Türkiye’nin Balkanlar Dış Politikası

Bu makalede Türkiye’nin 2000 li yıllar Balkanlar dış politikası ve yumuşak güç unsuru ele alınmıştır 2000’li yıllarda Türkiye’nin Balkanlar politikası Osmanlı mirasının getirdiği tarihsel derinlikte değerlendirilip politikaları bu çerçevede oluşturulmuştur. Balkanlarda Türkiye’nin ana 2 hedefi vardır. Bosna-Hersek ve Arnavutluk’un istikrarlı bir yapı içerisinde güçlendirilmesi ve bölgedeki etnik azınlıklara güvenlik şemsiyesi altında uluslararası hukuk zemini oluşturulması ve bu hukuk zemini içerisinde Türkiye Balkanlarda Müslüman azınlıklarla ilgili oluşabilecek bir problemlerde müdahale hakkı elde etmesidir.

Balkan ülkeleri, Türk dış politikasında 2000’li yıllar öncesinde olduğu gibi 2000’li yıllar sonrasında da dört unsurdan dolayı Türkiye’nin dış politikasın da önemli bir yer tutmaktadır. Aşağıdaki unsurlar Balkan ülkelerini Türkiye’nin dış politikası için önemli kılmakta,  Türkiye’nin bölge devletleri ve halkları ile olan ilişkilerini her dönem yakından etkilemektedir. Söz konusu faktörler şunlardır:

1) Bölge ile olan tarihsel bağlar

2) Türkiye’de yaşayan Balkan kökenli nüfus

3) Balkanlar’da yaşayan Müslüman ve Türk kökenli topluluklar

4) Bölgenin jeopolitik konumu[1]

Ayrıca “Bölgesel sahiplenme” ve “kapsayıcılık” ilkeleri gözetilerek şekillendirilen Türkiye’nin Balkan politikası dört ana ekseni; üst düzeyli siyasi diyalog, herkes için güvenlik, azami ekonomik bütünleşme ve bölgedeki çok etnik kimlikli, çok kültürlü, çok dinli toplumsal yapıların muhafazası şeklinde oluşmuştur. Bölge ülkeleri arasında “ortak çıkar alanları” yaratılarak mevcut işbirliğinin hızlandırılması ve kapsamlı bir bölgesel entegrasyon sağlanması Türkiye’nin hedeflerinin başında gelmektedir.[2]

Türkiye’nin dış politikasının bölgeye yönelik faktör ve eksen dışında temel amaçları ise aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

  1. Türkiye’nin bölgedeki ekonomik, politik, askeri ve kültürel varlığını muhafaza etmek ve geliştirmek,
  2. Bölgedeki Türk ve Müslüman toplulukların varlığını ve haklarını korumak,
  3. Bölgede barış ve istikrarı desteklemek ve geliştirmek,
  4. Bölge ülkeleri ile işbirliği ilişkileri kurup geliştirmek,
  5. Bölge ülkeleri ile Türkiye arasında mevcut sorunları çözmektir.[3]

Bu amaçların gerçekleştirilmesi için uygun olan Türkiye’nin yumuşak güç varlığı bölgede aktif bir şekilde gelişmektedir. Son dönemde Türkiye’nin Balkanlar’da gerçek bir barışın tesisi için pozitif anlamda rol oynayan bir ülke konumuna yükselmiştir.

Türkiye’nin bölgedeki ekonomik, politik, askeri ve kültürel varlığını muhafaza etmek ve geliştirmek, Türk ve Müslüman toplulukların varlığını ve haklarını korumak, bölgede barış ve istikrarı desteklemek ve geliştirmek, bölge ülkeleri ile işbirliği ilişkileri kurup geliştirmek, bölge ülkeleri ile Türkiye arasında mevcut sorunları çözmek için yoğun çalışma içerisinde olduğu yumuşak güç çerçevesinde yeni politikalar üreterek bu politikaların kalıca olmasını sağlamaya çalışmaktadır.

2000’li yıllarda Türkiye’nin  Balkan politikasının altında yeni Osmanlıcılık yatmaktadır. Her ne kadar bu kavram Türkiye tarafından red edilse bile Ekim 2009’da Saraybosna İlerici Çalışma Merkezi’ndeki konuşma, Balkanlar için “Pax Ottomana” vizyonu sunmaktadır. [4]Davutoğlu, Balkanların büyük imparatorlukların periferisi olmaktan kurtuldukları zamanının 16.yy Osmanlı İmparatorluğu zamanında olduğunu, bu merkezi konumun yeni bir Osmanlı referansı ile tekrar sağlanabileceğini savunmuştur.[5]

2000’li yıllar sonrası Türkiye tarafından  yürütülen politika bu asıl düşünce çerçevesinde şekillenmiş araçları buna göre dizayn edilmiştir.

Bu dizayn çerçevesinde Türkiye’nin yumuşak gücü ile bölgeye yönelik politikalarının ilgili kısımlarını tesis etmeye bölgede iyi niyet ve bölge insanının güvenini kazanma amaçlı aktif dış politika izlemektedir. Bu politikalar çerçevesinde bu amaca yönelik kurulmuş olan TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) ve Yunus Emre Kültür Merkezi bu faaliyetleri yürütmektedir.

TİKA, bu bölgede kültürel, sağlık, eğitim, tarım ve altyapı projeleri yürütmektedir. TİKA faaliyetlerinden en çok Kosova, Bosna Hersek, Makedonya yararlanmış ve yararlanmayı sürdürmektedir. Yunus Emre Kültür Merkezleri ise Türk dili ve Kültürünün Yaygınlaştırılması faaliyetlerini konserler, dil kursları, film gösterimleri sergi ve konferanslar aracılığı ile yürütmektedir. [6]Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı da Balkanlarda faaliyetlerini sürdürmektedir. Diyanet işleri başkalığının Balkanlardaki faaliyetleri ise Müslüman toplulukların ibadet yerleri olan camilerin restore edilmesi yeni camilerin yapılması, eğitim bursları verilmesi, din adamlarının eğitimi gibi sıralayabiliriz. Diyanetin İran ve Suudi destekli selefi gruplar karşısında yaptığı bu çalışmalar çok önem arz etmektedir.

Balkanlarda özellikle Türkiye’nin yumuşak güç aktörlerinden en etkili olanı popüler kültür çalışmalarıdır. Bunların arasında en önemli olan TV dizileri ve sinema filmleridir. Türkiye bu konuda Balkanlarda aktif rol oynamaktadır. Ayrıca bu dizlerin ekonomik kazancı da ayrı bir konudur. Türkiye’nin girişimci ve TRT tarafından gerçekleştirilen bu yapımları daha çok desteklemesi, ekonomik ihracatının yanı sıra zor bir iş olan kültür ihracını da kolaylaştıracaktır.

Balkanlardaki Türk okul ve eğitim yapısı da Türkiye’nin yumuşak gücünün aktörlerinden olmuştur.                                                                                                       

Bu eğitim kurumlarındaki istiklal marşı ve Türkiye merkezli kültürel çalışmalar Türkiye’nin varlığı sürekli gündemde tutmaktadır.

Türkiye Balkanlar politikasını bölgesel sahiplenme, kapsayıcılık katılımcılık, AB entegrasyon sürecinin devamı ilkeleri üzerine oturtmuştur.

  El Bab Neden Bu Kadar Önemli?
Arnavutluk’ta yaşanan deprem sonrası Kızılay ve AFAD ekipleri bölgeye giderek arama kurtarma ekiplerine destek oldu. Fotoğrafta Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ve Kızılay görevlisi yer alıyor.

Türkiye bölgeye yönelik metodolojik prensiplerini, kriz odaklı yerine vizyon odaklı, geriye dönük değil(tarihsel mağduriyet ve haksızlık )ileri görüşlü bir yaklaşım, bölgesel sorunlara yaklaşımda ise ideoloji tabanlı değil değer tabanlı yaklaşımı önermiş ve benimsemiştir. Değer tabanlı yaklaşım ise Balkanlarda ulusların ve toplulukların etnik, dini ve mezhepsel farklılıklarını değil belirlenen ortak değerler de anlaşmayı belirtmektedir. Bu görüş kısa geçmişte bölgeyi yakıp yıkan etnik, dinsel, mikro milliyetçilik ideolojilerini üreten ideolojik yapı ile ters orantılıdır.

Türkiye’nin bölgeye yönelik politika öncelikleri aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

1-Balkanların kalıcı istikrarı için Türkiye bölgeye yönelik ticaret, yatırım, ulaşım projelerine özel önem vermektedir.

2-Balkanlardaki Türk ve akraba topluluklarının siyasal ve sosyal konumlarının güçlendirilmesi ve bulundukları ülkelerin toplumsal hayatına tam anlamı ile entegre olmaları ülkelerin refahına, esenliğine katkıda bulunmaları ve bundan hakça pay almaları ve aktif siyasi katılımını desteklemektedir.

3-Bölge ülkeleri ile ortak çıkar alanları yaratılarak mevcut işbirliklerinin hızlandırılması kapsamlı bir entegrasyon sağlanması hedeflenmektedir.

4-Türkiye’nin Balkanlar politikası bölge ülkelerinin tümünün 10-15 yıl içerisinde Türkiye ile birlikte AB üyesi olacağına dayandırmaktadır. Türkiye’nin Balkanlılık yönünün öne çıkırılmaya ayrıca Türkiye’nin siyasi ağırlık ve görünürlüğün arttırılmasına çalışmaktadır.

5-Türkiye Bosna Hersek’te ve Kosova’da uluslararası yönlendirme gruplarındaki etkin üyelikleri ve buna paralel olarak KFOR ve EUFOR yapılanmalarındaki askeri ve diğer kurumlardaki sivil uzman, polis, asker katkılarım ile Balkanlardaki fiili mevcudiyetinin etkiliğini arttırmayı hedeflemektedir.

6-Türkiye’nin tüm balkan ülkelerindeki ikili ilişkileri sürekli bir dikkat gerektirmektedir. STK ‘lar, iş çevreleri devlet kurumları, siyasi partiler, kamu ve özel kurumlar, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet işleri başkanlığı ve diğer kuruluşların arasındaki ciddi koordinasyonu önemsemektedir.[7]

30-31 Mayıs 2018 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşen II. Balkan Buluşmasından.

Türkiye Balkanlar’da daima geniş katılımlı uluslararası yaklaşımları desteklemiştir. Türkiye’nin koptuğu coğrafyalarla bütünleşmesi vizyonu çerçevesinde Balkanlar ile de bunu sağlayıp bütünleşmesi ana hedefi ortaya koymaktadır.

Bölgedeki devletlerin Kosova ve Bosna Hersek’te olduğu gibi devlet yapılarını güçlendirmeyi hedefleyen Türkiye, etnik milliyetçilikle de mücadeleyi teşvik etmektedir. Bölgenin AB ile uyumlu hale gelmesi içinde çaba harcamaktadır.

Türkiye uluslararası kuruluşlardaki aktif rolü ve köprü konumu nedeniyle bölgeye tarihi rolüne uygun olarak bölge gelişmesine katkı sunacak konumunu aktif bir şekilde kullanmaktadır.

Balkanlar’daki uluslar çerçevesinde Türkiye’nin izlediği politikalara baktığımızda bölgesel işbirliğine yönelik yeni bir yaklaşım kriz merkezli olmaktan çok vizyon merkezli, geçmişe

Dönük olmaktan yerine geleceğe dönük, bakış ise ideoloji temelli olmak yerine değer temelleri üzerine kuruludur.

2000’li yıllarda Türkiye’nin dış politikasında Balkanlar stratejik öneminin dışında bir Osmanlı mirası olarak önemli yer tutmuştur. Balkanlar coğrafyası stratejik açıdan olduğu kadar, tarihi, kültürel olarak da Türkiye için her dönemde önceliği oluşturmaktadır.  Türkiye’nin Avrupa kıtasına uzantısını teşkil eden Balkanlar, Türk ulusunu şekillendiren tarihi süreçteki özel konumu, tüm bölge ülkeleriyle paylaştığımız ortak Avrupa Birliği üyelik hedefi geleceğe dönük potansiyeli ile de Türkiye için büyük öneme sahiptir.

Türkiye’nin dış politikasında bölgesel sahiplenme ve kapsayıcılık ilkeleri gözetilerek şekillendirilen Balkan politikası dört ana eksenini, üst düzey siyasi diyalog, tüm bölge için güvenlik, azami ekonomik entegrasyon ve bölgedeki çok etnik gruplu, çok kültürlü, çok dinli toplumsal politik yapıların korunmasından oluşmaktadır. Bölge ülkeleri arasında ortak çıkar alanları yaratılarak mevcut işbirliklerinin hızlandırılması ve kapsamlı ve derinliği olan bir bölgesel entegrasyon Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politik hedeflerinin başında geldiği gözlemektedir.

Balkan ülkelerinin etnik yapısı ile Türkiye arasında tarihten gelen güçlü bağlar mevcuttur.  Balkan ülkelerinde tarihten gelen güçlü bağlar olan etnik azınlıklar, Türk’ler ve akrabalar, Türkiye’de ise Balkanlar kökenli Türk vatandaşları yaşamaktadır. Bu nedenle, Balkanlar’da ortaya çıkan sorunlar Türkiye’yi yakından etkilemektedir. Bölgede barış ve istikrarın korunması Türkiye için bu açıdan önem arz etmektedir.

Türkiye, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için tüm bölge ülkelerinin Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonunun önemli bir ihtiyaç olduğunu değerlendirmektedir.  Balkanlardaki ülkeleri bu hedef doğrultusunda bu platformlarda desteklemektedir.

Türkiye Balkan ülkelerine her zaman, siyasi ilişkilerin dışındaki alanlarda da destek ve yardım sağlamaya devam etmektedir. Bu yardımlar ekonomik, kültürel, eğitim, askeri ve güvenlik gibi pek çok alanı ve konuyu içermektedir.

Balkanlar her dönemde olduğu gibi Türkiye’nin istikrarı için hayati önem arz etmektedir. Türkiye’deki gelişmeler Balkanları, Balkanlardaki gelişmeler ise Türkiye’yi yakından etkilemektedir ve etkilemeye devam edecektir. Bölgedeki gelişmeler ne kadar pozitif olursa bölge istikrarı ve gelişmesi açısından o derece önem arz edecektir.

 

Ali Sami Sağlam

Stratejik Ortak Misafir Yazar

[1]http://www.bulentsener.com/FileUpload/op399503/File/balkanlari_turk_dis_politikasi_acisindan_onemli_kilan_temel_faktorler_dr._bulent_sener.pdf

[2] http://www.mfa.gov.tr/balkanlar_ile-iliskiler.tr.mfa

[3]http://www.tasam.org/tr TR/Icerik/1300/turkiyenin_balkanlar_politikasi_uzerine_genel_bir_degerlendirme_amaclar_ve_yapilmasi_gerekenler

[4]Zeynep Oktav,Özden, Helin,Sarı,Ertem, 2000’li Yıllarda Türk Dış Politikası,Nobel Akademik

Yayıncılık,(2015),s.55

[5]Özden,Ertem,s.56

[6] Özden,Ertem ,s.59

[7]Mustafa,İsen,Tuncay,Babalı,Balkanlar’da Siyaset,Anadolu Üniversitesi Yayını No:2730,Eskişehir 2012,s.274

 

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here