Kimlik Temelli Çatışmalarda “Kıbrıs” Örneği

Okunma Süresi: 66 dk 56 sn

Giriş

İnsanoğlu var olduğundan beri bir mücadele içerisinde olmuş ve hayatta kalmak için çeşitli yol ve yöntemlere başvurmuştur. Bu yol ve yöntemler başlarda doğaya karşı verilen mücadelede etkin iken zamanla insanın insana karşı verdiği mücadeleye -savaş veya çatışma- şekline bürünmüştür. Günümüzde, yeryüzünde birçok çatışma bölgesi vardır. Sıcak çatışmalar ve can kayıpları o bölgelerde devam etmektedir. Peki nedir bu “çatışma” kavramı ve neden çatışmalar ortaya çıkar? Uluslararası hukuk açısından incelendiğinde, bu kavram 2 şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramlardan ilki anlaşmazlık, (dispute) diğeri ise çatışmadır [1]. Anlaşmazlık kavramı daha çok taraflar arasında hak ya da çıkarlara ilişkin isteklerin çakışması anlamına gelirken; çatışma kavramı anlaşmazlığın silah yoluyla ortadan kaldırılmaya çalıştığı eylem olarak görülmektedir [2]. Daha detaylı bakacak olursak, anlaşmazlık genellikle tarafların bir konu ile ilgili görüş ayrılıklarının olması ya da çıkarlarının uyuşmaması durumudur. Çatışma ise tarafların şu anki tutumlarının uyuşmaması veya gelecekte de uyuşmayacağının öngörülmesi ile ortaya çıkan ve materyal kaynaklar bakımından avantajlı duruma gelmek için taraflar arasındaki rekabetin giderek artması sonucunda oluşan durumdur. Belirtilmelidir ki uyuşmazlık, silahlı çatışmanın bir önceki evresi olarak kabul edilmektedir.

Çatışma kavramı sosyolojik açıdan incelendiğinde, bireylerin ya da grupların, ekonomik, sosyal, politik, kültürel vb. değerlerin çakışması veya ayrışması nedeniyle verdikleri mücadele olarak tanımlanmaktadır. Sosyal psikolojide farklı ekoller çatışmayı, kimlik, ekonomik ya da siyasi yönden uyuşmazlık ve ayrışma olarak tanımlar [3]. Çatışma konusunda birçok farklı ekolün birçok farklı tanımı olsa da temelde her tanım ortak noktada buluşmaktadır. Çatışmayı, ayrışmanın olduğu noktada artan rekabet sonucu ortaya çıkan durumdur şeklinde özetlemek mümkündür. Çatışma denilince akla ilk gelen devletlerarası çatışmalar olsa da bu yazıda farklı kimliklere sahip sosyal gruplar arasındaki iç çatışma ya da iç savaş olarak adlandırılan örneklere yer verilecektir. İç savaş terimi daha çok toplum içerisindeki grupların mevcut devlet otoritesine karşı geldiği ya da otoritenin yok olduğu durumlarda diğer gruplar ile yaptığı çatışma olarak tanımlanabilmektedir. Uluslararası ilişkiler disiplininde iç savaş ve çatışma türlerinin çok fazla terimi olsa da bu çalışma da “kimlik temelli çatışmalar” ana odak konusu olmuştur. Kimlik, en temel anlamda bir şeyin kendini nasıl tanımladığı, nereye ait hissedip, hangi grupla benzeştiği ve kendini diğerlerinden nasıl ayırdığı ile ilgidir. Kimlik türleri farklılık gösterse de en genel anlamıyla “bireysel” ve “sosyal” kimlik olarak ikiye ayrılmaktadır [4].

Bireysel kimlikler ailemiz, arkadaşlarımız gibi yakın çevremizin etkisiyle oluşurken; sosyal ya da kolektif kimlikler daha makro anlamda milletimiz ve etniğimiz gibi olgulardan etkilenmektedir. Sosyal kimlikler din, ideoloji, sınıf, etnisite, eğitim vb. gibi birçok etken ile şekillenmektedir. Kimlikler bazen birbirlerini destekleyebilir ya da tamamlayabilirler veya bu kimliklerden biri daha ön plana çıkıp diğerlerini bastırabilir ya da tam tersi birbiriyle çakışan kimlikler olabilmektedir. Bu kimliklerin oluşumunda “öteki” kavramının çok önemli bir yeri vardır. “Öteki” olmadan kimliğin varlığından söz edilemez [5]. Örneğin: dünya üzerinde birden çok ulus olmasaydı ulus kimliğinin bu denli güçlü olması beklenemezdi. Her kimlik ötekileştirdiği kimliğe muhtaçtır. Günlük hayatımızdaki birçok şey kimlik içerisine girmektedir. Zengin olmak, Müslüman olmak, öğrenci olmak gibi hemen her şey toplum tarafından bize atfedilen bir kimlik algısı neticesinde ortaya çıkmaktadır. Burada da görüldüğü üzere kimlik çok geniş bir kavramdır ve değişkenlik göstermektedir.

Çatışan Etnik Kimlikler: Kıbrıs Örneği

Çalışmanın bu bölümünde, kimlik temelli çatışmalara örnek olarak Kıbrıs adasında yaşanan iç savaş ve bu çatışma sonucunda ortaya çıkan iki ayrı kimliğe sahip iki ayrı devlet olan KKTC ve GKRY incelenecektir. Kıbrıs’taki çatışmalar incelendiğinde ortak toprak parçası üzerinde hayatını sürdüren farklı etnik ve dinsel kimliğe sahip iki grup arasında oluşan anlaşmazlığın üzerinden meydana çıkan çatışma görülebilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu, adayı 1571’de kendi topraklarına katmış ve buradaki Hristiyan halka hoşgörülü davranarak kiliselerinin güçlenmesini sağlamıştır [6]. Daha sonra Osmanlı, Rusya ile yaptığı savaşta İngiltere’nin desteğini alabilmek için Kıbrıs adasını 1878’de daha sonra geri almak üzere İngiltere’ye vermiştir. Fakat, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere Kıbrıs adasını ilhak etmiştir. Bunun sonucunda, Lozan Antlaşması ile Türkiye de İngiltere’nin adayı ilhak etmesini kabul etmiştir [7]. İngiliz yönetimi adadaki yapıyı değiştirmiş ve sınıfsal hareketliliklere neden olmuştur. İmparatorlukların yıkılmasına neden olan milliyetçilik akımı Yunanistan’da da kendini göstermiş ve Megali İdea dedikleri kavramın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Megali İdeanın bir varyasyonu olan Enosis ise Kıbrıs Adasında etkili olmuş ve Kıbrıslı Rumların kimlik bilincinin gelişimini sağlayarak ana kara olarak gördükleri Yunanistan’a bağlanma heveslerini arttırmıştır. Bu nedenle adada isyan hareketleri başlamış ve ayrılıkçı hareketler hız kazanmıştır. Rumlar tarafından kurulan EOKA (Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü) adlı örgüt ayrılıkçı eylemler temelinde Rum kesimini bir çatı altında birleştirmeyi başarmıştır [8]. Bu arada, Rumların yaptığı bu eylemlerden endişe duyan Türk kesiminde tepkisel olarak kimlik algısı gelişmiş ve yeni kurulan Türk Ulus devletinin etkisi adada hız kazanmaya başlamıştır. Böylelikle, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer yandan Yunanistan’ın desteklediği adadaki gruplar arasındaki kimlik algısı oldukça ayrışmış ve iki tarafta isteklerini daha güçlü bir şekilde dile getirmeye başlamıştır. EOKA’ya karşı kurulan TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) bu durumun en somut örneğidir [9]. Başta EOKA İngilizleri adadan atmak konusunda eylemler gerçekleştirse de Türkiye ile birleşme konusunda da çekingen olduğundan Türklere karşı da tavır takınmaktaydı. Bu nedenle, Türklerde de “taksim” düşüncesinin oluşmasına neden olmuştur. Uzun yıllar süren bu gerilim ortamında İngiltere, BM ve NATO dahil birçok örgüt çözüm yolu aramış ve tarafları bir araya getirerek müzakere etmeye çağırmıştır. Bu çabalar sonucunda, 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur [10]. Bu anlaşmanın garantör devletleri ise, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmuştur.

Fakat, adada yaşayan ve oldukça politize olup ayrılan iki grup bu anlaşmadan pek memnun kalmamıştır. Özellikle, Enosis taraftarları olan Rumlar, İngilizleri hazır adadan çıkarmışken güçsüz olarak gördükleri Türkleri kolayca alt ederek amaçlarına ulaşmak istemekteydiler. Rumlar Türk kesiminin devlet içerisinde daha az bulunmasını istemekteydi ve onları ikincil bir unsur olarak görmekteydi. Her iki taraf da kimlik algılamalarını ve ulus kimlik inşa süreçlerini diğer grubu kültürel, politik vb. alanlarda ötekileştirerek ve iktidarı, ekonomik kaynakları ele geçirmek için diğer grubu rakip olarak görerek tamamlamışlardır. Bu durumun sonucunda, yaşanan sürtüşmeler ve yükselen gerilim nedeniyle adada 31 Aralık 1963’te her yerde çatışmalar başlamıştır [11]. Adada sürekli devam eden kanlı çatışmalar sonucunda araya ABD’nin girmesiyle 28 Aralık 1967’de Kıbrıs Geçici Yönetimi kurulmuştur [12]. Bu geçici barış süresince Kıbrıslı Türk ve Rumların müzakere ederek anlaşmaları ön görülmüştür. Fakat, Yunanistan’da gerçekleşen darbe sonucu adadaki Türklerin güvenliğinden endişe duyan Türkiye Cumhuriyeti garantör antlaşmasından doğan yükümlülüklerini gerekçe göstererek 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtını başlatmıştır [13].

  Dağlık Karabağ Son Durum Haritası

Harekattan sonra toplumlararası gerek ikili gerekse çok taraflı görüşmeler yapılsa da Kıbrıs Adasındaki anlaşmazlık günümüzde hala çözülememiş ve ada iki grup arasında bölüşülmüştür. Kıbrıs sorunu Türkiye ve Yunanistan arasında da yıllar boyunca çözülemeyen bir sorun olarak kalmıştır. Hali hazırda Türk Ulus Kimliğinde “öteki” olan Yunan tarafı Kıbrıs Sorunu ile daha da ötekileştirilmiştir. Bir şekilde çözülemeyen ve kanlı çatışmalara neden olan bu iç savaş tarafların kimlik algıları yüzünden ortaya çıkmış ve taraflar arasında güvensizlik duygusunu oluşturmuştur. Farklı etnik kökenlere ve farklı dini kimliklere sahip bu gruplar politize olarak diğer grubun kimliğinin egemen olmasını kabul etmemiş ve mücadele
etmiştir.

Sonuç

İnsanoğlu doğayı kontrol altına almayı başardıktan sonra hayatta kalmak için kendi türüne karşı mücadele vermiştir. Bu mücadele günümüzde çatışma veya anlaşmazlık olarak tanımlanabilmektedir. Çatışma kavramı genellikle silah ile yapılan mücadeleyi içermektedir. Halen birçok bölgede sıcak çatışmalar devam etmekte ve bu çatışmalara ekonomik, kültürel, politik etkenler neden olmaktadır. Çatışma konusunda psikolojik, ekonomik, politik, askeri gibi tanımlar getirilse ve materyal kaygılar ile gerçekleştiği düşünülse de uluslarda oluşan kimlik algılarının bu çatışmaların temelinde yattığı gözden kaçabilmektedir. Ulusların kimlik inşa süreçlerinde yarattıkları “ötekiler” hem ulus bilinçlerinin gelişmesinde hem de ötekiler söz konusu olduğunda ortak hareket etmelerini kolaylaştırmaktadır. Kimliklerin çok önemli olduğu günümüzde devletler, diğer devletleri düşman ve dost olarak ayrıştırarak kimlik algılarını oluşturmuş ve dış politikalarını buna göre dizayn etmişlerdir. Aynı algılamalar birlikte yaşayan gruplar içinde de görülmektedir. Bu gruplar arasındaki ötekine karşı oluşan hoşgörüsüzlük sonucunda çıkan çatışmalar bir otorite tarafından kontrol edilemezse bir iç savaşa dönüşme olasılığı oldukça yüksek gözükmektedir. Kıbrıs örneğinde de görüldüğü gibi farklı etnik ve dini kimliklere sahip grupların bir otoritenin kontrolünden çıkmaya çalışıp kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmek istemeleri diğer grupta bir endişe yaratmış ve “öteki” nin oluşumuna katkıda bulunarak ulus bilincinin güçlenmesine sebep olmuştur. Bu bilinç sayesinde taraflar isteklerini kendi çıkarları doğrultusunda elde etmeye çalışmış ve diğerini yok etme pahasına mücadele etmişlerdir. Görüldüğü üzere, Dünya küreselleşmeye devam etse ve kimliklerin yok olmaya başladığı kültürlerin eridiği düşünülse de halen uluslardaki kimlik algıları yerini korumakta ve herhangi bir anlaşmazlık durumunda bu kimlik grupları çok hızlı bir şekilde hareket ederek çatışmalara neden olmaktadır.

Stratejik Ortak Misafir Yazarlar 

Berkay Karlıdağ 

  Türk-Yunan İlişkilerinde Megali İdea, Ege ve Kıbrıs Sorunlarının İncelenmesi

KAYNAK

1- BERİKER, Nimet, “Giriş”, Çatışmadan Uzlaşmaya: Kuramlar, Süreçler ve
Uygulamalar, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009
2- BALIBAR E. ve WALLERSTEIN I., Irk, Ulus, Sınıf; Belirsiz Kimlikler, çev. Nazlı
Ökten, İstanbul, Metis Yayınları, 2000
3- BİLGİN, Nuri, Kolektif Kimlik: Evrenselcilik ve Farkçılık Geriliminde, Ankara,
Sistem Yayıncılık, 1999
4- CASTELS, Manuel, Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür, Kimliğin Gücü,
çev. Ebru Kılıç, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006
5- ÇELİK, Ayşe Betül, “Etnik Çatışmaların Çözümünde Siyaset Bilimi ve Uyuşmazlık
Çözümü Yaklaşımları”, Nimet Beriker (ed.), Çatışmadan Uzlaşmaya: Kuramlar,
Süreçler ve Uygulamalar, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009
6- ÇOLAK, Yılmaz, “KKTC Siyaseti ve Kıbrıs Sorunu”, Stratejik Düşünce Enstitüsü
Analiz, Ankara, Mayıs 2010
7- EVRE, Bülent, Kıbrıs Türk Milliyetçiliği; Oluşumu ve Gelişimi, Lefkoşa, Işık
Kitapevi. 2004
8- HASGÜLER, Mehmet, Kıbrıs‟ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu, Ankara,
Öteki Yayınları, 1998
9- İLTER, Tuğrul ve ALANKUŞ Sevda, The Changing Configurations of Self- (M)Other
Dialogue in North Cyprus, Social Identities, Cilt 16, Sayı 2, 2010
10- İSMAİL, Sabahattin, Kıbrıs Sorununun Kökleri İngiliz Yönetiminde Türk-Rum
İlişkileri ve İlk Türk-Rum Kavgaları, Lefkoşe, Aha Yayınları, 2000
11- KIZILYÜREK, Niyazi, Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti,
İstanbul, İletişim Yayınları, 2005
12- FIRAT, Melek, “Yunanistan ile İlişkiler”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası,
Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II: 1980–2001,
İstanbul, İletişim Yayınları, 2001
13- FIRAT, Melek, “Yunanistan‟la ilişkiler”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası,
Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt. I: 1919–1980,
İstanbul, İletişim Yayınları, 2002

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments