Kosova Müdahalesi ve Koruma Sorumluluğu İlişkisi

Okunma Süresi: 8 dk 38 sn

Uzak geçmişten bugünlere kadar büyük sorunlar yaşamış Balkanlar coğrafyası birçok kanlı olaya şahit olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti –ilerleyen yıllarda Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ismini almıştır- Soğuk Savaş sürecinde bir denge politikası yürütmeye çalışmıştır. Yugoslavya’nın konumu her iki blok için de önemlidir. Bu konuda da kuşkusuz ki Yugoslavya’nın kurucusu Josip Broz Tito’nun etkisi son derece önemlidir. Karizmatik bir lider olan Tito, etnik sebeplerle içten içe kaynayan Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmıştır. Tito’nun 1980 yılında ölmesiyle günden güne artan etnik çatışmalar Yugoslavya’nın kanını akıtmaya başlamıştır.

Yugoslavya’nın dağılmaya başlamasıyla cereyan eden birçok savaş yaşanmıştır. 1991 yılında Slovenya Bağımsızlık Savaşı ile başlayan Yugoslavya, 90lı yıllar boyunca farklı bağımsızlık savaşlarıyla çalkalanmıştır. Slovenya’nın ardından Hırvatistan Bağımsızlık Savaşı başlamıştır. Bosna Savaşı’nın da başlamasıyla savaşların şiddeti iyice artmaya başlamıştır. Bosna’da, Sırpların yaptığı etnik temizlik ve soykırım gibi suçlar işleyerek büyük insan hakları ihlallerinde bulunmuştur. Çok değil, bunlardan birkaç yıl sonra Kosova’da yaşanan sorunlar şiddetlenmeye başlamıştır.

Kosova Sorunu

Kosova Sorunu incelendiğinde köklerinin eskiye dayandığı görülür. Sırplar burada da Kosova topraklarının aslında tarihi bağlamdan dolayı kendilerinin hakkı olduğunu iddia eder. Sırpların bu topraklardaki ne kadar eski olduğu ile ilgili net bir tarih bulunamamıştır. Kosovalı Arnavutların da iddiaları Kosova topraklarının kendilerine ait olduğu, Sırplardan önce kendilerinin olduğu yönündedir. Fakat bu tarihsel köken savları uluslararası hukuk açısından bir gerekçe sayılmaz. Ülkeler bunu sürekli dile getirerek gelenek hukuku yaratmaya çalışmaktadır fakat bu tarihsel bağlılık iddiasının hukuktan çok politika olduğu söylenebilir. (NAS, 2019)

Yugoslavya’nın 1974 yılındaki Anayasası ile özerk bölgeler kendi anayasalarını oluşturabilmeleri, kendi polis güçlerini kurabilmeleri gibi geniş haklara sahip olmuşlardır. Fakat bu gelişmelerden Kosovalı Arnavutlar da Sırplar da memnun kalmamıştır. Sırplar, Kosova’nın kendi himayesinden uzaklaşmasından rahatsız olmuşlardır. “Özerklik” değil “cumhuriyet” isteyen Kosovalı Arnavutlar da bu durumdan rahatsızdır. Tito’nun 1980’de hayatını kaybetmesiyle birlikte Kosova üzerindeki nüfuzunu arttırmak isteyen Sırp lider Miloşeviç milliyetçiliği baz alarak baskıları da arttırmıştır. Bu baskılara karşın Kosovalı Arnavutlar ise artık “kendi kaderini seçme” haklarını kullanmak istemeye başlamışlardır. 1980’li yılların sonlarında Sırp lider Miloşeviç’in Yugoslavya’da yetkiler almasıyla birlikte Kosova’nın sahip olduğu özerklik haklarını ellerinden alarak Sırbistan’a vermiştir. Bu gelişmelerle gitgide artan baskılara direnirken artık siyasi yolları tercih etmeye başlamıştır. Bu amaç doğrultusunda İbrahim Rugova parti kurarak Kosovalı Arnavutların neredeyse hepsinin desteğini almıştır. 1991’de referanduma giden Kosova’da cumhuriyet neredeyse herkes tarafından istenmiştir. Referandum sonucunda Kosova Cumhuriyeti olarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir (FANDAJ, 2018).

Kosova Cumhuriyeti bağımsızlıklarının ilanından sonra ekonomi gibi sıkıntılar sebebiyle desteğe ihtiyaç duymuş fakat aradığı desteği bulamamıştır. Buna çözüm arayan Kosovalı Arnavutlar aktif silahlanma yolunu seçerek 1995 yılında Kosova Kurtuluş Ordusu’nu (UÇK) kurmuşlardır (ÇEVİKBAŞ, 2011). Amaçları bulamadıkları destek karşısında uluslararası arenada gözleri kendilerine çevirmektir. Sırbistan rejiminin nüfuzundan da tamamen sıyrılmak da bir diğer amaçları olmuştur. Başlarda oldukça etkili başlayan silahlı eylemler giderek etkisini kaybederken beklenenin aksine Sırbistan’ın Kosova üzerindeki etkinliği artmıştır. Kosova, Sırbistan baskısından kurtulmayı başaramasa da uluslararası alanda istediğini başarmış ve bir kamuoyu oluşturmuştur.

Sırplar, Kosova’nın birçok yerinde saldırmışlardır. Yugoslav ordusu da Kosova’ya girmiştir. 1998 yılında Sırp güçleri Kosova’da Dreniça Katliamı’nı gerçekleştirmiş ve yaklaşık 2000 sivil Kosovalı Arnavut’un ölmesine sebep olmuştur. (NAS, 2019) Bunların yanı sıra Sırp güçlerine UÇK’nin de silahlı karşılık vermesiyle iki taraftan da binlerce sivil hayatını kaybetmiştir. Bu katliam ve karşılıklı can kayıpları uluslararası kamuoyunu harekete geçirmiştir. ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere dörtlüsünün Bosna Savaşı’nda oluşturduğu Uluslararası Temas Grubu, Kosova’da yaşananlar için de bir çözüm arayışına girmiş ve iki tarafı da görüşmeye çağırmıştır. 1998 yılında da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) de konuyu Kosova’yı gündemine almış ve sorunun çözümü için 4 karar (1160, 1199, 1203 ve 1207 sayılı kararlar) almıştır. (NAS, 2019) Özetlenecek olursa Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin (YFC) toprak bütünlüğüne saygı, iki tarafa da müzakere çağrısı, YFC’ye de UÇK’ye de silah bıraktırma, bölgeyi gözlemlemek için uluslararası bir Kosova Diplomatik Gözlem Misyonu ve son olarak YFC’ye NATO ve diğer ülkelerden gelen kuvvet kullanma uyarısı kararlarının alındığı söylenebilir. Bundan yaklaşık 1 yıl sonra yine Sırp güçleri, Reçak Katliamı’nı yapmış ve 45 sivil Kosovalı Arnavut’u öldürmüştür. (ÇEVİKBAŞ, 2011)

NATO Müdahalesi

Reçak Katliamı’ndan kısa bir süre sonra Temas Grubu’nun davetiyle şekillenen görüşme Fransa’nın Rambouillet Kasabası’nda gerçekleşir. (FANDAJ, 2018) Bu görüşmelerde karar almak hiç kolay olmamıştır. Belirlenen kararlar Kosova’nın YFC’nin özerkliğinde fakat oldukça geniş haklara sahip olması, Kosova’da NATO’nun desteğiyle oluşturulacak olan Kosova Gücü’nün (KFOR) AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ile ortaklaşa olarak istediklerinde YFC sınırları içerisine girebilmesi ve Kosova’nın 3 yıl içinde referandum hakkının olması gibi kararlardır. Kosova, bağımsızlık isteklerine ulaşabilecekleri referandum maddesinin de eklenmesiyle anlaşmaya sıcak bakmış ve imzalamıştır. Fakat dönemin YFC Başkanı olan Sırp lider Miloşeviç anlaşmanın YFC’nin toprak bütünlüğünü bozduğu düşüncesiyle anlaşmaya karşı çıkmıştır. Rambouillet Anlaşması’nı imzalamaması halinde NATO’nun müdahalesi olacağının uyarısını alan Miloşeviç anlaşmayı yine de imzalamamıştır. Diplomatik ilişkilerin, görüşmelerin işe yaramaması üzerine 24 Mart 1999’da NATO Kosova’ya müdahalede bulunmuştur. (ACAR, 2015)

NATO’nun müdahalesinden kısa süre sonra ABD Başkanı Bill Clinton müdahalenin amacıyla ilgili açıklamada bulunmuştur. Sırp ordusuna NATO’nun kendilerine yaptığı uyarılardaki ciddiyetini anlamasını sağlamak ve Sırp ordusunun gücünü azaltarak Kosova’ya saldırmasının önüne geçmek amaçlarıyla olduğunu ifade etmiştir. Müdahalede çoğunlukla ABD askeri olmak üzere Türkiye, İngiltere, Kanada ve birçok Kara Avrupası ülkesinin askeri de bulunmaktadır. Bu müdahalenin sonlandırılması için şart koşan NATO, 5 madde içeren bir açıklama yapmıştır. (ÇEVİKBAŞ, 2011)

 Kosova’daki baskı, şiddet ve askeri eylemlerin bitirilmesi,
 Yugoslav askerinin Kosova’daki varlığının son bulması,
 Kosova’daki uluslararası askeri varlığın bulunması,
 Zorunlu göç ettirilen ve sığınmacıların güvenli bir şekilde geri dönmesi,
 Rambouillet Anlaşması uyarınca uluslararası hukuka ve BM şartlarına uygun bir şekilde diplomatik görüşmelerin sağlanması ve Miloşeviç’in bu görüşmelere sıcak bakmasının güvencesinin alınması.

NATO’nun harekâtı hava üzerinden gerçekleşmiş ve 78 gün sürmüştür. Hava harekâtı başlatılmasının sebebi de kara harekâtına göre daha kesin olması ve havadan bombardımanla daha az zarar verileceği düşüncesidir. Fakat beklenenin aksine harekât düşünüldüğü kadar zararsız değildir. NATO tarafından 500 civarı sivilin yaşamını yitirmesi ve hastane, fabrika gibi yapıların büyük ölçüde tahrip edilmesi müdahale ile ilgili soru işaretlerine sebep olmaya başlamıştır. Diğer yandan yanlışlıkla bombaladıklarını söyledikleri Çin Büyükelçiliği’nde ölenler için tazminat ödeyen NATO’nun müdahalede ölen Arnavut ve Sırplar için herhangi bir affettirici tavırda bulunmaması da NATO’nun bölgede bulunma amacını sorgulatmıştır. (ACAR, 2015) Bombardımanların yıkıcılığının yanı sıra müdahalenin uzun sürmesi de uluslararası alanda çeşitli tartışmalara sebep olmuştur.

NATO Müdahalesinin uluslararası hukuka aykırı olduğuna dair düşüncelerin bir diğer sebebi de BMGK onayıyla harekâta başlamamasıdır. BM Şartı’nın 2/7 maddesinde belirtildiği üzere klasik egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması açısından her devletin kendi sorunlarını kendi çözme hakkı vardır. Fakat insan haklarının gözetilmesi için insan haklarına aykırı durumlarda devletlerin iç egemenliğine uluslararası bir müdahale uygun görülmüştür. Böyle bir gereklilik durumunda bu müdahale kararı yine BMGK tarafından onaylı bir şekilde olmalıdır. NATO’nun harekâtının hukuki açıdan eleştirildiği nokta da BMGK’den onaylı olmamasıdır. Sürecin ilerisinde de Sırpların bölgeden çekilmesiyle BM’nin misyonu olan UNMIK (United Nations Mission in Kosova) ile bölgenin güvenliği yürütülmeye başlanmıştır. NATO’nun Kosova Müdahalesinin yol açtığı tartışmalar da insani müdahale kavramının bazı eksikleri olduğuna ve netleştirilmelere ihtiyaç duyduğuna dair ortak bir algı oluşmuştur.

Koruma Sorumluluğu

İnsani müdahale ile ilgili düzenlemeler “koruma sorumluluğu” kavramıyla olmuştur. Koruma sorumluluğu için de 3 sorumluluk belirtilmiştir. İlki önleme sorumluluğu, ikincisi reaksiyon sorumluluğu ve son olarak da yeniden inşa sorumluluğudur. Önleme sorumluluğu devletin kendi içinde çözemediği meselelerin önce devlete sonra da uluslararası anlamda zararı olacağından bu duruma uluslararası güçlerin müdahil olunması gerektiğidir. Reaksiyon sorumluluğu ise politikaların, müzakerelerin, uyarıların yetersiz kaldığı noktada silahlı müdahalede bulunma ve insani tedbirleri alma sorumluluğudur. Yeniden inşa sorumluluğu ise askeri müdahaleden sonra bölgede barışı sağlamasıdır. Bu sorumlulukların doğru ve insani müdahaleden uzaklaşmadan yapılması için reaksiyon sorumluğu ayrıntılıca 5 başlıkta açıklanmıştır. Bunlar doğru niyet, son çare, oranlılık, olumlu gelişme beklentisi ve son olarak doğru yetkilendirmedir. (ERTUĞRUL, 2016)

Doğru Niyet: Müdahalenin amacı insanların acı çekmemesi olmalıdır. NATO’nun Kosova Müdahalesi’nde amacının Kosovalı Arnavutların gördüğü zulümlerin son bulması, aralarında çıkacak sorunların önlenmesi amacıydı ve 2001 yılında bu kararlar çıkarken niyetinde haklı odluğu görülür. İlerleyen zamanda 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle niyetinin doğruluğu da tartışma yaratmıştır. Fakat nihayetinde amaç barışın sağlanması gelecekte oluşacak sorunlara da bir önleme şekli olarak düşünüldüğünde niyet yanlış sayılmayacaktır.

Son Çare: Askeri müdahaleden önce diğer tüm diplomatik, politik yolların denenmesi ve son çare olarak askeri harekâta başvurulmasıdır. BM tarafından çıkarılan 4 kararının ve Temas Grubu’nun çabalarının sonuç vermemesi NATO’nun harekatının son çare olduğunu gösterir.

Oranlılık: Müdahale esnasında bulunulan eylemlerde insan haklarının gözetilmesi, eylemlerin boyutlarının iyi planlanması anlamına gelir. Müdahale esnasında çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesi ve hastane, fabrika gibi yerlerin de bombardımandan büyük ölçüde tahrip olması NATO’nun orantılılık ilkesine uymadığını ortaya koyar.

Olumlu Gelişme Beklentisi: Eğer müdahaleye kalkışılacaksa bunun sonucunda olumlu bir sonuç olması gerekir, var olandan daha kötü sonuçlar doğuracak bir müdahaleye kalkışılmaması gerektiğidir. YFC’nin kuvvetine ve karşı koyma direncine oranla NATO’nun uluslararası bir mekanizma olması ve farklı devletlerden de destek alması başarı oranının yüksek olduğuna işarettir.

Doğru Yetkilendirme: Müdahale için BMGK onayı ve BM Genel Kurulu’nu takibinde olması gerektiğidir. Yetkilendirme konusunda da eksik olan NATO, BMGK’nın onayı olmadan toprak bütünlüğü ve egemenlik anlayışını da ihlal ederek müdahalede bulunmuştur. Bu da en önemli ilkelerden biri olması sebebiyle NATO’nun Kosova Müdahalesi meşru sayılamamıştır.

Yugoslavya’nın dağılmaya başlamasıyla hem Batı açısından hem de Doğu açısından önemli bir yeri olan Kosova’nın yaşadığı sorunlar küresel anlamda tepki toplamıştır. Daha önceden BM’nin veya uluslararası kamuoyunun Ruanda veya Bosna gibi kanlı olaylarda yetersiz gelmesi, Kosova Savaşı’nda NATO’nun bir başka çözüm arayışına girmesine sebep olmuştur. Fakat insani müdahale henüz bir kural çerçevesinde olmadığı için kimileri NATO’yu haksız bulurken kimileri de müdahaleye hak vermiştir. Bu da uluslararası arenada bir ihtiyaç olarak görülüp gündeme getirilerek NATO’nun müdahalesini örnek olarak görüp yanlışlarının ve doğrularının belirlenerek “koruma sorumluluğu” kavramıyla bir kalıba sokulmasıyla sonuçlanmıştır.

Hilal Yel
Stratejik Ortak Misafir Yazarı

  1998 - 1999 Kosova Savaşı Ekseninde Rusya’nın Balkanlar Politikası

KAYNAK



ACAR, Z. S. (2015). Doktrinleşme Sürecindeki İnsani Müdahale: NATO’nun Kosova Müdahalesi ve Koruma Sorumluluğu Kavramı. Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi.

ÇEVİKBAŞ, A. (2011). Müttefik Güç Harekâtı İnsani Müdahalelerin Bir İstisnası mıdır?

NATO’nun Kosova’ya Yönelik Harekâtının Uluslararası Hukuk ve Askeri Bakış Açılarından Değerlendirilmesi. Savunma Bilimleri Dergisi.



ERTUĞRUL, Ü. E. (2016). Koruma Sorumluluğu: İnsani Müdahaleyi Makyajlamak. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

FANDAJ, A. (2018). Kosova’nın Devlet Olma Süreci veAvrupa Birliği’nin Rolü. Yüksek Lisans Tezi.

NAS, S. (2019). Kosova Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığı ve Devlet İnşa Süreci. Yüksek Lisans Tezi.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.



Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here