Bilgiç: Libya Anlaşması, Mısır ve Diğer Kıyıdaş Ülkelerle de Yapılmalı

Okunma Süresi: 5 dk 22 sn

Stratejik Ortak Akdeniz Editörü Doğan Atlı, DEVA Genel Başkan Yardımcısı ve Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Başkanı emekli Büyükelçi Abdurrahman Bilgiç’e, Libya-Türkiye deniz sınırlandırılma anlaşması, Türkiye’nin ‘gecikmiş MEB ilanı’ ve KKTC’deki Maraş’ın açılmasına ilişkin yürütülen süreç hakkında sorular yöneltti.

27 Kasım 2019’da Libya ve Türkiye arasında “Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Antlaşması” imzalandı. Sonrasında hem yerel uzmanlarca hem uluslararası uzmanlarca bu anlaşma hukuki veya gayri hukuki olarak nitelendirildi. Uluslararası Deniz Hukuku sözleşmesine uygundur diyenler var, uygun değildir diyenler var. Sizce bu anlaşma Mavi Vatan’da, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Türkiye’nin aleyhine mi yoksa lehine mi sonuçlar doğurdu?

Türkiye ve Libya arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan ”Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması” uluslararası hukuka uygundur. Birleşmiş Milletler tarafından meşru Hükümet olarak görülen Ulusal Mutabakat Hükümeti ile böyle bir ikili anlaşma yapmak neden uluslararası hukuka aykırı olsun? Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne Türkiye’nin taraf olmaması bu anlaşmanın meşruiyetine gölge düşürmez. Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerin son tahlilde çok taraflı diplomasiyle, müzakerelerle bir düzenlemeye gitmeleri esastır. Tıpkı Karadeniz’de olduğu gibi. Çok taraflı bir mutabakat anlaşmazlıkları önler. Türkiye’nin Libya ile ikili düzenlemesini bu bağlamda sorgulayanlar, diğer ülkelerin ikili anlaşma yapma yoluna gitmelerine ne diyecek? Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin adalara kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge hakkı tanınması konularında maksimalist talepler ileri süren Yunanistan’ın ex aequo et bono (hakkaniyet) ilkesini, dünyanın birçok bölgesindeki anlaşmazlıklarda verilen mahkeme/tahkim kararlarını ve içtihatları görmezden gelmesi bu durumu değiştirmez. Özetle, Türkiye-Libya Anlaşması meşrudur ve Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Türkiye’nin yararına doğru bir adımdır. Bu adımın Mısır’la ve diğer kıyıdaş ülkelerle de anlaşmalar yapılarak ilerletilmesi ve güçlendirilmesi gerekir. DEVA Partisi olarak, bunu gerçekleştirebilmemizin, Türkiye’nin, diğer hususlar meyanında, dar ideolojik bakış ve tutum yüzünden bölgesinde bozulan ikili dostane ilişkilerini hızla onarmasından ve diplomasi ekosistemine yatırım yapmasından geçtiğine inanıyoruz.

Bundan 46 yıl önce Türk Silahlı Kuvvetlerince “Kıbrıs Barış Harekatı” düzenlendi. Özellikle Yunanistan ve GKRY bu harekatı uluslararası anlaşmalara aykırı olarak nitelendiriyor ve bir işgal ve istila girişimi olduğunu söylüyor. Bu harekatı emekli bir diplomat olarak nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkını baskı ve zulümden korumak amacıyla garantör ülke sıfatıyla yaptığı bir müdahaledir. Harekat Ada’ya barış getirmiştir. BM çerçevesinde yürütülen müzakerelerin bugüne kadar sonuç vermemiş olması, Kıbrıslı Rumların, adanın yönetimini eşit bir kurucu halk ve bölge olarak Kıbrıs Türkleri ile paylaşmaya yanaşmamasından kaynaklanmaktadır.

20 Temmuz 1936 tarihinde Türkiye’ye boğazlar üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı veren uluslararası Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Son zamanlarda gündeme gelen “Kanal İstanbul” projesi Montrö Boğazlar Sözleşmesini hukuki olarak askıya alabilir mi, Montrö boğazlar sözleşmesi Kanal İstanbul projesi sonucu geçersiz sayılır mı?

Kanal İstanbul projesinin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni otomatik olarak hukuken askıya alması veya geçersiz kılması sözkonusu değildir. Ancak, bu projenin Montrö’yü tartışmaya açacağı da kesindir. 1936 yılının koşulları şu anda yok. Montrö’nün tartışmaya açılması Boğazlar’daki egemenliğimizin tartışılmasına izin vermemiz demektir. Bildiğiniz üzere, emekli büyükelçilerimizin hemen tamamı bu görüştedir.

Maraş, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası BM Güvenlik Konseyi’nin kararı ile yerleşime kapatılmıştı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın, “Bugün Maraş hemen açılmalı” beyanı ile bu sorun tekrardan gündeme geldi. Maraş’ın BM kararına rağmen açılmasının önünde hukuki bir engeli var mı? Hukuki bir engel yoksa sizce Maraş Açılmalı mı?

Maraş’ın açılması meselesi bir çok boyuta sahip. Şu anda KKTC tarafınca yürütülen envanter çalışmaları var. Maraş’ın sakinlerinin bu güzel kente dönmelerine engel hukuki bir durum yoktur. Konunun ciddi bir finansal boyutu da bulunmaktadır. En az 20 milyar Dolar tutarında yatırım yapılması gerekliliğinden söz ediliyor. Öte yandan, bu tür adımların gerekli zemin oluşturulmadan ve zamanlamasına dikkat edilmeden atılması Türkiye’yi zor duruma düşürebilir. Bu işler ”ben yaptım oldu” mantalitesiyle yapılmaz. Haklıyken haksız duruma düşebiliriz. İyi bir hazırlık ve en uygun zamanlama önemlidir. Bu konuların çoğulcu süreçlerde enine boyuna tartışılması lazım.

Nisan 2004’te Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren meşhur Annan Planı Halk oylamasına sunulmuştu ve Rum kesiminin “Hayır” demesiyle plan gerçekleştirilememişti. orta ve uzun vadede Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm öngörüyorsunuz? Annan Planı tekrardan gündeme gelebilir mi? Birleşik Kıbrıs Devleti mümkün mü yoksa sadece bir hayal mi?

Rumlar, Kıbrıs Adası’nı, KKTC ile iki halk ve iki bölge esasına dayalı eşit kurucu ortak olarak yönetmeye hazır olmadıkça fiilen iki devletli Kıbrıs devam eder. Kıbrıs Türklerinin azınlık statüsüne indirgenmesi beyhude bir çabadır ve kabul edilemez. AB dayanışması retoriği bu bağlamda AB’yi soruna taraf yapmaktan ve kamuoyumuzda zihinleri ve kalpleri AB’den uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Kıbrıs davamız konusunda, KKTC ile istişare halinde BM çerçevesindeki müzakerelerin devamı temelinde Adada adil, kalıcı ve bölgenin istikrarına katkı sağlayacak bir çözüm bulunması için çaba sarfetmeliyiz.

Geçtiğimiz hafta Yunanistan Ordusu, Batı Trakya’da, İskeçe bölgesinde Türk köyü Gökçepınar’da silahlı tatbikat yaptı. Bölgedeki Türklerin beyanatlarına göre bölgede daha önce böyle bir olay hiç yaşanmadı. Yunan ordusunun bu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki süreçte 1974 ve öncesinde Kıbrıs’ta olduğu gibi Batı Trakya’da da katliamlar ve soykırımlar söz konusu olabilir mi?

Yunanistan’ın silahlı tatbikatını Ege’deki mevcut gerilim döneminde bir güç gösterisi olarak okumak gerekir. Türkiye’nin ezici üstünlüğünü göz önünde bulundurmamak akılsızlıktır. Yunanistan’ın, Batı Trakya’da bir katliam yapma niyeti olduğunu sanmıyorum. Biz de Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunlarını gündemde tutmaya devam etmeliyiz.

Geçtiğimiz salı günü bir röportajında Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, “Doğu Akdeniz’de ivedilikle MEB ilan edilmelidir. Yunanistan asla Megalo idea hedefinden vazgeçmeyecek.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin MEB ilanında geç kaldığını düşünüyor musunuz? Yoksa sadece Doğu Akdeniz’de Kıta sahanlığı ilanı Mavi Vatan’ı hukuki olarak korumak, güvence altına almak için yeterli midir?

MEB ilanı konusu asker-diplomat-uzman-akademisyen düzeylerinde çoğulcu süreçlerde dikkatle ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Burada önemli olan nokta, Türkiye’nin Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının korunmasıdır. Soğukkanlı ve gerçekçi yaklaşımlara ihtiyacımız var. Devlet katında bir kafa karışıklığı izlenimi uyanması veya böyle bir algıya yol açılması Türkiye’nin tezlerini güçlendirmez. Doğu Akdeniz havzasındaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının bölge ülkeleri arasında hakkaniyete dayalı olarak ve bölgedeki barış ve refaha katkı sağlayacak şekilde birlikte kullanılması konusunda çaba sarfetmeliyiz. Bölgenin bir anlaşmazlık ve çatışma alanı değil, işbirliği ve istikrar havzası haline getirilmesini hedeflemeliyiz.

Adalar (Ege) Denizi’nde Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacıklar ve kayalıklar üzerinde Yunanistan’ın egemenlik iddiası sorunu başta olmak üzere 1923 Lozan Anlaşması ve 1947 Paris Barış Anlaşması’na zıt bir şekilde Yunanistan’ın silahlandırdığı, asker bulundurduğu hem deniz hem hava üssü kurduğu adalar sorunu var. Öbür taraftan 12 mil karasuları sınırı tartışması ve 10 mil hava sahası sorunu var. Türkiye bu sorunlara karşı nasıl bir yol izlemeli? Adalar (Ege) Denizi’nde Mavi Vatan sınırları nasıl korunabilir?

Gerilimin tırmandığı bir ortamda bu tür konuları sağlıklı bir şekilde konuşamayız. İstikşafi görüşmeleri yeniden başlatmak sorunları ortadan kaldırmasa da, mevcut gerilim ortamını soğutur. Esas olan, bu konuları diyalog ve müzakereler yöntemiyle kalıcı bir biçimde çözüme kavuşturmaktır. Yunanistan ile iyi komşuluk hedefiyle, Ege’de yaşanan karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, münhasır ekonomik bölge gibi konular üzerinde öteden beri süren temaslar devam ettirilmelidir. Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları da gündemde tutulmalıdır.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments