Osmanlı Dönemi Bosna Göçü ve Göç Yolları

Okunma Süresi: 7 dk 28 sn

Balkanlar’da bulunan Bosna, coğrafi konumu dolayısıyla birçok zaman devletlerin hedefinde olmuştur. Orta Avrupa sınırında ve Adriyatik Denizi kıyısı sayılabilecek bir bölgede bulunan Bosna, etrafındaki Avrupa siyasetinde söz sahibi bazı devletlerin de varlığından dolayı stratejik bir askeri üs niteliği taşımaktaydı. Bosna’nın son Kralı Tomaşević, Macar egemenliğini tanıdı ve II. Mehmed’in 1459’da fethettiği Sırp topraklarında hak iddia etti. Bazı kalelerini de Macar emrine verince 1463 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Bu tarihte Osmanlı egemenliğine giren ve 1878 Berlin Antlaşması’yla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hakimiyeti içerisinde kendisine yer bulan Bosna’da, Osmanlı’nın güçten düştüğü zamanlarda çıkan çeşitli isyanlar ve daha sonra bölgenin tamamen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na kalması, varlıklarını bu bölgede devam ettiremeyen bazı Bosnalıları bu topraklardan göç etmeye zorlamıştır. Bu yazıda Bosna göçleri ve göç yolları incelenecektir.

Bosna Göçleri’nin Temel Dinamikleri

1) Kara Yorgi ve Büyük Sırbistan Meselesi

Kara Yorgi

Bosna, Osmanlı Devleti XIX. yüzyılda güç kaybetse de bir Müslüman devlet hüviyetinde bulunduğundan dolayı burada isyanlar gerçekleşmemişti. Hatta civardaki yerleşim yerlerinden Bosna’ya (genellikle Müslüman) göçleri gerçekleşmekteydi. Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarında etkisi oldukça görülen milliyetçilik akımının yansımaları, bu topraklarda emelleri olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı’nın kışkırtmalarıyla daha da artıyordu. Aslen domuz tüccarı olan Kara Yorgi, “Büyük Sırbistan” ideali için isyan ettiğinde Bosna Hristiyanlarıyla irtibata geçip ortak hareket etmişti. Öyle ki bölgesel isyanlar hızlanmaya başlamış; Osmanlı Padişahı III. Selim, devletin bir yandan da savaşlarla uğraşmasından dolayı isyancılarla anlaşma yoluna gitmeyi denemiştir. Devletin bu kadar pasif kaldığı bir dönemde Kara Yorgi ve çetesi, Bosna’da sözlerine uygun hareket etmeyenlerin, büyük çoğunlukla Müslümanların olmak üzere evlerini yağmalıyor ve insanları katlediyorlardı. Hatta bu süreçte Belgrad, fiilen Kara Yorgi ve çetesinin yönetimine geçmişti.

Bu Sırp çetelerinin faaliyetlerinin yanında Fransa egemenliğindeki Dalmaçya’dan yönelen Hırvat çetelerinin baskınlarıyla da karşılaşan Bosnalıların yaşam hakları ellerinden alınmaya başlanmıştı. Bu durum, Bosnalılar için özgürce yaşamaya devam edecekleri başka topraklara göç etmek anlamına geliyordu.

2) Antlaşma Maddelerinde Bosna

Osmanlı Devleti’nin Rusya ile mücadelesinin XIX. yüzyıl safhası, genellikle Rusya lehine sonuçların alınmaya başlandığı bir dönemdir. Bu dönemde askeri olarak Rusya karşısında bir varlık gösteremeyen Osmanlı Devleti, tarihte 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda ağır bir hezimete uğramıştır. Öyle ki Rus ordularının bir kısmı Yeşilköy (Ayastefanos) önlerine, diğer kısmı Erzurum önlerine ulaşmıştı. Bu durum sonucunda barışı isteyen taraf olan Osmanlı Devleti’nin yapabileceği tek şey antlaşma şartlarını kabul etmekti. Ayastefanos ismiyle imzalanan antlaşmada, savaş tazminatı ve Boğazlar meselesi hariç tüm konular Balkanlar üzerine yoğunlaşmıştı. Bu maddelerden birisi de spesifik olarak Bosna üzerineydi. Madde, Bosna-Hersek’in bağımsızlığının tanınması ve yeterli derecede tazminat ödenmesini içeriyordu. Bunun haricindeki maddelerde ise Bulgar Prensliği’nin kurulması ve Türk askerlerinin bölgeden çekilmesi, Karadağ, Romanya ve Sırbistan’ın bağımsızlığını kapsıyordu. Bu durum, Rusya’nın Balkanlar’daki etkinlik gücünü çok artıracağından İngiltere tarafından, Balkanlar’da elde etmeyi planladığı gücün önünü kesecek olması nedeniyle (Bulgaristan’ın kurulması) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından kabul görmedi. Ayrıca bağımsızlık verilmesi planlanan Sırbistan, Bosna-Hersek ve bir kısım Makedonya topraklarını istiyordu. Bu anlaşmazlık üzerine Berlin’de bir kongre toplandı. Bu kongrede İngiltere, Kıbrıs Adası’nın üs olarak kullanılması izni karşılığında Osmanlı’nın haklarını savunacağını taahhüt etti. Bu şart Osmanlı Devleti tarafından kabul edildi.

