Göçün Güvenlikleştirilmesi ve Avrupa Birliği Kapsamında Göç Sorunu

Okunma Süresi: 5 dk 13 sn

Göç, geçmişten bu yana uluslararası ilişkiler de dahil olmak üzere pek çok alanda tartışılan temel konulardan biri olmuştur. Kimi zaman sosyal bir fenomen olarak tartışılan göç kavramı, kimi zaman siyasi ve ekonomik konulara dahil edilerek tartışılmaktadır. Göçmenlik eylemi, insanların çeşitli nedenlerle ülkelerini terk etmeleri anlamına gelmekte olup farklı statülere sahip olabilmektedir. İnsanların ülkelerini terk etmelerinin nedenleri arasında ülkelerin sosyal ve ekonomik refahı, siyasi faktörler ve tercihli göç yer almaktadır. Sosyal ve ekonomik refahın düşük olduğu bölgelerde, insanlar daha yüksek yaşam standartlarına sahip yerlerde yaşamak istedikleri için göç edebilmektedirler. Ayrıca siyasi nedenlerle ülkesini terk edenlerin savaş, iç savaş ve terörizm gibi olumsuz durumlar nedeniyle terk ettikleri gözlemlenmektedir. Ülkeleri tarafından zulüm gören insanların da refah seviyesi yüksek ülkelerde yaşamak istediği açıkça görülmektedir.

Güvenlik kavramı, göç kavramı gibi uluslararası ilişkilerde de her zaman gündemde olan konulardan biridir. Güvenlik, devletlerin ve diğer tüm aktörlerin önem verdiği ve istenmeyen bir olgudur. Devletler bu konuda çeşitli stratejiler geliştirerek hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik algısının değiştiği görülmektedir. Askerî alandan çok göç ve terör gibi konuların da güvenlik konusu olduğu bilinmektedir. Bu dönemde ve 2000’li yılların ortalarında göçe bakış açısının da güvenlik ekseninde değiştiği görülmektedir. Avrupa Birliği üye ülkeleri, göç konusunda ciddi sorunlarla karşılaşmışlardır. Güvenlik kapsamında ele aldıkları göç ve mülteci sorunları Avrupa Birliği için çözülemez boyutlara ulaşmıştır. Bunun en önemli nedeni sığınmacı ve mültecilerin üye ülkelerin sosyal yapısını ve kimliklerine zarar verdiği iddiasıdır.

Güvenlikleştirme

Barry Buzan

Devletlerin güvenlik konusunda geçmişten beri değişen ve gelişen çeşitli stratejileri vardır. Bu bağlamda, devletler ve diğer aktörler, uluslararası düzeyde güvenlik sorunu oluşturdukları konularla ilgilenmektedirler. Ayrıca ulusal düzeyde ele alınan bazı konu ve sorunların da güvenlik çerçevesinde çözülmesi istenmektedir. Kopenhag Okulu ve Paris Okulu, güvenlikleştirme üzerine çalışan en önemli iki ekoldür. Barry Buzan liderliğindeki Kopenhag Okulu, güvenlikleştirme konusunun söylemler yoluyla değer kazandığını savunmaktadır (Demirtaş, 2019: 2). Kopenhag Okulu, belli bir meselenin siyasi yollarla nasıl çözülebileceğinden bahsetmenin yanında, bunun yerine bir güvenlik sorununa dönüştürülüp çözüldüğünü ileri sürmektedir (Demirtaş, 2019: 3). Kopenhag Okulu, güvenlikleştirmenin çoğunlukla söylemler yoluyla yapıldığını ve uygulamalarının ortaya çıktığını ifade etmektedir.

Kopenhag Okulu’nda, güvenlikleştirmenin düzgün işlemesi için iki yol olduğundan bahsedilmektedir. Bunlardan ilki “Varoluşsal Tehdit” diğeri “Referans Nesnesi” kavramlarıdır. Varoluşsal tehdit, konunun devlet veya başka bir aktör nezdinde tehdit olarak işlenmesidir. Mülteciler kapsamında ele alındığında, mültecilerin devletin ve toplumun mevcut kimlik modelinde yıkıcı bir etkiye sahip olduğu iddiası, Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki aşırı sağ partiler tarafından desteklenmektedir (Demirtaş, 2019: 2). Bu durum, güvenlikleştirme eyleminin ve politikalarının devletlerin söylemleri tarafından şekillendirildiğini göstermektedir. Onu bir Referans Nesnesi yapan başka bir yol, tehdit edici konular veya durumlar olarak tanımlanmaktadır.

İncelenen göç durumunda, mültecilerin ev sahibi ülkeyi tehdit ettiği ve mevcut homojenliğini bozduğu iddia edilmektedir. Bu durumda devlet referans nesne olarak kabul edilir (Demirtaş, 2019,2). Bu bakış açısının bir sonucu olarak, uluslararası düzeyde güvenlik perspektiflerini şekillendirirken aktörlerin ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Bu inşa sürecinde tehditlerin belirlenmesi ve bu sorunlar etrafında uygulanan politikaların benimsenmesi çok önemlidir. (Mandacı ve Özerim, 2013: 107). Öte yandan Paris Okulu, Kopenhag Okulu’nun önermelerine bazı temel katkılar sağlamaktadır. Güvenlikleştirme durumunda sadece söylemlerin değil, uygulanan politikaların da çok önemli olduğunu söylüyor. Bunlar, komşu ülkelerle sınırların inşa edilmesini ve kontrollerin artırılmasını içermektedir (Demirtaş, 2019: 4).

Göç Olgusu

Göç, insan varlığının her döneminde olduğu gibi günümüzde de sıklıkla yaşanan bir durumdur. Örneğin 1950’li yıllarda göç olgusunun tarihsel süreçlerine bakıldığında, iş gücü göçünün yoğun bir şekilde yaşandığı görülmektedir. Bu dönemde Avrupa kıtasına ciddi bir işçi göçü yaşanmıştır. Avrupa kıtasında işçi göçünün neden olduğu işçi hareketi, oradaki ülkelerin kalkınmasını ciddi şekilde etkilemiştir. Avrupa devletleri bu dönemde göç akışından şikayet etmemişlerdir. Küreselleşmenin arttığı yıllarda göç olgusu da artmaktadır. Artan göç nedeniyle çeşitli sorunlar da ortaya çıkmaya başlamaktadır. Bu durum, devletleri ve diğer aktörleri olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Özellikle Avrupa Kıtası açısından göç durumunun iyi yönleri de olmaktadır. Bunlar arasında Avrupa içi işçi hareketliliği ve ekonomik refahın sağlanması yer alıyor. Öte yandan Avrupa’da homojenleştirilmeye çalışılan sosyal birlik yapısının bozulmasına neden olabileceği göçün olumsuz etkilerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ancak göç genel olarak Avrupa kıtasına fayda sağlamadığında istenmeyen bir durum olarak tartışma konusu olmuştur. Bugün Avrupa Birliği ekseninde göç tartışmaları artarak devam etmektedir. Göç konusunda karşıt görüşlerin Avrupa genelinde arttığı da ortadadır.

Avrupa Birliği ve Göç Sorunu

Bugün dünyanın birçok ülkesi, güvenlikleştirmeye ilişkin çeşitli politikalar ve söylemler geliştirmiştir. Mültecilerin güvenlikleştirilmesi ve aktörler adı altında incelenmesi de bu söylemlerin uygulamalarıdır. Bu ifadeler birçok Avrupa ülkesinde karşılık bulmuştur. Öncelikle, göçü sınırlarında bir güvenlik tehdidi olarak görmeyen ülkeler, bir süre sonra, tehdit olarak benimseyerek sınırlarına duvarlar örmüşlerdir. Bu durumun en iyi örneği olan Almanya’dır. Küresel ekonomik kriz ve güçlü bir ekonomiye sahip Almanya, Avrupa ekonomik krizinin etkilerine rağmen mülteciler konusunda kısıtlayıcı politikalar izlemekten çekinmemiştir. Ancak bu dönemde Almanya’da aşırı sağ partilerin göç karşıtlığının durdurulamaması da göçün güvenlikleştirilmesi açısından önemli bir konu olmuştur (Demirtaş, 2019: 5). Göçün güvenlikleştirilmesinden önce halkın ikna sürecinin gerçekleşmesini sağlayan Avrupa Birliği üyesi ülkeler, artan aşırı sağ partilerin ve göç karşıtlığının halk üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldıramamıştır. Bu durum, Avrupa Birliği’nin göç politikalarındaki zayıflığının bir sonucu olarak gösterilebilmektedir.

Almanya’dan farklı olarak Ulusal Birlik Partisi’nin göçmenlik karşıtı muhalefetinin Fransa’da da ivme kazandığı görülmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği için kritik bir gelişme olan Brexit süreci, İngiltere’nin birlikten ayrılmasıyla sonuçlanmakla birlikte, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının altında yatan nedenlerden biri olan, Birliğin başarısız göçmenlik politikalarından da etkilemiştir.

Göç yönetimi konusunda çeşitli çalışmalar yürüten AB, üye ülkeleri ortak bir çatı ve politika altında toplamakta güçlükler yaşamıştır. Ülkelerin ortak politikalarda birleşememelerinin en önemli nedeni, göç politikalarını ulusal çıkarlarına göre uyarlamak istemeleridir. Bu bağlamda Avrupa Birliği, Türkiye ve Ürdün gibi ülkelerle çeşitli antlaşmalar imzalamaya ve göç sorununu ülke çapında hareket ettirerek dışsallaştırmaya çalışmaktadır (Demirtaş, 2019: 6).

Avrupa Birliği, göçün güvenlikleştirilmesi yanı sıra göçün dışsallaştırılmasının üzerine de yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte, göçün dışsallaştırılması da güvenlikleştirilmesi gibi çok boyutlu bir olgudur. Avrupa’da bu durumun en belirgin örneği aşırı sağ partilerin aktif ve hızlanan göç karşıtı tutumlarıdır. Avrupa Birliği tarafından göç kapsamında yapılan çalışmaların en önemlisi Schengen Anlaşması olarak kabul edilmektedir. Bu uygulamada göç ve iltica gibi konularda çeşitli tedbirlerin alınmasının amaçlandığı görülmektedir. AB, bu anlaşma ile diğer ülkelere karşı dış sınırlarını belirlemiştir. Ancak Akdeniz’den Avrupa’ya göç akışı, Birliğe üye ülkeleri de endişelendirmeye başlamıştır (Özerim, 2014: 30). Avrupa’nın dış sınırlarını korumak, sınır kontrollerini sağlamak ve yasa dışı göçle mücadele, birliğin göç konusunda ana hedefi haline gelmektedir.

Güvenlik kaygıları nedeniyle, Avrupa Birliği göç konularının yönetimine ilişkin küresel politikalar uygulamaya odaklanmaktadır. Düzenli göçü teşvik eden Avrupa Birliği, şiddet ve terörizm gibi olaylar etrafında hareket ederek güvenlik çalışmalarına yasa dışı göçü de dahil etmektedir.

Duygu Temiz
Stratejik Ortak Misafir Yazarı

KAYNAK



Demirtaş B. (September 2019), “Mülteciler ve Güvenlikleştirme”, Güvenlik Yazıları Serisi,
Number: 8.

Kanca, R. (2019), ‘The Concept of ‘’The Other” and European Union Migration Policy’
İstanbul University.

Karakaş D. (June 2016), “Mülteci Sorunu Çerçevesinde Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri”,
ORMER, no:16.



Mandacı, N. ve Özerim G. (2013), “Uluslararası Göçlerin Bir Güvenlik Konusuna Dönüşümü:
Avrupa’da Radikal Sağ Partiler ve Göçün Güvenlikleştirilmesi”, Journel of
Uluslararası İlişkiler, 10 (39), 105-130.

ORSAM (2012), ‘Global Migration and Development of Migration Policiesof Turkey and the
European Union, Report No: 123 p. 7-24.

Özerim, Gökay. (2014), ‘Supranatıonalısatıon Of The Mıgratıon Polıcıes In Europe And
Transformatıon Into A Securıty Issue: A New Phase In Hıstory Of European
Mıgratıon?’, Ege Strategic Research Journal Volume 5 Number 1, p. 11-48.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.



Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here