Rusya Federasyonu’nun Güç Unsurları

Okunma Süresi: 24 dk 41 sn

Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünden birisi olmuş olan SSCB, 1991 yılında çökmüş; akabinde SSCB çatısı altında varlıklarını sürdürmüş olan 14 devlet bağımsızlığını kazanarak, uluslararası alanda yeni aktörler olarak karşımıza çıkmışlardır (İncekara & İncekara, 2015, s. 112). SSCB’nin çöküşü hem küresel hem de bölgesel anlamda önemli değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Yaşanılan bu gelişmelerin küresel boyutu, politik etki bakımından iki kutuplu dönemin sona ermesi ve ABD liderliğinde tek kutuplu bir yapının ortaya çıkmasıdır. Bölgesel anlamda ise SSCB’nin çökmesi nedeniyle Avrasya coğrafyasında bir güç boşluğu meydana gelmiştir. Türkiye de bu güç boşluğunu değerlendirmeye çalışmış, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile tarihsel ve kültürel bağlarına vurgu yaparak, bu devletler ile ilişkilerini geliştirmeye ve bölgede nüfuz elde etmeye çalışmıştır. Ancak çeşitli faktörlerin etkisi ile Türkiye amaçladığı hedef konusunda pek de istediğini elde edememiştir. SSCB’nin dağılması sonrasında Rusya Federasyonu içinde sancılı bir süreç olmuştur. Bölgede ve ülke sınırları içerisinde çıkan siyasal ve ekonomik sorunlar, Rusya’yı bu dönemde oldukça zorlamıştır. Bunun yanı sıra SSCB’nin çökmesi Ruslara ciddi bir prestij kaybı yaşatmıştır. Nitekim Putin dönemi Rus dış politikasında, Rusya’nın kaybolan prestijin yeniden tesis edilmesi hedefi Rus dış politikasının temel yapı taşlarından birisi olmuştur. Putin dönemi ile Rusya hem kaybettiği prestiji yeniden kazanmaya başlamış hem kendisine yüklenilmek istenen bölgesel güç olma pozisyonuna karşı çıkmış, hem de Suriye, Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerde yapmış olduğu operasyonlar ile ABD ve Batıya adeta meydan okumuştur.

Bu çalışmada Rusya Federasyonu’nun Güç unsurları mercek altına alınacaktır. Bölüm 1 de yumuşak bir güç unsuru olarak Avrasya Ekonomik Birliğine yer verilecek: Birliğin yapısı, kuruluş süreci ve amaçları yakından incelenecektir. Bölüm 2 de: Rusya’nın siber alandaki varlığı ve politikaları, Rus kaynaklı olduğu iddia edilen siber saldırılara yer verilecektir. Bölüm 3 de ise: Rusya’nın silah pazarı, ihracat ve ithalat rakamları, Rusya’nın silah pazarındaki önemli müşterilerine değinilecektir. Çalışmanın son bölümü olan 4. Bölümde ise Rusya’nın hangi ülkelerde askeri üsleri olduğu, askeri üslerinin nitelikleri gibi konular genel hatları ile ele alınacaktır.

1) Avrasya Ekonomik Birliği

Avrasya Ekonomik Birliğinin kurulması gerektiğini ilk ifade eden devlet lideri Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’dir. Kazakistan denilince ilk akla gelen liderlerden birisi olan Nazarbayev, 1994 yılında Moskova Devlet Üniversitesinde katıldığı bir etkinlikte Avrasya Ekonomik Birliğinin kurulmasının gerektiğini belirten bir açıklama yapmıştır (Denizci & Mehmet, 2019, s. 416). 2000 yılına gelindiğinde ise Nazarbayev’in söylemlerinin, diğer aktörler tarafından daha da dikkate alındığının bir göstergesi olarak; Belarus, Kazakistan, Rusya, Tacikistan ve Kırgızistan devletleri bir araya gelerek Avrasya Ekonomik Topluluğu Antlaşmasını imzalamış ve Avrasya coğrafyasında ileriki yıllarda kurulacak olan ekonomik bir birliğin temelleri atılmıştır (Denizci & Mehmet, 2019, s. 416). 2007 yılında gerçekleştirilen Duşanbe zirvesinde Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun kurulduğu ilan edilmiştir (Denizci & Mehmet, 2019, s. 416). Avrasya Ekonomik Topluluğunun kurucu üyeleri arasında: Belarus, Kazakistan ve Rusya Federasyonu bulunmaktadır (Denizci & Mehmet, 2019, s. 416). Bu girişimi takip eden üç yılın sonunda yani 2010 yılında AET’nin kurucu üyeleri arasında gümrük birliği kurulmuştur (Alım & Aksu, 2019, s. 6). Gümrük birliğinin kurulmasının ardından 2011 yılında kurucu üyeler (Rusya, Belarus, Kazakistan) arasındaki sınır kontrolleri kaldırılmıştır (Avcu, 2014, s. 274). 29 Mayıs 2014 tarihinde ise Avrasya Ekonomik Birliğinin Kuruluşuna İlişkin Antlaşma imzalanmış ve imzalanan antlaşma 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girerek bugünkü adıyla bilinen Avrasya Ekonomik Birliği resmen kurulmuştur (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37). Avrasya Ekonomik Birliğinin kurulması ile Avrasya Ekonomik Topluluğu kendisini sonlandırarak faaliyetlerine son vermiştir (Alım & Aksu, 2019, s. 6).

Avrasya Ekonomik Birliğinin Amaçları

Avrasya Ekonomik Birliğinin en temel amaçlarından birisi bölgesel ekonomik entegrasyonu sağlamaktır bu bağlamda birliğin amaçlarına geçmeden önce ekonomik entegrasyon kavramı üzerinde kısaca durmak faydalı olacaktır. Ekonomik entegrasyon en temel anlamıyla bölgesel bir alanda bir blok oluşturarak blok içinde ticaretin serbestleşmesini sağlamak ve ülkeler arası ekonomik bir birliktelik kurmayı ve sürdürmeyi amaçlayan faaliyetlerdir (Şanlı, 2008, s. 14). Ekonomik Entegrasyon sayesinde ülkeler toplumsal refah düzeylerini arttırmayı, üretim kapasitelerini arttırma ve kaynakları daha verimli kullanarak ekonomilerini geliştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlamaktadırlar (Şanlı, 2008, s. 6). Bahar Şanlı’nın belirttiği üzere Ekonomik entegrasyon sürecinin başarı ile sürdürülmesi ve tamamlanması için çeşitli unsurlara dikkat edilmelidir. Bu unsurlar: Entegre olacak ülkelerin kalkınma seviyeleri ve üretim yapılarının birbirlerinden çok uzak noktalarda olmaması, yani yakın bir seyirde ilerlemesi, ortak bir kültürel bağa sahip olunması , ülkelerin coğrafya bağlamında birbirlerine mesafe olarak yakın olması, ülke ekonomilerinin birbirlerini tamamlayıcı bir karaktere sahip olması, altyapı sistemleri ve ulaşım ağlarının gelişmiş olması gibi faktörler, uygulanmak istenen ekonomik entegrasyonun nihai olarak başarı ile sonuçlanması için dikkat edilmesi gereken konulardır. (Şanlı, 2008, s. 17).

Avrasya Ekonomik Birliğinin en temel amaçları: Küresel bir kriz durumunun ortaya çıkması halinde, üye ülkeler arasında iş birliği ile bu krizin etkilerinden doğacak zararları beraberce aşmak, üye devletler arasında bir gümrük birliği ve ortak bir pazarın oluşturulmasını sağlamak, birliğe üye ülkeler arasında dış pazarlarda ortak bir ilgi oluşturmak gibi hedeflerin varlığından söz edilebilir (Ağır & Ağır, 2017, s. 114). Bu amaçların bütününü kapsayan ana hedef ise bölgesel ekonomik entegrasyonun tesis edilmesidir. Ayrıca Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, büyük kalem mal ticaretinde üye ülkelerin kendi para birimlerini kullanması gerektiğini ifade etmiştir (İncekara & İncekara, 2015, s. 120). Nazarbayev’in bu söyleminden hareketle bölgede Amerikan doları etkisinin pasifize edilmek istendiği anlamını çıkartmak mümkündür. Bu bağlamda Avrasya Ekonomik Birliğini, sadece ekonomik bir iş birliği mekanizması olarak görmek Rusya gibi aktörlerin politik hedeflerini bir kenara atmak olacağından eksik değerlendirmeler yapılmasına neden olabilir.

Avrasya Ekonomik Birliğinin Kurumsal Yapısı

Avrasya Ekonomik Birliğinin kurumsal yapısını meydana getiren dört yönetim organı vardır.

Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi: Yüksek Konsey birliğin en üst düzey yönetim organıdır ve üye devletlerin devlet başkanlarından oluşmaktadır (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37). Birliğin hangi politika ve stratejileri uygulayacağı ve bu bağlamda birliğin izleyeceği yol haritasını yüksek konsey belirlemektedir (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37). Kararlar her üye devlet için bağlayıcı olmakla beraber karar alınırken oy birliği yöntemi izlenmektedir (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37).

Avrasya Hükümetler arası Konseyi: Üyeler, birliğin hükümet başkanlarından meydana gelirler ve kararlar yüksek konseyde olduğu gibi oybirliği ile alınmaktadır (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37). Görevleri ise: Birliğin bütçesini onaylamak, komisyona görev vermek, komisyon kararlarını denetlemek ve gerekli görüldüğü takdirde bu kararlarda değişiklik talebinde bulunmaktır (Duran & Yılmaz, 2020, s. 37).

Avrasya Ekonomik Komisyonu: Komisyonun temel görevleri: Birliğin ekonomik bütünleşme sürecine destek olmak ve bu sürece birliğin hazırlanmasını sağlamak olmakla birlikte ayrıca komisyon, antlaşma metinlerinin uygulanmasından da sorumludur (Duran & Yılmaz, 2020, s. 38).

Avrasya Ekonomik Birliği Mahkemesi: Bu yönetim organının en temel görevi ise: Üye devletler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözülmesidir (İncekara & İncekara, 2015, s. 121).

Birliğe Yeni Üyelerin Katılım Süreçleri ve Yaşanan Gelişmeler

Her birlik projesinde olduğu gibi Avrasya Ekonomik Birliği de kuruluşundan itibaren birliğe katılacak üye sayısını arttırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda birliğe üye olan iki devlet vardır: Bunlardan birisi Ermenistan diğeri ise Kırgızistan’dır. Ermenistan birliğe katılım konusunda ilk başlarda pek de istekli olmamıştır. Gümrük birliğine katılmanın anlamsız olduğunu dile getirmiş olan Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan, daha sonra bu söylemi ve politikasından vazgeçmiştir (İsmayıl, 2016, s. 140). Ermenistan’ın kararını değiştirmesinde etkili olan faktör: Rusya’nın uyguladığı enerji diplomasisi ve baskı politikasıdır. Rusya, Ermenistan’a ihraç ettiği doğalgazın fiyatını 2013 yılının mayıs ayında %50 oranında arttırmıştır (İsmayıl, 2016, s. 141). Buna ek olarak Rusya, Azerbaycan ile dört milyar dolarlık bir silah antlaşması da yaparak adeta Ermenistan’a gözdağı vermiştir (Alım & Aksu, 2019, s. 12). Ermenistan, Rusya’nın politik baskısı karşısında elinde baskıya karşı koyacak bir kozu olmadığından ötürü Avrasya Ekonomik Birliğine girmeye yeşil ışık yakmıştır. Avrasya Ekonomik Konseyi’nin 2013 yılında düzenlediği Minsk zirvesinde, Ermenistan, o dönem imzalanması öngörülen AB ile Doğu Ortaklığı Programını imzalamayacağını Moskova yönetimine bildirmiş; akabinde Rusya, aralık ayında Ermenistan’a uyguladığı doğalgaz tarifesinde değişikliğe giderek 270 dolarlık fiyatın 189 dolara düşürüleceğini bildirmiştir (İsmayıl, 2016, s. 141). Ancak bununla yetinmeyen Rusya, enerji alanında işini daha da sağlama alarak, fiyat indiriminin karşılığı olarak Ermenistan da enerji dağıtımını yürüten ArmRosGazprom doğalgaz şirketinin halihazırda %80’lik hissesini zaten elinde tutan Rusya, şirketin kalan %20 lik hissesini de alarak Ermenistan’ın enerji dağıtımında ipleri tamamen eline almıştır (İsmayıl, 2016, s. 141). Böylece Ermenistan 2 Ocak 2015 tarihinde Avrasya Ekonomik Birliğine katılarak birliğin üye sayısını dörde çıkartmıştır (İsmayıl, 2016, s. 141).

2015 yılında birliğin, kurucu antlaşması olan Avrasya Ekonomik Birliği Antlaşmasında, üye ülkelerin vatandaşları, birbirlerinin ülkelerinde herhangi bir izin veya belge olmadan çalışma hakkı elde edeceklerine dair karar bir karar alınmıştır (İncekara & İncekara, 2015, s. 114). Rusya, Avrasya Ekonomik Birliğine katılımı arttırmak için ülkesine gelen ve birlik üyesi olmayan devletlerin vatandaşlarına dönük olarak, kendi ülkesindeki çalışma şartlarını ağırlaştırma kararı almıştır (Alım & Aksu, 2019, s. 12). Bu karar özellikle Fuat Aksu ve Eray Alımın çalışmasında belirttiği üzere Kırgızistan’ın üyelik sürecinde etkili olmuş; Rusya’ya çalışmaya giden vatandaşlarının gelirlerinden mahrum olmak istemeyen ve bu doğrultuda ekonomik bir zarar etmemek isteyen Kırgız yönetimine Rusya, Kırgızistan’ın kendisine olan borçlarını silmeyi teklif etmiş ve bir milyar dolarlık bir fondan Kırgızistan’ın yaralanabileceğini belirtmesi üzerine Kırgızistan, birlik üyeliğine yeşil ışık yakmıştır (Alım & Aksu, 2019, s. 12). 12 Ağustos 2015 tarihinde Kırgızistan, Avrasya Ekonomik Birliğine katılmıştır (Keleş, 2021).

Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği İçerisindeki Konumu Ve Etkisi

Rusya Federasyonu açısından Avrasya Ekonomik Birliğinin kurulması ve SSCB sonrası dönemde eski SSCB devletlerinden bir kısmının tekrar ortak bir çatı altında buluşması, Rusların prestijlerini arttıran bir gelişme olmuştur. Bu bağlamda birliğin Rusya’ya, moral ve psikolojik faktörler bakımından olumlu etkisi olduğu söylenebilir. Diğer açıdan birlik içerisinde Rusya’nın öne çıkması şaşırılacak bir husus değildir. Zira Rusya’nın, politik etki, enerji kaynakları, askeri güç ve teknoloji alanlarında birlik ülkelerinden daha ileri seviyede oluşu, ister istemez Rusya ile diğer üye ülkeler arasında asimetrik bir ilişki doğuracaktır. Nitekim Rusya, neredeyse tek başına birliğin finansal yükünü omuzlayan bir pozisyona sahiptir. AEB’nin bütçesinin %88’ine yakın tutarı Rusya tarafından karşılanmaktadır (Alım & Aksu, 2019, s. 9). Rusya’nın ticaretinin sadece %8’lik bir kısmının AEB ülkeleri ile yapılması, birliğin hem ekonomik entegrasyonunun başarısını etkileyen bir faktör hem de Rusya’nın birliğe sadece ekonomik bir pencereden bakmadığına dair önemli bir göstergedir (Alım & Aksu, 2019, s. 9). Bu bağlamda Rusya’nın, birliğe Gürcistan, Tacikistan, Ukrayna gibi ülkeleri de dahil etme isteği özellikle Ukrayna ve Gürcistan’a karşı uyguladığı çeşitli nedenlerden ötürü ekonomik ve askeri politikalar, Rusya’nın yeniden SSCB’yi kurmak istediği konusunda kendisine yönelik eleştiriler yapılmasına neden olmaktadır. Buna ek olarak Rusya’nın bazı politikaları da AEB konusunda kafalarda soru işaretlerinin kalmasına neden olmuştur. Rusya’nın Kasım 2015 yılında Türkiye ile yaşamış olduğu uçak krizi nedeniyle Türkiye’ye karşı ithalat kısıtlamaları konusundaki tutumu Kırgızistan ve Kazakistan’ın onayı olmadan uygulamaya konulmuştur (Alım & Aksu, 2019, s. 8). AEB bütünleşmesine zarar verebilecek bir diğer gelişme ise: Belarus ve Kazakistan’ın Rusya toprakları üzerinden transit olarak ticaret yapma isteklerine karşılık, Rusya’nın bazı ürünlere kısıtlama getirmesi, üye ülkeler arasındaki gümrük birliği dikkate alındığında iş birliğine olumsuz etki yapabilme potansiyeline sahip bir gelişme olmuştur (Alım & Aksu, 2019, s. 8). Bu tür politikaların uygulanması, esasen Rusya gibi devletler açısından oldukça normal bir durumdur. Zira bugün uluslar üstü bir bütünleşme projesi olan AB gibi AEB’den çok daha ileri bir seviyede gelişme kaydetmiş ve nispeten daha oturmuş bir yapıya sahip olan entegrasyon projesinde dahi, Fransa gibi aktörler kendi ulusal egemenliğine halel getirebilecek politika ve uygulamalara yüksek sesle karşı çıkmaktadır. ABD, Rusya, Fransa gibi aktörler uluslararası ilişkilerin anarşik yapısı ve uluslararası antlaşmaların ihlal edilmesi durumunda devletleri cezalandırabilecek üst bir merciinin olmayışı ve yukarıda bahsi geçen üç devletin, politik, ekonomik, kültürel ve askeri açıdan sistemde büyük güçler olmalarından ötürü, kendi çıkarlarına ayak bağı olabilecek herhangi bir antlaşma veya birlik politikalarını ihlal etmekten kaçınmamaktadırlar. Bu davranışlar her ne kadar müttefikleri ile olan güven ilişkisini zedelese de bu devletlerin etki kapasiteleri doğrultusunda uyguladıkları havuç- sopa politikaları ile çoğu zaman bu husus aşılmaktadır.

2) RUSYA FEDERASYONU’NUN SİBER GÜCÜ

Küreselleşme ile internet ve bilgisayar teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, devletlerin ve bireylerin hayatlarını kolaylaştırdığı gibi yeni tehditler ve saldırılar ile de bir o kadar zorlaştırmaktadır. İnternetin gelişimi ile devletler siber alanda da güvenlik önlemleri alma ihtiyacı hissetmiş, böylelikle ulusal güvenlik strateji belgelerine ve doktrinlerine, siber savaş/güvenlik ve siber tehditleri de ekleyerek siber alanda savunma-saldırı konseptlerini geliştirmişlerdir. Rusya Federasyonu, Çin, ABD gibi devletler siber alanda en etkin aktörlerdir. Bu bölümde Rusya Federasyonu’nun siber gücü ve siber güvenlik alanını kapsayan Gerasimov doktrinine, Rusya tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen siber saldırı örneklerine bakılacaktır.

Rusya Federasyonu’nun siber alana yönelmesinin kök nedenlerine bakıldığında, ilk gelişmenin 1980’li yıllarda, SSCB ordusunda görevini yürütmüş olan Mareşal Nikolai Ogarkov tarafından başlatılan, Sovyet ordusunun harekat kabiliyetini zayıf bir yapıdan kurtarıp, ağ temelli teknolojiler ile orduyu destekleyip, daha etkin bir yapıya sahip olmasını amaçlayan “Revoluation in Military Affairs” Programıdır (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 122). Bunun yanı sıra 1991 yılında gerçekleştirilmiş olan Körfez harekâtında kullanılan iletişim teknikleri ve bu harekatın dünyaya medya aracılığı ile servis edilmesi; Sovyetlerin Afganistan savaşında iletişim teknikleri açısından istenilen başarıyı elde edememesi gibi gelişmeler Rusya’nın siber alana yönelmesini sağlayan faktörler olmuştur (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 123). 10 Ocak 2000 yılında Rusya tarafından yayımlanan belgede: Küresel olarak siber uzayda artan tehditlerin varlığından ve Rusya’ya tehdit oluşturabilecek teknolojilerin diğer aktörler tarafından geliştirildiği vurgulanmıştır (Girgin, 2020, s. 47). 24 Ocak 2010 tarihli belgede ise: Rusya vatandaşları için siber alanda artan bir tehdit varlığının olduğu, bu bağlamda telekomünikasyon sistemlerinin güvenliğinin sağlanması ve yeni yatırımların bu alan temelli olarak yapılmasının elzem olduğu ifade edilmiştir (Darıcılı & Özdal , 2017, s. 21-22).

Rusya Federasyonu’nun Siber Uzaydaki Önlemleri

Rusya Federasyonu kendi ulusal güvenliğini sağlamak için hem hukuksal alanda hem de yazılım alanında çeşitli adımlar atmıştır. 2016 yılında kabul edilen “Rusya Bilgi Yerelleştirmesi Kanunu” ile Rusya da faaliyet gösteren yabancı internet sitelerinin dillerinin Rusça diline de yer vermesi gerekliliği getirilmiş; bu sitelerin Rus uzantılı domainler alması şartı koşulmuş; ayrıca Rus kullanıcı verilerinin, Rusya arşivlerine aktarılma süreçlerindeki denetim mekanizması daha da sıkılaştırılmıştır (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 133).

Yazılım alanında ise Rusya’nın milli yazılımlar geliştirilmesi amacının olduğu görülmektedir. Böylelikle milli yazılımlar sayesinde hem piyasada diğer şirketlerin yazılımları ile rekabet edilerek pazar payında söz sahibi olunabilecek hem de veri güvenliği sağlanarak veri sızıntılarının önüne geçilebilecektir. Rusya’nın, batılı şirketlerin geliştirdiği yazılımlara alternatif yazılımları ise mail.ru, Yandex, Vkontakte.ru gibi yazılımlardır (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 134).

Siber Savaşın Konvansiyonel Savaşa Entegre Edilmesi (Gerasimov Doktrini)

Valery Gerasimov, 2012 yılında Rusya Federasyonu Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilmiştir. (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 8). Gerasimov doktrinine göre; Rusya, bir bölgeye veya bir ülkeye askeri operasyon veya müdahale yapmadan önce ilk olarak bölgeye siber saldırılar yaparak avantajlı bir konum elde etmeli, psikolojik harp unsurlarını kullanarak düşmanı veya hedefi moral ve motivasyon bağlamında yıkıma uğratmalı, hedefin kritik altyapılarına ve ekonomisine zarar vermelidir (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 126). Uzmanlara göre bu doktrin kendisini özellikle 2008 Gürcistan-Rusya savaşı ve 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakında göstermiştir. Bazı uzmanlar Gerasimov doktrinini, hibrit savaş olarak da tanımlamaktadırlar”. (Darıcılı & Özdal, 2017, s. 126).

Rusya Tarafından Yapıldığı İleri Sürülen Siber Saldırılar

Siber saldırıların yapısı gereği, ışık hızında gerçekleşmesi, saldırıyı yapan kişi veya kişilerinin bulunulmasının zor olması ve “siber alanla ilgili uluslararası hukukun henüz daha yeterli düzeye ulaşamamasından” ötürü, bir devleti siber saldırı yaptığı iddiası ile suçlamak kolay olsa dahi kanıtlamak bir o kadar zordur. Bu bağlamda aşağıda değinilecek örneklerin kesin bir şekilde bizzat Rus devleti tarafından yapıldığına dair henüz bir kanıt olmadığını, ancak uzmanların bu yönde bazı bulgulara rastladığını belirtmek gerekmektedir.

Estonya’ya Siber Saldırı

Estonya devleti, vatandaşlık işlemlerini ve devletin bürokratik işlemlerinin çoğunu dijital ortama taşımasından ötürü kendisine “kağıtsız devlet” denilmektedir. 26 Nisan 2007 yılında Estonya da bulunan SSCB döneminden kalma bir askeri heykelin kaldırılmasının ardından Estonya’nın internet altyapısına ciddi bir siber saldırı düzenlenmiştir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 6). Saldırı türü Ddos olarak gerçekleşmiş ve ülkenin parlamento web sitesi, finansal kurumların siteleri ve devlet kurumlarının sitelerine yoğun bir siber saldırı gerçekleşmiştir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 6). Saldırıya sebep olan gelişmenin ise sadece bir heykel olmadığı, Estonya parlamentosunun Rus azınlıklara vatandaşlık verme konusundaki olumlu olmayan tavrından ötürü böyle bir saldırının gerçekleştiği iddia edilmektedir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 5). Nitekim Estonya hükümeti, saldırıda kullanılan ip adreslerinin bazılarının Rusya kaynaklı olduğu, bu nedenle saldırının Rusya tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiştir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 6).

Gürcistan’a Siber Saldırı

2008 yılında Rusya ile Gürcistan arasında gerçekleşmiş olan savaş esnasında da tıpkı Estonya da olduğu gibi Gürcistan’ın da kamu web sitelerine, bankacılık sistemlerine ve iletişim sistemlerine siber saldırı düzenlenmiştir (Alizada, 2019, s. 99).

Litvanya’ya siber saldırı

Litvanya da diğer ülkeler gibi siber savaştan nasibini almış bir ülkedir. Rusya Federasyonu, SSCB döneminde çalışma kamplarında hayatlarını kaybetmiş vatandaşları için Litvanya’ya tazminat ödemeyi reddetmiş ve enerji akışını kısıtlama yönetimini uygulamış; akabinde buna bir cevap olarak da Litvanya parlamentosunun, SSCB ile özdeşleşmiş simgeler olan orak ve çekiç simgelerinin kullanımının yasaklanması ile ilgili bir kanun meclise sunulmuş, ardından Litvanya da birçok web sitesine siber saldırılar düzenlenmiş ve web sitelerine hackerler tarafından orak ve çekiç simgeleri konularak Litvanya’ya adeta gözdağı verilmiştir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 9).

Kırgızistan’a siber saldırı

Saldırının arka planında ABD’nin Manas da bulunan askeri üssünün kapatılması için Kırgız yönetimine bir gözdağı verilmek istendiği iddia edilmektedir (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 9-10). 2009 yılında gerçekleşmiş olan bu siber saldırıda ülkede bulunan web sitelerinin %80’e yakını servis dışı kalmıştır (Girgin, 2020, s. 52).

Ukrayna’ya siber saldırı

Ukrayna iç Güvenlik Birimi başkanı Valenty Nalyvaichenko: 2014 yılının şubat ayından itibaren ülkede bulunan iletişim sistemlerinin çöktüğünü, milletvekillerinin cep telefonlarının hacklendiğini ifade eden bir açıklama yapmıştır (Darıcılı A. B., Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi, 2014, s. 11). 2015 yılında da Ukrayna siber bir saldırıya uğramış; ülkede yaşayan 225 bin vatandaşın elektriği kesilmiştir (Girgin, 2020, s. 53). Ukrayna Cumhurbaşkanı yardımcısı ise: Yaşanan siber saldırıdan Rusya Federasyonu’nun sorumlu olduğunu açıklamıştır (Girgin, 2020, s. 53).

Türkiye’ye siber saldırı

24 Kasım 2015 yılında Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus SU-24 uçağı Türk F-16’sı tarafından düşürülmüş, böylece iki ülke adeta savaşın eşiğine gelmiştir. Yaşanan bu olaydan bir ay sonra Türkiye’nin e-devlet, finans ve kamu kurumlarına siber saldırılar gerçekleşmiş, saldırıların büyüklüğünün ise 400.000 siteyi etkileyecek kapasitede olduğu iddia edilmiştir (Darıcılı & Özdal , Enformasyon Savaşı Bağlamında Rusya Federasyonu-Türkiye İlişkilerinin Analizi, 2017, s. 25).

Rusya Federasyonu’nun Siber Gücü

Rusya’nın, siber gücünü diğer aktörlerin siber gücü ile kıyaslayan çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu bağlamda iki çalışmaya bu bölümde yer verilecektir. (Bu bölüm Göçoğlu ve Aydın’ın çalışması referans alınarak oluşturulmuştur). İlk Çalışma Robert ve Clarke tarafından yapılmış, diğer çalışma ise uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından hazırlanmıştır.

Clarke ve Robert’ın, aktörlerin siber güçlerinin kıyaslamasını yaptıkları çalışmasındaki kriterler şunlardır: Server gücü, siber bağımlılık ve internet ağının yayılımı (Göçoğlu & Aydın, 2019, s. 235).

Tablo 1 Kaynak: (Göçoğlu & Aydın, 2019, s. 235). Referans alınmıştır.

Robert ve Clarke tarafından 2010 yılında hazırlanan bu tabloya göre: Siber saldırıda ABD ve Rusya arasında neredeyse bir fark yoktur. Siber savunma açısından ise en iyi durumda olan aktörün Çin olduğu görülmektedir. Genel puanlamada ise Rusya’nın lider olduğunu görmekteyiz. Rusya’nın diğer aktörlere göre belirlenen kriterlerde daha dengeli bir strateji izlediği anlaşılmaktadır.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından hazırlanan, ülkelerin siber güvenliklerini değerlendiren 2015 yılındaki çalışmaya göre ise: Bu tablodan çok daha farklı bir sonuç ortaya çıkmaktadır. 2015 yılında siber güç açısından lider ülke ABD iken; Rusya 12. Sırada, Çin ise 14.sırada yer almaktadır (Göçoğlu & Aydın, 2019, s. 236).2018 yılında ise puan olarak ABD 2. Sırada iken Rusya 26. ,Çin ise 27 sırada olduğu belirtilmiştir (Göçoğlu & Aydın, 2019, s. 236) .Bu iki çalışmadaki aktörlerin, siber güç alanındaki pozisyon farklılığın ana sebebi ise : Göçoğlu ve Aydın’ın çalışmalarında belirttiği üzere siber alanın çok hızlı bir gelişim katetmesi ve iki çalışma arasında metodolojik olarak farklı bir yöntem izlenmesinden kaynaklanmaktadır (Göçoğlu & Aydın, 2019, s. 236-237).

Yukarıdaki siber saldırılar bölümünde bahsedildiği üzere yaşanan bu hadiseler göstermektedir ki birçok devlet halen daha siber uzayda yeterli savunma veya saldırı kapasitesine ulaşabilmiş değildir. 21.Yüzyıl artık sadece devletlerin sınırlarını askerlerle, hava savunma sistemleri ile koruyamayacağını siber alanda da önemli yatırımların yapılması, gerekli personel istihdamının sağlanması, milli yazılımlar ile dışarıya olan bağımlılığın azaltılması gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. ABD savunma Bakan yardımcısı William J. Lynn’ninde belirttiği gibi: Yaşadığımız çağda bit ve byte’lar en az kurşun ve bombalar kadar tehlikelidir (Gürkaynak & İren, 2011, s. 272).

3) Rusya’nın Silah Pazarı

Silah sanayi sektörü devletlerin göz ardı edemeyeceği ulusal güvenliklerini sağlama, diğer devletler ve aktörler üzerinde politik bir etkide bulunma ve ekonomik bir girdi elde etme gibi nedenlerle oldukça stratejik öneme sahip bir sektördür. Kendi ulusal silah sanayisini geliştirememiş ve büyük oranda dış bağımlı olan devletler, silah tedarikçisi devletlerden zaman zaman politik ve askeri baskı görebilmekte, silah ambargosu gibi hem siyasi hem de askeri etkileri olan kararlar alabilmektedir. Bu bağlamda bir devletin bağımsız bir dış politika oluşturabilmesi ve sürdürebilmesi için kendi silah sanayisini geliştirmesi zorunlu bir durumdur. Nitekim Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türkiye’nin yaşamış olduğu durum bu hususa verilebilecek en güzel örneklerdendir. ABD gibi Rusya da dünyada kendi ulusal savunma sanayilerini geliştirebilen az sayıda devletten birisidir. Nitekim ABD’nin, Hiroşima’ya atom bombası atmasının ardından Sovyetler de kısa bir sürede kendi atom bombalarını yapmışlardır. Bu bağlamda Rus savunma sanayisinin gelişiminde Sovyet teknolojisinin yeri yadsınamaz öyle ki günümüzde halen bazı devletler Sovyetler döneminde geliştirilmiş silah ve savunma sistemlerini kullanmaktadır.

SSCB döneminden Rusya’ya değin geçen yıllarda silah ihracat- ithalat rakamlarına bakacak olursak:

Kaynak: (Çelik & Çaylı, 2021, s. 374). Sayfa 374’teki tablo referans alınarak bu grafik oluşturulmuştur.

Tablodan hareketle SSCB’nin silah ihracatının çöküş döneminde dahi devam ettiğini görmekteyiz. Grafikten görülebileceği üzere, ihracatta 1989 yılından 1992 yılına kadarki dönemde ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüşün ana nedenlerinden birisi: 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması, arkasından belli bir süredir sorunlarla boğuşan Sovyetlerin çökmesi ve birliğin dağılma sürecinde yaşanan çeşitli sorunlardır. 1992 ile 1994 yılları arasında Rusya’nın silah ithalatı ise 0’dır. Bu da ülkenin o dönemde yaşamış olduğu iç sorunlar düşünüldüğünde oldukça doğal bir durumdur. 1987 yılı ise silah ihracatında Sovyetlerin altın yılı olmuştur diyebiliriz. Sovyetler bu yıl silah satışından 22600 milyon dolarlık bir gelir elde etmiştir.

Kaynak: (Çelik & Çaylı, 2021, s. 376) veriler referans alınarak grafik oluşturulmuştur.

Putin dönemi ile Rusya silah ihracatında oldukça ciddi bir büyüme kaydetmiştir. Artık Rusya’nın silah satışından kazandığı gelirler milyon dolarlar değil, milyar dolarlar olmuştur. İhracat nispeten dalgalı bir seyirde ilerlese de genel itibari ile yukarı yönlü bir ivme söz konusudur. 2016 yılında ise Rusya silah ihracatından 13,3 milyar dolarlık bir gelir elde etmiştir. Ayrıca Rusya’nın silah ithalatının 2004 yılından itibaren düşüşe geçmesi, ülkenin bütçe dengesine pozitif bir katkı sağladığı söylenebilir.

Rusya’nın Silah Pazarındaki Başlıca Ülkeler

1999-2009 yılları arasında Rus silah sistemlerini Rusya’dan alan ilk beş ülke Çin, Hindistan, Cezayir, İran ve Venezüella olmuştur (Kemaloğlu, 2013, s. 60).

Cezayir: Cezayir ile Rusya arasında çeşitli silah antlaşmaları yapılmış bu bağlamda Cezayir 2006 yılında Rusya ile 1,5 milyar dolarlık bir sözleşme imzalamış; 2011 yılında 900 milyar dolar tutarında 16 adet Cezayir hava kuvvetlerine verilmek üzere SU-30MKI jeti satın almıştır (Şeker, 2019, s. 25). Cezayir ile Rusya arasındaki askeri savunma iş birliği ilerleyen yıllarda da artarak devam etmiş, Cezayir, 2012 yılında 4,2 milyar dolarlık yeni bir sipariş vermiş, bu da Şeker’in çalışmasında belirttiği üzere Rusya’nın Ortadoğu silah pazarında aldığı en büyük siparişlerden biri olmuştur (Şeker, 2019, s. 25). Cezayir’in, Rusya’dan aldığı silah sistemlerinden bazıları şunlardır: SU-25, Mi-35 ve Mİ-28 Helikopterleri Tos-1 Çok namlulu roketatar sistemleri ve çok sayıda tank (Şeker, 2019, s. 25).

Suriye: Suriye ile Rusya ilişkileri SSCB dönemine kadar uzanmaktadır. Günümüzde Suriye de yaşanan iç savaş sürecinde Rusya açık ve aktif olarak Esad yönetimini özellikle askeri ve politik açıdan desteklemektedir. Dolayısı ile Suriye, Rusya’nın hem silah pazarı hem de yeni silahlarının aktif olarak test edildiği bir ülke konumundadır. Nitekim Rusya’nın önemli silah şirketlerinden birisi olan Rostech sözcüsü Viktor Kladov: düzenlenen operasyonlar sebebiyle diğer aktörler tarafından Rus silah sistemlerine yönelik artan bir ilgi olduğundan bahsetmiştir (Dilek, 2017, s. 72). Suriye’de iç savaş çıkmadan önce 2005 ile 2010 yılları arasında Rusya, Suriye’ye yaklaşık 3 milyar dolarlık silah ihracatında bulunmuştur (Kemaloğlu, 2013, s. 62). Rusya’nın Suriye’ye sattığı silahlardan bazıları: MİG-29S bombardıman uçakları, Mİ-24 ve Mİ-17 helikopterleri, Pantsyr-S1 gibi silah sistemleridir (Kemaloğlu, 2013, s. 62).

İran: İran, 1979 yılında ülkesinde gerçekleştirdiği devrim neticesinde özellikle ABD ile ilişkileri bozulan bir aktör olmuştur. İlişkilerin bozulmasının ana nedenleri: İsrail’in güvenliğinin ABD dış politikasındaki önemi, İran’ın nükleer güç olma hedefi, İdeolojik faktörler gibi nedenler sayılabilir. ABD ile İran ilişkileri son dönemlerde oldukça gergin bir seyirde ilerlemektedir. ABD, İran’a ekonomik ve politik baskı yaparak İran’ı bölgede izole etmeye çalışmış bu da İran’ın bölgede yalnız kalmasına neden olmuştur. İran da bu sebeple özellikle Çin ve Rusya ile yakın ilişkiler sürdürmeye çalışmaktadır. Rusya açısından İran Ortadoğu coğrafyasında önemli bir müttefik olmasının yanı sıra iyi bir silah müşterisidir de. 2005 yılında Rusya, İran’a 700 milyon dolarlık bir satış gerçekleştirmiş; söz konusu silah satışında İran’a: Tor-M1 füzeleri verilmiştir (Kemaloğlu, 2013, s. 64). Ayrıca İran hava kuvvetleri tarafından Rus yapımı uçakların kullanıldığı bilinen bir gerçektir.