1878 yılında Avrupa haritası

Kongre sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’yla birlikte Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı bir önceki antlaşmaya göre daha iyi şartları barındırsa da devletin buradaki varlığını ciddi kayıplara uğrattı. Bu antlaşmada da spesifik olarak Bosna’yı ilgilendiren bir madde vardı: Bosna ve Hersek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilecekti. Padişah’ın adının hutbede okunması vesilesiyle bölge imtiyazlı bir statüde görünmektedir. Bosna Valisi Ahmed Mazhar Paşa’nın buradan ayrılması ile Osmanlı yönetimi fiilen sona ermiş ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu egemenliği başlamıştır. (1878)

3) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Dönemi

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna’nın işgal edilmediğini, yıkımların tamiri için burada olduklarını bildiren ilanlar yayınlamıştır. Bu ilanlarla Bosna’da çıkabilecek potansiyel isyanların önü alınmaya çalışılıyordu. Ancak bu devletin işgal amaçlı olarak burada olduğunun bilincinde olan bazı Bosnalılar bu durumu protesto ettiler. Ortodoks ve Müslümanların oluşturduğu grup, daha sonra ise çeteler halinde mücadeleye başladılar. Bu mücadele Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu üç ay kadar engelleyebildi, ardından bölgeye hâkim oldular. Bosnalılar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından bu beklenmedik karşı koymanın bedelini önce sıkıyönetim, ardından ise yoğun baskılarla ödediler. Öyle ki Kara Yorgi ve çetesinin baskı dönemine geri dönülmüş ve insanlar canlarını koruyamaz hale gelmişlerdir. Bu olaylar, insanları göçe zorlayan ciddi bir sebepti. Ayrıca 1879 yılına gelindiğinde ise Osmanlı Devleti, Bosna’nın yönetimini tamamen Avusturya-Macaristan’a devretmişti.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ikili monarşiyle yönetiliyor olması Bosna- Hersek’in siyasi varlığının resmî olarak hangi devlete bağlı olacağı noktasında çeşitli sorunlar yarattı. Macaristan, bölgenin Hırvat topraklarına eklenmesini istese de Avusturya bölgenin kendilerine eklenmesini talep etmekteydi. Ancak ne Hırvatların bu denli güçlenmesi ne de Bosna-Hersek’in ikili monarşi devletlerinden biri tarafından ilhak edilerek hassas dengelerin bozulması göze alınmadı. Bu meseleye çözüm olarak Bosna-Hersek İmparatora ve Ortak Maliye Bakanlığı’na bağlandı. Bosna, İmparatorluk toprağı yapılmış oldu. İmparatorluk, ülkeyi kolaca idare edebilmek için Müslüman-Sırp düşmanlığını körüklüyordu. Diğer taraftan da Müslümanlar üzerinde nüfuz kazanmak amacıyla, Müslümanların Hilâfet makamıyla bağlarını koparmamaya önem veriliyordu. Bu amaçla 1882 yılında bir başkan ve dört üyeden oluşan beş kişilik bir Ulema Meclisi oluşturuldu. Bu heyetin üyelerini İmparatorluk atıyor olduğu için Bosnalıların dini üzerinde söz sahibi olma amaçlarına ulaştıkları söylenebilir. Ayrıca oluşturulan Evkaf Komisyonu’yla da bölgedeki vakıflar ve gelirleri kontrol altına alındı.

1914 yılında Avusturya -Macaristan İmparatorluğu’nun haritası

Evkaf Komisyonu’nun kurulma amacı bölgedeki Müslüman nüfusu buradan uzaklaştırmak; bir başka deyişle sürmekti. Bu amaç doğrultusunda komisyon, varlıklı Müslümanların mallarına el koymaya başladı, eski vergileri on misline yükseltti ve vergisini ödeyemeyenlerin topraklarını ellerinden aldı. Ayrıca çeşitli makamlarda bulunan Bosnalılar, makamlarından alınarak yerlerine İmparatorluk yanlısı kimseler getirildi. Bu olaylardan sonra da Müslüman kadınları kaçırma ve (Müslümanlar için) din değiştirmeye zorlama gibi işler de baş gösterince, Bosnalılar için göç, kaçınılmaz hale geldi.

Göç Yolları

İmparatorluk işgale başladıktan ve ardından Müslümanları askere alma kanunu çıktıktan sonra topluluklar halinde göç etmek isteyen Bosnalıların sayısı yaklaşık dört yüz bin kişiydi. Osmanlı Devleti, bu büyüklükte bir göçün masraflarını ve iskanlarını karşılayamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti açısından Bosna-Hersek sınırları içerisinde Müslüman nüfusun çok sayıda bulunması, Padişah’ın aynı zamanda halife olmasından dolayı stratejik bir önem arz ediyordu. Bu nedenlerden dolayı toplu göç edilmemesi kararlaştırılsa da göç etmek isteyenlerin Selanik limanından askeri nakliye vapurlarıyla Anadolu’ya geçirilmeleri ve masraflarının devlet hazinesinden karşılanması kararlaştırılmıştır. Bu, göç yollarından birisidir.

1900 yılında Osmanlı haritası üzerinde Bosna Hersek’in konumu

1900 yılı itibariyle göç sayısı zirve noktasına ulaşmıştır. Bu yıl, göç edenlerin sayısı yüz elli bin ile üç yüz bin arasında tahmin edilmektedir. Kimi İstanbul ve diğer şehirlere girenlerin çeşitli ihtiyaçları karşılandığı için kaydı tutulduysa da kendi imkanlarıyla gelen veya bölge halkının/bir akrabanın yardımıyla gelip yerleşenlerin kaydı tutulamamıştır çünkü göçler ve göç yolları gelişigüzel bir şekilde belirlenmiş, tespit edilememiştir.

Bosnalılar için ciddi baskıların başladığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde Bosnalılar için mal, namus ve canlarını korumanın zorlaştığı dönemde Bosnalılar önce Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Yeni Pazar’a geçti. Bir bölüm ise Karadağ üzerinden İşkodra ve Kosova vilayetlerine gitti. Ayrıca Sava ve Tuna Nehri yoluyla Karadeniz limanları üzerinden İstanbul’a ulaşan Bosnalılar da vardır. Bu yollar da göçün diğer güzergahlarıdır. Bu göçlerden bir süre sonra göç edenlerin neredeyse yarısı Bosna’ya geri dönmüşlerdir. Bosnalılar bunca göçe rağmen Bosna’nın demografik yapısının önemli bir parçası olmaya devam etmiştir. Ancak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 5 Ekim 1908 tarihinde Bosna-Hersek’i ilhak etmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu ilhaka tepkisi ise protesto seviyesinde kalmıştır ancak protesto bir sonuç vermemiştir ve Osmanlı Devleti ilhak kararını Nisan 1909’da kabul etmek durumunda kalmıştır. İlhak kararının ardından yalnızca 1910 yılında on yedi bin Bosnalı daha Osmanlı topraklarına göç etmiştir.

Sonuç

Osmanlı Devleti’nin askeri teknolojide güçsüzleşmesi ve peş peşe gerçekleşen savaşlardan mağlubiyetlerle ayrılması, imzalanan antlaşmaların bedellerini artmıştır. XIX. yüzyıla gelindiğinde -sonradan geçersiz sayılacak- Ayastefanos Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı sona ermiş oluyordu. Bu durumda Osmanlı hükûmetinin Balkanlar’da yaşayan Müslümanları koruyabilecek pek bir gücü yoktu. Osmanlı Devleti, kaybedilen topraklarda yaşayan Müslümanların eziyet çekmelerini engellemek ve Müslümanların haklarının korunması adına dünyada kamuoyu oluşturabilecek bir diplomatik güce sahip olmadığı için bu topraklarda yaşayan Müslümanlar, “anavatan” olarak gördükleri, refah içinde yaşayabilecekleri topraklara göç etmişlerdir.

Onur Karabağ

Stratejik Ortak Misafir Yazar

KAYNAK

ASLANTAŞ, S. (2005). Sırp İsyanlarına Giden Yol (1788-1804). Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD), (3), 115-145. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/turkiyat/issue/16673/330717

TUNA, Y. (2019). Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi). Anadolu Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 1 (2), 1-10. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/anadoluakademi/issue/47554/600648

EMGİLİ, FAHRİYE., “BOSNA-HERSEK’TEN TÜRKİYE’YE GÖÇ (1878-1934)”, Ankara: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2011.

DEMİREL, M. (2010). TÜRKİYE’DE BOSNA GÖÇMENLERİ. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12 (2), 285-306. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunisosbil/issue/2822/38079

HALİL İNALCIK, “MEHMED II”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-ii (18.05.2020).

FERİDUN EMECEN, “BOSNA EYALETİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bosna-eyaleti (18.05.2020).

ALİ İHSAN GENCER, “BERLİN ANTLAŞMASI”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/berlin-antlasmasi (19.05.2020).

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments