Libya, Cezayir ve Tunus’taki Türk Varlığı: Kuloğlu Türkleri

Okunma Süresi: 12 dk 1 sn

Tunus, Libya ve Cezayir’deki Kuloğlu Türkleri ile ilgili ikinci yazımı okumadan önce Kuzey Afrika’da Unutulmuş Türk Varlığı: Kuloğlu Türkleri başlıklı diğer yazımı okumanızı öneririm.

Libya’daki Kuloğulları Varlığı

Trablusgarp’ın 1553’te Turgut Reis tarafından fethedilmesiyle Trablusgarp Beylerbeyliği kuruldu ve Osmanlılar Libya’ya yerleşmeye başladılar.

Bölgede önceleri beylerbeyilerin hakim olduğıı bir yönetim var iken merkezi yönetimin zayıflaması ve tayin edilen beylerbeyilerin iki üç yılda bir değişmesi yüzünden yerel sorunlara çözümler bulunamamaktaydı. Bu sebepten ötürü eyaletteki ocaklıların temsilcisi olan dayılar ile merkezi yönetimin temsilcisi olan beylerbeyleri arasında gerilimler yaşanmaya başladı. 1711’de soyu Karamanoğulları’na dayanan bir yeniçeri olan Karamanlı Ahmed Paşa’nın Trablusgarp Beylerbeyini öldürerek yönetime el koyması ve ardından devrin padişahı III.Ahmed’in de onu beylerbeyi unvanıyla Trablusgarp eyaletinin valisi olarak tanımasıyla bu ikilik giderilmiş oldu. İstanbul’dan beylerbeyi gönderme uygulamasının sona ermesiyle dayılık babadan oğula geçmesi geleneği başlamış oldu.

Trablus Sancağı’na bağlı halkının tamamına yakınının Kuloğullarından oluştuğu kazalar ve nahiyeler Kuloğlu Başağalığı kazası adı altında tek bir idari yapı altında toplanmış ve bütün görevlere kendi aralarından seçilen kimseler tayin edilmiştir. Kuloğullarının Trablusgarp eyaletindeki idaresi ise hükümet tarafından tayin edilen bir başağaya verilerek temsiliyetleri sağlanmaktaydı. Burada adeta hükümet içinde bir hükümet konumunda idiler. Bu etkinlikleriyle Trablusgarp Eyaleti’ndeki Kuloğulları Garp Ocaklarındaki diğer iki eyaletteki kardeş topluluklarından farklılaşmaktaydılar.[1]

Karamanoğulları soyundan gelen hanedan 1711 yılından 1835 yılına dek osmanlı adına Libya’yı yönetmiştir. Daha sonra II. Mahmud döneminde yeniden tesis edilen merkezi idare 1911’de başlayan savaşa kadar devam edecekti.

19.yüzyıldan itibaren Libya’da etkili olmaya başlayan ve 1912’den 1943’e kadar süren İtalyan İşgaline karşı direnen bir hareket olan Senusi Hareketinin şeyhliğini üstlenen Şeyh İdris es-Senûsî İtalyanların 2.Dünya Savaşı sonrası ülkeden çıkarılması sonrası ülkenin federal bir devlet olarak birleşmesini sağlayarak 1949’da kurulan Libya Krallığının ilk ve son kralı oldu. Şeyh İdrîs es-Senûsî, o yıllarda yeni oluşturulan bürokrasisi için Türkiye’den uzmanlar almaya başladı, bu uzmanlardan biri olan Arap Kaymakam lakaplı soyu Kuloğulları Türklerine dayanan Sadullah Koloğlu başbakanlığa kadar yükseldi. Sadullah Koloğlu’nu sırasıyla İçişleri, Sağlık, Milli Eğitim bakanlıklarına getirirken, Ümran Yetişali’yi ordu kumandanı, Türk Dışişleri’nde matbuat ve hukuk müşavirliği yapan Abdullah Busayri’yi Dışişleri Bakanlığına getirmiştir. Kral I. İdris döneminde yönetimde aktif görev alan Kuloğulları, 1947 yılında yabancı himayesini reddeden zor koşullara düşülmesi durumunda ise Türkiye ile birleşmeyi öngören görüşlere sahip bir parti olan Hizbu’l-İttihadi Trablus-i Türki’yi kurmuştur. Kaddafi’nin yönetimi ele geçirdiği 1969’a kadar Senusiler ve onların yanında yer alan Kuloğulları yönetimde hakim güç olarak yer almışlardır.

Günümüz Libyasında Türkler, Araplar ve Berberilerden sonra ülkenin üçüncü büyük etnik grubunu teşkil etmektedir. Türk topluluğu özellikle ülkenin batısındaki Trablus-Misrata hattında, buna ek olarak doğudaki Derne ve Bingazi’de yaşıyor.

2014’ten beri yaşanan iç savaşta Merkezi Hükümetin yanında yer alan Kuloğlu Türkleri bu sebeple ülkenin doğusundaki Bingazi gibi kentlerden göç ediyor.

Bu süreçte yaklaşık 100.000 kişinin ülkenin batı kesimlerine göç ettiği tahmin ediliyor. [2]

Libya’daki Türk kökenli toplumun ana merkezi olarak ise Misrata kenti kabul edilmektedir; Türkler toplamda Misrata’nın 400.000’lik nüfusunun yaklaşık üçte ikisini oluşturmaktadır. [3]

Libya’ya Mısır’dan gönderilen Kıpçak ve Çerkes kökenli kölemenlerin de çoğunlukta yerleştiği şehir olan bu şehrin isminin kökeni de kölemenlerden gelmektedir. Misrata kelimesinin kökeni olarak Çerkes dilindeki Misir Atah yani ataları Mısır’dan gelenler anlamında kullanılan bu kelime gösterilmektedir.

Bunların haricinde Karamanlılar Hanedanı döneminde Libya’ya Anadolu’dan yoğun bir Karamanlı Türkmen göçü yaşanmıştır. Karamanlılar döneminde Libya’ya göç eden bu Türkmenlerin bir kısmı, Girit’in fethedilmesinden sonra da Girit’e yerleştirilmişlerdir. Girit’in Osmanlı hakimiyetinden çıkmasından sonra ise Girit’te yerleşik olan bu Türkler Libya’ya geri dönmüştür. 1971 tarihli nüfus sayımına göre; bu Karamanlı Türklerin sayısı yaklaşık 100 bin kişidir.

“Libya Köroğlu Derneği’nden bir yetkilinin Al-Monitor’a verdiği bilgilere göre Köroğlu nüfusu 1.4 milyonu buluyor. Mısrata’da nüfusun dörtte üçünü bunlar oluşturuyor. Abartılı gelen bu rakam bilimsel teyide muhtaç. Berberiler ve Araplar içinde eriyip gitmiş bir nüfus aslında. Çok azı Türkçe biliyor. Belki asimile olanları da kapsama iddiasıyla rakam şişiyor. Osmanlı çekilirken Libyalı Türklerin bir kısmı Türkiye’ye yerleşti. Garip bir şekilde Türkiye’de bu insanlar “Libyalı Araplar” olarak anılageldi. Onlar da 2011’de İzmir’de Libya Kökenli Türkler Derneği’ni kurdu.” (Taştekin,2019)

2015’te Kuzey Afrika’da Osmanlı’yı yeniden canlandırma amacıyla kurulmuş olan Libya Köroğlu Derneği’nden bir yetkili, Türkiye’den beklentilerini şöyle sıralıyor: “ Köroğlular Türk olarak kabul edilsin, Türkiye ile bağlar kurulsun, vatandaşlık hakkı tanınsın, Köroğlu Derneği muhatap alınsın, okul müfredatlarında Osmanlı’ya dair çarpıtmaları düzeltecek komite kurulsun, Libyalı Türkler için ilköğretim okulları ve Türkçe dil kursları açılsın, radyo istasyonu kurulsun, Osmanlı eserleri restore edilsin ve Sultan Ahmet Camii’ne benzer bir cami inşa edilsin.” (Taştekin)

“Bugün Libya’daki 13 aşiret kendilerini Kuloğlu olarak tanımlıyor: Yadar, al-Maqasba, al-Charaksa, al-Jahanat, al-Faratsa, al-Ramla, al-Daradfa, Ibad, al-Chawahda, al-Maqawba, Qarara, al-Zawabi ve al-Balabla aşiretleri. Bu aşiretler 2011’de Kaddafi’nin devrilmesinde önemli rol oynadı ve bugün de Türkiye’nin bölgeye asker göndermesini destekleyen grupların başında geliyor.” (Yetim,2020)

Kaddafi döneminde çeşitli zorluklarla karşılaşan Kuloğulları 2011’de Libya İç Savaşı patlak verdiğinde, Mısrata en şiddetli direnişin yaşandığı kentlerden birisi olmuş ve Kuloğlu aşiretleri bu savaşta belirgin bir şekilde yer almıştır.

2014’te New York Times’a eski bir Kaddafi subayı tarafından yapılan açıklamalara göre Libya İç Savaşı, Arap aşiretler ile Kuloğulları, Berberiler ve Çerkezler arasındaki bir etnik mücadeleye dönüşmüştür.[4]

Politik analist Sarah Rashad’a göre Ankara, Arap Baharı’nın başından beri Kaddafi’yi yerinden ederek Libya’yı kontrol edebilmek için Kuloğullarının harekete geçmesini sağlamıştır.[5]

Son olarak gerçekleştirilen Öfke Volkanı Operasyonu’nda UMH’yi destekleyen askeri güç olarak aktif rol alan Mısratalı milis güçleri, 2014’ten beri devam eden bu savaştaki önemini koruyacağa benziyor.

Cezayir’deki Kuloğulları Varlığı

Barbaros kardeşlerin İspanyol tehditine karşı 1518’de Osmanlı’ya bağlılığını ilan etmesiyle Cezayir’de 1518’den 1830’a kadar sürecek olan Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534’te Barbaros Hayreddin Paşa’yı İstanbul’a davet edip Cezayir Beylerbeyi sıfatıyla Kaptan-ı Derya tayin etmesiyle birlikte ise Cezayir doğrudan doğruya bir Osmanlı beylerbeyiliği haline gelmiştir.

Cezayir’deki Osmanlı dönemi kısaca dört döneme ayrılabilir: Beylerbeyiler devri (1518-1587), Paşalar Devri (1587-1659), Ağalar Devri (1659-1671) ve Dayılar Devri (1671-1830).

1587’ye kadar beylerbeyi yönetiminde olan 1587’den itibaren Cezayir İstanbul tarafından üç yıllığına tayin edilen paşalar devrine girmiştir. Paşalar devrinde padişahın otoritesi kabul edilmekle beraber bu otorite etkisiz bir haldeydi. Paşaların görevi birtakım protokolleri yerine getirilmesi ibaretti. 1659’da paşa olarak tayin edilen Ali Paşa, Cezayir’de yetkilerini kullanmak isteyince Halil Ağa tarafından maiyetiyle beraber İzmir’e gönderilmiştir; bu olaydan sonra Cezayir’de ağalar devri başlamıştır. Devrin sadrazamı Köprülü Mehmed Paşa buna çok sinirlenerek geri dönen valiyi idam ettirmiş ve Cezayir ağasına da bir mektup göndererek artık vali gönderilmeyeceğini bildirmiştir. 1659-1671 arasındaki dönemde göreve gelen dört ağa idareyi bırakmak istemedikleri için öldürülmüştür. Bundan sonra ise denizcilerin duruma hakim olmasıyla ve Cezayir’de 1830’a kadar sürecek olan dayılar devri başlamıştır. Önceleri dayılar eyaletteki divan tarafından hayatı boyunca başta bulunmak şartıyla seçilirken sonraları ocağın ağırlığını koymasıyla dayılar ocak tarafından seçilmeye başlanmıştır.

Seçimle başa gelen Dayılar Osmanlı’ya bağlı olmakla birlikte içişleri ve dışişlerinde bağımsız hareket edebilmekteydi. Kendine özel bir eyalet idaresi bulunan Cezayir’de koyulan kural gereği Kuloğlu sınıfına mensup herhangi bir kimsenin beylik makamına ulaşması mümkün değildi.

Garp Ocakları içinde sahip oldukları hakların büyük kısmını ilk kaybedenler Cezayir Kuloğulları olmuştur. 1630’lu yıllarda bütün imtiyazlarını kaybetmeleri neticesinde milis gücünden çıkarılmalarının haricinde eyalet idaresini ele geçirme tehlikeleri yüzünden şehir merkezlerinden de uzaklaştırılmışlardır. Cezayir Eyaletinin kendi iradesiyle Osmanlı Devleti’ne bağlanması sayesinde sıkı bir merkeziyetçilik yerine daha serbest bir yönetim anlayışı uygulanmıştır. Osmanlı egemenliğine ilk giren eyalet olmasına rağmen bu sebepten ötürü ve Kuloğullarını yönetimden uzaklaştıran ilk eyalet olması yüzünden mahalli Kuloğlu Hanedanlarının tesis edildiği Tunus ve Libya’ya nazaran Osmanlı etkisi sınırlı kalmıştır. Bu yaşananlar da Cezayir Kuloğullarının toplumsal etkinliğinin diğer iki ülkedeki kardeş topluluklara kıyasla daha az olmasını açıklamaktadır.

Garp ocakları içinde en büyük donanmaya sahip olan Cezayir’de eyalet gelirlerinin büyük bir kısmı korsanlık yoluyla sağlanırdı. Akdeniz dışında da faaliyet gösteren korsanlar, Cebelitarık Boğazı’nı geçip Kanarya adaları, İngiltere, İrlanda, Hollanda, Danimarka, hatta İzlanda adasına kadar uzandılar. Korsanlık faaliyetleri kapsamında Danimarka ve ABD gibi ülkelerle savaşlara girilmiş ve bu devletlerle çeşitli anlaşmalar dahi imzalanmıştır. ABD ile Cezayir Eyaleti arasında 1796 yılında imzalanan Trablus Antlaşması buna bir örnek olarak gösterilebilir. Bu antlaşma, ABD tarihinde yabancı dilde yazılmış tek antlaşmadır ve yine ABD tarihinde yabancı bir devlete ilk ve tek sefer vergi ödenmesi kabul edilmiştir.

Libya’daki gibi eyalet merkezi ve etrafındaki sahil şeridi boyunca yerleşmiş bulunan Kuloğullarının Libya’daki Mısrata şehri gibi baskın güç olduğu şehirler Tlemsen ve Konstantindir.

Cezayir’in Osmanlı hakimiyetinden çıkıp 1830’da Fransa’nın İşgaline girmesiyle beraber ülkedeki bekâr yeniçeriler gemilerle Anadolu’ya ve adalara gönderilirken Kuloğullarına mensup aileler ise çok farklı ülkelere göç etmeye başlamıştır. 1830’dan sonra verilen göçlerle oluşan Cezayirli diasporasında önemli bir yer teşkil eden Kuloğulları başta Osmanlı hakimiyetindeki çeşitli bölgelere yerleştirilirken Fas, Fransa ve İngltere’ye de azımsanamayacak miktarda göç vermişlerdir. Bu göçler sayesinde Paris ve Londra’da oluşan Kuloğulları toplulukları halen varlık göstermektedirler. [6]

2008 T.C. Cezayir Büyükelçiliği raporuna göre Osmanlı döneminde buraya gelip yerleşen 600-700 bin Türk kökenli kişinin yaşadığı bilinmektedir. Fransız Büyükelçiliği, kendi kayıtlarına göre bu rakamın 2 milyon civarında olduğunu açıklamaktadır. [7]

Prof. Dr. Kamal el Korso’nun yaptığı açıklamaya göre Cezayir’de yapılan araştırmalar neticesinde Osmanlı egemenliğindeki üç asırda 175 bin Türk askerinin Cezayir’e geldiği sonucuna varılmıştır. “Cezayir’e gelen Türk askerleri kıyı şehirlerinde yerleştiler. Bu gün de, Cezayir Türkleri, Cezayir’in kıyı şehirlerinde yaşamaktadırlar. [8]

Tunus’taki Kuloğulları Varlığı

1534’te Barbaros tarafınan fethedilerek Osmanlı hakimiyetine giren Tunus, 1535 yılında Şarlken tarafından geri alınamasından sonra 1574’e dek Hafsi Hanedanı’nın yönetiminde kalmış ve 13 Eylül 1574’te Uluç Ali Reis ile Sinan Paşa’nın Tunus şehrini ele geçirmesiyle birlikte Tunus’ta 1881’e kadar kesintisiz sürecek olan Osmanlı egemenliği başlamıştır. 1591’de gerçekleşen darbeyle birlikte yönetim dayıların eline geçmiş ve böylece Garp Ocaklarındaki ilk yerel otorite tesisi Tunus’ta gerçekleşmiştir.

1610-1637 yılları arasında Tunus dayısı olan Yusuf Dayı, 1613’te Korsika asıllı mühtedi bir köle olan Murad’ı bey olarak tayin etmiştir. İstanbul’dan kendisine verilen beylerbeyilik ve paşalık unvanı verilmesiyle nüfuzunu artıran Murad Bey eyaletin idaresini kendisi hayattayken oğluna devredince Murâdîler adı verilen dönemi başlatmış oldu. XVIII. yüzyıl başlarına kadar hükümran olan Murâdîlerden sonra beylik 1705’ten itibaren Girit asıllı bir sipahi olan Hüseyin Bey’in soyundan gelenlerin eline geçti. Ailelerin eyalet yönetiminde yetki sahibi olmasıyla beylerbeyi tayininde aksamalar görüldü ve İstanbul iktidarı elinde tutan aile fertlerinin görevlerinin onaylamakla yetindi. Uzun yıllar süren beylerbeyi, dayı ve vatan beyleri mücadelesinden sonra Vatan beyi (Emîrü’l-Evtân) Hüseyin Bey’in dayılık ünvanını 1705’te tamamen kaldırmasıyla birlikte kendisine İstanbul’dan beylerbeyilik ünvanını tevcih ettirdi.  Böylelikle Tunus vatan beylerinin hâkimiyetine girmiş oldu. Bu dönemde Tunus eyaletinde tek yetkili Tunus beyi oldu; hem dayının görevlerini hem de Osmanlı Devleti adına İstanbul’dan gönderilen beylerbeyilerin sorumluluğunu tek başına üstlendi.

1881 tarihine kadar Osmanlı vassalı olarak devam eden Hüseynî Hanedanı bu tarihten sonra Fransız vassalı olarak varlığını 1957 yılına kadar sürdürmüştür. 1957’de bağımsız Tunus Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte beylik dönemi de tarihe karıştı.

Zaman içinde İstanbul ile iletişimin azalmasıyla beraber Tunus, nispeten özerk bir yönetime geçmiş ve bu sayede yönetim kademesinde kendilerine yer bulamayan Kuloğulları eyalet idaresine verdikleri destek sebebiyle önemli kamu görevleri üstlenmişlerdir. Aynı şekilde Tunus’taki ıslahat hareketleri de Osmanlı Devleti’nden bağımsız ilerlemekteydi.

Tunus Türkleri, Tunus anayasasında tanımlanmış azınlıklardan biridir. Sayıları çeşitli kaynaklara göre 500 bin ila 2 milyon arasında değişmektedir. 2012’de, Tunus’taki Türk varlığı nedeniyle Türkçe eğitim programına dahil edilmiştir. Bugün bile birçok Türk, başlangıçta önemli sayıda Türk soylu tüccarların yönlendirdiği Souq el-Trouk’ta (Türk Çarşısı) iktisadi faaliyetlerine devam etmektedir.

Tunus, Mehdiye, Hammamet ve Cerbe Adası’nda ağırlıklı olmak üzere yerleşmiş olan Tunus’taki Kuloğullarının Libya’daki Mısrata şehri gibi baskın güç olduğu şehir Mehdiye’dir. Ayrıca ülkenin kuzeyinde yer alan Hammam El Gezaz (Hammam Ghezèze), Arapçada “Oğuz hamamı” anlamına gelir ve bu yörede de yoğun bir şekilde Oğuz kökenli Türkler yaşamaktadır.

Günümüzdeki Kuloğulları

Cezayir Tunus ve Libya’nın geçmişinde oldukça etkili olan bu topluluk günümüzde de bünyesinden önemli şahsiyetler çıkartmaktadır.

Cezayir’deki ünlü Kuloğullarına; Fransızların dünyaca ünlü film yıldızı İsabelle Adjani, Cezayir devlet başkanlarından Abdülaziz Buteflika, Cezayir’in Fransız işgal güçlerine karşı gerçekleştirdiği direnişin öncü isimlerinden Ahmet Messali, ünlü milliyetçi liderlerden Ahmet Tevfik, Fransa’nın 1959-62 yılları arasında devlet bakanlığı görevini yürüten Nefise Sid Cara, Cezayir Gizli Servisi DRS’nin başında bulunan General Muhammed Medyen (1990-2015), yerine getirilen Osman Tartak (2015-19), ünlü müzisyen Muhyiddin Başterzi ve ünlü ressam Muhammed Rasim örnek gösterilebilir. [9]

Tunus’taki ünlü Kuloğullarına; 1986-1987 arasında Tunus başbakanlığı yapan Raşid Sfar, Tunus’ta kısa hikâye türünün babası sayılan Ali Douagi (Ali Duacı), Tunus’ta televizyonculuk ve tiyatroculuğun öncüsü olan Muhammed Lehbib, feminist hareketin öncülerinden Esma Belhoca ve Nazlı Fadıl ve uluslararası aktris Afef Jnifen örnek gösterilebilir.

Libya’daki ünlü Kuloğullarına; Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac, aynı kabinenin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, eski Libya Başbakanları Muhammed Sakızlı ve Ahmet Maytik, Libya Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Muhammed Suvan, Parlamento üyesi ve Vatan Birliği’nin kurucusu Abdel Rahman al-Suwayhili ve 1918 yılında kısa süren Trablusgarp Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı Ramazan el-Suwayhili örnek gösterilebilir.

Kesintili süreçlerle tekrardan gündeme gelen bu bölge ve bu topluluk gelecekte de oldukça konuşulacak gibi duruyor.

Ülke nüfuslarına oranla Kuzey Afrika’daki en yoğun Türk yerleşiminin olduğu Libya’da Kaddafi’nin iktidara gelmesinden bu yana temsiliyet sorunu yaşayan Kuloğullarının yaşanan bu süreçlerden sonra Libya içindeki etkinliklerinin artması beklenmektedir.

  Kuzey Afrika’da Unutulmuş Türk Varlığı: Kuloğlu Türkleri

KAYNAK

[1] Ahmet Kavas. “Kuzey Afrika’da Bir Osmanlı Nesli: Kuloğulları”, Osm.Ar., XXI (2001), s.31-68.

[2]https://www.dailysabah.com/politics/2020/01/24/haftar-deliberately-targeted-libyas-turkish-diaspora

[3]https://en.wikipedia.org/wiki/Turks_in_Libya

[4]https://www.nytimes.com/2014/08/25/world/africa/libyan-unrest.html

[5]https://ahvalnews.com/tr/libya/turkiyenin-arap-baharindan-beri-kulogullari-asiretiyle-iliskisi-vardi

[6]https://en.wikipedia.org/wiki/Turks_in_Algeria

[7]https://web.archive.org/web/20140224232308/http://www.musavirlikler.gov.tr/upload/DZ/ulke-raporu-2008.doc

[8] https://turan.org/cezayirde-unuttugumuz-turk-varligi-2/

[9] https://ahvalnews.com/tr/cezayir/isabelle-adjaniden-buteflikaya-cezayirin-turk-asilli-meshurlari

Taştekin, Fehim. “Libyalı Türkler Türkiye’nin Truva atı mı?” Ağu.2019, https://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/originals/2019/08/turkey-libya-are-libyan-turks-ankaras-trojan-horse.html.

Yetim, Fatih. “Libya’da yaşayan ‘Köroğlu Türkleri’ kimdir?” Oca.2020, https://tr.euronews.com/2020/01/15/libya-da-yasayan-koroglu-turkleri-kimdir.

https://en.wikipedia.org/wiki/Kouloughlis

https://islamansiklopedisi.org.tr/libya

https://islamansiklopedisi.org.tr/kuloglu–garp-ocaklari

https://islamansiklopedisi.org.tr/tunus

https://islamansiklopedisi.org.tr/cezayir

https://en.wikipedia.org/wiki/Ottoman_Tripolitania

https://en.wikipedia.org/wiki/Ottoman_Tunisia

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
3 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Hikmet Bayındır

Öncelikle bilinmelidir ki tarihi bilgiler verilirken kronolojik sıralamaya dikkat edilir. [2] TEKNİK HATA- TARİHE DİKKAT ETMELİSİNİZ. “kölemenlerden gelmektedir.” böyle bir şey yok. Arapça kaynak taramadığız belli. Libya topraklarındaki son kral “Sidi Muhammed İdris El Mehdi es-Senusi” DEĞİLDİR. ( Yok orada Libya Krallığı yazıyordu gibi bir gaflete düşüp cevap yazmayın, ne dediğimi iyi biliyorum.) Araştırın, öğrenin ! ‘ Şeyh İdrîs es-Senûsî, o yıllarda yeni oluşturulan bürokrasisi için Türkiye’den uzmanlar almaya başladı, bu uzmanlardan biri olan Arap Kaymakam lakaplı soyu Kuloğulları Türklerine dayanan Sadullah Koloğlu başbakanlığa kadar yükseldi. ‘ bu cümle ne böyle ? İnsanlarla dalga mı geçiyorsunuz yazar bey Allah aşkına?… Daha fazlasını oku

Emre

Yazınız yada kitabınız varmı öğrenelim nasıl yazılıyormuş

iDRİSY

Teşekkürler. Umarım dernekleşme ve partileşme durumları iyi durumdadır inşaalah