Dağlık Karabağ Savaşı Konjonktüründe Şekillenme ve Bölgesel Tutumlar

Okunma Süresi: 7 dk 42 sn

Giriş

Dağlık Karabağ sorunu, yıllar içerisinde bölgesel bir iştahsızlık olmaktan çıkmış ve sorunu besleyen ana öğeler olan; politik konjonktür, milli kimlik savunması, güç karmaşası sebebiyle konsensüs oluşması gecikmiş ve çözüm süreci oldukça belirsiz hale girmiştir. Yaşanan olumsuzluğun yanına önemli bir sorun olan insani dram eklenince sorunun küresel bir boyutta incelenmesi gerekmiştir. Süregelen çözümsüzlük küresel aktörleri iş birliğine götürmüş ve bu iş birliğinin tesiri korunmaya çalışılmıştır. Gelişmeler ışığında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından 6 Aralık 1994 tarihinde ‘’AGİT Minsk Grubu’’ kurulmuştur. Eş başkanlığını üç ülkenin yaptığı (ABD, Rusya ve Fransa) AGİT Minsk Grubu, süreci politik çıkarları sebebiyle baltalamış ve istikrarsızlığa katkı sağlamıştır. Karşılıklı çıkar ile gerçeğin meşruiyetini ayıramayan bu grubun dışında bölgesel bazda yer alan ülkeler de sürece müdahil olmuştur. Yazıda ayrışmanın yaşandığı Güney Kafkasya da sorunun akıbetinin bu kadar uzamasını yakın dönem içerisinde farklı perspektifler açısından inceleyip İran’a değineceğiz.

Günümüze Ulaşan Dağlık Karabağ Sorunu

İki kutuplu dünyada ve iki gücün hâkim olduğu bir durumda ters korelasyon iki gücün de istemediği konjonktürel bir durumdur. Bu durum Soğuk Savaş döneminde dünyamızda hissedilmiştir. 1985 yılında Mihail Gorbaçov döneminde ortaya çıkan glastnost ve prestryoka terimlerinin Sovyetler Birliği açısından minimum zarar maksimum sürdürülebilirlik ilkesine uygun olmadığı Dağlık Karabağ sorununun ivmelenmesi ile anlaşılmıştır. Açıklık anlamına gelen glastnost ve yeniden yapılandırma anlamı taşıyan prestroyka yaklaşımları, halk arasında milli bilinç oluşmasına destek olmuştur. Yıllardır bölgede milliyetçilik karmaşası yaşansa da Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası bu karmaşa her zamankinden çok alevlenmiştir.

Dağılma sonrası Dağlık Karabağ’ın geleceği Rus müdahalesi altında şekillenme sürecine girmiştir ancak bu durum bölgesel iştahsızlığa katkı sağlamakla kalmamış sorunun ilerlemesiyle şekillenme sürecine farklı aktörlerin katılmasına yol açmıştır. Küresel sorun olan Dağlık Karabağ sorununda farklı aktörlerin müdahil olmasıyla politik konjonktür olumsuz ivmelenmiş ve güç savaşının yapıldığı arena haline gelmiştir. Belirsizliğin ilerlemesiyle oluşan insanlık dramı, çözüm arayışının aciliyetine vurgu yapmıştır. 6 Aralık 1994 tarihinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından oluşturulan AGİT Minsk Grubunun eş başkanlığını üç ülke üstlenmiştir. Eş başkanların katılımı ve tarafların dışında Türkiye ile beraber yedi ülkenin de katılımıyla sorun küresel arenada tartışılmıştır. Grubun kurulması öncesi ve sonrasında Rusya’nın etkisi büyüktür. Sorunun ilerlemesine sebep olan Rusya, tarafsızlık ilkesini Avrasyacılık ilkesinin yanında yeni şekillenen Kafkasya ve Asya jeopolitiği gereği göz ardı etmiştir. Barış müzakerelerini baltalayan bir diğer etken Rusya kadar sürece müdahil olan diğer ülkelerinde tarafsızlık ilkesine riayet etmemesidir. Ermeniler tarafından barış görüşmeleri sık sık kesilmesine rağmen sürece müdahil olan Avrupa devletleri Ermenileri işgalci olarak tanımlamamıştır (1). Konsensüs uzlaşmazlığını ve Azerbaycan açısından olumsuz gelişmeleri fırsat gören Ermeniler birçok rayonu ele geçirmiştir. Dağlık Karabağ bölgesi üzerinde hakimiyet geliştirmek için çeşitli riyakarlıklara kalkışan Ermeniler, 1830 yılından bugüne bölgede demografik verilerin Ermeniler lehine olduğunu ifade etmektedir.

Self determinasyon kullanımı açısından elverişli koşul yaratılmaya çalışılan bu dönemde durum, tarihsel gerçeklik bağlamında incelendiğinde etnonim Azerbaycan Türkleri lehinedir. Yıllardır yaşanan olaylar gereği kapsamlı göçlere rağmen, 1832 yılındaki Rusya resmî belgelerine göre Karabağ bölgesinde nüfusun %64,8 i Müslüman (Azerbaycan Türkü), %34,8 i Ermeni olarak kayıtlara işlemiştir (Yıldırım ve Özönder, 1991, s 87). 1917 tarihinde çeşitli tarihsel savaşlar sonucu Dağlık Karabağ’daki Türk nüfusu oranı %40,2 Ermenilerin nüfusu ise %52,3 olarak görülmüştür. Bu düşüşte Ermeni ve Taşnak çetelerinin Dağlık Karabağ konusunda Türklere karşı giriştikleri katliamlar olduğu düşünülmektedir (Alıyarov, 1989, s.39-40. 1828-1829). Neticeler sonucunda sorun Ermenistan lehine gelişmiş ve Dağlık Karabağ özerk bölgesi işgal altında olan Azerbaycan toprağı olarak belirlenmiş ve yıllar sürecek yeni belirsizlik başlamıştır (2).

Günümüzde Yenilenen Savaş ve Bölge Ülkelerin Yaklaşımı

27 Eylül-10 Kasım 2020 tarihleri arasında yinelenen savaşı Azerbaycan kazanmış ve Azerbaycan açısından bu savaş askeri ve diplomatik zafer olarak tarihe geçmiştir. Ermenistan tarafının saldırmasıyla başlayan savaş, Azerbaycan açısından değişen konjonktür bağlamından uzun sürse de savaş rahatlıkla kazanılmıştır. Türkiye’nin Azerbaycan’a açık desteğiyle savaşın seyri Azerbaycan lehine değişmiş ve Türkiye’nin desteğinin yanında karşılık olarak Rusya tarafının Ermenistan tarafına silah yardımı yaptığı söylentiler arasındadır. Azerbaycan askerleri çatışmanın ilk günlerinde güneyde ve ilerleyen günlerde kuzeyde ilerledi, Ermeniler ağır saldırılarda bulunmaya kalkışsa da Azerbaycan tarafı insansız hava araçları ile karşılık vererek olası sorunları önlemiştir. Zaman zaman ateşkeslerin yapıldığı ve bu isteğin Ermenistan tarafından geldiği görünse de Ermenistan tarafı ateşkesi bozmuştur ve çelişkili hamleler gerçekleştirmiştir. Uluslararası arena da tepkiler gecikmemiştir, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerden gelen tepkiler sonrası Amerika Birleşik Devletleri dahil pek çok ülke tepki göstermiştir ancak bölgesel açıdan tutum farklılığı yaşayan İran ve İsrail gözlerden kaçmamıştır.

Bölgesel bazda İsrail, büyük balık küçük balığı yer yaklaşımının yanında ikili ve stratejik ilişkiler bulundurduğu Azerbaycan’a sırt çevirmemiş görünüyor. Hava sahalarının kapandığı savaş döneminde arka planda kalan gelişmelere göre İsrail, Türkiye üzerinden Azerbaycan’a silah sevkiyatı yapmaktadır. Gözlerden kaçmayan bir diğer hususta İran yardımlarıdır. Ortadoğu da sık sık karşı karşıya gelen bu iki ülke, Güney Kafkasya’da da karşı karşıya gelmiş görünüyor. Gelişmeler ışığında, Ermenistan tarafının ağır kayıp hadisesinin yanında yönetişim sorunları olduğu da görülmüştür. Her iki tarafın kayıplar verdiği savaş Rusya’nın ateşkes önerisiyle ve Türkiye’nin bu teklifi desteklemesiyle 10 Kasım da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan vatan haini olarak ilan edilmiştir ve Ermenistan tarafının işgal ettiği rayonlardan çekilme şartlandırılması hayata geçirilmiştir.

İran ve Rusya Karşısında Türkiye ve İsrail

Türkiye’nin fiili desteği dışında diğer açmazlar arka planda gerçekleşmiştir. Ermenistan ile Ekonomik ilişkileri dışında bölgede İsrail ve Türkiye varlığı istemeyen, Stratejik hamle olarak gören, Kafkasya ve Ortadoğu varlığı açısından ikili tehditlere yabancı kalmak istemeyen İran, Ermenistan lehine hareket etmiş bunun yanında konjonktürel birlik gereği ateşkesten yana olduğunu ifade ederek ikili oynamıştır. İsrail, Doğu Akdeniz ve geçmişten günümüze devam eden Filistin sorununun yanında diplomatik krizler yaşadığı Türkiye ile Güney Kafkasya da ortak çalışmıştır. Türkiye’ye hava sahası üzerinden silah yardımı yaptığı söylentileri, Ermenistan’ın Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklama ile desteklenmektedir. Açıklamaya göre Azerbaycan, İsrail menşeili LAR-160 çok namlulu roketatar sistemini Ermenistan’a karşı kullanmıştır (Sputnik). İsrail’in Ermenistan Büyükelçisinin Ermenistan Dışişleri Bakanlığına Azerbaycan aleyhine çağırıldığını da belirtmemiz gerekir (Anadolu Ajansı).

 

İsrail, Asimetrik Harp ve Realizm yaklaşımıyla Azerbaycan’ın yanında bulunmuştur. Tutumsal açıdan buz dağının görünmeyen kısmını bu şekilde ifade edebiliriz. Bir diğer görünmeyen kısım Uluslararası alanda kabul görme isteğidir bunu Arap Baharı sonrası gelişen Uluslararası İlişkiler konjonktüründe yıllardır süren normalleşme ilişkilerinde ve Doğu Akdeniz açılımında görebiliriz. Rusya ise Avrasyacılık gereği Kafkasya hakimiyetini kaybetmek istememektedir. Türkiye tarafından Doğu Akdeniz, Afrika ve Kafkasya da aldığı sarsıntılar sonrası açık kollayarak istifade etmek isteyen Rusya, Türkiye ile Jeopolitik rekabeti sürdürerek minimum sarsıntı geçirmek istemektedir. Türkiye ise kardeş Azerbaycan’a sahada ve masada her daim destek vereceğini belirtmektedir. Türkiye, Türk Keneşi açısından yumuşak güç ve bütünleştirici güç payını arttırmaktadır. Hem Kafkasya varlığına katkı sağlanmış hem de Orta Asya da bulunan Türk Keneşi üyeleri ile çeşitli anlaşmalar yapılarak bütünlük korunmuş, Asya da Rusya ve Çin yayılması ve çevreleme politikasına (containment) karşı Uluslararası alternatif olarak elini güçlendirmektedir. Tutumlar arasında Fransa da pay bulmaktadır. Afrika, Doğu Akdeniz ve Kafkasya varlığı, Türkiye tarafından sarsıntıda olan Fransa, Ermenistan konusunda AGİT Minsk Grubunda ki statüsünü kullanarak hem değişen konjonktürde yer bulmak istemekte ve Kafkasya varlığında aldığı yaraya tampon yapma amacı gütmektedir. Kafkasya varlığını Ermenistan üzerinden sürdüren Macron hükümeti, Yumuşak gücü din ile bütünleştirerek kendisine tehdit olarak gördüğü Türkiye’yi sıkıştırmak istemektedir (4).

İran Perspektifi

Ayrı bir kısım ve fonksiyonel olarak incelenmesi gereken İran, bölgede İsrail tarafından tehdit olarak görülmektedir. İran açısından da İsrail tehdit olarak görülse de İran, İsrail ile bölgesel güç mücadelesinde yara almıştır. Kasım Süleymani suikastı sonrası gelişen yeni suikast olarak Nükleer Sanayii de büyük emeği olan Muhsin Fahrizade öldürülmüştür. Son 10 yılda 5 Nükleer Fizikçisini kaybeden İran hükümeti İsrail’i sorumlu tutmaktadır. Muhsin Fahrizade suikastı sonrası İran tarafından misilleme olarak İsrail’in başkenti Tel Aviv de MOSSAD’a çalışan bir istihbarat ajanı öldürülmüştür.

Uluslararası Konjonktürde yara alan İran, Güney Kafkasya da Azerbaycan Türklerini toprak varlığı açısından korumayı ve olası tehditleri önleme politikası sergilemektedir. Ermenistan tutumu bu açıdan desteklendiği düşünülse de batıdan gelen İsrail, kuzeyden gelen yeni Azerbaycan, kuzeybatıdan gelecek olası Türkiye tehdidi bunun yanında Uluslararası baskı ve Amerika Birleşik Devletleri hakimiyetine başkaldırı İran’ı rasyonel davranmaya itmektedir. İran’ın bölgesel hakimiyetine katkı sağlayan Lübnan, Irak ve Suriye’nin konjonktürel olumsuzluğu, Hizbullah ve Haşdi Şabi’ye güç vermektedir. Pragmatist yaklaşım gütmesi gereken İran’ın önümüzdeki dönemlerde rüzgârın ne tarafında yön alacağı merakla beklenmektedir (3).

Sonuç

Dağlık Karabağ sorununda taraflar kendilerini belli etse de etmese de şekillenme belirli düzeyde gerçekleşmektedir. Dağlık Karabağ savaşının bitmesiyle bölgede normalleşme adımları hız kazanmaktadır ancak bölge halen gerginliğini korumaktadır. Yeni gerçekleşecek gelişmeleri bölge ülkeleri ve taraflar merakla beklemekte ve olası durumda aksiyon planı ivmelenmektedir. Dağlık Karabağ, gözlemlenmeye devam edilmesi gereken konular arasında kendisine yer bulmaya devam etmektedir.

  Azerbaycan - Ermenistan Çatışması: Dağlık Karabağ Sorunu

Stratejik Ortak Misafir Yazarlar 

İbrahim Yıldız 

KAYNAK



1. Pehlivan, Z. (2016). RUSYA’NIN ERMENİ DEVLETİ KURMA POLİTİKASININ
SONUCU: KARABAĞ SORUNU, Cilt: 4, Sayı: 8, Sayfa: 1-16
2. Nesibli, N. AZERBAYCAN’IN MİLLİ KİMLİK SORUNU: AVRASYA DOSYASI,
Sayfa:132-150
3. Gökdağ, B, Heyet, M, (2014). İran Türklerinde Kimlik Meselesi, Bilig, Sayı 30,
Sayfa: 51-84
4. Özdaşlı, E, (2017). İsrail’in Yeni Çevre Stratejisinde Güney Kafkasya, Sayı 82, Sayfa:
175-200

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.



Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.



E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here