Rusya Federasyonu, 2017 yılında yayımlanmış olan SIPRI Top 100 listesinde 10 Rus şirketi ile yer alarak savunma ve silah sanayisinde önemli bir aktör olduğunu göstermiştir (Şeker, 2019, s. 24). Rusya Federasyonu’nun başlıca savunma sanayi şirketleri ise şunlardır: Su serisi jetlerinden tanıdığımız Sukhoi firması, Almaz-Antey, Antonov, Sevmash firmalarıdır (Kalaycıoğlu, 2019, s. 3).

Rus silah sanayisindeki ihracatı olumsuz etkileyen gelişmelerde olmuştur. Bunların başında 2010 yılının sonlarına doğru Tunus da patlak veren Arap Baharı gelmektedir. Olayların ilk başlarında ve sonrasında iktidara gelen devletler Rusya’ya karşı mesafeli bir tavır sergilemişlerdir (Çelik & Çaylı, 2021, s. 378). Ancak daha sonra Mısır gibi aktörler tekrar Rusya ile masaya oturarak Moskova yönetimi ile silah alım antlaşmaları yapmışlardır. Libya’da yaşanan gelişmelerde Rusya’yı belli ölçüde zarar uğratmıştır. Kaddafi döneminde 2008 yılında Rusya’dan 4 milyar dolarlık silah satın alım vaadi, Kaddafi yönetiminin devrilmesi ile sekteye uğramıştır (Kemaloğlu, 2013, s. 63,64).

Yaşanılan olumsuz gelişmelere rağmen iki büyük aktör olan Rusya ve ABD, 2012 ile 2016 yılları arasında dünyadaki silah pazarının %56’ya yakın bir kısmında pazar payına sahiptirler (Dilek, 2017, s. 72). Bu nedenle bu iki aktörün silah pazarındaki rekabetini ilerleyen yıllarda da görecek olmamız sürpriz bir gelişme olmayacaktır. Ayrıca silah sistemlerinin çoğu zaman teknik bakım ve onarımı, tedarik edilen mühimmatlar, yazılım teknolojileri gibi nedenler ile satan ülke ile alıcı ülke arasında bir bağımlılık ilişkisi doğurduğu dikkate alındığında bu silah satışlarının aslında Moskova yönetiminin politik düzlemde artan etkinliği ile yakından ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

4) Rusya’nın Askeri Üsleri

Askeri üsler bir devletin gücünü, stratejisini, politikalarını hayata geçirmek açısından oldukça önemli ve işlevsel enstrümanlardır. Askeri üsler hem üssü kuran devlete hem de kendi topraklarında üssün açılmasına izin veren devlete çeşitli avantaj ve dezavantajlar sağlayabilir. Askeri üsler ile: İstihbarat faaliyetleri gerçekleştirilebilir, hedef devletler tıpkı soğuk savaş döneminde olduğu gibi çevrelenebilir, iç savaş veya politik çalkantılı bir süreçten geçen devlete destek olma ve istikrarı sağlamak açısından kullanılabilir, enerji kaynaklarının güvenliğinin sağlanması gibi amaçlarla askeri üsler kurulabilir (Ok, 2019, s. 128). Ayrıca askeri üsler sayesinde bir devlet, operasyon yapabileceği alanı genişletebilir ve yapacağı operasyonlardaki maliyeti düşürebilir. Bu da üssü kuran devlete taktiksel açıdan ciddi bir avantaj sağlamaktadır.

Rusya Federasyonu’nun ulusal güvenliğini temin etmek açısından arka bahçesi olarak tanımladığı Orta Asya oldukça kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda Rusya’nın bölgede birçok askeri üssü bulunmaktadır. Bu üslerden bazıları şunlardır:

Kırgızistan: Rusya Kırgızistan da 2003 yılının sonlarına doğru Kant askeri üssünü açmış; ayrıca bu üst Rusya’nın SSCB sonrası yurtdışında açtığı ilk askeri üs olma özelliğini de taşıması açısından oldukça büyük bir öneme sahiptir (Kamalov, 2011, s. 36). Üssün ana hedefi: Bölgede bulunan hava sahasının kontrolünü sağlamaktır (Kamalov, 2011, s. 36). Rusya’nın ayrıca İssık-Kul gölü yakınlarında denizaltılar için geliştirilen silahların denendiği bir merkezi bulunmaktadır (Aliyev, 2016, s. 8).

Kazakistan: Rusya için en önemli üslerden birisi de Kazakistan da yer almaktadır. Baykonur uzay üssü dünyanın uzay alanında en gelişmiş üslerinden ve en fazla uzay alanında faaliyet gösteren üslerinden biri olma özelliğini taşımaktadır (Kamalov, 2011, s. 38). Moskova yönetimi 2004 yılında yaptığı antlaşma ile bu üssü 50 yıllığına kiralamış ve bu üs için Kazakistan’a yılda 115 milyon dolarlık bir ücret ödemektedir (Kamalov, 2011, s. 38). Ayrıca Rusya uzay programı çerçevesinde yürüttüğü faaliyetlerin %70’ini bu üs üzerinden sürdürmektedir (Aliyev, 2016, s. 6). Rusya’nın ayrıca Kazakistan da Enba poligonu, 20.test istasyonu ve Sarı Şagan poligonları vardır (Aliyev, 2016, s. 4).

Tacikistan: Rusya’nın Orta Asya daki üslerinin olduğu bir diğer ülke Tacikistan’dır. Rusya’nın burada bulunan Okno elektro-optik merkezi istasyonu ile 40000 KM uzaklıkta bulunan nesnelerin tespitini yapabilmekte ve böylelikle ciddi bir alan hakimiyeti elde etmektedir (Aliyev, 2016, s. 9). (Nesne tespitinden kastedilen kozmik nesnelerin takibinin yapılmasıdır) (Kamalov, 2011, s. 38) . Ayrıca 2004 yılında Rus avcı taburu için bir üs tahsis edilerek Rusya bu üsse 7000 kişilik bir personel konuşlandırmıştır (Kamalov, 2011, s. 37).

Bu üslerin haricinde Rusya’nın Ermenistan da Gümrü askeri üssü, Güney Osetya da bulunan 4.askeri üs, Abhazya da 7.askeri üs, Belarus da iletişim merkezi ve radar istasyonu ve yüzyıllardır Rus Çarlarının sıcak denizler olarak tabir ettikleri ve Rus jeopolitiğinde oldukça büyük bir stratejik öneme sahip olan Akdeniz de bulunan Tartus deniz üssü ve yine Suriye de bulunan Hmeymim hava üssü bulunmaktadır (İnsamer, 2021).

SONUÇ

SSCB’nin çökmesi ile bölgede oluşan güç boşluğu çok uzun bir süre sürmemiş Rusya, hızlı bir şekilde toparlanarak uluslararası arenaya kararlı bir şekilde geri dönmüş ve yakın çevresinde tekrar ipleri belli ölçüde eline almıştır. Putin dönemi ile Rusya, kendisine SSCB sonrası yüklenilmek istenen bölgesel güç pozisyonuna karşı çıkarak Ukrayna da Gürcistan da Suriye de başta ABD olmak üzere batılı aktörlere ciddi bir meydan okuma gerçekleştirmiştir. NATO’nun Rusya sınırlarına dayanmasını kolay kolay kabul etmeyeceğini gösteren Moskova yönetimi, başta Libya ve Mısır olmak üzere Kuzey Afrika da ve Suriye özelinde Ortadoğu da tekrar varlığını göstermeye ve güçlendirmeye başlamıştır. Tartus deniz üssü ve Kırım’ın ilhakı hiç de yabana atılmayacak jeopolitik meydan okumalardır. Rusya bu bağlamda batılı müttefiklerin ilişkilerindeki kopuş ve ayrışmaları iyi bir şekilde okuyup fırsatları değerlendirebilmiştir. Avrasya Ekonomik Birliği girişimi fikir bazında her ne kadar Kazakistan tarafından dile getirilse de Rusya’sız böyle bir girişimin başarılı olma şansının 0 olduğu bu nedenle anahtar oyuncunun Rusya olduğu aşikardır. Neo Avrasyacıların bölgede Rusya liderliğinde siyasal bir entegrasyon oluşturma hedefini hesaba kattığımızda bu hedefin ilk aşamasının Avrasya Ekonomik Birliği olduğu yorumunu yapabiliriz. Rusya’nın siber güç kapasitesi, silah pazarındaki konumu, enerji diplomasisi dikkate alındığında ABD bölgede eğer Rusya’nın daha fazla güçlenmesini istemiyorsa Türkiye ile yaşadığı sorunları çözmek yerine Yunanistan’ını önceleyen politikalar sürdürmeye devam ettiği takdirde bu süreçten en kazançlı çıkacak olan aktör Rusya Federasyonu olacaktır.

KAYNAK

Süreçlerinin Karşılaştırılması. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergis, 103-128.

Alım, E., & Aksu, F. (2019). Rusya Liderliğinde Bir Güç Merkezi Olarak Avrasya Ekonomik Birliği. Uluslararası Siyaset Bilimi Ve Kentsel Araştırmalar Dergisi, 1-22.

Aliyev, B. (2016). Rusya’nın Orta Asyadaki Askeri Üsleri. BİLGESAM Analiz, 1-13.

Alizada, N. (2019). ÜlkeDışı Politikalarda Siber Güvenlik Algısı : ABD,Rusya,İran Örneği. Birinci Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Sempozyumu: Türkiye-Rusya (s. 92-103). İstanbul: T.C. İstanbul Esenyurt Üniversitesi.

Avcu, S. A. (2014). Avrasya Ekonomik Birliği Ve Kırgızistan: Avantajları Ve Dezavantajları. Avrasya Etüdleri, 269-297.

Çelik, A. H., & Çaylı, Ş. (2021). Küresel Ve Bölgesel Krizler Bağlamında Rusya Ve ABD’nin Silah Satış Rekabetinin Ekonomi Politik Analizi. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 369-392.
Darıcılı, A. B. (2014). Rusya Federasyonu Kaynaklı Olduğu İddia Edilen Siber Saldırıların Analizi. U.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 1-16.

Darıcılı, A. B., & Özdal , B. (2017). Enformasyon Savaşı Bağlamında Rusya Federasyonu-Türkiye İlişkilerinin Analizi. İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19-40.
Darıcılı, A. B., & Özdal, B. (2017). Rusya Federasyonu’nun Siber Güvenlik Kapasitesini Oluşturan Enstrümanların Analizi. Bilig, 121-146.

Denizci, G., & Mehmet, M. (2019). Avrasya Ekonomik Birliği Ve Avrasya Ekonomik Birliği Üyesi Ülkeler İle Türkiye’nin Dış Ticaretinin Karşılaştırmalı Analizi. Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 414-431.

Dilek, M. S. (2017). Rusya Federasyonu-Suriye İlişkilerinin Temelleri. Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 58-82.

Duran, H., & Yılmaz, K. K. (2020). Özbekistan’da Avrasya Ekonomik Birliği Tartışmaları . Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 35-48.

Girgin, O. (2020). Siber Uzay’da Üstünlük Mücadelesi; Amerika Birleşik Devletleri Ve Rusya Federasyonu. Academıc Revıew Of Humanıtıes And Social Scıences, 36-58.

Göçoğlu, V., & Aydın, M. D. (2019). Siber Güvenlik Politikası: ABD, Rusya ve Çin Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz. Güvenlik Bilimleri Dergisi, 229-252.

Gürkaynak, M., & İren, A. A. (2011). Reel Dünyada Sanal Açmaz: Siber Alanda Uluslararası İlişkiler. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 263-279.

İncekara, R., & İncekara, B. (2015). Avrasya Ekonomik Birliği Ve Politik Ekonomik Etkileri. Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 111-129.

İnsamer. (2021, ocak 24). İnsamer.com. İnsamer.com: https://insamer.com/tr/rus-askeri-usleri_2961.html adresinden alındı.

İsmayıl, E. (2016). Rusya’nın Avrasya Birliği Politikası. Avrasya Etüdleri, 125-151.

Kalaycıoğlu, S. (2019). Savaş Ekonomisi Çarklarını Döndüren Dünya Düzeni. TASAM, 1-4.

Kamalov, İ. (2011). Rusya’nın Orta Asya Politikaları. Ankara: Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı.

Keleş, S. Ş. (2021, Ocak 23). Avrasya Ekonomik Birliği. İzmir Ticaret Odası: http://izto.org.tr/demo_betanix/uploads/cms/yonetim.ieu.edu.tr/6693_1522735475.pdf adresinden alındı.

Kemaloğlu, İ. (2013). Ortadoğu Silah Pazarında Rusya’nın Payı. Ortadoğu Analiz, 58-70.

Ok, E. (2019). Askeri Üslerin İşlevleri Ve Türkiye’nin Denizaşırı Üs Politikası. 3. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kongresi, (s. 124-140).

Şanlı, B. (2008). Ekonomik Entegrasyon Teorisi Çerçevesinde Avrasya Birliği’nin Olabilirliği. Atatürk Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Dergisi, 13-30.

Şeker, C. T. (2019). Ortadoğu Savaşları Ve Batılı Silah Şirketleri. İstanbul: İnsamer.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments