ideolojik olarak tanımlarken lidere biat ve etnik milliyetçilikten öte İslami vurgular yapmışlardır. Türkeş’i destekleyen Ülkü Ocakları, ülkücülük söylemlerinde lidere biati ve Türkçülük ideolojisini öne çıkartırken, Yazıcıoğlu’nun Alperenler’i, ülkücülük tanımlarında “Bizim davamız, ülkümüz bellidir; İlay-ı Kelimetullah ve Nizam-ı Âlem Ülküsü… Yani ülkücü demek; Allah’ın (c.c.) ismini yüceltip yükseltme ve O’nun (c.c.) nizamını yeryüzüne hâkim kılma mücadelesi veren insan demektir.” ifadelerini kullanarak İslam düşüncesiyle eklemlenmiş bir milliyetçilik anlayışı ortaya koymuşlardır [18]. Keza “Lider, doktrin, teşkilat tartışılmaz” anlayışını reddetmiş, Allah ve Peygamber’den başka tartışılmaz bir kişi ya da konunun olmadığını savunmuşlardır. Nitekim; “Alperen, kalû bela’da Allah’a verdiği sözün eridir, Müslüman’dır. Allah’ın birliği ve Hz. Muhammed (sav) ’in risaleti dışında hiçbir mutlak hakikat tanımaz. İslam’ın esasları dışında tartışılmazı yoktur.” ifadesi onlara aittir [19].

Sonuç Yerine

Muhsin Yazıcıoğlu gençlik yıllarından itibaren ülkücü kimliğiyle var olmuş ve zamanla ülkücü hareketin liderlerinden biri haline gelmiştir. Yazıcıoğlu’nun dünya görüşü milliyetçilik temelli olsa da çok kez çeşitli ortamlarda dile getirdiği “İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur.” ifadesindeki gibi İslam inancı siyasal hayatında büyük bir yere sahip olmuştur. Türk milliyetçiliğini İslami referanslarla tanımlayan Yazıcıoğlu, gerek milliyetçilik anlayışındaki farklılık gerekse de siyasi yaşamında karşılaştığı zorluklar ve parti politikalarına eleştirel yaklaşması hasebiyle yaşanan krizler sonucu yeni bir hareket başlatma gereği duymuştur. Geleneksel ülkücü anlayışın benimsediği salt Türkçülük ideolojisi tamamen reddedilmese de bir kenara bırakılmış, lidere koşulsuz biat anlayışına son verilmiş ve Türk-İslam birliğini benimseyen muhafazakâr milliyetçi ideolojiye sahip bir hareket olan “Yeni Oluşum” ortaya çıkmıştır. Bu hareketin gençlik örgütü ise Ülkü Ocakları’ndan yetişmelerine rağmen Yazıcıoğlu’yla aynı dünya görüşünü benimseyen gençlerden oluşan ve sonrasında Alperen Ocakları adını alacak olan Nizam-ı Âlem Ocakları olmuştur. Türk-İslam ülkücüleri de denilen bu hareket kurulmasından kısa süre sonra 29 Ocak 1993 tarihinde Yazıcıoğlu önderliğinde partileşmiş ve Büyük Birlik Partisi kurulmuştur. Kurulan partinin ambleminde İslami anlayışta var olan gül ve hilale yer verilmiş ve Yazıcıoğlu’nun İslam’ı önceleyen dünya görüşünün ideolojik temeline vurgu yapılmıştır.

Bahadır Gönül 

Stratejik Ortak Misafir Yazarı 

  Siyasal İdeolojilerin Ortak Paydası: Milliyetçilik

KAYNAK



Dipnotlar
[1] “Muhsin Yazıcıoğlu” (Çevrimiçi) https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhsin_Yazıcıoğlu, erişim 2 Mart 2021.

[2] Ahmet Kaysılı ve Tuba Acar, “TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE MİLLİYETÇİLİĞİN OLUŞUMU, GELİŞİMİ VE KARŞITLIKLAR ÜZERİNDEN SÜRDÜRÜLME BİÇİMİ”, Journal of World of Turks, C.3., Sayı:6, (2014), s. 205.

[3] Nadim Macit, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ KÜLTÜREL AKIL, İÇTİHAT VE SİYASET, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2018, s. 20.



[4] Etienne Copeaux, “Türk milliyetçiliği: Sözcükler, tarih, işaretler”, içinde Milli Hallerimiz, Yurttaşlık ve Milliyetçilik: Farkında mıyız, 2002, ss. 46-47.

[5] Kaysılı ve Acar, a.g.e., s. 208.

[6] Alparslan Türkeş, Türkiye’nin Meseleleri, İstanbul, Kutluğ Yayınları, 1975, ss. 55-60.

[7] Ali Yurtaslan, İtiraflar: MHP Merkezindeki Adam Abdullah Çatlı’yı Anlatıyor, Kaynak Yayınları, 1997, ss. 87-88.



[8] Merdan Yanardağ, MHP Değişti Mi? Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi, İstanbul, Gendaş Yayınları, 2002, ss. 394-95.

[9] Hakkı Öznur, Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı, Ankara, Akçağ Yayınları, 2012, s. 59.

[10] Öznur, a.g.e., s. 256.

[11] Vedat Demiröz, Son Reis Muhsin Yazıcıoğlu, İstanbul, Kiriminal Kitaplar, 2016, ss. 29-30.



[12] Enes Turhan, “BİR SİYASİ AKTÖR OLARAK MUHSİN YAZICIOĞLU VE BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ (1993–2009)” Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019, s. 109.

[13] Mehmet Ali Birand, “32. Gün Arşivi : Muhsin Yazıcıoğlu MHP’den Neden Ayrıldı?”, 1992 (Çevrimiçi) https://www.youtube.com/watch?v=pOAOMxL0kSk, erişim 7 Mart 2021.

[14] Turhan, a.g.e., s. 113.

[15] Tanıl Bora ve Kemal Can, Devlet ve Kuzgun, 1990’lardan 2000’lere MHP, İstanbul, İletişim Yayınları, 2004, ss. 42-43.



[16] Hüseyin Aykol, Türkiye‟de Sağ Örgütler Bölüne Bölüne İktidar Olmak, Ankara, Phoenix Yayınları, 2011, ss. 138-39.

[17] Turhan, a.g.e., s. 112.

[18] Özgür Bayraktar, “Lider, Teşkilat, Doktrin’in İflası: Ülkücü Harekette 1980 Sonrası Dönüşüm, Bölünme ve İç Çatışma”, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, C.2015., Sayı:1, (2015), 35-40 (s. 115) <https://doi.org/10.18493/kmusekad.47404>.

[19] Bayraktar,a.g.e., s. 117.
Kaynaklar
Aykol, Hüseyin, Türkiye‟de Sağ Örgütler Bölüne Bölüne İktidar Olmak, Ankara, Phoenix Yayınları, 2011



Bayraktar, Özgür, “Lider, Teşkilat, Doktrin’in İflası: Ülkücü Harekette 1980 Sonrası Dönüşüm, Bölünme ve İç Çatışma”, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2015, (2015), 35-40 <https://doi.org/10.18493/kmusekad.47404>.

Birand, Mehmet Ali, “32. Gün Arşivi : Muhsin Yazıcıoğlu MHP’den Neden Ayrıldı?”, 1992 (Çevrimiçi) https://www.youtube.com/watch?v=pOAOMxL0kSk, erişim 7 Mart 2021.

Bora, Tanıl, ve Kemal Can, Devlet ve Kuzgun, 1990’lardan 2000’lere MHP, İstanbul, İletişim Yayınları, 2004

Copeaux, Etienne, “Türk milliyetçiliği: Sözcükler, tarih, işaretler”, içinde Milli Hallerimiz, Yurttaşlık ve Milliyetçilik: Farkında mıyız, 2002



Demiröz, Vedat, Son Reis Muhsin Yazıcıoğlu, İstanbul, Kiriminal Kitaplar, 2016

Kaysılı, Ahmet, ve Tuba Acar, “TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE MİLLİYETÇİLİĞİN OLUŞUMU, GELİŞİMİ VE KARŞITLIKLAR ÜZERİNDEN SÜRDÜRÜLME BİÇİMİ”, Journal of World of Turks, 3, (2014)

Macit, Nadim, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ KÜLTÜREL AKIL, İÇTİHAT VE SİYASET, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2018

“Muhsin Yazıcıoğlu” (Çevrimiçi) https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhsin_Yazıcıoğlu, erişim 2 Mart 2021.

Öznur, Hakkı, Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı, Ankara, Akçağ Yayınları, 2012

Turhan, Enes, “BİR SİYASİ AKTÖR OLARAK MUHSİN YAZICIOĞLU VE BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ (1993–2009)” Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019

Türkeş, Alparslan, Türkiye’nin Meseleleri, İstanbul, Kutluğ Yayınları, 1975

Yanardağ, Merdan, MHP Değişti Mi? Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi, İstanbul, Gendaş Yayınları, 2002

Yurtaslan, Ali, İtiraflar: MHP Merkezindeki Adam Abdullah Çatlı’yı Anlatıyor, Kaynak Yayınları, 1997

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

1 YORUM

  1. Baştan sona okunduğunda, ince ayrıntılarıda kapsıyacak şekilde çok güzel bir ifadeyle kaleme alınmış bir yazı . Gönülden tebrik ederim kaleminize yüreğinize sağlık …

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here