Dış Politika ve Askeri Güç Ekseninde Birleşik Arap Emirlikleri

Okunma Süresi: 7 dk 7 sn

Birleşik Arap Emirlikleri, Orta Doğu’da Arap Yarımadası’nın güneydoğusunda bulunan, Umman ve Suudi Arabistan’la komşu olan bir ülkedir. BAE, Abu Dabi, Dubai, Acman, Füceyre, Resü’l- Hayme, Şarika ve Ummül-Kayveyn adlı yedi emirlikten oluşmaktadır. Ülkenin başkenti ve en büyük ikinci emirliği olan Abu Dabi, aynı zamanda ülkenin siyasi, endüstriyel ve kültürel merkezi konumundadır. BAE, iç siyasetinde yaşadığı gelişmelere paralel olarak, dış siyasetini şekillendirmektedir. 1950 ile 1970 yılları arasında Arap ve Körfez ülkelerinde etkisini gösteren Arap Milliyetçiliği ve İhvan (Müslüman Kardeşler) hareketi, ilerleyen yıllarda BAE’nin meşruiyetini sorgulamaya başlamıştır. Bu sorgulayış ve örgütlenme tarzı, BAE içerisinde bulunan emirliklerden ciddi bir destek görmeye başlamış ve akabinde Abu Dabi yönetiminin bu harekete karşı ciddi ve radikal önlemler almasına neden olmuştur. İç siyasi atmosferin bu düzlemde ilerlemesi sonucunda BAE’de İhvan hareketini temsil eden Islah Cemiyeti ve destekçisi sivil toplum kuruşlarıyla birlikte 2012 yılında kapatılmıştır. Bütün bu süreçte BAE’nin İslamcı hareketlerle tavizsiz mücadelesinin asıl mimarı, 1990’larda silahlı kuvvetlerin başına geçerek Abu Dabi’de iktidar iplerini yavaş yavaş ele geçiren ve 2014’ten bu yana ülkeyi fiilen yöneten Veliaht Prens Muhammed Bin Zayid’dir. Kendisi daha 1990’larda “İslamcı aktivizmin kaynaklarını kurutma” planını devreye soktu.

 

Bu çerçevede İslamcılar memuriyetten atılmaya ve kamusal alandaki faaliyetleri kısıtlanmaya, üniversiteler siyasetten arındırılmaya, camilerdeki Kur’an kurslarının yanısıra çeşitli yardım kuruluşları ve STK’lar kapatılmaya başlandı. 1994’te Islah Cemiyeti’nin birçok şubesi kapatılarak dış faaliyetleri yasaklandı. Öte yandan BAE’nin İslamcı hareketlere alerjisinin Abu Dabi Emirliği ve Veliaht Prens Muhammed bin Zayid’le büyük ölçüde bağlantılı olduğunu vurgulamak gerekir. Zira Dubai, Re’su’l-Hayme ve Fuceyre emirlikleri, 1970’lerden itibaren İhvan’a kucak açtı. 11 Eylül 2001’den sonraki süreçte Islah cemiyeti faaliyetlerini Re’su’l-Hayme emirliğinin himayesinde sürdürebildi. Ancak hâlihazırda bu emirlikler, gerek Abu Dabi’nin muazzam bir silahlı gücü ve istihbarat aygıtını elinde tutmasının yol açtığı tedirginlik, gerek petrol servetinin asıl sahibi bu emirliğe iktisaden bağımlılıkları, gerekse 2008 finans krizinin akabinde Dubai’nin borç sarmalına girerek Abu Dabi’yi dengeleme rolünü yitirmesi yüzünden veliahtın aşırı politikalarına ses çıkaramıyorlar. BAE, iç siyasetinde İhvanla olan mücadelesini uluslararası arenaya da taşımış ve politikalarının ana eksinini bu doğrultuda oluşturmuştur. Bu doğrultuda Mısır’da darbeci Sisi’yi ve darbeyi desteklemiş buna paralel olarak da Libya’da ki siyasi tıkanıklığı körükleyerek Halife Hafter’in yanında durmaktan çekinmemiştir. Bu ilave olarak Akdeniz havası içerisinde askeri üsler elde etmiş ve askeri gücünün etkili ve caydırıcı olması yönünde hareket etmiştir. Bu gelişmeler BAE’nin bölgesel güç olma arzusundan kaynaklanmakla beraber, Müslüman Kardeşlerle olan mücadelesinde ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. BAE ile Türkiye’nin ilişkileri de bu eksende devam etmektedir. Türkiye’nin, İhvan hareketini desteklemesi, BAE’nin de Türkiye aleyhtarlığı politikalar üretmesine ve Türkiye karşıtı yapılanmaları desteklemesine neden olmuştur.

 

Suriye’de karşı karşıya geldiğimiz PYD/YPG terör örgütünün finansmanında BAE desteğini görmek mümkündür. Bu ilaveten Libya’da, BM tarafından tanınan meşru hükümetin mücadele ettiği Halife Hafter’in en büyük destekçisinin BAE olduğu bilinmektedir. 2017 yılında yaşanılan Körfez Krizinde, Türkiye’nin Katar’ın yanında yer alması ve ülkede askeri üs bulundurması ikili ilişkilerin tekrar gerilmesine yol açmıştır. 15 Temmuz 2016 yılında Türkiye’de gerçekleştirilmek istenen hain FETÖ darbesinin en büyük finansörü ve destekçisinin BAE olduğu iddiaları gündeme gelmiş ve ilişkilerin telafi edilmesini oldukça güç hale getirmiştir.

BAE ASKERİ GÜCÜ VE TEDARİK AĞI

BAE ordusu Körfez devletleri içerisinde ve diğer Arap devletleri içerisinde askeri kapasite anlamında en güçlü olmasa da en etkili ordu olarak göze çarpmaktadır. Ordu envanteri incelendiğinde, 2020 itibariyle 63 bin kişilik bir ordunun, 50’si Kraliyet Muhafızları Ordusu’na tahsis edilmiş 433 adet kullanılabilir durumda tanka, bir adet firkateyne ve 100’e yakını aktif kullanıma uygun toplamda 147 adet muharebe uçağına sahip olduğu bilinmektedir. BAE ordusunun hava savunma ihtiyacını Patriot PAC-3 ve füze savunma kabiliyetini ise THAAD (Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi) ile giderdiği görülüyor. BAE askeri envanterini anlamlandırmak adına bölgesel açıdan bir mukayese yapıldığında ise ülkenin Orta Doğu’nun en büyük on birinci ordusuna, dokuzuncu tank ve beşinci muharebe uçağı envanterine sahip olduğu anlaşılıyor. Ülkenin hava savunma kapasitesi açısından Suudi Arabistan, Türkiye, İran ve Suriye ile birlikte en modern silah sistemlerini barındırdığı söylemek gerekir. BAE ordusunun en zayıf yönünün deniz kuvvetleri olduğu ve bir Körfez ülkesi olmasına rağmen deniz kuvvetlerinin görece kırılgan olduğu görülüyor. BAE ordu envanterinin menşe analizinde ise zırhlı araç envanterinin Fransız çoğunluklu olduğu, hava muharebe kapasitesinin ABD ve Fransa’dan, bahriye unsurlarının ise İtalya ve Fransa’dan tedarik edildiği görülüyor. BAE’nin en ayırt edici özelliklerinden birisi olan yüksek hava ve füze savunma kabiliyeti de ABD tarafından sağlanmıştır. Çoğunluğu ABD ve Fransa tarafından sağlanan BAE askeri envanteri İsveç, İngiltere, Rusya, İtalya, İspanya, Türkiye, Almanya, Romanya gibi ülkelerden tedarik edilmiş silah sistemlerini içeriyor. 2005-2019 yılları arasında BAE’nin en fazla silah tedarik ettiği üç ülke ABD, Fransa ve Rusya olmuştur. Fakat bu dönemde gerçekleşen savunma ithalatının yüzde 61’inin ABD menşeli olduğunun altı çizilmeli. Bu doğrultuda, BAE ordusunun önemli ölçüde ABD askeri çıkarları ve dış politikası ile aynı düzlemde hareket ettiği veri bazında söylenebilir. BAE Hava Kuvvetleri envanterine bakıldığında, ABD tarafından Suudi Arabistan’a satılan F-15 ve İsrail’e satılan F-35’ler den mahrum bırakılmıştır. ABD, bu siyaseti ile bölgede önemli bir askeri ve politik güç olan İsrail’in geri plana itilmesini engelleyerek, Arap devletleri içerisinde İsrail’i önemli bir güç olarak bırakmak istemektedir. BAE, 1998 yılında ABD’den F-16 savaş uçağı almak istemiş fakat bu talep ABD tarafından reddedilmiştir.
Bunun üzerine BAE, Fransa’dan 62 adet Mirage 2000 savaş uçağı almış ve hava kuvvetlerinin ilk filosunu oluşturmuştur. Bu gelişme üzerine ABD 2000 yılında BAE’ne F-16 savaş uçağı satışına onay vermiş ve BAE, Hava Kuvvetlerinin ana omurgası oluşmaya başlamıştır. İlerleyen yıllarda alımlar devam etmiş ve F-16 modernizasyonları yapılmak suretiyle en modern F-16 filosu BAE tarafından oluşturulmuştur. BAE sahip olduğu hava kuvvetleri açısında bölgede üçüncü büyük güç olurken, sahip olduğu hava kuvvetleri personeli bakımından bölge ülkeleri içinde onuncu sırada yer almaktadır. Günümüzde başarılı ve etkili askeri operasyonlar yapabilecek hava kuvvetleri personel sayısının en az 30 olduğu öngörülmekteyken, bu sayı BAE’de 15 kişidir.

Sonuç Yerine 

BAE-İsrail ve Bahreyn tarafından ABD koordinatörlüğünde imzalanan İbrahim Anlaşması’nın altında yatan sebebin Filistin çıkar ve menfaatleri değil tamamen İsrail ve ABD’ye şirin gözükme siyaseti yatmaktadır. BAE, F-35 savaş uçağı teminini sağlayarak hava kuvvetlerinin kapasite ve gücünü arttırmak istemektedir. Bu kapsamda ele alınacak olursa; BAE’nin F-35 alması gündeme gelmiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu böyle bir duruma kesinlikle kabul etmeyeceklerini açıklamıştı. İbrahim Anlaşmasının imzalanmasının ardından F-35 alımı tekrar gündeme gelmiş ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ABD’den F-35 savaş uçağı alması halinde 6-7 yılda ancak teslim edilebileceğini söylemişti. İsrail her ne kadar bu duruma karşı çıksa da gelişmeler yakın bir gelecekte BAE ile ABD arasında F-35 satışına ilişkin bir anlaşma imzalanacağını gösteriyor. Bu analizin kaleme alındığı tarih olan, 26.09.2020 tarihinde BAE resmi olarak F 35 alımı kapsamında ABD’ye başvuruda bulunmuştur.
  Azerbaycan - Ermenistan Çatışmaları: Karabağ İçin Çözüm Girişimleri

Barış Yüksel
Stratejik Ortak Misafir Yazarlar

KAYNAK

https://www.sde.org.tr/mithat-isik/genel/birlesik-arap-emirliklerinin-savunma-politikalari-kose-
yazisi-17596

https://www.setav.org/yikici-ittifakin-yeni-adimi-bae-israil-anlasmasi/

https://www.setav.org/israilin-bae-ve-bahreyn-ile-imzaladigi-antlasmalarin-bolgenin-gelecegine-
etkileri/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fik_Arap_Emirlikleri

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-israil-buyukelcisi-bae-f-35-alirsa-teslimati-6-7-yili-
bulur/1983166

https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/baenin-sekuler-dis-politikasi-ve-gizli-gundemi/1217859#!

https://tr.qwe.wiki/wiki/United_Arab_Emirates_Air_Force

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bloomberg-bae-f-35-savas-ucaklari-icin-abdye-resmi-basvurusunu-
yapti/1986083

https://askeriguc.com/ulke/birlesik-arab-emirlikleri-askeri-gucu

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments