Tarihsel Perspektif Çerçevesinde İnsan Hakları

Okunma Süresi: 6 dk 45 sn

İnsan hakları, kişinin sırf insan olduğu için, doğuştan sahip olduğu, devredilemez ve vazgeçilemez nitelikte haklardır. Bir topluma veya devlete tabii olmadan sahip olunan haklardır. Zamana ve mekâna bağlı değildir. İnsanın özünü oluşturur. İşte bu sebepten ötürü insan hakları kavramını tarihsel açıdan insanlık tarihinin başına götürebilmekteyiz. Ancak modern anlamda insan hakları kavramı düşüncesinin temellerini Erasmusçu soyut ve evrensel hümanizme ve 16. yüzyıl Altın Çağ İspanyol düşüncesine kadar geri götürmek mümkündür. Bu çalışmada öncelikle insan hakları kavramının tarihsel gelişimini ele aldıktan sonra kavramın sınıflandırmasına yer verilecektir. Makalenin son kısmında günümüzde insan haklarının yeri ve önemine değinilecektir.

İNSAN HAKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ

İnsanın, doğuştan haklara sahip olduğu yönündeki düşünceler, M.Ö. 5. yy itibariyle düşünürlerin tartışma odağında olmuştur. İlkçağ’da Antik Yunan ve ardından gelen Roma dünyasında insan hakları konusunda sınıflara göre bir ayrım bulunmaktaydı. M.S. 1. Yüzyılda ortaya çıkan Hristiyanlık da köleliği kaldıramadı. Yapabildiği şey, sadece köle ve hür arasında fark gözetmeyip, ikisini de insan olarak eşit görmekti [1]. Aynı şekilde İslamiyet’te de her ne kadar köleliği yasaklasa da hala kölelik devam ediyordu. Ortaçağ’da Batı’da ekonomik ve sosyal yapı feodaliteye dayanmaktadır.

Feodalite de hak sahipliği bakımından sınıf esasını benimsemiştir. Kısacası bu dönemde hak sahibi olabilmek için belli bir sınıfa mensup olmak gereklidir. Avrupa’da feodalite döneminde halkı devlete karşı koruyan ilk yazılı belge, İngiltere’de ortaya çıkmıştır. 1215 yılında ilân edilen ‘’Magna Carta Libertatum’’ ilk özgürlük fermanı olarak nitelendirilmektedir. Kişinin mal ve can güvenliğine sahip olduğu belirtilmiş ve kralın keyfi müdahalelerine karşı korunmuştur [2]. Modern çağda insan haklarının gelişimi adına atılan ilk önemli adım, 1688 Büyük Devrim sonrasında İngiliz Parlamentosu’nun 1689’da Bill Of Rights (Haklar Bildirgesi)’ı kabul etmesidir [3]. 18 ve 19. yüzyıllarda; iktisadî, siyasî, teknik ve kültürel alanlardaki gelişmelere paralel olarak sosyal yapılarda da büyük değişim ve dönüşümler meydana gelmiştir. Burjuvazi sınıfı ortaya çıkmıştır. Kölelik 19.yy’ın ortalarına kadar resmen devam etmiştir. Bu dönemde insan hakları konusunda uygulamaya geçişin esas belgeleri, Amerikan Haklar Bildirileri ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi olmuştur. Amerikan Haklar Bildirileri ’nin en önemlisi 12 Haziran 1776 tarihinde ilân edilen Virginia Haklar Bildirisidir.

Temmuz 1776’da Thomas Jefferson tarafından hazırlanan Bağımsızlık Bildirisi’nde insanın doğuştan birtakım haklara sahip olduğu düşüncesi yer almaktadır [4]. 28 Ağustos 1789’da ilan ettikleri Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile de eşit bir toplum yapısının kurulması adına atılmış önemli bir adımdır. Bildiri 1848 Fransız Anayasasına da bu konuda öncülük etmiştir. Bu anayasa ile insan hakları kavramı içerisine sosyal haklar anlayışı da getirilmiştir. 20. yy başlangıcı itibariyle dünyada küresel çapta iki büyük sıcak savaş ve dünyayı iki bloğa ayıran bir soğuk savaş yaşanmıştır. Yaşanan savaşların ardından insan hakları meselesinin yalnızca ulusal ele alınacak bir kavram olmadığı evrensel olarak ele alınması gerektiği anlaşılmıştır.

I. Dünya Savaşı’nın ardından insan hakları kavramı öncelikle devletlerin anayasalarına girmiştir. 1917 tarihli Meksika Anayasası ile başlayan bu zincir devamında 1919 Almanya (Weimer) Anayasası, 1921 Yugoslavya Anayasası, 1923 Polonya Anayasası ve 1931 İspanya Anayasası ile devam etmiştir [5]. 1929 Dünya Ekonomik Kriz, ekonomik haklar alanında bir değişime sebep olmuştur. İşçinin çalışma şartlarında ve ücretinde iyileştirmeler yapılmış ve bu konuda birtakım haklar tanınmıştır [6]. II. Dünya Savaşı’nın ardından uluslararası düzenin sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) kurulmuştur. 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Anlaşması ile insan hak ve özgürlükleri ilk kez açıkça uluslararası hukuka konu olmuştur. İnsan haklarının ihlali, devletler hukukunun da ihlali sayılmış ve diğer devletlerin müdahalelerine yol açmıştır [7].

BM Güvenlik Konseyi, 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni ilan etmiştir. Bildiride temel insan hakları belirtildikten sonra 30. maddesinde; insan hakları güvence altına alınmıştır [8]. Hukuki bağlayıcılığı olmayan bildirinin bağlayıcılık kazanması amacıyla, 1966 yılında hazırlanan Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile İktisadi, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 1976 yılında yürürlüğe girmiştir [9]. İnsan haklarının korunması konusunda bölgesel nitelikte bir adım olan ve Avrupa Konseyi’nin 4 Kasım 1950 tarihli hazırladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile insan haklarının içeriğini tanımlamış ve üye devletlerin insan haklarına karşı yükümlülüklerini denetleyecek bir sistem getirilmiştir. Bu organlar Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir (AİHM) [10]. Ayrıca Avrupa Konseyi ‘nin insan hakları alanında hazırladığı bazı sözleşmeler şunlardır: 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı, 1987 tarihli Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi, 1992 tarihli Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı, 1995 tarihli Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, 1996 tarihli Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi [11]. 1969 tarihli Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi ile 1981 tarihli Afrika İnsan Hakları Sözleşmesi bölgesel düzeyde hazırlanmış sözleşmelerden bazılarıdır.

İNSAN HAKLARININ SINIFLANDIRILMASI

İnsan haklarının sınıflandırmasına ilişkin farklı birçok yaklaşım bulunmaktadır. Georg Jellinek ve Karel Vasak’ın sınıflandırmasını ele alacak olursak; Jellinek insan haklarını üç ana grupta ele almaktadır. Bunlar; Negatif Statü Hakları, Pozitif Statü Hakları ve Aktif Statü Haklarıdır. Negatif Statü Hakları; vatandaşlık sıfatına gerek duymadan tüm insanlara tanınmış ve doğuştan sahip oldukları koruyucu haklardır. Pozitif Statü Hakları; vatandaşlık statüsüne bağlı haklardır ve kişinin devletten bir talepte bulunması ve bunun sonucunda bir sorumluluk almasıyla ilişkilidir. Genel olarak sosyal hakları da içeren haklardır. Aktif Statü Hakları; vatandaşlığa bağlı kullanılan siyasi iktidarı etkilemeye yönelik kullanılan haklardır [12]. Vasak’ın sınıflandırması insan haklarının üç kuşaktan oluştuğu tezine dayanmaktadır [13]. I. Kuşak Haklar; Negatif haklar devletin hiçbir müdahalede bulunamadığı ancak korumakla birebir yükümlü olduğu bireysel özgürlükler yani sivil ve siyasal hakları ifade eder. Bunlardan bazıları, Yaşam hakkı ve kişi dokunulmazlığı, Kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği, Düşünce ve düşünceyi, Eşitlik hakkı vb. haklardır. II. Kuşak Haklar; İkinci kuşak hakları ise ekonomik, sosyal ve kültürel haklar denilen ve 19.yüzyılda Sanayi devrimi sürecinde ortaya çıkan haklardır. Bunlardan bazıları, Çalışma hakkı, Sendika kurma hakkı, Grev ve toplu sözleşme hakkı, İşyeri yönetimine katılma hakkı, Sosyal güvenlik hakkı vb. haklardır. III. Kuşak Haklar; Dayanışma hakları da denilen üçüncü kuşak haklar ise birey haklarının ön planda olduğu birinci ve ikinci kuşak haklardan tamamen bağımsızdır. Bunlardan bazıları, Çevre hakkı, İnsanlığın ortak malvarlığına saygı hakkı, Self determinasyon hakkı vb. haklardır [14].

İNSAN HAKLARININ GÜNÜMÜZDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Günümüzde insan hakları, devletlerin ulusal sorunu olmaktan çıkmış, uluslararası hukukun çalışma alanına girmiştir. İnsan haklarıyla ilgili pek çok evrensel ve bölgesel nitelikte sözleşme hazırlanmış ve bu konu özelinde çalışan pek çok kurum ve örgüt ortaya çıkmıştır. İnsan haklarının uluslararası alanda korunmasını sağlamaya yönelik sözleşmeler devletlere sorumluluklar yüklemektedir.

Devletler, uluslararası konjonktürde ulusal çıkarlarını öncelikli hale getirdikleri için, insan haklarının korunması ikinci plana düşmektedir. Ayrıca Batı toplumu insan hakları meselesinde yalnızca kendi içindeki olaylara odaklanmış, diğer devletlerde yaşanan hak ihlallerinin birçoğuna gözlerini kapamış durumdadır. Bugün bütün devletler uluslararası insan hakları normlarını benimsemişlerdir. Her geçen gün artan bu ihlallerin önüne geçebilmek için artık ulusal çıkarları bir kenara bırakıp politik insanlığın çıkarlarını ön plana koymalıdır.

SONUÇ

İnsan hakları, tanıma göre, insanların; doğuştan kazandıkları sırf insan olmaları nedeniyle sahip oldukları, dokunulamayan, devredilemeyen ve vazgeçilemeyen hakların bütünü olan haklara denmektedir. Tarihsel geçmişine baktığımızda Antik Yunan düşüncesinden başlayarak, Orta Çağ felsefesinde daha sonrasında modernleşme ile birlikte Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi içerisinde olmak üzere insanlık tarihinin var oluşundan beri tartışma konusu olan insan hakları günümüzde ulusal bir mesele olmaktan çıkıp uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Uluslararası anlaşma ve sözleşmelerle koruma altına alınan insan haklarının tam manasıyla uluslararası arenada yer bulabilmesi için devletlerin ulusal çıkarlarının öncesine koyması gerek bir konu olması gerekmektedir. Bunun için yapılacak uluslararası çalışmalar insanın özünü oluşturan bu hakların korunmasını kolaylaştıracaktır.

  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rusya'yı mahkum etti

KAYNAK



Makale ve Tezler:
Akbulut, İlhan. “İnsan Hakları” , İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 12, 2011.



Çalık, Etem. “İnsan Hakları Meselesinin Gelişimi ve Siyasi ve Sosyal Faktörlerle İlişkisi”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Dergisi, 6(16), 2017.

Özkan, Salih. “İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi ve Kuşak Sınıflandırılması”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 5(1), 2015.

Sanioğlu, Hilal. “Avrupa Birliği Hukukunda İnsan Hakları”. Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, 2006.

İnternet Kaynakları:
https://www.hukukihaber.net/insan-haklarinin-tarihsel-ve-dusunsel-gelisimi-makale,7869.html (Erişim Tarihi: 01.12.2020)



http://bozok.edu.tr/upload/dosya/vxaw.pdf(Erişim Tarihi: 01.12.2020)

https://indigodergisi.com/2013/12/hakkinizdan-vazgecmiyorum/(Erişim Tarihi: 01.12.2020)

http://www.mfa.gov.tr/uluslararasi-koruma-mekanizmalarinin-gelisimi.tr.mfa(Erişim Tarihi: 01.12.2020)

https://konya.mazlumder.org/tr/main/yayinlar/makaleler/8/insan-haklarinin-tarihsel-gelisimi/40 (Erişim Tarihi: 01.12.2020)

E-BÜLTENE ABONE OLUN



Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here