Küreselleşme: Ekonomik, Kültürel ve Askeri Boyutları

Okunma Süresi: 17 dk 9 sn

Bir bilim insanı Orta Afrika’da çalışmalarına başlarken köye davet edilmiştir. Dış dünyadan yalıtılmış bu toplulukta kendilerine özgü birşeyler öğrenme amacıyla gittiği köyde Basic İnstinct (Temel İçgüdü) filminin topluca seyredilmesinden başka bir şey görmemiştir. Üstelik film henüz Londra’da bile vizyona girmemişken! Giddens, bu durumun basit şekilde modern araçların (televizyon, bilgisayar, videolar) yaşamımıza dâhil olmasıyla açıklanamayacağını ifade etmekte ve şunları belirtmektedir: “Biz yaptığımız şeylerin hemen her yönünü etkileyen bir dönüşümler çağında yaşıyoruz. İster daha iyi ister daha kötü yönde olsun, hiç kimsenin tam olarak anlamadığı, ama etkisini hepimiz üzerinde hissettiren bir küresel düzene doğru sürüklenmekteyiz.”[1]

Küreselleşme Asya krizinden itibaren yöneltilen eleştiri ve protestolara rağmen özellikle teknolojik imkanların gelişmesiyle daha geniş alanlarda etkisini hissettirmektedir. Bu sürecin ideolojik veya başka sebeplerle karşısında olmak, dünyanın en büyük GSYH’sine sahip olunsa bile yeterli değildir. Artık bir organizma gibi gelişimi tüm insanların ortak eylemleriyle artmakta olan küreselleşme; köyler, gecekondu mahalleleri, merkezi iş alanları veya yaş grupları fark etmeksizin herkesi dünyanın gündemine yöneltebilmektedir. Malatya’da bir köy kahvesinde ABD başkanlık seçimleri tartışılırken, Travnik’te Çin’in büyüyen güç olarak kendisini tehdit ettiği konuşulmakta, Kum’da bir medrese duvarında sosyal medyanın etkisine dikkat çekilmekte, Buenos Aires üniversitesinde öğrenciler küresel modanın ürettiği kıyafetlerle “küreselleşme”yi eleştirmekte, Hamburg’da G20 zirvesi öncesi küreselleşme karşıtları küresel iletişim araçlarını kullanarak organize olabilmektedir.

Sözlükte, kelime anlamı “Uluslararası düzlemde yaygınlaşmış iktisadi etkinliklerin işlevsel anlamda birbirlerine eklemlenmesi olarak ifade edilen “küreselleşme” İngilizce’deki “globalization” (bütünsellik” ve aynılaşma anlamlarına gelmektedir) kelimesinin Türkçe karşılığıdır. 2000’li yıllardan itibaren sıkça bahsedilen küreselleşme[2]  Corona virüsü ile ilgili komplo teorilerinin’de merkezinde yer almaktadır.

Kelime ilk kez Reise ve Davies’in 1944 yılında yayınlandıkları Gezegen Demokrasisi, Bilimsel Hümanizm ve Uygulamalı Anlamı adlı eserde ifade edilmiştir. Dünya’nın küresel bir köy olduğu tanımı ise 1963 yılında Marshall McLuhan’ın İletişimdeki İncelemeler adlı eserinde yapılmıştır.[3] Sonraki dönemlerde ise kavram yaygınlaşarak akademi ve finans dünyasında kullanılmıştır. Kavramın ortaya atıldığı dönem aynı zamanda soğuk savaşın henüz devam ettiği ve iki kutuplu dünyada yaşayan insanların bir diğeri hakkında rahatlıkla bilgi sahibi olamadığı, seyahat edemediği, dünya çapında gerilim ve duvarların varlığını koruduğu bir dönemde ortaya çıkması dikkat çekicidir.

Kelime anlamı ise dünyanın giderek daha fazla bütünleşmesi, aynılaşması ve birbirine bağımlı olmasını ifade etmektedir.

2019 Bilderberg Toplantısı, The Fairmont Le Montreux Palace Hotel, İsviçre

Küreselleşme’nin Başlangıcı

Küreselleşme’nin ne zaman ortaya çıktığı bir tartışma konusudur. Tarım devrimi, Büyük İskender’in fetihleri, Roma imparatorluğu, Coğrafi keşifler, Sanayi devrimi gibi birçok döneme dayandıran farklı düşünürler bulunmaktadır. Alanın ünlü düşünürlerinden George Modelski, küreselleşmenin başlangıç dönemini İslam Dünyası’nın onuncu yüzyıl dolaylarında başlattığını belirtir. İslam Dünyası’nın; Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Hindistan ve Endonezya’ya kadar uzanan geniş bir alanda siyasi birlikteliği sağlaması, kültürel gücü ve eğitim kurumlarıyla ileri düzeyde bir medeniyet ortaya koyması gibi hususlarla İslam üzerinden küresel bir düzen gerçekleştirmesini dayanak alarak temellendirir.[4]

Fakat küreselleşme’nin yakın dönemde ortaya çıktığını belirten birçok düşünür’de bulunmaktadır. Başlangıç tarihi olarak şu olaylara vurgu yapılmaktadır;

  • 1956 İlk transatlantik telefon kablosu döşenmesi
  • 1957 Sputunik uydusunun uzaya fırlatılması
  • 1962 Telstar uydusunun fırlatılması ve ilk transatlantik televizyon yayınlarının başlaması
  • 1966 Dünyanın yekpare bir uydu fotoğrafının yayınlanması
  • 1988 Arpanet temelli modern internetin kurulması
  • 2001 11 Eylül Saldırıları

Daha kapsamlı başlangıç noktası ise şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Dünya Savaşından sonra ABD’nin küresel güç olarak çıkışı
  • Çokuluslu şirketlerin ortaya çıkışı
  • Sovyetler Birliğinin Çöküşü ve Soğuk Savaşın sona ermesi[5]

Küresel Entegrasyon

Küreselleşme sürecine entegrasyon farklı derecelerde devam etmektedir. Örneğin; ABD, Kanada, Avrupa Birliği, Japonya, Rusya ve diğer G-8 ülkeleri küreselleşmeye büyük oranda entegre olan bölgelerdir. Küreselleşmeye entegre olmaya çalışan ülkeler grubunda da Güney Kore, Malezya, Endonezya, Türkiye, Brezilya, Meksika, Hindistan gibi ülkeler yer almaktadır.[6]

Bunların haricinde küreselleşme sürecine direnen ülkelerde bulunmaktadır. Bu gibi ülkeler genellikle ideolojik görüşler, siyasi nedenler ve küreselleşme sürecinden korktukları ya da güvenmedikleri için söz konusu yapıya entegre olma konusunda çekingen davranmaktadırlar. Bu ülkeler grubunda İran, Küba ve Kuzey Kore yer almaktadır.[7] Yakın dönemde Venezuella’da bu eğilim görülmektedir.

Hangi ülkenin ne kadar küreselleştiğiyle ilgili olarak Siyasi, Sosyal ve Ekonomik parametrelere göre değerlendirme yapan Küreselleşme Endeksi (KOF Globalisation Index) yol gösterici olacaktır.

Dünya’nın En Küreselleşmiş Ülkeleri

Küreselleşme endeksi sonuçlarına göre ABD 23, Türkiye ise 56.sırada yer almaktadır. Sonuçlar analiz edildiğinde küreselleşme’nin ana omurgasını Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır ve dünya’nın her yıl daha fazla küreselleştiği görülmektedir. [8]

Küreselleşme süreci üzerine yapılan tartışmalarda taraflar 3 gruba ayrılmaktadır. Bunlar; küreselleşmeyi savunan aşırı küreselleşmeciler, küreselleşmeye kuşkuyla bakan şüpheciler ve her iki tarafa da eleştiriler getiren dönüşümcülerdir.

Küreselleşme’nin Tarafları

Küreselleşme süreci üzerine yapılan tartışmalarda taraflar 3 gruba ayrılmaktadır. Bunlar; küreselleşmeyi savunan aşırı küreselleşmeciler, küreselleşmeye kuşkuyla bakan şüpheciler ve her iki tarafa da eleştiriler getiren dönüşümcülerdir.

1-) Aşırı Küreselleşmeciler

Aşırı Küreselleşmeciler, küreselleşme sürecini destekleyen gruptur. Bu grupta yer alan kişiler küreselleşmenin giderek ulus devletleri etkisi altına aldığını ve bu sebeple herkesin küresel piyasa ilkelerine tabi olması gerektiğini ileri sürmektedir. Onlara göre küreselleşme süreci karşı konulamaz bir durumdur. Küreselleşmenin etkisini kırmaya yönelik bütün politikalar başarısız olacaktır.[9] Aşırı Küreselleşmecilere göre artık ulus-devlet çağı sona ermiştir Japon Kenichi Ohmae, 1998 Asya ekonomik krizinin küreselleşme gerçeğini tüm hatlarıyla ortaya koyduğunu ileri sürmektedir.[10] Ayrıca Bilderberg toplantılarına katılımcılarının ve paydaşlarının bu alanda olduğu düşünülmektedir.

Küreselleşme Durumu 1970-2017

 (Küreselleşme Endeksi)

Aşırı Küreselleşmeciler, ekonomik küreselleşmenin yaşanmasıyla birlikte “ulusallıktan çıkış” yaşanarak “sınırı olmayan” bir ekonomik düzleme geçileceğini ön görmektedir. “…pek çok hiper-küreselleşmeci ekonomik küreselleşmenin geleneksel ulus-devletlerin yerini, dünya toplumunun başlıca ekonomik ve politik birimleri olarak alan veya yerini sonunda alacak olan toplumsal organizasyonun yeni biçimini inşa ettiğine inanmaktadır.[11]

2-) Şüpheciler

Şüpheciler, küreselleşme kavramına olumsuz şekilde yaklaşan gruptur. Bu grupta yer alanlar küreselleşmenin etkisi altına aldığı ekonomik faaliyetlerin önceki dönemlerden farklı olmadığını savunmaktadır. Çoğu ülke gelirlerinin yalnız küçük bir kısmını dış ticaret vasıtasıyla elde ettiğini, ülkelerin ticari ilişkilerini eskiden olduğu gibi yakın çevreleriyle sürdürdüğünü belirtmektedirler. Bu konuda Avrupa Birliği ülkelerinin kendi içinde ticaret yapması örnek olarak gösterilmekte, benzer durumların Asya ve Pasifik bölgelerinde de yaşandığı ifade edilmektedir.[12]

Şüpheciler küresel medeniyetin ortaya çıkışından çok, medeniyet bloklarına ve etnik parçalanmaya vurgu yapmaktadırlar. Bu konuda en büyük eleştirilerden birisini  “Medeniyetler Çatışması” teorisiyle Huntington getirmektedir. Huntington, “evrensel medeniyet” fikrini Batı dünyasının dışında kalan toplumların benimsemediği, bu fikrin kimi toplumlarda tehdit olarak algılandığı, Soğuk Savaş sonrasında toplumların sadece demokrasiye yönelmeyip otoriterizm, milliyetçilik, piyasa kominizmi, dinî kaynaklardan beslenen otoriteler gibi birçok alternatiflerin ortaya çıktığını belirtmektedir. Ayrıca halklar arasında iletişimin artmasını ortak bir kültürün meydana getirmeyeceğini belirtmiştir.[13]

3-) Dönüşümcüler

Dönüşümcülere göre küreselleşme bugüne kadar eşi görülmemiş bir noktaya ulaşmıştır ve bu süreçle birlikte dünyada büyük değişiklikler yaşanmaktadır.[14] Fakat bu durumu, tek bir küresel sistemin veya küresel toplumun gelişimine delil olarak kabul etmemektedirler. Dönüşümcüler, küreselleşme süreciyle birlikte kimi toplumların küresel sistemden olumsuz şekilde etkilenirken bazı toplulukların da giderek marjinalleştiklerinin altını çizmektedir.[15]

Dönüşümcülere göre küreselleşme sürecinin meydana getireceği sarsıntıları kestirmek şu an için güçtür. Bu sebeple küreselleşmenin gelecekteki ekseni hakkında herhangi bir teori ortaya koymamaktadırlar.[16] Aşırı Küreselleşmeci ve Şüphecilerin üzerinde durduğu ulus devletlerin otoritelerini, güçlerini ve fonksiyonlarını yeniden yapılandırmakta olduğuna inanmaktadırlar. Küreselleşme ile birlikte kendi toprakları üzerinde tek komuta merkezi olmadığını belirtirken, bu egemenliklerini tamamen kaybettiklerine de karşı çıkmaktadırlar.[17] Örneğin Dönüşümcü yazarlardan Giddens, çok uluslu şirketlerin çoğu ülkelerin GSYH’sinden daha fazla gelire sahip olmalarını tek başına yeterli olmadığının altını çizmektedir. Giddens’e göre şirketler, devletlere rakip olamaz. Devletlerin toprak hakimiyeti, polis ve orduya sahip olmaları hiçbir şirketin sahip olamadığı güçlerdir. Devletlerin güçlerini ekonomiden değil, egemenliklerinden almakta olduğunu belirtmektedir.[18]

Tablo:  Küreselleşme Tarafları

  Aşırı Küreselleşmeciler Şüpheciler Dönüşümcüler
Yeni olan nedir? Küresel bir çağ Ticaret blokları (AB, Asya-Pasifik, Kuzey Amerika), önceki dönemden daha zayıf coğrafi yönetim Tarihsel olarak daha önce hiç duyulmamış küresel karşılıklı bağımlılık düzeyi
Baskın özellikler Küresel kapitalizm, küresel yönetim, küresel sivil toplum Dünya 1890’lardan daha az birbirine bağımlı Yoğun ve kapsamlı bir küreselleşme
Tarihsel yörünge Küresel medeniyet Bölgesel bloklar/medeniyetler çatışması Belirsiz: küresel entegrasyon ve parçalanma
Özet argüman Ulus-devletin sonu Uluslararasılaştırma devlet kabulüne ve desteğine dünya bağlıdır Devlet gücü ve siyasetini dönüştüren küreselleşme

Kaynak: Held, McGrew, Goldblatt, Perraton, s.177.

Küreselleşme’nin Boyutları

Küreselleşme’nin çevre, spor, bilim, sanat, edebiyat, sağlık, turizm, yiyecek, iletişim gibi birçok alandaki boyutundan bahsedilebilir. Fakat temel bir yazı planlandığı için kısaca küreselleşme’nin siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel boyutları incelenecektir.

Küresel Devlet

Yönetim Biçimi: Demokrasi Meclis: BM Genel Kurulu Para Birimi: Dolar
Dil: İngilizce Vatandaşlık: Küresel Vatandaş Başkent: New York
Ekonomik Model: Kapitalizm GSH: 85.931 Trilyon Dolar Banka ve Fon: Dünya Bankası, IMF
Güvenlik Kurulu: BM Güvenlik Konseyi Ordu: NATO Polis: İnterpol
Kalkınma Bakanlığı: OECD Spor Bakanlığı: IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) Sağlık Bakanlığı: WHO (Dünya Sağlık Örgütü)
Yardım Kuruluşu: IFRC Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı: UNESCO Tarım Bakanlığı: FAO (Dünya Gıda ve Tarım Örgütü)
Sendika: ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Turizm Bakanlığı: UNWTO (Dünya Turizm Örgütü) Adalet Baknlığı: Lahey Uluslararası Adalet Divanı
İletişim Bakanlığı: ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) Şehircilik ve Çevre Bakanlığı: UN-HABITAT (Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı) Sanayi Bakanlığı: UNIDO (Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü)

Tablo, yazarın elde ettiği bilgiler doğrultusunda yoruma dayalı tasarlanmıştır.

1-) Küreselleşmenin Siyasi Boyutu: Demokrasi

Küreselleşmenin siyasi omurgası demokrasidir. Küreselleşmeyle birlikte demokrasi, tarihte hiç olmadığı kadar geniş bir alanda uygulama şansı bulmuş ve evrensel bir nitelik kazanmıştır.[19] Küreselleşme, artan küresel iletişim ve bilişim araçlarıyla demokrasinin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.[20] Sivil toplum kuruluşlarının öne çıkması, yerel yönetimlerin güç kazanmaları, küreselleşmenin siyasi yönündeki diğer etkilerine örnek olarak paylaşılabilir. Artık siyasal odak noktası ulusal devletler değildir. Dünya siyasetini belirleyen irili ufaklı birçok bileşen mevcuttur.[21]

Demokrasinin küreselleşmesini gösteren önemli araçlardan birisi EIU tarafından her yıl yayınlanan demokrasi endeksidir. Endeksin 2019 raporunda rapora dahil edilen 167 ülkenin 113’ü demokratik olarak gösterilmektedir. Demokratik ülkeler içerisinde sınıflandırma yapıldığında ise 22 ülke kusursuz demokrasi, 54 ülke kusurlu demokrasi, 37 ülke karma rejim, 54 ülke ise otoriter rejim olarak gösterilmiştir. Endeks raporuna göre dereceleri farklılaşmakla birlikte dünya nüfusunun %64.4’ü demokratik rejimler tarafından yönetilirken, %35.6’sı otoriter rejimler altında yaşamaktadırlar.[22] Demokrasi dünya genelinde küresel bir siyasî yapı olarak belirmekte ve düzey farklılıkları olmakla birlikte geniş bir uygulama alanı bulmaktadır.

Demokrasi Endeksi 2019

2-) Küreselleşmenin İktisadi Boyutu: Kapitalizm

“Küresel kapitalist ekonomiye katılmak ülkenizi halka açık bir şirkete dönüştürmek gibidir ama hissedarlar artık sadece kendi seçmeniniz değildir. Onlar, dünyanın neresinde olursalar olsunlar elektronik sürünün üyeleridir ve daha önce söylediğim gibi dört yılda bir oy vermezler. Yatırım fonları, emeklilik fonları, aracı kurumlar ve daha birçok şey aracılığıyla kendi evlerinin bodrum katında internet kanalıyla saatte bir oy verirler.”[23]

Küreselleşmenin iktisadî omurgasını kapitalizm oluşturmaktadır. Kapitalizmin küreselleşmesi, 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir.[24] Bu süreçte gelişmiş ülkelerin Breeton Woods anlaşmasıyla dolar, altın ve tüm para birimlerine endekslemesi[25], Dünya Bankası, IMF ve GATT (Sonradan Dünya Ticaret Örgütü) gibi örgütlerin faaliyetleri, küresel kapitalizmin yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca bölgesel örgütlerde ticari kısıtlamaların kaldırılması için çalışmış, mal ve hizmetlerin engelsiz olarak akışı için bütünleşme sürecini hızlandırmıştır.

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve 1991 tarihinde SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Sosyalizm büyük bir yara alarak dünya genelinde etkisini yitirmeye başlamıştır. SSCB’nin kontrolü altındaki ülkelerin bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra serbest piyasa ekonomisini benimsemesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin “’kapitalizmi sosyalizmin yararı amacıyla kullanılması’’[26] savıyla serbest piyasa modeline geçiş yapması kapitalizmi küreselleştirmiştir. SSCB’nin en büyük mirasçısı Rusya’nın da kapitalizmle bütünleşmesi bu durumun ilginç göstergelerinden birisidir.[27]

Fotoğraf: Coco-Cola HBC Russia

(Konuyla ilgili Elveda Lenin filmi tavsiye edilmektedir)

Sonuç olarak küresel kapitalizm, de-facto rakibi olan sosyalizme karşı kesin zafer elde etmiştir. Fakat bununla birlikte 1929 ekonomik buhranıyla Adam Smith’in “görünmez el” fikri’nin revize edilmesi, serbest piyasanın tam anlamıyla uygulanamaması, tröstlerin ortaya çıkması, gelir dağılımlarında dengesizliğin sürekli olarak artması gibi nedenler kapitalizmin birçok kez sorgulanmasına neden olmuştur.

Küreselleşmenin Sosyal Boyutu: Küresel Kültür

Merkezi Amerika’da bulunan uluslararası bir şirketin Londra’daki bürosunda çalışan genç İngiliz, işi bitince Japon yapımı arabasına binerek evine döndü. Alman mutfak gereçleri ithal eden bir firmada çalışan eşi çok küçük İtalyan arabasıyla daha kolay ilerlediği için eve ondan önce gelmişti. Yeni Zelenda pirzolası, California havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabından oluşan sofrada akşam yemeklerini yedikten sonra, Fin yapımı televizyonlarında İngilizlerin Falkland Adalarını alışına dair bir program seyrettiler. Program sonrasında İngiliz olmanın mutluluğuyla sevindiler.”[28]

Kültür, toplumların değerlerini, davranış kalıplarını ifade etmesiyle toplumların anlam dünyalarını yansıtmaktadır. Kültür, toplumlara göre çeşitlilik göstermekte ve çağlara göre değişiklikler arz etmektedir. Toplumlar çağlar boyunca kültürel etkileşim içinde bulunmuşlardır. Fakat modern çağda bilgi teknolojisinin gelişmesiyle bu irtibat artmış, kültürlerin etkileşimi hızlı bir şekilde ivme kazanmıştır. Bu durum aynılaşmaya başlayan ortak bir kültürü, kültürel küreselleşmeyi ortaya çıkarmaktadır.[29]

Günümüzde küreselleşmeyle birlikte gelişen bir “küresel kültür” vardır. Bu kültür, kökeni ve içeriği bakımından ABD ağırlıklı gelişmektedir.[30] Kültürel küreselleşmenin oluşmasında en önemli faktörlerden birisi İngilizcedir. İngilizcenin yanında küresel kültür, modern iş dünyası ve entelektüel çevreler aracılığıyla yine ABD ekseninde gelişimini sürdürmektedir. Küresel kültürün bir diğer dışa vurulma aracı popüler kültürdür. Bu kültür çoğu yine ABD merkezli şirketler (McDonald’s, YouTube, Starbucks vb.) aracılığıyla yayılmaktadır.[31]

“Küreselleşmenin ekonomik boyutu kimi zaman Mc Donalds markası üzerinden Mc Donaldlaşma olarak okunmaktadır.[32] Küreselleşmenin kültürel boyutu’da günümüzde Netflix firması üzerinden “Netflixleşme (Netflixation)” olarak okunabileceğini düşünülmektedir. Ünlü dizi-film yapım ve dağıtım firması online kütüphaneleriyle 190’ın üzerinde ülkede, 130 milyondan fazla üyesiyle faaliyet sürdürmektedir.[33] Netflix’in önemli etkilerinden birisi her ülkede yerel senaryolarla diziler ortaya çıkarmasıdır. Bu durum her ülkenin Hollywood tekniğiyle diziler üretmesine olanak tanımaktadır. Arjantin’de El Marginal, Türkiye’de Muhafız, İspanya’da La Casa de Papel, Almanya’da Dark, İngiltere’de Black Mirror gibi projelerle çok geniş çevrelere ulaşabilmektedir. Firma’nın küresel çapta popüler kültür üzerinden etkisi her yıl artmaktadır.

Dünya vatandaşları için ortak duyarlılık alanları oluşmuştur; doğaya saygı, yok olmakta olan bitki ve hayvan türleri için kolektif korumacı bilincin oluşması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Ancak ulus devletlerin kimliklerini kaybederek küresel bir kültür veya küresel millet olma durumu dünya genelinde gerçekleşmiş midir?

Pippa Norris, Avrupa Birliğinde ortak bir meclis, pazar, gümrük birliği, para birlikteliği sağlanmış olmasına rağmen birlik içerisindeki ulusların Avrupa kimliği etrafında bütünleşmediğini paylaşır. Alman, İspanyol, İtalyan ve Fransız kimliklerinin gücünü koruduğunu, dünyanın diğer bölgeleri içinde yerel kimliklerin-kültürlerin küresel-kozmopolit kimliklerden daha fazla gücünü koruduğunu, kozmopolit kimliğin sosyo-ekonomik durumla ilişkili olduğunu gösteren net bir kaynağın olmadığını ifade eder.[34]

Huntington Evrensel Medeniyet Fikrini ve Kültürün Küreselleşmesi savını reddeden düşürler arasındadır. Öncelikle uluslararası ticaretin artmasının savaşları önleyeceği tezini reddetmektedir. Nitekim Birinci Dünya Savaşı öncesinde uluslararası ticaret rekor düzeylere ulaştı ancak tarihte eşi benzeri görülmemiş bir savaşlar dizgesini engelleyemedi. Bu bilgiden hareketle “ticaretin barışı desteklemediği” görüşünü paylaşır. Halklar arasında iletişimin artması ortak bir kültürün meydana getireceğini ifade eder. İnsanların kendilerini tanımlarken ne olmadıkları üzerinden tanımlamaları, medeniyetler arasında iletişim, ticaret ve seyahatlerin artması toplumları daha fazla kendi medeniyet kuşağına taşıyacağı görüşüne yöneltmektedir. Donald Horowitz’den alıntı yaparak;  “Bir İbo Owerri İbo olabilir ya da Nijerya’nın Doğu bölgesinden Onitsha İbo olabilir. Lagos’ta ise yalnızca bir İbo’dur, Londra’da bir Nijeryalıdır, New York’ta ise Afrikalıdır.” görüşünü paylaşır.[35]

Huntington ise 1958-1992 yılları arasında konuşulan diller durumunda bir değişikliğin olmadığını; İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça ve Japonca konuşan insanların sayısında önemli bir düşüş olduğunu, Çince (Mandarin Lehçesi), Hintçe, Malay dili, Arapça, Bengalce, İspanyolca ve Portekizce konuşanların sayılarında ise artış olduğunu belirtmektedir. İngilizce konuşanların sayısı 1958’de dünya genelinde % 9.8 iken 1992’de bu oran % 7.6’ya düştüğü, temel batı dillerini (İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca) konuşan insan sayısı 1950 yılında  % 24.1 iken, 1992’de % 20.8’e düştüğünü aktarmaktadır. Ayrıca Huntington “Lingua Franca iletişimde bir araçtır ancak kimlik ve topluluğun kaynağı olmaz’’ der,  Endonezyalı ile Japon bankerin İngilizce üzerinden anlaşmaları onları Batılılaştırmaz ya da İngilizleştirmez şeklinde savını paylaşmaktadır.[36]

4-) Küreselleşmenin Askeri Boyutu: NATO

Küreselleşme’nin askeri omurgasını NATO meydana getirmektedir. Çağlar boyunca birçok askeri örgüt kurulmuştur. Bu askeri örgütler içerisinde en küresel olanını NATO teşkil etmektedir.[37]

Kısa adıyla NATO olarak ifade edilen Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (The North Atlantic Treaty Organization) savunma ve güvenlik merkezli bir pakttır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle pakt için ilk temaslar sağlanmış, 1949 yılında Brüksel’de kuruluş gerçekleşmiştir.  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 5 daimi üye ülkeden 3’ü (ABD, İngiltere ve Fransa) NATO üyesidir.

NATO’nun temel misyonu üye ülkelerin güvenlik ve özgürlüklerini sağlamaktadır.[38] Ancak siyasi misyonu, Nazi Almanya’sından ortaya çıkan boşluğu doldurmaya başlayan SSCB’ye karşı Batı dünyasının bir denge sağlamasıdır. Fakat NATO sadece saldırıyı önlemek veya püskürtmek ilkesi doğrultusunda kalmamış, siyasi ve sosyal açıdan üye ülkelerle birlikte hareket etmeyi hedeflemiştir. Soğuk savaş sonrasında “insani krizlere müdahale misyonu” pakt bünyesine eklenmiştir.[39] 2020 yılında Kuzey Makedonya’nın kabul edilmesiyle birlikte üye sayısı 30’a yükselmiştir. Aktif askeri kuvveti 3.174 milyon, yedek birliklerle birlikte bu sayı 7,5 milyonu bulmaktadır. Ülke nüfuslarının toplamı değerlendirildiğine 932 milyonluk bir nüfusu kapsamaktadır. Ayrıca G-20 ülkelerinden 7’si aynı zamanda NATO üyesidir.[40] NATO partneri ya da diyalog grubunda (Avrupa Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu, Barış için Ortaklık, İstanbul İş Birliği Girişimi, Baltık Hava Polisliği) olan birçok ülke bulunmaktadır. Tüm bu ilişkiler birleştirildiğinde NATO 70 ülke ile doğrudan veya dolaylı olarak pozitif yönde teması bulunan niceliksel olarak incelediğimizde ise küresel tek çok uluslu askeri yapıdır.[41]

Korona Virüsünü Küreselciler mi Ortaya Çıkardı?

Korona virüsüyle ilgili ortaya atılan komplo teorilerinden biriside virüsü küreselcilerin ortaya çıkardığıdır.. Konuyla ilgili kapalı kapılar arkasında bazı şeyler oluyorsa onu bilemeyiz. Ancak bilgiye dayalı olarak şunlar ifade edebilir;

Küreselleşmenin temel dinamiği dünya çapında ortaklığın oluşmasıdır. İnsanların rahatça seyahat edebildiği, diğer insanları ve kültürleri tanıdığı, sermayenin özgürce dolaşım halinde bulunduğu bir düzendir. Fakat günümüzde virüsle birlikte herşey küreselleşmenin tam tersine işlemektedir. İnsanların başka ülke ve toplumları ziyaret etmekten ziyade kendi ülkesinde dahi seyahat edemediği, duvarların yeniden örüldüğü, ulusal mücadelelerin hız kazandığı, yabancı turistlere karşı olumsuz algıların oluştuğu, sermayenin sınırlı bir alanda dolaşabildiği bir dönemdeyiz. Tüm bu sebeplerle küreselleşmecilerin (Tam olarak kimler veya hangi kuruluşların kast edildiği belirsizdir) korona virüsünü ortaya çıkarmaları kendileri açısından oldukça mantıksız gözükmektedir.

KAYNAK

[1] Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, s.19.

[2] Türkiye akademi camiasında oldukça popüler bir kavram olmaktadır. Küreselleşme kelimesinin kullanıldığı 780 yüksek lisans tezi, 236 doktora tezi, 1 tıpta uzmanlık, 4 sanatta yeterlilik çalışması olmak üzere toplamda 1021 teze konu olmuştur. Çalışma alanları dar bir kapsamda kalmamış, Edebiyat, Ekonomi, Reklamcılık ve Güzel Sanatlara kadar birçok farklı disiplin içerisinde çalışılmıştır. Ayrıca yazılan makale ve kitaplar dahil edildiğinde veri çok daha artmaktadır.

[3] Necmi Başkan, “Çeşitli Bağlamlarıyla Küreselleşme Sözcüğünün Anlamları: Küreselleşeme Olgusuna Felsefi Bakış”, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi SBE, 2005), s.25-26.

[4] George Modelski, “Küreselleşme”, Eray Sarıot (çev.),  Küresel Dönüşümler: Büyük Küreselleşme Tartışması, David Held ve Anthony McGrew (hzl.), 1.Basım, Ankara: Phoenix Yayınevi, 2008, s.75-76.

[5] George Ritzer, Küresel Dünya, Melih Pekdemir (çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2011, s.59-63.

[6] Gözen, s.92-94

[7] Gözen, s.94-95.

[8] KOF Swiss Economic Institute, https://kof.ethz.ch/en/forecasts-and-indicators/indicators/kof-globalisation-index.html, Erişim: 17.05.2020.

[9] Sarıtaş, s.396.

[10] Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, s.21.

[11] David Held, Anthony McGrew, David Goldblatt, Jonathan Perraton, “Küresel Dönüşümler, Siyaset, Ekonomi ve Kültür”, Küreselleşme Okumaları, Kudred Bülbül (Ed.), İsmail Aktar (çev.), Ankara: Kadim Yayınları, 2006, s.165-166.

[12] Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, s.20-21.

[13] Samuel P. Huntington, Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, Mehmet Turhan, Cem Soydemir (çev.), 14.Basım, İstanbul: Okyan Us Yayınları, 2015, s.85-89.

[14] Held, McGrew, Goldblatt, Perraton, s.164.

[15] Held, McGrew, Goldblatt, Perraton, s.173.

[16] Held, McGrew, Goldblatt, Perraton, s.172-173.

[17] Held, McGrew, Goldblatt, Perraton, s.174-175.

[18] Anthony Giddens, “Modernliğin Küreselleşmesi” Mehmet Celil Çelebi (çev.), David Held ve Anthony McGrew (hzl.), Küresel Dönüşümler: Büyük Küreselleşme Tartışması, 1.Basım, Ankara: Phoenix Yayınevi, 2008,  s. 84.

[19] Ömer Köse, “Küreselleşme Sürecinde Devletin Yapısal ve İşlevsel Dönüşümü”, Sayıştay Dergisi, Sayı:49, 2003, s.3.

[20] Kudret Bülbül, “Küreselleşme, Kültür Ve Siyaset: Türk Düşünsel Ve Siyasal Yaşamında Küreselleşme Yaklaşımları”, (Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi SBE, 2004), s.183.

[21] David Held, Anthony McGrew,  “Küreselleşmeyi Anlamak”, Ali Serkan Mercan, Eray Sarıot (çev.), David Held ve Anthony McGrew (hzl.), Küresel Dönüşümler: Büyük Küreselleşme Tartışması, 1.Basım, Ankara: Phoenix Yayınevi, 2008, 54-55.

[22] EIU Demokrasi Endeksi, “Democracy Index 2018: Me too?”, s. 2, https://www.eiu.com/public/topical_report.aspx?campaignid=Democracy2018, Erişim: 11.01.2019.

[23] Thomas L. Friedman, Küreselleşmenin Geleceği Lexus Zeytin Ağacı, İstanbul: Boyner Yayınları, 2010, s.189.

[24]  Başak Işıl Çetin, İktisadi Sistemler Bağlamında gelir Dağılımı-Kredi Ekonomisi İlişkisi ve Türkiye, Ankara: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırmaları Merkezi Yayınları, 2013, s.37; Adda, s.126.

[25] Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, Globalleşme Fırsat mı? Tehdit mi?, 1.Basım, İstanbul: Zaman Kitap Yayınları, 2014, s.30-34.

[26] Ronald Coase, Ning Wang, Çin Nasıl Kapitalist Oldu?,  İlkay Yılmaz (çev.), 1.Baskı, İstanbul: BigBang Yayınları (2013 Nobel İktisat Ödülü), 2015, s. 129.

[27] Manuel Castells, ”Küresel Enformasyon Kapitalizmi”, Ezgi Sarıtaş (çev.), David Held ve Anthony McGrew (hzl.), Küresel Dönüşümler: Büyük Küreselleşme Tartışması, 1.Basım, Ankara: Phoenix Yayınevi, 2008,  s.386.

[28] Robin Williams, Towards 2000, Londra: Chatto and Windus Yayınları, 1983, s. 117. Aktaran: Adnan Aslan, “Küreselleşme ve Din”, Köprü Dergisi, No 77, 2002, http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=39 Erişim: 06.04.2019.

[29] Nergiz Gündel, “Kültürel Küreselleşmenin Reklam Mesajlarına Yansıması”, (Yayımlanmamış Doktora Tezi, Selçuklu Üniversitesi SBE, 2010), s.91.

[30] Peter L. Berger, “Küreselleşmenin Kültürel Dinamikleri”, Bir Küre Bin Bir Küreselleşme, Peter L. Berger, Samuel P. Huntington (ed.), Ayla Ortaç (çev.), İstanbul: Kitap Yayınevi, 2003, s.10; Sarıtaş, s.411.

[31] Berger, s.11-15.

[32] Rana A. Aslanoğlu, Kent, Kimlik ve Küreselleşme, 1.Basım, Bursa: Asa Yayınevi, 1998, s.161.

[33] Netflix, https://ir.netflix.com/ir-overview/profile/default.aspx, Erişim: 12.01.2019.

[34] Pippa Norris, “Küresel Yönetişim ve Kozmopolit Davranışlar”, Bülent Özçelik (çev.), David Held ve Anthony McGrew (hzl.), Küresel Dönüşümler: Büyük Küreselleşme Tartışması, 1.Basım, Ankara: Phoenix Yayınevi, 2008, 340-349.

[35] Samuel P. Huntington, Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, Mehmet Turhan, Cem Soydemir (çev.), 14.Basım, İstanbul: Okyan Us Yayınları, 2015, s.85-89.

[36] Huntington, s.76-79.

[37] Ritzer, s.406.

[38] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü”, http://www.mfa.gov.tr/nato-tarihce.tr.mfa  Erişim; 17.10.2017.

[39] Erkan Portakal, “Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) ve Varşova Paktı’nın Kuruluş Süreci ve NATO’nun İlk On Yılı” (Yayımlanmamış Yüksek Linsan Tezi, Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2013) s.154.

[40] NATO, “Defence Expenditure of NATO Countries (2010-2017)”, 2017, s.10, http://www.nato.int/cps/en/natohq/news_145409.htm, Erişim: 26.08.2017.

[41] NATO, “Partners”, http://www.nato.int/cps/en/natohq/51288.htm Erişim: 26.08.2017.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments