Türk Demokrasi Tarihi: Turgut Özal Dönemi Demokratikleşme Politikaları

Okunma Süresi: 21 dk 29 sn

ÖZAL VE DEMOKRATİKLEŞME

Ekonomiye Dayalı Demokratikleşme Modeli

Demokratik bir sistem üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi birikimi, Özal dönemine değin her ne kadar önemli merhaleler kat etmiş olsa da istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Özal, içinde bulunduğu konjonktür itibariyle sivil siyasete ve demokrasiye ket vuran bir askeri darbe yönetimi altında hem ekonomik anlamda hem de sosyal hayatta yeni bir zihniyet yaratma ideali içinde olmuştur. Bireysel özgürlükleri, demokratik değerleri ve serbest piyasa ekonomisini harmanlayarak ortaya koyduğu vizyonla Özal, demokrasi tarihimizde iz bırakmış liderlerden biri olmayı başarmıştır.

Demokrasinin bir toplumda tam anlamıyla var olabilmesinin en önemli koşulu toplumu meydana getiren bireylerin hür iradelerinin hiçbir baskıya maruz kalmadan yansıtılabildiği parlamenter seçim sistemi ve bu iradeyi güvence altına alan anayasal hukuk devleti anlayışıdır. Ülkemizde tarihsel süreç içerisinde yapılan askeri darbelerle sürekli sekteye uğratılmış demokratik özgürlükler, 12 Eylül askeri darbesiyle bir kez daha kısıtlanmış, baskı ortamı oluşturulmuştur.

Özal böyle bir konjonktür içerisinde 1983 yılının Kasım ayında iktidara gelerek demokrasinin yeniden işlerlik kazanabilmesi ve sivil iradenin askeri vesayet karşısında egemen olması için birtakım politikalar uygulamıştır. Fakat bu dönüşümün temeli hep ekonomi odaklı olmuştur. Ona göre demokratik değerlerin gelişimi ancak ekonomik kalkınma ile mümkündür. Neo-liberal politikalar çerçevesinde uygulanan serbest piyasa ekonomisi ülkede tam anlamıyla yerleştikçe demokrasi gelişecek ve müreffeh bir toplum seviyesine ulaşmak mümkün olacaktır. Nitekim Türkiye’nin ekonomik çıkmaza girdiği 70’li yılların ardından ithal-ikameci ekonomi modelinden vazgeçilip, Türkiye’nin dışa açılmasına olanak sağlayan 24 Ocak kararlarını hazırlayan ve askeri darbe yönetiminde de ekonomiden sorumlu bakanlık görevini sürdüren Turgut Özal olmuştur.

Özal ekonomi ile demokrasiyi iç içe geçen kavramlar olarak ele almıştır. Nitekim söylemlerinde de serbest piyasa ekonomisi ile serbest düşünce ortamının arasında nasıl bir bağ olduğunu şöyle ifade etmiştir:

“Bir fikri beğenmeyebiliriz, ama o fikrin ortadan kalkabilmesi, gene o fikir pazarına gelip, münakaşa edilmesine bağlıdır. Aynen serbest pazar gibi. Mallar nasıl geliyor, en iyisi nasıl bulunuyorsa, fikirler de öyle bir pazara gelecek, o fikir pazarında biz en iyisini bulacağız. Bazen birtakım dogma fikirlerle ideolojik bir takım baskılarla maalesef bunların dışında oluyoruz.”[1]

Ekonomik kalkınmayı demokratikleşmenin ön koşulu olarak gören Özal, yine bir konuşmasında bu görüşünü destekler nitelikte şu cümleleri kullanmıştır:

“Önce ekonomi yasaklardan arındırılacak, tam liberal olacak. Bu yolla ekonomi güçlenecek, havadan para kazanma yolları kapanacak. Bütün bunlara paralel olarak da demokrasi gelişecek. Batı’da da demokrasinin temelinde liberal ekonomi yatmıyor mu? Karaborsayla, kuyrukla demokrasi kurulamaz. Demokrasi için ekonominin ayakları üstünde kalması lazım”[2]

Özal’ın ekonomiye dayalı demokratikleşme stratejisinin temelinde Yeni Sağ devlet anlayışını savunuyor olması yatmaktadır. Yeni Sağ devlet anlayışı, ekonomide neo-liberal politikalar çerçevesinde piyasa ekonomisini savunurken, güçlü fakat minimize edilmiş devlet anlayışı ile birlikte sivil ve sosyal hayatta özgür bir ortam yaratılmasını öngörmektedir. Fakat Özal döneminde bu konuda ne ölçüde başarılı olunduğu tartışmaya açıktır. Genel kanaate göre, uyguladığı neo-liberal politikalar ve meşhur 24 Ocak Kararları ile ekonomide sağladığı başarı ve istikrarı, sivil alanda özgürlükler ve demokratikleşme bağlamında sağlayamayan Özal’ın, ne ölçüde başarılı ya da başarısız olduğu hakkında çeşitli görüşler vardır.

Demokrasi adına kabul edilemez olan insan hakları ihlalleri, işkenceler, basına yönelik kısıtlamalar, keyfi tutuklama olaylarının hüküm sürdüğü koşullar altında geçirilen üç yılın ardından 6 Kasım 1983 tarihinde, darbe yönetiminin izin verdiği siyasal partilerin katılımıyla kontrollü bir şekilde yapılan seçimlerde, askeri yönetimin başarılı olmasına pek de ihtimal vermediği Özal’ın Anavatan Partisi %44’lük bir oy oranıyla iktidara gelmiştir. Özal’ın iktidara gelmesiyle birlikte yalnızca ulusal değil uluslararası alanda da Türkiye’de demokratikleşme ve normalleşme beklentisi oluşmuştur.

Bu doğrultuda Avrupa Parlamentosu (AP), tam anlamıyla özgür ve demokratik bir seçim ortamının olmaması nedeniyle seçimlerin halkın iradesini tam anlamıyla yansıtmadığını ve meşru olmadığını belirtmiştir. Bununla beraber, Özal’ın iktidara gelmesiyle birlikte Avrupa Parlamentosu, Türkiye hakkında insan hakları ve demokratikleşme konularında bir yıl içerisinde uyarı niteliğinde dört önemli karar almıştır. Bunlardan ilki; Özal iktidarının üçüncü ayında, AP’nin askeri mahkemelerdeki yargılama usulünün demokratik olmadığı ve işkencelerin devam ettiği gerekçesiyle sıkıyönetimin derhal kaldırılması ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi talebi olmuştur. Aynı gün alınan ikinci kararda ise; Türkiye’de insan hakları ihlallerinin devam ettiği ve gerekli adımların atılmadığı ve bu konuda duyulan endişe dile getirilmiştir. 1984 yılının Ekim ayına geldiğimizde AP, Türkiye hakkında yine iki önemli karara imza atmıştır. İlk olarak idam cezalarının uygulanması eleştirilmiş ve Kasım seçimlerinden beri uygulanmayan iki idam cezasının gerçekleştirilmesi kınanmıştır. Diğer karar ise; dönemin Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem’in serbest bırakılması yönünde olmuştur.[3]

Özal, Avrupa Topluluğu’nun siyasal ve ekonomik gücünün bilincinde olarak iktidarının ilk dönemlerinde muhafazakâr kimliğinden ötürü ulusal ve uluslararası düzeyde duyulan endişelerin aksine yönünü Batı’ya doğru çevirmiş, Avrupa ile olan ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla AT’ye başvuru sürecini başlatmıştır.

AT’ye başvuru sürecinde yalnızca demokratik değerlerin gelişimi değil, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için de AT’nin önemine vurgu yapan Özal’a göre ekonomik gelişim olmadan demokratikleşme de olamaz. AT’ye üye olan ülkelerin ekonomik ve demokratik yönden gelişmiş, modern, altyapı sorunlarını çözmüş, her anlamda dışa açılan dinamik ülkeler olduğunu vurgulayan Özal, Türkiye’nin altyapı, yollar ve haberleşme konularında yatırımlara ihtiyacı olduğunu, Türkiye’nin AT’ye üye ülkeler için iyi bir iş sahası ve Ortadoğu ülkeleriyle köprü vazifesi görebilecek bir pozisyonda olduğunu ifade etmiştir.[4] Tüm bu gelişmelerin ışığında Türkiye, 1987 yılında Avrupa Topluluğu’na resmi olarak üyelik başvurusunu gerçekleştirmiştir.

Özal dönemini incelediğimizde demokratikleşmenin dört ana unsur etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Bunlar; ekonomik alanda liberalleşme süreci, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve güçlendirilmesi, militarizmin geriletilerek siyasette sivil iradenin hâkim kılınmasına çalışılması ve kamu yönetimi alanında yapılan reformlarla yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir.[5]

Ekonomide ithal-ikamecilikten vazgeçilerek dışa açılması, Türk lirasını koruma kanunun kaldırılması, döviz serbestisi, Türk lirasının Konvertibl hale getirilmesi, özelleştirmeler gibi reform niteliğinde önemli atılımlar yapan Özal, ekonominin liberalleşmesi konusunda başarılı bir grafik çizmiş olsa da yüksek enflasyon gibi problemlere net bir çözüm getirememiştir.

Ertüzün; bu noktada Özal’ı sert bir dille eleştirerek, tüm olumlu gelişmelere rağmen enflasyonla mücadelede başarılı olamamasının nedeninin, Özal’ın uyguladığı sıkı para politikası ile talebi azaltmaya çalışması ve bu şekilde piyasada yapılan zamların önleneceğini zannetmesidir. Oysa ki ülkede nüfusun büyük bir kısmı asgari ücretle çalışmaktadır ve üretim yetersizliğine rağmen talebin düşürülmesini beklemek hem Türkiye’yi tanımamak hem de milletin refahını düşünmemek demektir.[6]

Yine Özal’ın ekonomi politikasını eleştirenlerden biri olan gazeteci Necati Doğru; Özal’ın her ne kadar ekonomiye belli bir ölçü ve serbestlik getirse de tekelci anlayışın devam ettiğini, piyasa fiyatlarının özel sektörün tekelleri ve KİT’ler arasında gizli anlaşmalarla belirlendiğini ve aslında serbest rekabetin mümkün olmadığını dile getirmiştir. Özal’ın sübvansiyonsuz devleti savunmasına rağmen, batan bazı şirketleri kimi zaman devlet eliyle kurtardığını da eklemiştir.[7]

Özsoy ve Kalaycı; Özal’ın serbestleşme politikasının refah düzeyini arttırmasına rağmen refahın adaletli bir biçimde dağıtılamadığını ifade ederek; ihracat, turizm gibi kalemlerin artış göstermesine rağmen hayali ihracat olaylarının ortaya çıktığını, bununla birlikte “işini bilen” memurların türediğini ve lüks yaşam sürdürdüklerini vurgulamışlardır.[8]

İlk olarak 24 Ocak Kararları ve sonrasında ekonomi alanında yapılan reformlarla piyasa ekonomisinin hayata geçirilmesini sağlayarak serbestleşmenin önünü açan Özal, devamındaki süreçte toplumun devlete olan bakış açısının demokratikleşme önünde engel teşkil ettiğini ve bu bakış açısının özgürlükçü bir toplum yaratılmak isteniyorsa değiştirilmesi gerektiğini söylemiştir.

Yayla’ya göre Özal, en başından beri devlet geleneğimizdeki “efendi devlet” ya da “hizmet edilen devlet” anlayışına karşı çıkmıştır. Bireyin devlet için değil, devletin birey için olduğu anlayışını yerleştirmeye çalışarak, halkçı ve muhafazakâr kimliğiyle de halkın arasına katılmaktan geri durmamış ve halkın istek ve taleplerinin devlet tarafından dikkate alınmasını sağlamıştır. Bu noktada statükocu kesim tarafından “devleti ayağa düşürmekle” de suçlanan Özal, devletle millet arasındaki ilişkiyi çağdaş demokrasilerdeki düzeye çekmeye çalışmıştır.[9]

Anavatan Partisi’nin 1983 yılında yayınlanan Seçim Beyannamesi’nde bu anlayışı destekler nitelikte şu ifadeler yer almaktadır:
“Devlet, millet için vardır. Devletin millet ile bütünleşmesi esastır.”[10]

Devletin bir “baba” olmadığını fakat toplumda süregelen anlayışın bu olduğunu ifade eden Özal, öte yandan statükocu zihniyetin devlete sirayet ettiğini, Fransa’dan alınan devlet sistemiyle, mülkiyeli ve üst düzey birikimli insanların müfettiş, orta halli insanların ise icra pozisyonlarında görev alması nedeniyle herkesin sorumluluk almaktan kaçınan bir tavır içerisinde olduğunu vurgulamıştır. Nitekim Özal;
“Biz Anavatan olarak ilk dönemde, hem iş yapan memura, hem de vatandaşa cesaret vermeye çalıştık. Onları çalışmaya, iş bitirici olmaya, kendilerine güvenmeye teşvik ettik.” [11] sözleriyle bu anlayışı kırmaya çalıştıklarını ifade etmiştir.

Bu konuya Seçim Beyannamesinde de değinilmiştir;
“Devlet müesseselerinin kuruluşunda ve işleyişinde temel prensip; işlemlerin müessir, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesidir. Bunun için sistem açık, basit ve kolayca anlaşılır olmalıdır. Devlet kuruluşlarının hakiki ve hükmi şahıslarla ilişkilerinde itimat esastır, şüphe istisnaidir.”[12]

Devletin araçsallaştırılarak statükonun kırılması ve devletin hantallaşan kurumlarının daha etkin bir şekilde çalışabilmesi adına Özal’ın iktidarı dönemi boyunca birtakım idari reformlar yapılmış ve Özal, iş bitirici olarak nitelediği insan tipinin devlet kurumlarında da var olmasını arzulamıştır. Bakanlıkların sayısının azaltılması, bürokrasinin azaltılarak hantal yapının giderilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, güvendiği genç teknokratları tepeden inmeci bir yaklaşımla devletin önemli kurumlarının başına getirmesi bu uygulamalarına örnek olarak verilebilir.

Özal’ın demokratikleşme uygulamalarının ekonomik ve idari kısmını kısaca ele aldıktan sonra asıl değinilmesi gereken husus, bireysel özgürlükler bağlamında demokratikleşmenin ne ölçüde sağlandığıdır. Bu noktada Özal’ın üstünde durduğu üç özgürlük anlayışına değinmekte yarar vardır.

ÖZAL’IN 3 ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI

Demokrasiler bireysel özgürlüklerin belli yasalar çerçevesinde güvence altına alındığı yönetim biçimidir. Özal’ın değişim ve dönüşüm vizyonundaki esas öğe, piyasa ekonomisinin dayalı liberal ekonomik büyüme stratejisi olsa da, bir diğer önem atfettiği husus toplumsal demokratikleşmenin önünün açılmasıdır.

Demokratikleşme kavramını kısaca açıklamak gerekirse; bir toplumdaki bireysel özgürlükler alanının gerek ekonomik gerekse de sivil ve sosyal haklar bağlamında genişletilmesi ve devlet tarafından yasal güvence altına alınmasıdır. İşte tam bu noktada, Özal’ın demokratikleşme stratejisinde her daim vurguladığı üç önemli özgürlükten söz etmek mümkündür. Zira Özal’a göre, bunlar olmazsa demokrasi de tam anlamıyla bir toplumda var olamaz. Bunlar; düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüdür. Özal ekonomik etkenler kadar bu üç özgürlüğe de demokrasinin gelişimi adına her zaman ayrı bir önem affetmiştir.

Nitekim Özal, “Düşünceyi ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyetini demokrasinin ve gelişmenin esası olarak tanımlıyorum. Unutulmamalıdır ki Türk toplumunun ana direği ailedir. Türk ailesinin orta direği ise kadındır, anadır.“ [13]

ifadeleriyle hem bu üç özgürlüğe vurgu yapmış hem de Yeni Sağ anlayışın gereği olarak toplumdaki aile kurumunun önemine de dikkat çekmiştir.

Düşünce ve İfade Özgürlüğü

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül gibi anti-demokratik uygulamalarla, askeri müdahalelerle iç içe bir demokrasi serüveni yaşayan Türkiye, Özal dönemine gelindiğinde de 80 öncesi kaos ve çatışma ortamı son bulmuş olsa da, bu sefer 12 Eylül askeri darbe yönetimi tarafından demokratik özgürlüklerin kısıtlandığı, baskı ve şiddetin hüküm sürdüğü, anti-demokratik uygulamaların, işkencelerin ve insan hakları ihlallerinin yapıldığı bir ülke konumundaydı. Özal’ın 24 Ocak kararlarının uygulanışı ve devamındaki ekonomik reform uygulamalarında her ne kadar askeri yönetimin varlığı lehine bir durum oluşturmuş olsa da, aynı şey demokratik sivil hak ve özgürlüklere yönelik politikaların uygulanmasında söz konusu olmamıştır. Askeri yönetimin sivil irade ve toplumsal özgürlükler için engel teşkil ettiğini düşünen Özal;

24 Haziran 1987 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda asker-siyaset ilişkisi konusunda şunları söylemiştir: “Türkiye’de demokrasiyi istiyorsak askerleri yerli yerine koymamız lazım. Demokrasi sivil bir idare tarzıdır ve siviller askerleri de yönetirler.” [14]

Özal’ın asker-sivil ilişkileri bağlamında demokrasiden yana tavır aldığı en önemli olay, hiç şüphesiz dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ’un kendi iradesiyle erkenden emekli olup yerine aynı zihniyette Necdet Öztorun’u getirtmek istemesidir. Bu duruma şiddetle karşı çıkan Özal, Necip Torumtay’ın Genelkurmay Başkanı olmasını sağlamış ve bu durum Özal’ın demokrasi zaferi olarak nitelendirilmiştir. Devamında MİT Müsteşarlığı’na sivil bir isim olan Hiram Abbas’ın getirilmesi de demokrasi adına önemli bir gelişme olmuştur.

Demokratikleşmenin önünün açılması adına bir yandan sivilleşme politikaları uygulayan Özal’ın insan hakları ve özgürlükler bağlamında yapmış olduğu uygulamalara kısaca değinmek gerekirse; düşünce özgürlüğünün önünde engel olarak görülen Türk Ceza Kanunu’nun 141., 142. ve 163. maddelerinin kaldırılması, kamu kurumlarında Türkçe dışında konuşma yasağının kaldırılması, AİHM’nin yargı yetkisinin Türkiye tarafından kabul edilmesi, işkencenin önlenmesine yönelik BM sözleşmesinin imzalanması, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi gereğince Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkının tanınması, TBMM’de İnsan Hakları Komisyonu’nun kurulması, darbe yönetiminin uyguladığı sıkıyönetimin İstanbul’da dahil olmak üzere 58 ilde kaldırılması, İşkencenin ve Diğer Gayrı İnsani Muamelelerin Önlenmesine dair Avrupa Konvansiyonu’nun onaylanması, darbe yönetimi tarafından kurulan ve işleyişi tartışma konusu olan Anayasa Mahkemesi’ne muhafazakar bir üyenin atanması, protokolde askerlerin ardından 7.sırada bulunan Başbakan’ın yapılan düzenlemeyle protokol sırasının Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın ardından 3.sıraya alınması, referandumla siyasi yasakların kaldırılması (her ne kadar hayır kampanyasına destek vermiş olsa da), yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması gibi uygulamalar örnek olarak verilebilir.[15]

Düşünce ve ifade özgürlüğünün tam anlamıyla bir toplumda var olabilmesi aynı zamanda basın özgürlüğü ve basın-yayın organlarının özgürce haber yapabilmeleriyle de doğru orantılıdır. Fikri özgürlükleri her fırsatta savunan ve iktidarı döneminde bu doğrultuda politikalar uygulayan Özal, özel televizyon kanallarının kurulması, Kürtçe yayın yapılmasına sıcak bakması gibi demokratik hamlelerinin yanında, bilhassa iktidarı döneminde çıkarılan Muzır Yasası ve basına kimi zaman uyguladığı sansürle ve kapatılan dergilerle gündeme gelmiş, kimi zaman da basına karşı anti-demokratik denilebilecek tavırlar sergilemiştir.
Muzır Yasası’yla ilgili sonraları verdiği bir mülakatta Özal;

“Orada (Muzır Yasası’nın çıkarılmasında) muhafazakârlık yanımız ağır bastı galiba. Toplumda rey olarak hitap ettiğimiz muhafazakâr kitleler etkili oldu. Tolerans, bizim toplumda az görülen bir vasıf. Bunu unutursanız, seçimi kaybedersiniz.” [16] cümleleriyle özeleştiri yapmayı da ihmal etmemiştir.

  1946'dan Günümüze Türk Siyasi Tarihine Genel Bakış

İktidarı boyunca basın mensuplarıyla yeri geldiğinde ters düşen ve olayları çarpıttıklarını iddia eden Özal’ın, basın özgürlüğüne kısıtlayıcı tutumlarına örnek olarak; M.Ali Birand’ın 1988 yılında terörist başı Abdullah Öcalan ile yapmış olduğu röportaj nedeniyle Milliyet gazetesi matbaasına el konularak gazetenin basılmasının engellenmesi, yine benzer bir şekilde kendisine suikast düzenleyen Kartal Demirağ ile yaptığı röportaj nedeniyle gazeteci Erbil Tuşalp’in gözaltına alınarak röportajın yasaklanması olayları gösterilebilir. Basına karşı sansürü içeren bu düzenleme esasen 12 Eylül askeri darbe yönetiminin almış olduğu bir karar olsa da Özal, kendi döneminde de bu gibi sakıncalı gördüğü yahut sol görüşlü gazete ya da dergilere antidemokratik olsa da el koymakta sakınca görmemiştir. [17]

Demokratikleşme sürecinden söz etmişken Kürt Sorunu’na da değinmekte fayda vardır. 1984 yılında ortaya çıkan PKK terör örgütünün eylemleri ile Güneydoğu’da ayrılıkçı birtakım faaliyetler söz konusu olmuş ve Kürt Sorunu patlak vermiştir. Bu noktada Özal’ın meseleyi insan hakları çerçevesinde ele alıp ayrıştırıcı bir dil kullanmamaya özen göstermesi demokrasi adına olumlu bir gelişme olmuştur.

Kürt Sorunu’yla ilgili olarak Özal;
“Bütün sorunlarda olduğu gibi Güneydoğu’da da çözüm, özgürlük, serbest düşünce, konuşma ve diyalogla bulunur. Sopa ile bulunmaz. Yani birtakım şeyler var. İyi muamele, insanca muamele gibi…” [18] ifadeleriyle olayın demokratik zeminde çözülmesi gerektiği inancını vurgulamıştır.

Gençkaya’ya göre; Özal, Kürt Sorunu’na karşı demokrat ve ılımlı bir yaklaşım sergiliyor olmasına rağmen kendisiyle çelişen politikalar üretmiştir. Özal döneminde insan hakları ihlallerinin arttığına dikkat çeken Gençkaya, izlenen politikaların ayrılıkçı ve askeri odaklı politikalardan öteye gitmediğini ve üstüne koruculuk sisteminin getirildiğini ifade etmektedir. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da Özal, ılımlı duruşuna rağmen imzası bulunan OHAL Kararnameleri de tartışmalı uygulamalarından olmuştur. [19]

1991 yılında TBMM’de kabul edilen Terörle Mücadele Kanunu ile TCK’nın 141., 142., 163. Maddeleri kaldırılarak Kürtçe konuşma yasağına son verilmiştir. Ayrıca cezaevinde yatmakta olan hükümlüler için koşullu af çıkarılmıştır. [20]

Gökmen’e göre; Cumhurbaşkanı iken “benim anaannem de Kürttü” demesi, federasyonun dahi tartışılabileceğini söylemesi de Özal’ın bulunduğu konjonktür düşünüldüğünde, cesaret edilmesi zor ve tabu haline gelmiş sorunları tartışmaya açtığının bir göstergesidir. [21]

Uygulamada çelişen noktaları olsa da, Özal’ın gerek GAP Projesi gerekse de Doğu ve Güneydoğu’ya yönelik teşvik uygulamaları ve sanayi hamlesi ile ekonomik ve siyasi destekleri, Kürtçe yasağını kaldırması, Kürt kimliğinin varlığını kabul eden ilk Cumhurbaşkanı olması, federasyon konusunu tartışmaya açması demokratik değerlerin gelişimi bağlamında olumlu sayılabilecek politikaları olmuştur.

Özal’ın demokratikleşme uygulamalarından bir diğeri de yerel yönetimlerin güçlendirilerek Adem-i merkeziyetçi bir yapıya geçilmesi olmuştur. Merkeziyetçi yapının hantallığından kurtarılarak yerelin kuvvetlendirilmesi, Yeni Sağ devlet anlayışın da savunduğu altyapı, yol ve kanalizasyon çalışmaları gibi devletin üstlenmesi gereken sahalarda verimliliği arttırmıştır. Bu sayede bilhassa Doğu ve Güneydoğudaki kırsal kesimlerin yol, su, elektrik gibi temel altyapı sorunları giderilerek çözüme kavuşturulmuştur. “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” anlayışıyla hareket eden atalarımızın izinden giden Özal, halktan yana imajını bu tür politikalarla pekiştirmeyi başarmıştır. Öte yandan demokratikleşme çerçevesinde uygulanan Adem-i merkeziyetçi politikanın olumsuz sonuçları da olmuştur. Nitekim Kazdal’a göre; liberal politikaların ülkemizde yarattığı bilinçsiz özgürlük ortamı, aktarılan büyük kaynaklar sebebiyle yerelde belediye yetkililerinin yolsuzluk ve rüşvet olaylarına bulaşmasına neden olmuş ve belediyeye ait işletmelerin yüksek kira bedelleri ile devirleri sebebiyle kentlerdeki kira bedellerini orantısızca yükselterek enflasyon oranının artmasına dolaylı olarak sebep olduğunu belirtmiştir. Özal’ın parti mensuplarının karıştığı rüşvet ve yolsuzluk batağına bu sebepten ötürü düştüğünü ve Özal’ın bu politikası ile hata ettiğini ifade etmiştir. Özal’ın bir diğer hatasının da ailesi ve yakın çevresinin yaşadığı lüks hayata rağmen toplumdan beklediği fedakarlık olduğunu vurgulamıştır. [22]

Din ve Vicdan Özgürlüğü

Özal içinden geldiği geleneksel/kültürel yapı ve yetiştiği aile ortamıyla Anadolu’nun muhafazakâr değerlerini benimseyen ve önemseyen bir lider olmuştur. Bundan dolayıdır ki Özal, Kemalist ideolojinin savunduğunun aksine din olgusunun laiklik ilkesi çerçevesinde kontrol altında tutulup baskılanması gereken bir unsur olduğu inancından öte, herkesin hangi dine mensup olursa olsun inançlarının gereğini serbestçe yapabildiği toplumsal bir düzenin sağlanması gerektiğine inanmış ve buna olanak tanıyan politikalar uygulamaya çalışmıştır.

Nitekim 1989 yılında yapmış olduğu bir konuşmada Özal; “Devletimiz laiktir. Ama milletimizi bir arada tutan, ebedi birliğimizde en güçlü bir şekilde hizmeti olan, esas rolü olan da İslam’dır. “ diyerek dinin bu toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu ifade etmiştir. [23]

Yine aynı şekilde, “Laiklik fertler için değil devlet içindir. Ve ben bir Müslümanım, iyi bir Müslüman.” [24] sözleriyle Kemalist ideolojinin laiklik anlayışından farklı bir profil çizmiştir.

91 yılında yaptığı bir başka konuşmada Özal; din ve vicdan hürriyetinin laik ve demokratik sistemi benimseyen gelişmiş ülkelerin vazgeçilmez unsuru olduğunu ifade ederek, ancak inanç yönünden baskı altında tutulmayan insanların var olduğu toplumların daha çok çalışıp daha çok kazanma ve üretme kapasitesine sahip olabileceğini söylemiştir. Laikliğin gereğinin din ve vicdan özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğünün teminatının da aynı şekilde laiklik ilkesi olduğunu vurgulayan Özal, bu iki kavramın birbirlerinin varlık nedeni olduklarını ve her birinin diğerinin koruyucusu olduğunu söylemiştir. [25]

Mesele din ve vicdan hürriyeti ise, ülkemizde Özal döneminde de fazlasıyla gündeme gelmiş olan başörtüsü yasağı konusuna da değinmek gerekir. Özal, iktidarı döneminde kılık kıyafet düzenlemesi ve YÖK’ün üniversitelerde uygulamaya koyduğu başörtüsü yasağının kaldırılması gerektiğini her fırsatta ifade etmekten geri durmayarak demokratik bir duruş sergilemiştir.

Ekşi’ye göre; Özal, sadece kendi işine gelen din ve vicdan özgürlüğü hususunda 163.maddenin kaldırılması için yıllarca mücadele etmiş, fakat aynı çabayı düşünceleri ifade özgürlüğü konusundaki 141. ve 142. maddelerin kaldırılması için sarf etmemiştir. [26]

Teşebbüs Özgürlüğü

Genel hatlarıyla Özal’ın ekonomik ve politik vizyonunun temelinde ne yatıyor diye sorulduğunda sanırım buna verilecek en net cevap, girişimcilik ve özgürlük olacaktır. Özal için gerek savunduğu piyasa ekonomisi koşulları gerekse de sivil ve sosyal hayatta kalkınmanın temeli; teşebbüs özgürlüğüdür. İnsanlar hür iradeleriyle düşündükleri ve girişimde bulundukları müddetçe ekonomik refah yükselir ve demokratik değerlerde ilerleme sağlanır:

“Eğer serbest pazar düşünüyorsanız, onun temelinde serbest bir teşebbüs hürriyeti var demektir. İnsanlara şunu yap, bunu yapma katiyen söyleyemezsiniz. Mümkün olduğu kadar herkes kafasını çalıştırsın, herkes bildiğini en iyi şekilde tatbik etsin ve en iyi neticeyi alsın. İnanınız gelecek asır ferdin asrıdır…” [27]

Teşebbüs özgürlüğünü liberal ekonominin vazgeçilmez unsuru olarak görmekte olan Özal, bilhassa özelleştirme politikalarıyla toplumdaki bireylerin girişimcilik ruhunun geliştirilmesi ve piyasa ekonomisinin etkinliğinin arttırılmasına özen göstermiş, demokratikleşmenin aşamalarından biri olarak teşebbüs özgürlüğünü görmüştür.

Özal’ın Demokratikleşme Politikası: Başarı mı, Başarısızlık mı?

İktidarda olduğu 83-89 yılları ve akabindeki dört yıllık Cumhurbaşkanlığı sürecinde Özal, hiç şüphesiz yaptıkları ve bıraktıklarıyla demokrasi tarihimizde unutulmaz liderlerden biri olmuştur. 24 Ocak Kararları ile ülkemizde gerçekleştirdiği ekonomik reform ve dönüşümü ilerleyen yıllarda sivil ve sosyal alanda da gerçekleştirmeye çalışan Özal, politikacı kimliğini iyi kullanan bir lider olarak, konjonktüre göre davranmayı tercih eden pragmatist bir tutum sergilemiştir.

Demokratikleşmenin ekonomik kalkınma ve refahtan ayrı düşünülemeyeceği anlayışına sahip olan Özal, o zamanki dönemde küreselleşen dünyada etkisini hissettiren Yeni Sağ devlet ilkesine bağlı kalmıştır. Güçlü fakat minimize edilmiş bir devleti öngören Yeni Sağ anlayış, ekonomide serbest piyasa ekonomisine dayalı neo-liberal görüşü temel alırken sosyal alanda örf, adet, gelenek gibi muhafazakâr unsurları içinde barındıran neo-muhafazakâr bir görüşü savunmuştur.

Ekonomik dönüşüm sürecini henüz iktidara gelmeden başlatan Özal, sivil özgürlükler bağlamında ise düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü olarak adlandırdığı üç özgürlük anlayışını esas alana bir yol haritası belirlemiştir.
Kimilerine göre her iki alanda da başarılı bir grafik çizmiş olan Özal, kimi düşünürlere göre ise ekonomide sağladığı başarıyı sivil özgürlükler ve demokratikleşme bağlamında gösterememiştir.

Cengiz Çandar; Özal’ın geldiği siyasi gelenekten ve kendi şahsi kültüründen ötürü insan hakları, hukuk ve demokrasi gibi ilkeleri önceleyen bir duruş sergilemediğini ifade etmiştir. [28]

Emre Kongar’a göre ise; Özal bir felsefe bir değer bir ideal olarak demokrasiye inanmayıp kendi amaçlarını gerçekleştirmek istediğini ve tüm politikacılar gibi kendisini destekleyen bir sınıf yaratma amacı güttüğünü söylemiştir. Özal devleti sivilleştirmek istemiş, Silahlı Kuvvetlerin MSB’na bağlanması, PKK ile mücadelede OHAL Valiliği’nin getirilmesi, MİT Müsteşarlığı’na sivil birinin atanması uyguladığı politikaları arasında olmuştur. Öztorun yerine Torumtay’ı Genelkurmay Başkanlığı’na getirmesi de buna örnek verilebilir. [29]

Öte yandan Kongar, Özal’ın liberalleşme politikasının da büyük ölçüde başarısız olduğunu ve bunun iki önemli olumsuz sonucu doğurduğunu ifade etmiştir. Bunlardan ilki ekonomide serbestlik adına uyguladığı politikaların her ne kadar piyasada canlılık ve gelişim yaratmış olsa da hayali ihracat, yolsuzluk, yozlaşma gibi olaylara patlak vermesine neden olmasıdır. İkincisi de, devletin minimize edilmesini öngören politikalarının aynı zamanda yakın çevresi ve ailesine rant sağlayan bir mekanizmaya dönüşmesine fırsat vermesidir. Nitekim o dönem Anayasa’ya uygun olmadığı halde özel televizyon kanallarının kurulmasına olanak tanıyan düzenlemeyi destekleyen Özal, kurulan TV kanalına oğlunun pay sahibi olduğu şirketi ortak etmiştir. [30]

Erdoğan’a göre; Özal, demokratikleşme sürecinde tüm hatalarına rağmen Türk siyasi tarihinde çok önemli bir değer olmuştur. Ona göre Özal, geç kalmış bir ülkeyi evrensel istikamete yönelten bir lider olmasının yanında, devletle vatandaş arasında olan mesafeyi önemli ölçüde azaltarak ikisi arasındaki siyasal dengenin eşitlenmesine çalışmış, Türk siyasi geleneğinde var olan hikmet-i hükümet anlayışını ve devletin vatandaşa olan önceliğini aşındırmıştır. Türk insanına siyasetin asli unsuru olduğunu aşılayan ve devletin ideolojik aygıtlarına karşı kariyerini riske atmaktan çekinmeyen bir şahsiyet olmuştur. [31]

Yayla’ya göre; Özal, demokratikleşmeyi ve sivilleşmeyi özdeşleştiren bir siyasi dil kullanmıştır. Pragmatist bir liderliğe sahip olan Özal, serbestlik fikrini savunurken askeriyenin disipliner yapısı nedeniyle buna müsait olmadığını ifade etmiş ve sivilleşme hakkındaki düşüncelerini, darbenin meşruiyetini tartışma konusu yapmadan ifade etmekten çekinmemiştir. Özal, demokratikleşme hamlelerini koşulların uygunluğuna ve toplumun olgunluğuna göre kontrollü olarak gerçekleştirmiştir. [32]

Duman’a göre; Özal’ın demokratikleşme konusunda ekonomi odaklı bir bakış açısına sahip olması onun bir bakıma toplum mühendisliği rolünü üstlendiğini göstermektedir ve bu bakış açısı belki de Özal’ın en büyük dezavantajlarından biri olmuştur. Duman bu görüşüne dayanak olarak, demokratikleşme olgusunun sosyal bilimlerin ilgi alanına giren toplumsal bir mesele olduğunu ve fen bilimlerinin aksine belli başlı kuralları olmayan, somut veriler içermeyen ve örf, adet, gelenek, kültür gibi çeşitli etkenleri içeren bir özelliğe sahip olması nedeniyle pozitivist metodolojilerle çözülemeyecek bir olgu olduğunu ifade etmiştir. Siyasi iktidarlar, demokratikleşme, insan hakları gibi toplumlar özgürlüklerin gelişiminde pozitivist bir metodoloji uygulamak yerine, tarihsel, kültürel ve sosyolojik değerleri içine alan bir paradigmayla politika üretmelidirler. Bu noktadan bakıldığında Özal, uyguladığı liberal politikalarla ekonomi alanında sağlamış olduğu başarıyı, demokratikleşme ve özgürlükler bağlamında askeri vesayetin geriletilmesi ve demokratikleşme konularında adımlar atmış olsa da aynı başarıyı gösterip gösterememesinin nedeni, toplumsal sorunlara ekonomideki gibi pozitivist bir bakış açısıyla ele almış olmasıdır. [33]

Bozkurt’a göre; Özal’ın toplumsal dönüşüm politikaları bilhassa laiklik ve toplumsal bütünlük adına duyulan endişeler sebebiyle sekteye uğramıştır. Bir diğer açıdan ifade etmek gerekirse, Özal’la gelen demokratik dönüşüm hem ülkemizi güçlendirmiş hem de yeni sorunları ortaya çıkarmıştır. Fakat bu noktada Özal’ı suçlamak yersizdir. “Özal olmasaydı Türkiye 3. Dünya ülkesi olurdu” sözlerine katılmakla birlikte Özal’ın pragmatist bir lider olarak savunduğu dönüşümün tüketim toplumunu yarattığını da ifade etmek gerekir. Yetersiz üretim sonucunda ortaya çıkan tüketim arzusunun da hayali ihracat, yolsuzluklara zemin hazırladığı bir gerçektir. [34]

Örmeci’ye göre ise; Özal’ın siyaset anlayışı pragmatisttir ve bu yönü demokratlığından çok daha ağır basmaktadır. Nitekim icraatlarıyla demokrasi tarihimize hem olumlu ve hem olumsuz etkileri olmuştur. Uyguladığı neo-liberal reformlarla toplumun Kemalist-devletçi anlayışı bırakıp yerine liberal görüşe sahip bir topluma evrilmesinde büyük bir başarıya imza atmıştır. Bununla beraber askeri gücü arkasına alarak toplumu anti-demokratik yollarla piyasa ekonomisine kanalize etmiş ve ülkenin tüketim toplumu olmasına zorlamıştır. Kimi zaman askerin gücünü arkasına alıp kimi zaman eleştiren Özal, esasen sivil demokrasinin oluşmasını amaçlamamış, sol kesimin bir daha varlık bulamamasını hedeflemiştir. Bu nedenle pragmatist liberaller tarafından ikinci Atatürk diye adlandırılmasına şaşırılmamalıdır. [35]

Oral ve Erdoğan; 80 öncesi dönemin “Özal öncesi”, sonrasının ise “Özal sonrası” dönem olarak adlandırılmasının dahi Özal’ın ne kadar büyük bir zihinsel dönüşümü başardığının kanıtı olarak görmektedir. Özal’ın siyasi liberalizm ve demokratikleşme alanında yasakların kaldırılması, anayasal değişiklikler, sivil özgürlüklerin genişletilmesi gibi olumlu uygulamalarının yanında, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra partinin başına geçecek ismi belirlemesi, iktidarı döneminde 3000 civarı gazetecinin yargılanması, 39 ton zararlı görülen yayının imha edilmesi, 500 civarı yayının toplatılması kararlarının altında imzası olması gibi uygulamaları ise demokrasi açısından olumsuz örnekler olarak verilebilir. [36]

Heper’e göre; Özal, 80 öncesi dönemde farklı siyasi görüşteki kesimlerin ülkede yarattığı kaos ortamı sonrasında dört eğilim olarak adlandırdığı merkez sağ, merkez sol, milliyetçi ve İslamcı kesimleri bir araya getirerek kurduğu Anavatan Partisi ile demokrasimize uzlaşma kültürünü kazandıran bir şahsiyet olmuştur. Özal’ın dört eğilimi bir araya getirmesi yalnızca onun döneminde değil aynı zamanda ondan sonraki dönemde de farklı siyasi kültürlere sahip partilerin bir araya gelerek 80 öncesi döneme nazaran daha istikrarlı koalisyon hükümetlerinin oluşmasına da öncülük etmiştir. Aynı zamanda Türkiye demokrasisinin tartışma parametrelerinin genişlemesini de sağlayan Özal, o zamana dek tabu olarak görülen Kürt sorunu, federasyon, başkanlık sistemi gibi konuların gündeme getirilmesini ve sivil siyasetin üstünlüğünü sağlama adına askeri harcamaların sivil hükümetler tarafından denetilmesi içeren düzenlemelerle sivil iradenin egemen kılınmasını sağlamakta önemli bir rol üstlenmiştir. Demokratikleşme çıtasını her ne kadar yükselten bir lider olsa da Özal, kimi zaman “Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz.”, “benim memurum işini bilir” gibi söylemleriyle de hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere aykırı tavırlar sergilemekten geri durmamıştır. [37]

Tüm bu farklı değerlendirmeler ışığında Özal’ın 12 Eylül askeri darbe konjonktüründe gerçekleştirdiği politikalarla eksik ya da eleştirilebilir noktaları var olsa da demokrasimize büyük katkılar sağladığı, askeri vesayetin devam etmesine rağmen sivil siyaseti işler hale getirerek siyasal, sosyal ve ekonomik hürriyetler kapsamında önemli atılımlara imza attığı ve en önemlisi devlete olan farklı bakış açısıyla tabuları yıkarak siyasal hayatımızda yeni bir yol açtığı söylenebilir.

 
Bahadır Gönül
Stratejik Ortak Misafir Yazarı

 

KAYNAK



[1] M. Zeki Duman, Türkiye’de Liberal Muhafazakar Siyaset ve Turgut Özal, 2. bs. Ankara, Liberte Yayınları, 2017, s. 375.

[2] Hasan Cemal, Özal Hikayesi, İstanbul, Everest Yayınları, 2013, s. 255.

[3] Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, ed. İhsan Sezal ve İhsan Dağı, İstanbul, Boyut Kitapları, 2001, ss. 255-56.



[4] Kutlay Doğan, Turgut Özal Belgeseli, Ankara, Türk Haberler Ajansı Yayınları, 1994, s. 152.

[5] İsmail Kurun, “Yeni Sağ ve Demokratikleşme Arasındaki İlişki: Turgut Özal Dönemi Türkiye’si Örneği”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.9., Sayı:22, (2017), 358-74 (s. 364).

[6] Tevfik Ertüzün, Özal Ne Dedi Ne Oldu!, İstanbul, ABC Ajansı Yayınları, 1988, s. 16.

[7] Mahmud Hayrullah, Özal’ın Değişim Paradigması: Tonton Zamanı, İstanbul, Alfa Yayınları, 2001, s. 63.



[8] Prof.Dr.İsmail Özsoy ve Doç.Dr.İrfan Kalaycı, “Üç Özal: Sıradışı Bir Liderin Ekonomi-Politik Portresi”, içinde Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal, Malatya, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları, 2011, s. 28.

[9] Atilla Yayla, “Liberal Siyaset/Liberal İktisat Özal Çizgisi”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı Boyut Kitapları, 2001, ss. 435-36.

[10] Turgut Özal, Değişim “Belgeleri” 1979-1992, İstanbul, Kazancı Matbaacılık, 1993, s. 95.

[11] Mehmet Barlas, Turgut Özal’ın Anıları, 4. bs. İstanbul, Birey Yayıncılık, 2001, s. 151.



[12] Özal, a.g.e., s. 95.

[13] Yusuf Tümtürk, Yeni Türkiye’nin Mimarı, Ankara, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği, 2008, s. 189.

[14] Yavuz Gökmen, Özal Sendromu, 2. bs. Verso Yayıncılık, Ankara, 1992, s. 133.

[15] Duman, a.g.e., ss. 369-71.



[16] Barlas, a.g.e., s. 99.

[17] Cemal, a.g.e., s. 223.

[18] Barlas, a.g.e., s. 149.

[19] Ömer Faruk Gençkaya, “Turgut Özal’ın Güneydoğu ve Kürt Sorununa Bakışı”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001, ss. 138-39.



[20] Selçuk Kuzucuoğlu, “Tavizsiz Demokrat: Turgut Özal”, içinde Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal, Malatya, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları, 2011, s. 171.

[21] Gökmen, a.g.e., s. 206.

[22] İsmail Kazdal, Siyasi İktidar ve Özal Devri, İstanbul, İhya Yayınları, 1990, ss. 145-47.

[23] Duman, a.g.e., s. 380.



[24] Orhan Tokatlı, Kırmızı Plakalar: Türkiye’nin Özal’lı Yılları, İstanbul, Doğan Kitapçılık, 1999, s. 107.

[25] Hikmet Özdemir, Turgut Özal, İstanbul, Doğan Kitap, 2014, s. 290.

[26] Mehmet Ali Birand, Özallı Yıllar Belgeseli, 6.Bölüm, 1999.

[27] Faruk Mercan, Turgut Özal, İstanbul, Feza Gazetecilik, 2001, s. 111.

[28] Mehmet Ali Birand, Özallı Yıllar Belgeseli, 6. Bölüm, 1999.

[29] Mehmet Ali Birand ve Soner Yalçın, The Özal:Bir Davanın Öyküsü, 14. bs. İstanbul, Doğan Kitap, 2015, s. 387.

[30] Birand ve Yalçın, a.g.e., s. 386.

[31] Mustafa Erdoğan, “Türk Politikasında Bir Reformist: Özal”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001, s. 31.

[32] Atilla Yayla, “Özal, Özal Reformları ve Liberalizm”, içinde Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Liberalizm, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, vii, ss. 590-91.

[33] Duman, a.g.e., ss. 376-77.

[34] Veysel Bozkurt, “Geleceğin Toplumu, Dönüşümcü Liderlik ve Turgut Özal”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001, ss. 194-95.

[35] Dr.Ozan Örmeci, “Turgut Özal” (Çevrimiçi) http://ydemokrat.blogspot.com/2010/08/turgut-ozal.html, erişim 12 Şubat 2019.

[36] Naciye Oral ve Selami Erdoğan, “Turgut Özal Dönemi Türkiye’de Siyasal Liberalizm”, Journal Of Business Economics and Political Science, C.3., Sayı:6, (2014), 35-53.

[37] Türkiye’de Liderler ve Demokrasi, ed. Metin Heper ve Sabri Sayarı, İstanbul, Kitap Yayınevi, 2008, ss. 203-5.

Kaynaklar

Barlas, Mehmet, Turgut Özal’ın Anıları, 4. bs. İstanbul, Birey Yayıncılık, 2001.

Birand, Mehmet Ali, Özallı Yıllar Belgeseli, 6.Bölüm, 1999.

Birand, Mehmet Ali, ve Soner Yalçın, The Özal:Bir Davanın Öyküsü, 14. bs. İstanbul, Doğan Kitap, 2015.

Bozkurt, Veysel, “Geleceğin Toplumu, Dönüşümcü Liderlik ve Turgut Özal”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001.

Cemal, Hasan, Özal Hikayesi, İstanbul, Everest Yayınları, 2013.

Doğan, Kutlay, Turgut Özal Belgeseli, Ankara, Türk Haberler Ajansı Yayınları, 1994.

Duman, M. Zeki, Türkiye’de Liberal Muhafazakar Siyaset ve Turgut Özal, 2. bs. Ankara, Liberte Yayınları, 2017.

Erdoğan, Mustafa, “Türk Politikasında Bir Reformist: Özal”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001.

Ertüzün, Tevfik, Özal Ne Dedi Ne Oldu!, İstanbul, ABC Ajansı Yayınları, 1988.

Gençkaya, Ömer Faruk, “Turgut Özal’ın Güneydoğu ve Kürt Sorununa Bakışı”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı İstanbul, Boyut Kitapları, 2001.

Gökmen, Yavuz, Özal Sendromu, 2. bs. Verso Yayıncılık, Ankara, 1992.

Hayrullah, Mahmud, Özal’ın Değişim Paradigması: Tonton Zamanı, İstanbul, Alfa Yayınları, 2001.

Heper, Metin, ve Sabri Sayarı, ed., Türkiye’de Liderler ve Demokrasi, İstanbul, Kitap Yayınevi, 2008.

Kazdal, İsmail, Siyasi İktidar ve Özal Devri, İstanbul, İhya Yayınları, 1990.

Kurun, İsmail, “Yeni Sağ ve Demokratikleşme Arasındaki İlişki: Turgut Özal Dönemi Türkiye’si Örneği”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9, (2017), 358-74 <https://doi.org/10.20875/makusobed.292823>.

Kuzucuoğlu, Selçuk, “Tavizsiz Demokrat: Turgut Özal”, içinde Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal, Malatya, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları, 2011.

Mercan, Faruk, Turgut Özal, İstanbul, Feza Gazetecilik, 2001.

Oral, Naciye, ve Selami Erdoğan, “Turgut Özal Dönemi Türkiye’de Siyasal Liberalizm”, Journal Of Business Economics and Political Science, 3, (2014), 35-53.

Örmeci, Dr.Ozan, “Turgut Özal” (Çevrimiçi) http://ydemokrat.blogspot.com/2010/08/turgut-ozal.html.

Özal, Turgut, Değişim “Belgeleri” 1979-1992, İstanbul, Kazancı Matbaacılık, 1993.

Özdemir, Hikmet, Turgut Özal, İstanbul, Doğan Kitap, 2014.

Özsoy, Prof.Dr.İsmail, ve Doç.Dr.İrfan Kalaycı, “Üç Özal: Sıradışı Bir Liderin Ekonomi-Politik Portresi”, içinde Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal, Malatya, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları, 2011.

Sezal, İhsan, ve İhsan Dağı, ed., Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, İstanbul, Boyut Kitapları, 2001.

Tokatlı, Orhan, Kırmızı Plakalar: Türkiye’nin Özal’lı Yılları, İstanbul, Doğan Kitapçılık, 1999
Tümtürk, Yusuf, Yeni Türkiye’nin Mimarı, Ankara, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği, 2008.

Yayla, Atilla, “Liberal Siyaset/Liberal İktisat Özal Çizgisi”, içinde Kim Bu Özal: Siyaset, İktisat, Zihniyet, kitap editörü İhsan Sezal ve İhsan Dağı Boyut Kitapları, 2001.

“Özal, Özal Reformları ve Liberalizm”, içinde Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Liberalizm, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, VII.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here