Çevresel Güvenlik ve Tehditleri

Okunma Süresi: 5 dk 45 sn

Çevresel güvenlik, çevresel bozulmaların güvenliği tehdit etmesi olarak kavramlaştırılabilir (Kaypak, 2012:11). Günümüzde çevresel bozulmaların insanların, doğanın ve doğal yaşamın, devlet gibi varlıklar üzerinde yarattığı etkiler ve sonuçları güvenlik kavramıyla açıklanmaktadır. Çevre ve güvenlik ilişkisinin bu nedenle uzun bir gelişim süreci olmuştur.

İnsanlar tarihte iki köklü değişim yaşamıştır. Bunlardan biri tarım faaliyetlerinin başlaması ile birlikte yerleşik hayata geçilmesi, ikincisi ise sanayileşmedir; bu değişimin çevre üzerindeki etkileri, birinci değişimin etkisinden çok daha büyük boyutlarda olmuştur. Bunun en büyük nedeni ise kullanılan enerji kaynakları ve üretilen enerji miktarında yaşanan artıştır. Fosil enerji kaynaklarının tüketiminde yaşanan büyük artışın, insanlık tarihinde meydana getirdiği toplumsal, ekonomik, siyasal ve sosyal değişimler kadar çevre üzerinde de etkili olmuştur. Sanayileşmeyle birlikte kentleşme oranı da artmıştır. Ayrıca bu süreçte ürün sayısı ve çeşitliliğini artıran teknolojiler kullanılmaya başlanmış ve bunlar çevreye birçok yönden zararlar vermiştir. Yenilenemeyen enerji kaynaklarının yoğun kullanımı çevreyi tehdit eden en büyük sorunlardan birini oluşturmaktadır. Sonuçları itibariyle de çeşitli etkileri bulunmaktadır. Fosil yakıtların tüketimi sonucu ortaya çıkan kirlilik, çevreyi ve insan sağlığını büyük oranlarda etkilemiştir.

1972’de Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı’ndan.

Kirlilik etkilerinin fark edilmesi ise 1970’lerde olmuş ve güvenlik kavramı çevresel ögeleri de içerecek şekilde kullanılmaya başlanmıştır ( Kaypak, 2018: 12). Bu durum kimyasal sanayi ürünlerinin kullanımı sonucu ozon tabakasının delinmesine yol açtığının anlaşılmasıyla olmuştur. Çevre sorunlarının uluslararası gündem içinde, temel bir konu olduğu ilk konferans ise 1972’de Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı’dır (Dinç, 2008: 7). Çevre ve güvenlik konularıyla ilgili ilk önemli belge ise 1987 yılında Birleşmiş Milletler ve Çevre Komisyonu tarafından yayınlanan Brundtland Raporudur ve çevresel güvenlik teriminin açık bir şekilde kullanımı ilk kez bu raporda yer almıştır (Vural, 2018: 29). Bu anlamda bir güvenlik sorunu olarak çevre, güvenlikleştirme süreci içinde incelenebilir konuma gelmiştir.

Ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi problemlerin fark edilmesi, savaşlar ve kaynak sorunları gibi çevresel sorunlar, doğa ve insan yaşamını tehdit eden güvenlik sorunları olarak öne çıkmıştır. Bu sorunların toplumlar üzerine direkt etkileri görüldükçe daha çok belirginleşmiş ve çevre problemleri güvenlik boyutu ile de değerlendirilmeye başlanmıştır. Çevre canlıların yaşam alanı için önem taşımasından dolayı en fazla ciddiye alınması ve korunması gereken alanı oluşturmaktadır.

Çevrenin tahribi, ormanların zamanla azalması, kirliliğin artması, enerji kaynaklarının azalması gibi nedenler çevresel güvenlik açısından tehdit oluşturmaktadır. Yerel ya da bölgesel istikrarsızlık, çevre, kaynak paylaşımı ve siyasi etkenlerin karşılıklı etkileşiminin artması sonucu uluslararası düzeyde bir çatışma nedeni ortaya çıkarabilmektedir.

Çevresel güvenlik kavramının üç boyutu bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Dünya ölçeğinde insan türü ve diğer canlı varlıkların yaşamlarını ve varlığını tehlikeye düşürecek olan çevresel kriz.
  2. Çevre sorunlarının ekonomik ve siyasal istikrarı tehdit eden niteliği.
  3.  Çevresel kaynakların bölüşülmesi ve çevreden kaynaklanan sorunların ülkeler ve topluluklar arasında çatışmalara neden olma riski.

Dünyayı bütün olarak ilgilendiren çevresel risklerin yanında birde yerel nitelikli risklerde, çevresel güvenliğin konusu içerisinde yer almakla birlikte tehdit etmektedir. Yerel ve bölgesel çevre ayrımı, çevre sorunlarının hem oluşumu, hem de çözümü açısından önem taşımaktadır. Çevresel güvenlik tanımı tek bir bölgeden bakılarak bütün dünya için genelleştirilmemesi gerekir. Çünkü bir bölge için çok da önemli olmayan bir kaynak, başka bir bölge için yaşamsal önem taşıyabilir. Çevresel sorunların küreselleşmesi gibi çevresel güvenliği tehdit eden öğeler da çoğu zaman sınır ötesi özellik göstermektedirler.

Dünya günümüzde, tarih boyunca hiç olmadığı kadar çok miktarda, var olan doğal zenginliğinin neredeyse üçte birini kaybetmiş durumdadır. Bu durum insanların, birçok yaşamsal değere sahip kaynakta önemli ölçüde kıtlıkla karşı karşıya kalınabileceğini akla getirmektedir. Yenilenemeyen enerji kaynaklarındaki tükenme riskine karşı alternatif kaynak kullanımları ön plana çıkmaktadır. Bunun dışında günümüzde en fazla tükenme riski taşıyan su ise yaşamsal bir değeri sahip olduğu için ülkeler arasında savaş konusu olabilecek bir kaynaktır. Bu nedenle azalan kaynaklar için çatışma riski ortaya çıkarmaktadır. Bu risk, birçok önemli kaynağın, iki ya da daha çok ulus arasında paylaşılması ya da çatışmalı sınır bölgelerinde yer alması gerçeğini göz önüne getirmektedir.

Devletler, kendi sınırları içindeki kaynaklarla temel ihtiyaçlarını karşılamayı tercih ederken tükenen kaynaklar konusunda komşu devletlerle giderek artan bir çatışma riski ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu koşullar oluştuğunda devletler deniz aşırı kaynaklardan faydalanma hakkı kazanmayı da isteyebileceklerdir. Bu durumda devletlerin biri diğerine olumlu davransa da bu durum her koşulda karışıklığa yol açabilir. Bu tür bir durum rekabet edilen yaşamsal kaynaklar üzerinde çatışmalar ve anlaşmazlık çıkarır. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda çevrenin bozulması, mevcut olan düşmanlıkları tetikleyen ve askeri çatışmaları başlatan neden olabilecektir. Savaşların, çevresel bozulma ve insan sağlığına yönelik yeni tehditler gibi uzun süreli güvenlik sorunları yarattığı bilinmektedir.

Bunların dışında;

  1. Yeraltı kaynaklarına sahip olmak da eğer o kaynakları işletebilecek güce ve bağımsızlığa sahip değillerse ülkelerin çevresel güvenliğini tehdit etmektedir.
  2. Nükleer enerji reaktörlerinin de çevresel güvenliğe yönelik önemli tehditler olarak değerlendirildiği görülmektedir. Bugün dünyadaki ülkelerin dörtte birinden çoğu nükleer reaktörlere sahiptir. Bu reaktörlerin güvenliği ile atıkların saklanması ve ortadan kaldırılması sorunu çevresel güvenlik açısından önemli bir risk olarak değerlendirilmektedir.

Çevre sorunlarının gerilim yaratabileceği bu tür durumları belirlemek, planlamak ve önlemek ya da topluluklar, ülkeler ya da bölgeler arasında işbirliğini yaratmak için olanaklar sunmak amacıyla, AGİT, UNEP ve UNDP yapısında 2002 sonbaharında başlatılan Çevre ve Güvenlik Girişimi (ENVSEC), çevresel barış savlarını sınamak açısından önemli bir adım olarak görülmektedir (Uğurlu, 2006: 81). Aynı zamanda, güvenlik, çevre ve gelişme konularında ayrı ayrı uzmanlaşmış bulunan üç örgüt arasındaki ilk resmi işbirliği olması açısından da önemlidir.

Bir diğer önemli gelişme ise ABD’nin 3 Temmuz 1996’da Çevresel Koruma Ajansı (EPA) ile Enerji ve Savunma Bakanlıklarının imzaladıkları “Çevresel Güvenlik Hakkında İşbirliği Mutabakat Metni”dir. Bu metin ulusal güvenliğin korunmasında en büyük tehditlerden biri olan çevresel güvenliğin sağlanmasında ortak hareket edilmesini temel almaktadır.

Günümüzde bahsedilen anlaşmalar gibi birçok anlaşma bulunmaktadır. Çevrenin korunması, çevresel güvenliğin sağlanması ve savaşların oluşumunun önlenmesi için yapılan bu tür anlaşmalar gelecek için bir umut taşımaktadır. Fakat nüfus artışından dolayı kaynakların tükenme riski ve çevrenin tahribinin önlenememesi durumları gelecekte çevresel güvenliğin öneminin daha iyi anlaşılmasına neden olduğu gibi geri dönülemeyecek sonuçları ve sonu savaşa kadar gidebilecek sorunları da beraberinde getirecektir.

KAYNAK

Dinç, Güney, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Göre Çevre ve İnsan, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, Ankara, 2008.

Kaypak, Şafak, “Güvenlikte Yeni Bir Boyut; Çevresel Güvenlik”, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Özel Sayı,  2018, s.1-22.

Uğurlu, Örgen, Türkiye’de Çevresel Güvenlik Bağlamında Sürdürülebilir Enerji Politikaları, Yayınlanmış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006.

Vural, Çağla, “Çevresel Güvenliğin Gelişimi”, Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi, sayı 61, 2018, s. 20-38.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments