Batı Trakya Türkleri: Tarihsel Gelişim, Hukuki Statü ve Problemler

Yunanistan’ın dokuz coğrafi bölgesinden biri olan Batı Trakya; Doğudan Meriç Nehri ile Türkiye’den, Batıdan da Karasu Nehri ile Makedonya bölgesinden ayrılmıştır. Kuzeyden Rodop dağları ile Bulgaristan’dan ayrılarak, Güneyden Ege Denizi ile çevrilmiştir.[1]

Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesi

Batı Trakya; 8.578 kilometre kare olup, İskeçe (Ksanthi), Gümülcine (Komotini), Dedeağaç (Aleksandropolis) olmak üzere üç ayrı vilayetten oluşmaktadır. Batı Trakya’da nüfus 350.000 civarında olup, burada yaşayan Batı Trakya Türk Azınlığının sayısı ise 150.000 civarındadır.

Bugün bu bölgedeki Türk varlığının geçmişine baktığımızda, bölgenin tarihi Türkler açısından 1364 Osmanlı’nın burayı fethetmesiyle başlamıştır. O tarihten günümüze kadar bölgedeki Türkler özellikle Osmanlı’nın bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesinin ardından pek çok sorun yaşamış ve bunlarla mücadele etmiştir. Günümüzde de bu sorunlar belli konularda devam etmektedir.

Tarihsel Gelişim

Bölgedeki Türk varlığı Osmanlı’nın 1364 yılında Batı Trakya’yı fethetmesinin ardından başlamış oldu. Osmanlı Devleti İskân Politikası gereği Anadolu’dan kökeni Oğuzlara dayanan Türkmenleri bölgeye yerleştirdi. Ve 1878 yılına kadar Osmanlı yönetimi altında kaldı. 1878 Ayestefanos Antlaşması, kurduğu Bulgaristan Prensliğine İstanbul, Edirne ve Selanik dışında kuzeyde Tuna, doğuda Karadeniz güneyde Ege ve batıda Ohrid Gölü arasındaki bütün bölgeyi bırakmış oldu.[2] Ancak bu antlaşma İngiltere’nin çıkarlarına aykırı olduğu için yeni bir antlaşma yapıldı ve 1878 Berlin antlaşması ile Ayastefanos Antlaşmasında Bulgar prensliğine verilen topraklar üçte bire indirildi. Berlin antlaşmasının 13. Maddesi ile Trakya’nın kuzey bölümü Doğu Rumeli adı altında özel bir statüye alındı.[3] Böylece Osmanlı Batı Trakya’yı kaybetmeye başladı. Osmanlı devleti Batı Trakya’yı 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Antlaşması ile tümüyle Bulgaristan’a bıraktı. Batı Trakya 1913-1918 yılları arasında hukuken ve fiilen Bulgaristan yönetimi altında kaldı.

Birinci Dünya Savaşının ardından yapılan 27 Kasım 1919 tarihli Neuilly Antlaşması ile Batı Trakya’nın dağlık kuzey kısımları Bulgaristan’a bırakıldı güney kısımları da itilaf devletlerince işgal edildi.

Batı Trakya Türkleri Bulgar ve Yunan işgaline karşı 1878 yılından itibaren mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Hatta bu mücadele sırasında kendi devletlerini de kurmuşlardır. Bunlara 4 aşamada bakacak olursak;

  • 4 Mart 1878 – 5 Nisan 1886: Rodop Türk Devleti
  • 31 ağustos 1913 – 25 Ekim 1913: Garbi(Batı) Trakya Türk Cumhuriyeti[4]
  • 30 Temmuz 1915 -27 Eylül 1917: Batı Trakya Cunta Hükümeti
  • 17 Ekim 1919 -23 Mayıs 1920: Müttefikler arası Batı Trakya Hükümeti [5]
Batı Trakya Bağımsız Hükümeti bayrağı (1913)

Yunanistan İzmir işgalinin ardından 4 Ekim 1919 – 29 Eylül 1922 tarihleri arasında Trakya işgalini sürdürmüştür. 3-18 Ekim 1922 tarihleri arasında Doğu Trakya’dan çekilerek yerini müttefik kuvvetlere bıraktı. Müttefik kuvvetler 1923 Lozan Barış Antlaşması gereği olarak Doğu Trakya’yı Türklere bıraktı. Ancak Batı Trakya Yunanistan’da kaldı.

1923 Lozan Konferansında Türk Heyeti, Batı Trakya’da en az 129.120 türkün yaşadığını açıkladı.[6] Aynı zamanda Türkler Batı Trakya topraklarının %84’üne sahipti. Günümüzde Batı Trakya’da 150.000 civarında Müslüman Türk yaşamaktadır.

Antlaşmalar Bağlamında Batı Türklerinin Azınlık Statüsü

Batı Trakya Türklerinin azınlık statüsünü belirleyen antlaşmalara bakacak olursak;

  • 1830 Londra Protokolü
  • 1881 İstanbul Uluslararası Sözleşmesi
  • 1913 Atina Antlaşması ve 3 Numaralı Protokol
  • 10 Ağustos 1920 Yunan Sevr’i
  • Lozan Sistemi(30 Ocak 1923 Türk ve Yunan Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol- 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması)
  • 1926 Atina, 1930 Ankara ve 1933 Ankara Antlaşmaları

1821 yılında başlayan Yunan ayaklanmasının ardından Osmanlı Devleti 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Bunun ardından İngiltere, Fransa ve Rusya 1830’da Yunanistan’ı bağımsız bir devlet olarak ilan eden Londra protokolünü imzaladılar. İşte bu protokol ile yeni Yunanistan devletinin sınırları içinde kalan Müslüman azınlıkların hakları bir takım güvenceler altına alındı.[7]

1881 İstanbul Uluslararası Sözleşmesi; bir tarafta Fransa, Almanya, Avusturya- Macaristan, İngiltere, İtalya ve Rusya diğer tarafta Osmanlı devleti tarafından imzalandı. Yunanistan ve Osmanlı arasındaki yeni sınırlar saptandı ve Yunanistan’ın toprakları üzerindeki Müslümanların hakları güvence altına alındı. Sözleşmenin 3. Maddesi ile Müslümanların mal onur din ve geleneklerinin saygı göreceği ve yunan kökenli vatandaşlarla aynı medeni ve siyasi haklara sahip olacağı belirtilmiştir.[8]

1913 tarihli Atina Antlaşması azınlık hakları açısından Yunanistan’a en fazla yükümlülük getiren antlaşmadır. Buna göre, 2. Madde 1830 ve 1881 anlaşmalarını bir kez daha kabul etmektedir. [9]Antlaşmaya ekli 3 numaralı protokol bütün Yunanistan topraklarında geçerli kılınmış ve Müslümanlara birtakım azınlık hakları getirmiştir. Buna göre Baş müftü ve müftüler Yunan memurlarının hak ve görevlerine sahip olmuş ve aynı zamanda Baş müftü, müftüleri mali ve dinsel açıdan denetleme yetkisine haiz olmuştur. Ayrıca bu müftüler Yunan anayasanın 88.maddesi gereğince görevden alınabilecekti.[10]

Azınlık statüsü hakkındaki bir diğer antlaşma 10 Ağustos 19120 yılında imzalanan Yunan Sevr’idir(Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına İlişkin Antlaşma). Yunan Sevr’i ülkesinde yaşayanlara ayrım gözetmeden hak eşitliği sağlamayı ve bu hakların krallığa eklenecek topraklarda da geçerli olacağına vurgu yapmaktadır. Antlaşmanın 1. Bölümü azınlıkların korunmasıyla ilgilidir ve milletler cemiyeti güvencesi altına alınmıştır. [11]

30 Ocak 1923 yılında imzalanan Türk ve Yunan halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme ile Türkiye’deki Ortodoks Rumlar ile Yunanistan’daki Müslümanların zorunlu olarak değişimlerini öngören sözleşmenin 2.maddesine göre İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler etabli[12] sayılacak ve değişim dışında tutulacaktır. Aynı zamanda mübadele edenlerin taşınır ve taşınmaz malları ile ilgili bir Karma Komisyon kurulacaktır.[13]

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşmasının siyasal hükümler adını taşıyan 1.bölümünün 3. Kısmı ‘azınlıkların korunması’ adı altında Müslüman olmayan azınlıklara bir takım hükümler getirmektedir.(37-44. Maddeler) 45. Maddeye göre ‘ Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklara tanınmış haklar Yunanistan’ca da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlıklara tanınmıştır’.[14]

Lozan Barış Anlaşması (1924)

1 Aralık 1926’da Atina Antlaşması(İtilafnamesi) imzandı.[15]Bu antlaşmanın imzalanmasının sebebi Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesine Rum yerleştirerek Helenleştirme çabalarıdır. Bu durum önceki antlaşmalardaki mülkiyetlerle ilgili hükümleri etkisiz kılmıştır. Çünkü yerleşen Rumlar Türklerin ev ve arazilerini işgal etmişlerdir.[16]

1926 antlaşmasının ardından da sular durulmamıştır. İki ülke sorunların kesin çözüme kavuşması için 10 Haziran 1930 Ankara[17] ve 9 Aralık 1933 Ankara [18]antlaşmalarını imzalamıştır.

Tüm bunların dışında Birleşmiş Milletler çerçevesinde de sözleşmeler Yunanistan’daki Türk azınlığa koruma sağlamaktadır. BM Şartı, BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, CERD, CEDAW, 1984 tarihli İşkence ve Diğer Zalimce, İnsanlık Dışı Veya Küçültücü Davranış Veya Cezalara Karşı Sözleşme vb. Aynı zamanda Avrupa bağlamında Yunanistan’ın taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Batı Trakya Türkleri için önem atfetmektedir. AB açısından da azınlık hakları genel olarak Kopenhag Kriterleri[19] ve Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşmesi[20] ile korunmaktadır.

Batı Trakya Türkleri’nin Yaşadığı Bazı Sorunlar

Bu iki taraflı ve çok taraflı antlaşmalara rağmen Batı Trakya Türklerine karşı Yunanistan hak ihlallerine ve baskılarına devam etmektedir.  Batı Trakya Türklerinin sorunlarını genel olarak ele alacak olursak;

  • Müftülük sorunu
  • Vakıflar sorunu
  • Eğitim ve öğrenim özgürlüğünde yaşanan sorunlar
  • Yunan Vatandaşlık Yasası’nın 19. Maddesinin getirdiği sorun
  • Siyasi temsilde yaşanan sorunlar, şeklinde sıralayabiliriz.

1-) Müftülük Sorunu

Müftülük sorununa baktığımızda;1923 Lozan barış Antlaşması[21] ile azınlıklar, kendi din işlerini Yunan Yönetimi’nden bağımsız olarak organize etme ve yönetme hakkı kazanmışlardır. Ancak 1985 yılından bu yana Yunan Hükümeti, Lozan’ın ilgili maddelerini ihlal ederek müftüleri doğrudan kendisi atamaktadır. 1985 yılına kadar, 1913 Atina Anlaşması ve 1920 tarihli 2345 sayılı kanun gereği kendi müftülerini hür iradeleriyle seçebilmekteydiler. 2345/1920 sayılı kanunla müftülerin nasıl seçilecekleri, görev alanları ve sorumlulukları belirlenir. Buna göre müftüler; Din İşleri Bakanlığı ve Bölge Valisi tarafından onaylanan bir adaylar listesinden, Müslüman azınlık tarafından seçilir. Müftüler, görev bölgelerinde şeriat hükümlerini uygulamak, öğretim ve din görevlilerini denetlemek, Cemaat İdare Heyetlerinin evkaf gelirlerini kontrol etmek gibi geniş yönetsel-yargısal yetkilerle donatılırlar. Müftüler ayrıca, Müslümanlar arasında şahısların hukuku ve aile hukuku konusunda çıkan sorunları çözmekle yükümlüdürler ve ayrıca evlenme, boşanma, nafaka, vesayet, velayet, miras gibi konularda karar verme yetkileri vardır. Bununla beraber müftülere, kararlarının ilgili Yunan makamları tarafından tanınması ve yürürlüğe konabilmesi, Yunanistan’daki diğer din görevlileri gibi askerlikten muaf tutulmaları, Camilere ait vakıfları yöneten komisyona da başkanlık yapabilmeleri öngörülmüştür. Ayrıca Müslüman azınlıklar 3 ilde müftü seçimi yapacaktı; Gümülcine, İskeçe ve Dimotoka. Ancak Yunanistan özellikle Türkiye ile Kıbrıs sorununu yaşadıktan sonra buralardaki müftü seçimine karşı çıktı yalnızca Gümülcine de müftü bulunmasına izin verdi ve bu müftüyü de kendi atadı. Şu anda Gümülcine’de 2 müftü bulunmaktadır: bir tanesi Yunanistan tarafından atanmış müftü bir diğeri de halk tarafından seçilmiş müftü. Müslüman azınlığın %90’a yakın kısmı kendi seçtikleri müftüye gitmektedir ancak bu da Yunanistan resmi konularda seçilmiş müftünün yetkisini tanımıyor bu da bir sürü sorunu beraberinde getirmektedir.[22]

2-) Vakıflar Sorunu

Vakıflar sorunu da müftülük sorununa benzer şekilde ortaya çıkmaktadır. Yunanistan vakıflardaki liderleri ve heyetlerini Müslümanların seçmelerini engelleyerek Yunanistan’a yakın olan işbirliği içinde olan insanları atamaktadır. Ayrıca bu vakıfların mülk edinme haklarını engellemiş ve vergiden muafiyetlerini kaldırarak ağır vergilere tabii tutmaya başlamıştır. Bu vergileri ödeyemeyen vakıflar da bir süre sonra kapanmaya başlamıştır.[23]

3-) Eğitim ve Öğrenim Özgürlüğünde Yaşanan Sorunlar

Eğitim ve öğrenimde yaşanan sorunlar; Yunanistan’da okur-yazarlık oranının en düşük olduğu bölge Batı Trakya bölgesidir. Batı Trakya’da azınlığın resmi olarak 230 azınlık ilkokulu, 2 ortaokul-lisesi (Gümülcine Celal Bayar Lisesi ve İskeçe Muzaffer Salihoğlu Özel Lisesi) ile 2 medresesi bulunmaktadır. Bu okullarda eğitim dili Türkçe ve Yunanca olarak yapılmaktadır. Resmi dil olarak Yunanca, tarih, coğrafya, vatandaşlık ve çevre eğitimi dersleri Yunanca; matematik, Türkçe, fizik, kimya, din sanat ve beden eğitimi dersleri de Türkçe olarak işlenmektedir. 1995 yılında yeni bir düzenleme ile İskeçe’deki bazı Türk okullarında daha önce Türkçe okutulan beden eğitimi, resim, müzik gibi dersler Yunan öğretmenler tarafından Yunanca olarak verilmeye başlanır. Böylece, Türkçe okutulan ders sayıları iyice azaltılır.[24] Devam eden süreçte de Türkiye’den gelen Türk öğretmen ve Türkçe kitapların gelmesi engellenir. Böylece Türkçe eğitimin kalitesi düşürülmeye çalışılmıştır. Bu şekilde Yunanistan, Lozan Barış Antlaşmasının 40.maddesini ihlal etmektedir.[25]

  Rusya, Türkiye İçin Doğru Ortak Mı?

4-) Yunan Vatandaşlık Yasası’nın 19. Maddesinin Getirdiği Sorun

1955 tarihli Yunan Vatandaşlık Yasası’nın 19.maddesi Lozan Barış Antlaşmasının 40.maddesini ihlal etmektedir. 19. madde çerçevesinde, Yunanistan’ı geri dönme amacı olmadan terk ettiği Yunanlı makamlarca takdir edilen Yunan asıllı olmayan kişiler Yunan vatandaşlığından çıkarılmışlardır. Bu aynı şekilde etnik olarak Yunan olmayıp yurt dışında doğan ve orada yetişen kişilere de uygulanmıştır. Bu yasaya göre 18 yaşın altındaki bir çocuk da, eğer ebeveynleri tabiiyetlerini kaybettiyse, vatandaşlıktan çıkarılabilecektir. Bu durumlarda karar mercii, Ulusal Konseye danıştıktan sonra, İçişleri Bakanlığı’dır. Yunanistan İçişleri Bakanlığı, 19. madde çerçevesinde Yunan vatandaşlığını kaybedenlerin sayısını 46.638 olarak açıklarken, ECRI (Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu), 24 Şubat 2015 tarihinde yayınlanan Yunanistan hakkındaki raporunda, söz konusu rakamın 60.000 olduğunu kaydetmiştir. Yunan vatandaşlığını kaybeden soydaşlarımızın bir kısmı Türk vatandaşlığına, bazıları ise yaşamakta oldukları Batı Avrupa ülkelerinin vatandaşlığına geçmişlerdir. Halen 19. madde mağdurları arasında “vatansız” statüsünde soydaşlarımız dahi bulunmaktadır. Yunanistan vatandaşlığından çıkarılan BTTA mensupları, aynı zamanda AB vatandaşı olarak sahip olmaları gereken haklardan da mahrum kalmışlardır. Söz konusu madde, 1998 yılında yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 19. madde mağdurlarının tekrar Yunan vatandaşlığına alınmalarını sağlayacak ve soydaşlarımızın mağduriyetlerini “geriye dönük” olarak giderecek özel bir düzenleme öngörülmemiştir.[26]

5-) Siyasi Temsilde Yaşanan Sorunlar

Yunanistan milletvekili seçimlerinde bağımsız olarak seçime katılacaklar için %3 barajı getirerek Müslüman Türk azınlığın seçilmesinin önüne geçmiştir.[27] Dr. Sadık Ahmet’in 1991 yılında kurduğu, azınlığın Dostluk Eşitlik Barış (DEB) Partisi, 25 Mayıs 2014 tarihinde düzenlenen ve ilk defa katıldığı Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde, Rodop ve İskeçe illerinde sırasıyla % 42 ve % 26 oy oranlarıyla birinci parti; Rodop, İskeçe, Meriç, Kavala ve Drama’yı içine alan Doğu Makedonya Trakya bölgesinde ise % 12.23’lük oy oranıyla üçüncü parti olmuştur. Ancak, AP’ye temsilci gönderememiştir.% 3’lük ülke barajı uygulamasının bağımsız adaylar için de geçerli olmasından ötürü BTTA mensuplarının milletvekili seçilebilmeleri için diğer siyasi partiler tarafından aday gösterilmeleri zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Son olarak, 20 Eylül 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde, 3’ü Rodop, 1’i İskeçe’den olmak üzere, toplam 4 azınlık mensubu parlamentoya girmiştir.[28]

Batı Trakya’da bulunan Müslüman Türk azınlığı yukarıda sıraladığımız bu sorunların dışında da başka pek çok sorun yaşamaktır. Bunlara bakacak olursak; etnik kimlik sorunu, ifade özgürlüğü sorunu, sosyal örgütlenme sorunu, demografik yapı sorunu, taşınır ve taşınmaz mallar sorunu, yasak bölge sorunu, ekonomik baskılar ve kamu görevlerinde yaşanan problemleri sayabilmekteyiz. Bunların birçoğu hala çözüme kavuşamamıştır ve Müslüman Türk azınlığının yaşadığı problemler gün geçtikçe çözümsüz hale gelmeye başlamıştır.

SONUÇ

Batı Trakya 1364 tarihinde Osmanlının bölgeye girmesinin ardından Türkleşmeye başlamıştır. 1878’e kadar Osmanlı toprakları içinde bulunan bölge bu tarihten itibaren kaybedilmeye başlamıştır. Batı Trakya Türkleri Bulgar ve Yunan işgaline karşı direnmiş ve kendi devletlerini bile kurmuşlardır. 1. Dünya Savaşı’nın ardından Yunan işgaline karşı Milli Mücadele dönemi başlamış ve yeni Türk devleti Yunan işgali altında bulunan Trakya bölgesinden sadece Doğu Trakya’yı geri alabilmişti.

Batı Trakya Türklerinin azınlık statüsünü koruyan ikili ve çok taraflı antlaşmalar belli zamanlarda imzalanmıştır(1830 Londra Protokolü, 1881 İstanbul Uluslararası Sözleşmesi, 1913 Atina Antlaşması ve 3 Numaralı Protokol, 10 Ağustos 1920 Yunan Sevr’i, Lozan Sistemi(30 Ocak 1923 Türk ve Yunan Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol- 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması),1926 Atina, 1930 Ankara ve 1933 Ankara Antlaşmaları). Yunanistan bu antlaşmalara rağmen hak ihlalleri yapmış ve yapmaya devam etmektedir.

Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı eğitim, din, siyasal ve sosyal hayat, etnik kimlikler gibi konularında sorunlar yaşamaktır. Oysaki 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşmasının siyasal hükümler adını taşıyan 1.bölümünün 3. Kısmı ‘azınlıkların korunması’ adı altında Müslüman olmayan azınlıklara bir takım hükümler getirmektedir.(37-44. Maddeler) 45. Maddeye göre ‘ Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklara tanınmış haklar Yunanistan’ca da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlıklara tanınmıştır. Ayrıca yine antlaşmanın 44.maddesi gereğince anlaşmazlık olması durumunda bu durumun Milletlerarası Adalet Divanı’na götürülmesi kabul edilmiştir.[29] Yunanistan’ın hak ihlali yaptığı apaçık ortadadır bu yüzden Divan’a götürülmesi gerekmektedir. Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türk azınlığı her ne kadar sorunlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)ve AB gibi yerlere taşıdılarsa da hak ihlalleri ve yaşanan sorunlar günümüzde de devam etmektedir. Bunun için yapılması gereken orada bulanan soydaşlarımızın sorunlarını kendi sorunumuz olarak benimseyerek sahip çıkmaktır. Ve bu konunun daha çok ele alınması sağlanmalıdır.

Mesude Demir

Stratejik Ortak Misafir Yazar

KAYNAKÇA

KAYNAKLAR

http://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/2-Turkiye_Yunanistan.pdf

http://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/3-Lozan13-357.pdf

http://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/8-Yunanistanla_baris_andlasmasi.pdf

http://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/12-Ayastafanos-Mukaddemat-i-Sulhiyyesi.pdf

Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu(1988) – Coğrafi Konumu

Cemal Kutay,1913’te Garbi Trakya’da İlk Türk Cumhuriyeti, İstanbul 1962

Baskın Oran, Türk- Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, Ankara 1986

Seha Meray, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar, Belgeler, Ankara 1970

https://heinonline.org/HOL/LandingPage?handle=hein.cow/bfsprs0113&div=1&src=home

Mübadele Sözleşmesi

https://www.ab.gov.tr/files/_files/Zirve_Bildirileri/co_en_1993.pdf

http://www.unmikonline.org/regulations/unmikgazette/06turkish/TConventionProtectionNationalMinority.pdf

http://www.bttdd.org.tr/sorunlarimiz/muftulukler-sorunu.html

Turgay Cin, Batı Trakya Türklerinin Hukuki Statüsü Sorunları ve Avrupa Birliği, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2009

http://www.mfa.gov.tr/bati-trakya-turk-azinligi.tr.mfa

[1] Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu(1988) – Coğrafi Konumu

[2] Türk Tarih Kurumu – Ayastafanos Mukaddemat-ı Sulhiyyesi 6.madde – Tam Metni

[3] Baskın Oran, Türk- Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu – 1986, s.9

[4] Cemal Kutay, 1913’te Garbi Trakya’da İlk Türk Cumhuriyeti- 1962, s.523-534

[5] Ayrıca bkz. 27 Kasım 1919 tarihli Neuilly antlaşmasının 48. Maddesi gereğince Batı Trakya’da bir plebisit yapılmasına karar verilmişti ancak plebisitin sonucu Türklerin aleyhine olmuştu. Batı Trakya Türkleri bunu kabul etmedi ve 25 Mayıs 1920’de batı Trakya ulusal hükümetini kurdular. Bu hükümet Anadolu’daki Milli Mücadeleyi VE Ankara Hükümetini desteklemiştir.

[6] Seha Meray, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar, Belgeler, 1970, s.54

[7] Baskın Oran, Türk- Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu – 1986,s.33

[8] Baskın Oran, Türk- Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu – 1986, s.34

[9] Türk Tarih Kurumu, Yunanistan’la Barış Antlaşması(1-14 Kasım 1913) , Tam Metin, s.478

[10] Türk Tarih Kurumu, Yunanistan’la Barış Antlaşması(1-14 Kasım 1913) , Tam Metin, s.486, 7.-8.-9. maddeler

[11] Yunan Sevr’inin metni: British Foreign and State Papers, s.471

[12] Fransızca kökenli sözcük. Yerleşik anlamında kullanılmaktadır.

[13] http://www.lozanmubadilleri.org.tr/mubadele-sozlesmesi/

[14] Lozan Barış Antlaşması, s.36-42

[15] Tam metin için bkz. Resmi Gazete 15 Mart 1927, no:576

[16] Baskın Oran, Türk- Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu – 1986,s.50

[17] Tam metin için bkz. Resmi Gazete 1 Temmuz 1930, no:1534

[18] Tam metin için bkz. Resmi Gazete 8 Ocak 1934, no:2599

[19] https://www.ab.gov.tr/files/_files/Zirve_Bildirileri/co_en_1993.pdf

[20]

http://www.unmikonline.org/regulations/unmikgazette/06turkish/TConventionProtectionNationalMinority.pdf

[21] Lozan Barış Antlaşması madde:42

  Türkiye'yi Bölgede Ne Bekliyor ve Ne Yapmalı?

[22] http://www.bttdd.org.tr/sorunlarimiz/muftulukler-sorunu.html

[23] Turgay Cin, Batı Trakya Türklerinin Hukuki Statüsü Sorunları ve Avrupa Birliği, 2009, s.159-161

[24] http://www.bttdd.org.tr/sorunlarimiz/egitim-sorunu.html

[25] Lozan Barış Antlaşması madde.40: Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla ayni işlemlerden ve ayni güvencelerden [garantilerden] yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacaklardır.

[26] http://www.mfa.gov.tr/bati-trakya-turk-azinligi.tr.mfa

[27] Turgay Cin, Batı Trakya Türklerinin Hukuki Statüsü Sorunları ve Avrupa Birliği, 2009, s.170

[28] http://www.mfa.gov.tr/bati-trakya-turk-azinligi.tr.mfa

[29] Lozan Barış Antlaşması madde.44:“Türkiye, bu Kesimin bundan önceki Maddelerdeki hükümlerin, Türkiye’nin Müslüman-olmayan azınlıklarıyla ilgili olduğu ölçüde, uluslararası nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyetinin güvencesi [garantisi] altına konulmalarını kabul eder. Bu hükümler, Milletler Cemiyeti Meclisinin çoğunluğunca uygun bulunmadıkça, değiştirilemeyecektir. İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japon Hükümetleri, Milletler Cemiyeti Meclisinin çoğunluğunca razı olunacak herhangi bir değişikliği reddetmemeği, İşbu Antlaşma uyarınca kabul ederler. Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin, bu yükümlerden herhangi birine aykırı herhangi bir davranışı ya da böyle bir davranışta bulunma tehlikesini Meclise sunmağa yetkili olacağını ve Meclisin, duruma göre, uygun ve etkili sayacağı yolda davranabileceğini ve gerekli göreceği yönergeleri [talimatı] verebileceğini kabul eder. Türkiye, bundan başka, bu maddelere ilişkin olarak, hukuk bakımından ya da uygulamada, Türk Hükümetiyle imzacı öteki Devletlerden herhangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisine üye herhangi bir başka Devlet arasında görüş ayrılığı çıkarsa, bu anlaşmazlığın, Milletler Cemiyeti Misakının 14’ncü Maddesi uyarınca uluslararası nitelikte sayılmasını kabul eder. Türk Hükümeti, böyle bir anlaşmazlığın, öteki taraf isterse, Milletlerarası Daimi Adalet Divanına götürülmesini kabul eder. Divanin kararı kesin ve Milletler Cemiyeti Misakının 13’ncü maddesi uyarınca verilmiş bir karar gücünde ve değerinde olacaktır.”

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here