İsmet İnönü’nün Kıbrıs Politikaları ve Johnson Mektubu

Okunma Süresi: 9 dk 7 sn

Milli Şef İsmet İnönü’nün üçüncü ve son başbakanlığının (20 Kasım 1961 – 20 Şubat 1965) en önemli gündemlerinden birisi de şüphesiz Kıbrıs sorunu olmuştur. Askeri vesayet döneminde iç politika halihazırda oldukça karışıkken İsmet İnönü ve hükümetinin ilgilenmesi gereken bir diğer konu da Kıbrıs meselesidir. Milli Şef’in Kıbrıs politikalarını doğru anlayabilmek için dönemin olaylarını da doğru kavramak gerekir.

Kanlı Noel

İnönü hükümeti dönemindeki ilk önemli Kıbrıs gelişmesi şüphesiz ki Kanlı Noel’dir. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios’un Akritas Planı[1] içinde yaptığı kanlı olaylardan birisi olan Kanlı Noel, 23 Aralık 1963 gecesi başlayan olaylar zinciridir. Makarios’un bu olaylardaki amacı Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’daki Türk nüfuzunu kırarak Kıbrıs Türkeri’nin elde ettiği siyasal gücü yıkmaktı. Bu amaç doğrultusunda Enosisi[2] elde etmek daha da kolaylaşacaktı. Adadaki toplumlararası çatışmaların başlangıcı olarak kabul edilen bu korkunç olayda toplam 364 Kıbrıs Türkü hayatını kaybetti. Kıbrıs Türklerinin silahlı gücü Türk Mukavemet Teşkilatı’nın birçok mücahidi bu olaylar sırasında şehit oldu. O sırada Kıbrıs’ta bulunan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşinin ve üç çocuğu kendi evinde Rum çeteleri tarafından otuz üç el ateşle öldürüldü. Gelen haberler Türk hükümeti için bardağı taşıran son damla oldu ve aynı gün toplanan hükümet, adada Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ateşkesin sağlanması kararı almış ve bu doğrultuda Türk jetleri uyarı mahiyetinde Lefkoşa üzerinden uçuş gerçekleştirmiştir.  Aynı zamanda Garantörlük Antlaşmasının verdiği yetkiyle adada bulunan 650 kişilik Türk askeri birliği, Kıbrıs Türklerini Lefkoşa’nın kuzeyinde toplayıp güvenlik altına almıştır.

1964 Londra Konferansı

Adadaki gerginliğin artması üzerinde 15 Ocak 1964’te toplanan Londra Konferansı toplandı. Türk tarafının temsilcisi Rauf Denktaş, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun kesin bir çözüm olmadığından ve adadaki Türk nüfuzunun tehlike altında olduğundan bahsetti. Rauf Denktaş için çözüm yolu iki toplumlu federal devletin kurulmasıydı. Rum tarafının anayasal değişikliklerinde ısrarcı olması üzerine görüşmeler başarısız olmuş ve İngiltere sorunun çözümü için Birleşmiş Milletlere başvurmuştu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 4 Mart 1964’te aldığı kararla çatışmaların sonu için BM Barış Gücünün Kıbrıs’a gönderileceğini açıklamıştır.[3] Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti adına BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’ta görev yapmasına onay verdi. Böylece Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’ın resmi temsilcisini Rum yönetimi olarak resmen kabul etmişti. Bu gelişme Türk ve Rum kesimleri arasındaki siyasal çatışmalarda Rum kesiminin öne geçmesini sağlamıştır.

1964 Londra Konferansı

Adaya Müdahale Kararı

Makarios, Birleşmiş Milletlerden çıkan Barış Gücü kararı sonrası, Barış Gücü Kıbrıs’a gelene kadar Kıbrıs Türklerine karşı yapılan saldırıların arttırılmasını istedi. Akritas çeteleri ilk olarak 7 Mart’ta Baf, Bağlarbaşı (Malya) gibi Türk nüfusunun fazla olduğu yerlere saldırdılar. Birçok Türkü öldürdüler, birçoğunu rehin olarak Rum kesimine sürüklediler. Oluşan olaylardan sonra Türkiye 12 Mart 1964 tarihinde Kıbrıs Rum yönetimine bir ültimatom göndererek Türklere yönelik saldırılar durdurulmazsa Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahale edeceğini bildirdi. Türkiye ültimatomun tam metnini BM Genel Sekreterine, ABD, Yunanistan ve İngiltere Büyükelçiliklerine de verdi. ABD başkanı Johnson, Türkiye’den müdahaleyi geciktirmek için 24 saat istedi. Johnson’un asıl amacı Barış Gücü’nü acilen Kıbrıs’a göndererek Türkiye’nin adaya çıkmasını engellemekti. İnönü 24 saatlik isteğini kabul etti. Bu süre içerisinde ABD ve Sovyetler Birliği, her ihtimale karşı donanmalarını Akdeniz’e göndermişti. Ayrıca Türkiye de olası bir savaş durumunu göze alarak tüm donanmasını Akdeniz’e gönderdi. İnönü’nün verdiği 24 saatin bitmesine bir saat kala Lefkoşa havalimanına ilk Barış Gücü askerleri indi. Geçen süre içerisinde birçok Türk şehit düşerken Türklerin yaşadığı 263 köyden 122’si boşaltılmış ve Lefkoşa benzeri güvenli Türk kesimlerine göçmüşlerdi. Göçmen sayısı 25 bini geçmişti. Barış Gücü’ne hızla yeni birlikler katılınca saldırılar durdu. Türkiye’nin müdahale etmesine gerek kalmadı. Türkiye savaş konvoylarını geri çağırdı. Turgut Özakman’a göre kendilerini savaşmaya hazırlayan askerler çok bozuldular. İçlerinde kızanlar, ağlayanlar oldu.

İkinci Müdahale Kararı ve Johnson Mektubu

1 Haziran 1964 günü Kıbrıs’ta Türkiye’yi yerinden oynatacak bir olay oldu. Makarios, Temsilciler Meclisi’nden Rum milletvekillerinin oyları ile anayasaya aykırı olarak bir kanun geçirdi. Kanuna göre 18-50 yaş arasındaki tüm Kıbrıslı Rumlar, kurulan Rum Milli Muhafız Ordusu’nda mecburi askerlik yapacaktı. Makarios’un buradaki amacı, olası bir Türkiye müdahalesine karşı geniş bir ordu kurmaktı. Türkiye hükümeti bir nota vererek anayasaya aykırı olan bu kanunu protesto etti. Makarios notayı reddetti.

Makarios

3 Haziran’da Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu sırasıyla toplandı. 6 Haziran 1964’te Kıbrıs’a müdahale kararı alındı. Ordu olası bir Yunan savaşını da düşünerek sınır hattında gerekli önlemleri aldı. İnönü alınan kararı NATO ülkeleriyle de gerekçeleriyle birlikte paylaştı. İnönü yaptığı her işi kanuna dayandırmak istiyor ve müttefik ülkelere haber vermeden iş yapmak istemiyordu. Çünkü NATO’ya haberi verilmeden yapılan bir işin, başta ABD olmak üzere NATO tarafından tepki çekeceği ve batı-doğu blokları arasında kalan Türkiye’nin politik olarak yalnızlaşacağına inanıyordu. 4 Haziran akşamı ABD Büyükelçisi Mr. Hare, İnönü’den görüşme talep eti. Mr. Hare, adaya müdahalenin Türk-Yunan savaşına yol açabileceğini ve iki müttefik ülke arasında çıkacak bir savaşın NATO üyelerine zarar vereceğini söyledi. Büyükelçi ayrıca yeniden 24 saatlik süre istedi. İnönü, ABD’yi karşısına almak istemedi ve bu teklifi kabul etti. 5 Haziran günü Büyükelçi Mr. Hare, Başkan Johnson’un mektubunu İnönü’ye iletti. Mektup çok sert ve kaba bir üslupla yazılmış, küçük düşürücü ifadelere yer vermiştir. Mektupta bu savaşın Sovyetler Birliği’nin de Türkiye’ye müdahale ihtimalini doğuracağı ve NATO’nun böyle bir durumda Türkiye’yi savunma konusunda isteksiz olacağı ima edilmiştir. ABD’nin Türkiye’ye sağladığı askeri malzemenin bu müdahalede kullanılmasına izin verilmeyeceği belirtilmiştir. O dönemde Batı bloğu içerisinde yer alan Türkiye, bu mektup sayesinde kendi ulusal çıkarlarının Batı bloğunun, özellikle de blok lideri ABD’nin çıkarlarıyla çeliştiği noktada bağımsız politikalar geliştirme konusunda sıkıntılar yaşanabileceğini görmüş, ABD’nin kimi zaman kendisini yalnız bırakabileceğini anlamıştır. Bu mektuptan sonra İnönü, savaş konvoylarını geri çekerek müdahale girişimine son vermiştir.

İnönü Washington’da

Başkan Johnson, mektubunda ayrıca Kıbrıs meselesini tartışmak için İnönü’yü Washington’a davet etmişti. Johnson’un esas amacı Yunan başbakanı Papandreu ile İnönü’yü Washington’da görüştürmekti. İnönü, Yunan başbakanının konuşmak için Washington’a gelmek istemeyeceğini söyledi. Dediği gibi de oldu. İnönü’ye göre Johnson, NATO ittifakının liderliğini yürütemeyecek düzeyde bir adamdı. İnönü birkaç gün New York’ta kaldıktan sonra Londra’ya İngiliz Başbakanı ile görüşmek için geldi. Burada da ilginç bir olay yaşandı. Görüşmeler sırasında İngiliz Başbakanı, İnönü’ye bir soru sordu: “Kıbrıs Adası Yunanistan’a verilirse, Türkiye buna karşı ne ister?”. İnönü daha sonra bu anı “Kulaklarıma inanamadım.” diye anlatacaktı. İnönü’nün bu kaba soruya verdiği cevap çok kısa oldu: “Siz kimin malını kime veriyorsunuz?”.[4]

İnönü’nün Sovyetler Politikası

Başkan Johnson’un mektubundaki en dikkat çekici noktalardan birisi de olası bir Sovyet müdahalesinde ABD’nin Türkiye’yi yalnız bırakacağıdır. Mektubun bu kısmında Johnson, Türkiye’yi açıkça Sovyet tehlikesi ile tehdit etmektedir. İnönü’nün müdahale kararından vazgeçmesinin en önemli etkenlerinden birisi de bu maddedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve öncesinde iyi ilişkilere sahip olan Sovyet ve Türkiye tarafları, savaşın ardından Sovyetler Birliği lideri Stalin’in Boğazlardan üs istemesi ile iyi giden ilişkiler bozuldu. Ayrıca 1962’de başlayan Küba Füze Krizi de Sovyetler ile Türkiye arasındaki gerginliğin o dönemdeki en önemli nedeniydi. İnönü’nün amacı batı ittifakı içinde kalmak fakat aynı zamanda doğu ittifakı lideri Sovyetler Birliği ile de dost kalmaktı. Sovyetler Birliği eğer Kıbrıs konusunda tarafsız tutulabilirse ABD, Türkiye’yi bir daha Sovyetler ile tehdit edemezdi. Bu dış politikada Türkiye için büyük bir adım oldu. Aynı zamanlarda Sovyetler Birliği yöneticisi Kruşçev, bir konuşmasında “Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin zincirleme reaksiyonlar yaratarak bir dünya savaşını tetikleyebilir” demişti.[5] İnönü’nün diplomatik çabaları ile dönemin Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, Moskova’ya ziyaret gerçekleştirdi. Türk-Sovyet hükümetleri arasında 5 Kasım 1964 tarihinde yayınlanan ortak bildiri ile SSCB’nin Enosise karşı olduğu, sorunun çözümünde her iki ulusal toplumun varlığının tanınması gerektiği konusunda anlaşıldığı, Rum çoğunluğunun egemenliği iddiasının hoş görülmediği ve iki toplum arasında dengenin sağlanması amacı güdüldüğü görülmekteydi. Ayrıca iki ülke arasındaki en büyük ortak yön iki devletin de Kıbrıs’ta federasyon tezinin savunulmasıydı. İnönü’nün bu başarılı hamlesi ile Türk-Sovyet ilişkileri gelişerek ABD Başkanı Johnson’ın Türkiye’yi Sovyetler ile tehdit etmesi büyük ölçüde engellenmiş oldu.

Erenköy Savaşı, Üçüncü Müdahale Kararı ve Cengiz Topel

5 Ağustos 1964’te Rum çeteleri, Türk nüfusunun en fazla olduğu bölgelerden biri olan Erenköy’ü top atışına tuttu. Akritas Planı’nın hedefindeki yerlerden birisi olan Erenköy’e üç koldan birden saldırarak Erenköy ele geçirilecek ve Türk bölgelerinden birisi daha etkisiz hale getirilecekti. Olaylar devam ederken durum Ankara’ya bildirilince uçaklarla müdahale kararı alındı. Alınan karar her zamanki gibi NATO üyelerine ve Birleşmiş Milletlere iletildi. ABD ve SSCB, Türkiye’yi adadaki Barış Gücü varlığından dolayı uyardı. Öğleden sonra dört adet F 84 G tipi savaş uçağı Erenköy’e ilk müdahaleyi yaptı. Rumlar saldırıyı kesmeyince 30 adet F100 Super Sabre tipi savaş uçağı da müdahaleye katıldı.

Bu savaş uçaklarının pilotlarından birisi de Cengiz Topel’di. Cengiz Topel’in uçağı Rum uçaksavarlar tarafından vurulunca paraşütle atladı ve esir düştü. Rumlar tarafından işkenceye maruz kalarak hayatını kaybetti. Topel’in naaşı Türk yetkililerin ısrarlı talebi sonunda 12 Ağustos 1964’te Rumlar tarafından iade edildi. Türk Hava Kuvvetlerinin Kıbrıs’taki ilk pilot kaybıdır.

9 Ağustos günü Yunanistan’a ait iki uçak da Kıbrıs’a geldi. Bu ufak bir Türk-Yunan savaşıydı. Yunan uçakları Erenköy’de Türk mevzilerine saldırdı. Türkiye’nin gönderdiği ateşkes teklifini Makarios kabul etmeyince kısa süre sonra adaya gelen 64 adet F100 Super Sabre ve F 84 G savaş uçakları, Yunan uçaklarının geri çekilmesini sağladı. Türkiye’nin kullandığı bütün uçaklar ABD’nin Türkiye’ye verdiği uçaklardı. Johnson, mektubunda ABD’nin verdiği silahların müdahalelerde kullanılamayacağını söylese de İnönü bu söylediklerini geçersiz kılmıştı. İnönü’nün Johnson’a verdiği en net cevap bu müdahaledir. Rum cepheleri yerle bir olunca Makarios mecburen ateşkes antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Makarios’un ayrıca hava sahasının Türkiye tarafından ihlal edildiğini Birleşmiş Milletlere şikâyet etti. Birleşmiş Milletler, Garantörlük Antlaşması’nın verdiği yetkiyle Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulayamadı. Türkiye bu müdahalede de Garantörlük Antlaşması’nı çok iyi bir şekilde lehine uyguladı.

İnönü’nün İstifası ve Demirel Hükümeti

1965 yılı bütçe görüşmeleri devam ederken İnönü, bütçe oylamasında kırmızı oylar beyaz oylardan bir tane fazla çıkarsa iktidardan geçileceğini açıkladı. Oylama sonucunda kırmızı oylar, beyaz oyları geçince İnönü 13 Şubat 1965’te istifa etti. İnönü Kıbrıs konusunda üç kez adaya müdahale kararı çıkartmış, batı bloğu ile ittifaklık içindeyken Kıbrıs meselesinde muvaffakiyet için doğu bloğu ile yakınlaşmayı sağlamıştı. İnönü’nün ardından 10 Ekim 1965’te genel seçimleri Süleyman Demirel’in başında bulunduğu Adalet Partisi kazandı.

Ozan Ali Çelik

Stratejik Ortak Misafir Yazar

KAYNAK

Vehbi Zeki Serter, Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi lll. Cilt, Kıbrıs Maarif Müdürlüğü Yayınları, Lefkoşa, 1974.

Sadettin Bilgiç, Rauf Denktaş’ın Hatıraları Vl. Cilt, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1969.

Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2017.

Ahmet Cavit An, SSCB’nin Kıbrıs Politikası ve Kıbrıslı Türklerle Temas, Ortam Gazetesi, Lefkoşa, 1989.

Kıbrıs’ta Rum Yunan Saldırıları ve Soykırım, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, 2008.

[1] Akritas Planı; Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinde çoğunluğa sahip Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs Türklerini yönetimde ve demografik açıdan zayıflatarak daha sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan ile birleştirmeyi amaçlayan plan.

[2] Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesini amaçlayan Yunan politikası.

[3] Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararı.

[4] Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, Ankara 2017, s.219.

[5] Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, Ankara 2017, s.221.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments