Atlantik-Avrasya-Avrupa Üçgenin Kırım İlhakı

Okunma Süresi: 10 dk 4 sn

Atlantik-Avrasya-Avrupa Üçgenin Kırım İlhakının Stratejik Analizi

2014 yılında Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’ı anlayabilmek için, Kırımın ve Ukrayna’nın tarihsel süreç içerisinde öne çıkan önemli noktalarını gözden geçirmemiz, Süreci daha sağlıklı bir şekilde analiz edebilmemiz açısından büyük önem arz etmektedir.

Tarihsel Süreç

Kırım, SSCB’nin kurucu babası olan Lenin tarafından 1921 yılında, Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak kurulmuştur (Konak, 2019, s. 84). Stalin döneminde Ukraynalılar üzerinde baskı politikaları uygulanmış; 1930 yılında Ukrayna’daki Çiftçilerin, Kooperatifleştirilmiş olan çiftliklere katılma konusunda direnç göstermeleri ve bu çiftliklere katılmamalarından ötürü infazları gerçekleştirilmiştir. (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659)

Stalin dönemindeki bir diğer önemli gelişme ise yaşanmış olan kıtlık Dönemidir. Bu kıtlık dönemi neticesinde 10 milyon civarında Ukraynalı hayatını kaybetmiş; akabinde SSCB yönetimi, hayatını kaybeden Ukraynalıların olduğu bölgelere, Rusları yerleştirme politikasını uygulamıştır (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659).

Nikita Kruşçev döneminde ise Ukrayna ve Kırım’ı yakından ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanmıştır.1954 yılında Pereyaslav Antlaşmasının 300. Yıl dönümü hasebiyle SSCB yönetimi, Kırım’ı, Özerk Cumhuriyet Statüsü altında Ukrayna’ya vermiştir (Özel, 2015, s. 75).

Etnik-Dini-Kimliksel Açıdan Farklar

Ukrayna’nın günümüzde Atlantik- Avrupa kanadı ve Avrasyacı Kanat arasında sıkışmışlığının sebepleri yeni değildir. Tarihsel olarak yaşanılan süreçlerin ardından Ukrayna adeta Batı ve Doğu olarak bölünmüştür. Bu bölünmüşlüğün sebepleri çok çeşitlidir. Tarihsel olarak bakacak olursak: Avusturya ve Polonya’nın zamanında Ukrayna’nın Batı bölgelerini işgal etmiş olması ve Rusya’nın da Ukrayna’nın Doğu bölgelerini işgal etmiş olması, Ukrayna’daki bölünmüşlüğün kök sebeplerinden birisini oluşturmaktadır (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659). Bu devletlerin tarih sahnesinde Ukrayna’yı işgal etmeleri, kendi yerleşim ve kültürel politikalarını yerel halka dayatmaları, Ukrayna toplumunu Batı ile Doğu olarak ayrışmasında büyük bir role sahiptir.

Dini inanç ve kimlik tanımlaması açısından bakacak olursak: Ülkenin Batı ile Doğu bölgelerinde Dini inançlar konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Batı kısım daha çok Katolik inanca sahip iken; Doğu kısımda çoğunluk Ortodoks inanca sahiptir (Özel, 2015, s. 77). Ukrayna’nın Batı kısmında yaşayan halkın çoğunluğu kendisini Avrupalı olarak görürken; Doğusunda yaşayan halkın önemli bir bölümü ise kendilerini Avrasyalı olarak görmektedir (Özel, 2015, s. 77). Doğu kısmında yaşayan halkın gerek inanç sistemi açısından gerekse kendilerini Avrasyalı kimlik çatısı altında tanımlamalarından ötürü Rusya, kendisinin elini güçlendiren yumuşak güç enstrümanlarına sahip olmuştur.

Etnik açıdan bakıldığında ise: 2.Dünya savaşı sırasında Kırımda bulunan Tatarların, Nazilere savaş sürecinde yardım ettikleri gerekçesi ile Kırımdan sürülmüşlerdir (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659). Kırımdan sürülen Tatarların yerine ise Ruslar bu bölgeye yerleştirilmiştir (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659). Rusların iskan politikaları neticesinde Kırımın etnik yapı dağılımına bakıldığında toplamda 2 milyon civarında olan nüfusunun, %60 civarı Ruslardan, %25 oranında Ukraynalılar ve %13 oranında ise Tatarlardan meydana geldiği görülmektedir (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 659).

Teorik Boyut

Kırım’ın ilhakının zihinsel arka planını anlayabilmemiz açısından değinmemiz gereken bir diğer husus ise Kara Hakimiyeti Teorisi ve Yakın Çevre Doktrinidir.

Kara Hakimiyeti Teorisi: Ünlü İngiliz Jeopolitikçi Mackinder tarafından, 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. Mackinder tarafından ortaya atılan bu teorinin geçerliliğini günümüzde dahi halen daha görmekteyiz. Mackinder’e göre Dünya Adası’nın kalbi olan iki bölge vardır: Bunlardan ilki Sibirya diğeri ise Doğu Avrupa’dır (Özey, 2017, s. 96).

Bu kalp sahasının çevresinde kalan bir iç kenar: Balkanlardan- Çin’e kadar uzanan bir coğrafyayı kapsamakta, Dış kenar ise: Amerika, Avusturalya, Afrika ve son olarak Japonya’yı içine alan bir coğrafyadan meydana gelmektedir (Özey, 2017, s. 96). Bütün bunlardan hareketle Mackinder’in meşhur sözü şu şekildedir: Doğu Avrupa’ya hâkim olan, Kalp sahasına hâkim olur; kalp sahasına hâkim olan İç kenar kuşağa hâkim olur, İç kenar kuşağa hakim olan ise Dünyaya hakim olur (Özey, 2017, s. 96).

Bu teoriden hareketle Dünyaya hâkim olmak isteyen bir gücün ilk olarak Doğu Avrupa’ya hâkim olması gerekmektedir. Ayrıca kalp sahası olarak nitelendirilen Sibirya, Rusya toprakları içerisinde yer alan bir bölge olması nedeniyle, bu teori çerçevesinde Rusya, Dünya hakimiyetini hedefleyen diğer devletler tarafından Jeopolitik anlamda hedef haline gelmektedir. Rusya’nın Doğu Avrupa’da bulunan Ukrayna’ya müdahale etmesinin temelinde kendisine yönelebilecek potansiyel saldırılara ön müdahalede bulunmak istemesi yatmaktadır.

Yeltsin döneminde ortaya atılan 1993 tarihli “Yakın Çevre Doktrini” teorik olarak Kırımın’ın ilhakı konusunda bizlere bazı ipuçları vermektedir. Bu doktrine göre Rusya’nın eski SSCB toprakları üzerinde güvenlik ve istikrarı sağlaması gerektiği vurgulanmış ve Rusya’nın eski SSCB topraklarında yaşamsal çıkarlarının olduğu dile getirilmiştir (Keskin, 2015, s. 50). SSCB’nin topraklarının önemli bir bölümünün Doğu Avrupa bölgesinde olduğu göz önüne alındığında Rus karar alıcılarının Mackinder’in Kara Hakimiyet Teorisini son derece dikkate aldıklarını görmekteyiz.

Kırım’ın İlhak Süreci ve Yaşanan Gelişmeler

2013 yılında Ukrayna ile AB arasında imzalanması varsayılmış olan Ortaklık Antlaşması, dönemin Ukrayna Devlet başkanı Yanukoviç tarafından reddedilmiş; Rusya ile Ukrayna arasındaki ilişkilerin geliştirileceği açıklanmıştır (Konak, 2019, s. 85). Bu gelişme üzerine muhalifler sokaklara dökülmüş; hükümetin kararı protesto edilmiştir. Protestocular ile güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. (Bu konuya ilginiz varsa bu konu ile ilgili yapılmış olan şu belgesi izlemenizi tavsiye ederim: “Winter on Fire: Ukraine’s Fight for Freedom” Bütün bu gelişmelerin etkisi ile Yanukoviç ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Poroşenko’nun Ukrayna da iktidara gelmesi ile AB ile imzalanması askıya alınmış olan Ortaklık Antlaşması imzalanmış; bu gelişme üzerine Ülkenin Doğusunda ve Kırım bölgesinde çatışmalar yaşanmıştır (Keskin, 2015, s. 53). Çatışmaların iyice alevlenmesi neticesinde Rusya, 27 Şubat 2014 tarihinde Kırım’a asker çıkartarak; Kırım’ı işgal etmiştir (Konak, 2019, s. 85). 16 Mart 2014 tarihinde Kırımda referandum yapılmış; yapılan referandum neticesinde Kırım, Rusya’ya katılmıştır (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 665).

Kırımın ilhakından sonraki süreçte AB ülkeleri, bu ilhakı tanımamış ve Rusya’ya ekonomik yaptırımlarda bulunmuşlardır. Bu yaptırımlardan bazılarına değinecek olursak: Rusya’nın AB ülkelerinden ithal ettiği teknolojik ürünlerde bir kısıtlamaya gidilmiş; yabancı yatırımcılar ülkeden yatırımlarını çekmiş, Bunun yanında Rusya’da, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın finansal desteği sağlanarak yapılacak projelerin dondurulması kararı alınmış; bu ekonomik yaptırımların yanında Rusya’ya silah satımı konusunda ambargo kararı alınmıştır (Konak, 2019, s. 88). AB’nin ekonomik temeller üzerinden kurulan bir örgüt olduğu ve öne çıkan asıl güçlü yanının ekonomi olduğunu kabul ettiğimizde, Rusya’ya uygulanan bu yaptırımların ekonomik temelli olması gayet normaldir. AB’nin Uyguladığı bu yaptırımlar neticesinde Rusya’nın ekonomisine ciddi bir darbe vurduğu söylenebilir. Rusya 2013 yılının son çeyreğinde %2 büyüme oranına sahip iken, 2014 yılında bu oran %0,8 olmuştur (Konak, 2019, s. 88). Rus ekonomisinin büyüme hızının yavaşlamasının yanı sıra petrol fiyatlarının 2014 yılının sonlarına doğru düşüşe geçmesi Rus ekonomisini, AB ekonomik yaptırımlarının da birleşmesi ile 2015 yılında krize sokmuş ve Rusya borsası %50 gibi büyük bir oranda değer kaybetmiştir. Rus para birimi olan ruble ’de tıpkı borsada olduğu gibi %50 oranında bir değer kaybına uğramıştır (Konak, 2019, s. 88). Bütün bunlardan hareketle şu çıkarımları yapabiliriz: Rusya’nın yumuşak karnının ekonomi olduğu bu olaylar neticesinde bir kez daha tescillenmiştir. Ekonominin doğal kaynaklara dayalı olduğu ülkelerde, enerji kaynakları elbette bu ülkelere gerek ekonomik anlamda gerekse siyasi anlamda büyük avantajlar sağlamaktadır. Ancak enerji kaynaklarının fiyatlarında yaşanılan dalgalanmalara bakıldığında yaşanılan süreçten en çok da bu ekonomik modele sahip ülkeler zarar görmektedir. Rusya’nın en önemli kozlarından birisi olan enerji, aynı zamanda Rusya’nın ekonomik olarak en zayıf noktasını oluşturmaktadır.

Kırım İlhakının Stratejik Boyutu

Rusya açısından Kırımın ilhakı basit bir yarımadayı topraklarına katmış olmasından ibaret değildir. Tarihsel süreç içerisinde Kırımda bulunan Sivastopol limanı 1783 yılından günümüze Rusya’nın Karadeniz deki donanmasının ana merkezlerinden birisidir (Özel, 2015, s. 78). Öyle ki SSCB’nin çökmesinden sonraki süreçte bile Rusya, burayı gözden çıkarmamış, Ukrayna’dan kiralayarak stratejik olarak büyük öneme sahip bu limanı kullanmaya devam etmiştir (Özel, 2015, s. 88). Rusya, Kırım’ı ilhak ederek Kırımda bulunan Ukrayna’ya ait askeri tesislere ve üslere de sahip olarak ordusunun taktiksel olarak vuruş gücünü artırmıştır. Ayrıca Rus hava kuvvetlerinin operasyon menzili Karadeniz’in Batısına doğru ilerlemiş bu da Rusya’ya önemli ölçüde manevra kabiliyeti kazandırmıştır (Özel, 2015, s. 84).

Rusya açısından güvenlik boyutunu ele alacak olursak. Rus dış politikasının temel yapı taşlarından birisi olan sıcak denizlere inme hedefi için en kısa yol: Karadeniz üzerinden Türk Boğazlarını kullanarak Akdeniz’e inmesidir. Bu jeopolitik güzergah üzerinde NATO üyesi devletlere baktığımızda: Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan gelmektedir. Bu devletler Rusya’nın Karadeniz’den Akdeniz’e geçme noktasında bulundukları Askeri ittifak bağlamında, Rusya için potansiyel bir tehdittir. Şimdi Buraya Ukrayna’yı da eklediğimizi varsayalım. NATO üyesi olacak potansiyel bir Ukrayna demek, Rusya açısından Karadeniz’in adeta bir NATO gölüne çevrilmesi demektir. Ayrıca böyle bir durumun gerçekleşmesi demek Rusya için jeopolitik bir felaket olacaktır. Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantısı kesilen Rusya, Suriye’deki Tartus üssünü de korumakta zorlanacaktır. Sınırlarında zaten halihazırda NATO’nun Rusya ile Sınır komşuları olan Estonya- Letonya- Litvanya üçlüsünün varlığının yanına NATO üyesi bir Ukrayna’nın gelmesi demek gerek denizlerden gerekse Karalardan Rusya’nın kuşatılması anlamına gelecektir. Böylelikle Rusya hem manevra kabiliyetini kaybedecek hem de doğrudan olası bir savaşta savaşı direkt olarak topraklarında yaşayacaktır. Oysa Stratejiyi çok iyi bilen her devlet olası bir savaşta savunma hattının kendi topraklarının ilerisinde yapılması gerektiğini bilir. Nitekim Rusçada, Ukrayna kelimesi “sınır, uç yani tampon ülke” anlamlarına gelmektedir (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 657). Rusya Ukrayna’yı kendisi için bir tampon bölge olarak görmekte bu yüzden bu ülkenin AB ve NATO üyesi olmasına şiddetle karşı çıkmaktadır.

ABD ise tahmin edilebileceği üzere Ukrayna’nın AB içerisine alınarak batı ile entegrasyonun sağlanması ve NATO üyesi olmasını istemektedir. ABD’nin bu isteklerinin arka planında hem Rusya’yı bulunduğu alana hapsetmeyi hedeflemekte, hem de enerji güvenliğini Avrupa için sağlamak isteği vardır (Konak, 2019, s. 87).Çünkü Rus Doğal gazının oransal olarak %90’ından fazlası Ukrayna’dan Avrupa’ya taşınmaktadır (Dönmez, Bıçakçı, & Yıldırım, 2015, s. 665)

Kırım İlhakının Türkiye’ye Etkileri

Kırımın ilhakı bölgesel anlamda Karadeniz’e kıyısı olan Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir konu olmuştur. Türkiye Kırımın ilhakını tıpkı AB ülkeleri gibi tanımamıştır. Rusya kendisine karşı ekonomik yaptırımlarda bulunan AB’yi Türkiye üzerinden cezalandırmıştır. Bulgaristan’dan Avrupa’ya Rus doğalgazının taşınmasını hedefleyen Güney Akım Projesi, 1 Aralık 2014 tarihinde Türkiye’ye ziyarette bulunmuş olan Rusya devlet başkanı Putin tarafından yapılan açıklamada: Güney Akım projesinin iptal edildiğini ve bu proje yerine Türkiye üzerinden geçecek olan bir doğalgaz hattı projesi yapılacağını açıklamıştır (Özel, 2015, s. 81). Putin bu hamlesi ile AB’ye yaklaşık olarak 2.5 Milyar avro zarar vermiştir (Özel, 2015, s. 81).

Genel Değerlendirme

Rusya, Kırım’ı ilhak ederek Yakın Çevre Doktrininin sadece kağıt üzerinde kalmayacağını, diğer aktörlere göstermiştir. AB’nin ekonomik olarak Rusya’ya yaptırımları, Rusların askeri anlamda atacağı adımları caydırma noktasında yetersiz kalmıştır. Rusya, Ukrayna’yı kendi güvenliği ve Dünya hakimiyetine ulaşmak için kaybedilmemesi gereken bir anahtar olarak görmektedir. Rusya’nın, AB’yi Türkiye üzerinden boru hattı geçirerek cezalandırması; ekonomik anlamda Türkiye’ye fayda sağlamış olsa da Karadeniz de Rusya’nın güçlenmesi Türkiye’nin çıkarları ile bağdaşan bir durum değildir. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile Karadeniz’de güçlenmesinin yanı sıra Suriye üzerinden Akdeniz de varlık göstermesi, Türkiye’nin, Rusya tarafından adeta bir yengeç kıskacına alınması anlamına gelmektedir. Karadeniz de gücünü zirveye çıkartan bir Rusya eninde sonunda gözlerini Türk Boğazlarına dikecektir. Nitekim Stalin döneminde SSCB’nin, Türkiye’den boğazlarda üs talebinde bulunması bizlere bu konuda önemli bir tarihsel gerçekliği hatırlatmaktadır. Dünya hakimiyetini hedefleyen hiçbir güç geçiş güzergahlarının bir başka güç tarafından kontrol edilmesini istemez. Çünkü Klasik Realist Teorinin de belirttiği üzere Devletler arası ilişkilerde niyet bilinmezliği vardır. Dünya hakimiyetini amaçlayan hiçbir güç işini karşı tarafın inisiyatifine bırakmak istemeyecektir. Bu bağlamda Türkiye- Ukrayna ile ilişkilerini çok boyutlu olarak geliştirmelidir. Ukrayna’nın savunma anlamında Türkiye ile iş birliği iki ülkenin de çıkarlarına uygun olacaktır. Ülkemizin ünlü tarihçilerinden birisi olan Halil İnalcık Kırım konusunda önemli bir tarihsel uyarıyı dile getirmiştir. Halil İnalcık: “Kırım, Türkiye’yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol’de, Ukrayna’ya bağlı olmasına rağmen Rus hâkimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye’ye, Boğazlara ve İstanbul’a yönelik bir tehdittir” (Özel, 2015, s. 85)

Fatih Petek

Stratejik Ortak Misafir Yazar

KAYNAK

Dönmez, A. S., Bıçakçı, H., & Yıldırım, C. (2015). Kırım Sorunu Bağlamında Rusya-Ukrayna İlişkilerinin Analizi. International Journal of Social Sciences and Education Research, 657,659,665.

Keskin, M. (2015). Yakın Çevre Doktrini Bağlamında: Rus Dış Politikası:Ukrayna Müdahalesi. Barış Araştırmaları ve Çatışma Çözümleri Dergisi, 50,53.

Konak, A. (2019). Kırım’ın İlhakı İle Sonuçlanan Ukrayna Krizi Ve Ekonomik Etkileri. Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 84,85,87,88.

Özel, M. S. (2015). Rus Dış Politikasında Ukrayna Krizi Ve Türkiyeye etkileri. IV. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi, (s. 75,77,78,81,84,85,88).

Özey, R. (2017). Mackinder’in Hearthland Teorisinin Düşündürdükleri. Marmara Coğrafya Dergisi, 96.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments