2009 Ekonomik Buhranı Türkiye’yi Nasıl “Teğet” Geçti?

Okunma Süresi: 5 dk 33 sn

Yazımızın Türkiye kısmına başlamadan önce, 2009’da gerçekleşen ve “Büyük Resesyon” adı verilen dünya çapında yaşanan iktisadi duraklamayı kısa ve öz bir şekilde sizlere anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bu resesyon, ilk başta ABD merkezli olarak başlamıştır. Nedenlerine de değineceğim. Olayın ciddiyetini kavramanız için bu resesyonun 1930’daki krizden sonra en büyük ekonomik kriz olduğunu da belirtelim.

“Resesyon” terimi ekonomi’de sıkça kullanılan bir terimdir. O yüzden ilk önce anlamını incelemekte fayda var. Aslında resesyon, ekonomik büyümenin durması veya duraklamaya başlaması demek. Ancak günümüzde bu daha çok duraklamadan sonra oluşan aşırı düşüşle de bağdaştırılıyor.

Peki ya Avrupa ve ABD’yi derinden etkileyen bu kriz neden oluştu ve etkileri ne oldu? Gelin 2003 yılına, bu krizin asıl başlangıcına gidelim.

Büyük Resesyon

Yıllar 2003’ü gösterirken ABD’de bir “emlak balonu” krizi başlamıştı. Bu “emlak balonu” dediğimiz olay önce talebin,spekülasyonun ve verimli harcamaların yükselmesiyle başlar. Ardından haliyle herkese ev yetiştirmek için daha fazla konut inşa ediliyor. Bu süreç bazen 5 yıl bile sürebiliyor. Konutlar inşa edildikten sonra ise spekülatörler pazara büyük miktarda para akıtıyor. Nihayetinde ise evlerin fiyatları mecburen düşüyor. Talep yükselirken akıtılan para yüzünden diğer taraftan da azalıyor çünkü herkes ucuza ev alıyor. Balon patlıyor.

Fiyatların ucuzlanmasından önce ise yüksek krediler veriliyordu. Finansal anlamda zor durumda olan vatandaşlara verilen özel ev kredileri, finans kuruluşları tarafından bir yatırım olarak görülüyordy. Bu yatırımın tabii ki de emlak balonundan sonra yıkıcı şekilde sonlandığını anlamışsınızdır. 2007’de bu özel krediyi veren bir çok finans kuruluşu iflas etti. Ardından Amerikan Federal Ev Kredileri İpotek Kurumu artık bu özel kredileri vermeyeceğini açıklayınca pazar çöküşe uğradı. Amerikan Ev İpoteği Yatırımları Kurumu da iflas edince işler daha da kötüye gitti.

Kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s ve Standard&Poor’s alarma geçmişlerdi. Ev kredisi konusundaki 100’den fazla tahvilin derecelendirmelerini azaltacaklarını açıklayan Moody’s kurumunun ardından S&P’de 600’den fazla tahvile “kredi güvenliği” koydu, yani göz altına aldı diyebiliriz. İlgi çekicidir ki, 2007’nin Ekim ayında Dow Jones borsası rekor kırıyordu, bu son pozitif olaydı. Ardından %50’ye yakın bir oranda değer kaybeden borsa, yatırımcılara çok zarar verdi.

Yıl 2009’du ve Obama başkan olmuştu, ondan önceki başkan Bush’un yaptığı gibi Obama yatırımcılara güven verme adına faizleri düşürdü.

FED, faiz hedefini %0’a koymuştu ve bu tarihte bir ilkti. Obama doğru yerlere yatırım yaparak ekonomiyi, Bush’un ondan önceki gayretleriyle de beraber tekrar kalkındırdı. Gelelim Avrupa’ya. Avrupa’daki büyük ekonomiler (Fransa, Almanya, Hollanda gibi) ABD’den gelen ticari akışın aksamasından derin etkilendi. Öte yandan bir yıl sonrasından itibaren 2014’e kadar, İrlanda, Yunanistan, GKRY ve Portekiz dış borçlarını ödeyememe noktasına gelmişti. Vergileri yükselterek ve AB’ye yardım konusunda baskı uygulayarak bu sorunu aşmaya çalıştılar.

Türkiye Nasıl 2007-2014 Yılları Arasında Büyüme Rekorları Kırarak Bu Krizden Etkilenmedi?

2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Kriz Türkiye’yi teğet geçti” sözlerini Londra’da bir kez daha tekrarladı. Erdoğan, “Bu kriz bizi teğet geçecek dedim, rahatsız olanlar oldu. Aynı ifadede ısrar ediyorum. Kriz bizi etkilemedi demiyorum ama en az bizi etkileyecek diyorum” dedi.

Değindiği önemli noktalar şunlardı;

  • Krizin olumsuz etkilerinin en fazla hissedildiği alanlardan biri olan ticaretin finansmanının desteklenmesi amacıyla önümüzdeki 2 yıllık dönemde en az 250 milyar ABD doları tutarındaki kaynağın harekete geçirilmesi yönünde görüş birliğine varıldı.
  • Kamu yapısında özellikle geçmişte yaşanmış olan bazı sıkıntılı deneyimler veyahut geçmişte yaşadığımız krizler – ki 90’lı yıllarda, 2001-2002 bu yıllarda- bizler için çok ciddi bir deneyim oldu, tecrübe oldu. Tabii bu tecrübe, 2007’de aslında başlayan kriz 2008’de devam ederken bizim buna daha hazırlıklı yakalanmamızı sağladı. Bu bizim için çok ciddi bir dersti. Küresel finans krizi bizi bu noktada ilk başladığı andan itibaren rahatsız etmedi. Örneğin bizim şu anda henüz batan bir bankamız yok. Veyahut fona devredilen bir bankamız yok. Bankaların hepsi şu anda kendi ayakları üzerinde durabiliyor.
  • Reformlar ve sıkı denetim sayesinde Türkiye’de kriz sürecinde hiçbir banka iflas veya devir gibi sıkıntılara maruz kalmadı. Tabii burada bankalarla ilgili şunu özellikle söylemek durumundayım: İktidarımızdan önceki dönemde ne yazık ki önüne gelen -yani burada tabii bakkal mı diyorlar bilemiyorum ama- bakkal dükkanı açar gibi herkes banka açıyordu ama bizde şimdi artık o, geride kaldı. Herkes, önüne gelen banka açmak için müracaat ettiğinde banka açamıyor.
  • İşsizlik, işsizlik, işsizlik bu sürekli söyleniyor. 6.5 yıl önce biz hükümeti devraldığımızda Türkiye’de işsizlik oranı 10.3 idi, şu anda 13.6 kriz döneminde. Fakat İspanya’ya bakıyoruz, İspanya’da işsizlik yüzde 15’e ulaştı, ABD’de 8.1, bunlar işsizlik sorununu pek yaşayan ülkeler değil. Avrupa Birliği ülkelerine bakıyorsunuz şu anda yüzde 5’in üzerinde, böyle bir durum var. İşsizliğin vurmadığı ülke henüz kalmış değil.
  • Biz bütün bunlara rağmen, özellikle işini kaybedenlere yönelik olarak bir mücadelenin içindeyiz. İşverenlere şunu söylüyoruz, ‘Bak sen işçini çıkarma, biz 6 ay süreyle günlük yevmiyesinin yüzde 50’sini ödeyeceğiz’. Bir mücadele yöntemi olarak bunu şu anda sürdürüyoruz. Belki tekrar değerlendirme yapacağız, atmamız gereken farklı adımlar varsa bu adımları atmak suretiyle özellikle toplumumuzu, halkımızı daha rahatlatacak adımları, şüphesiz ki atmaya devam edeceğiz.

Tüm bu önlemler Türkiye’yi dünyaya kıyasla çok iyi korumuştu. Bu noktalar yanı sıra Erdoğan da Obama’nın aldığı önlemlerden aldı. Vergileri bir çok alanda azalttı ve rekabeti hareketlendirecek kararlar aldı. İstihdamı korumaya yönelik teşvikler verildi. Nihayetinde sıkıntılı bir dönem oldu tabii ama ben de bu konuda Erdoğan’ın “Ben tabii bunu ‘Bu kriz bizi teğet geçecek’ diye ifade ettim. Bundan rahatsız olanlar oldu. Yine ben aynı ifademde ısrar ediyorum. Bu kriz en az bizi etkileyecek ama ‘etkilemeyecek’ demedim. ‘Teğet geçti’ demek, ‘etkilemiyor’ veya ‘etkilemeyecek’ anlamına gelmez. Bir sürtünme yapacak. Bir aşındırma olacak ama en az bizi etkileyecek. Bunu söyledim, bunu söylüyorum.” sözlerine katılıyorum.

Bu dönemde, gelişmekte olan ülkeler ise krizden nispeten daha az etkilendi. Kriz öncesi dolar kuru, 1.20 düzeylerinde seyrediyor ve “1 dolar 1 TL olur mu” tartışmaları yapılıyordu. Kriz sırasında kur, 1.7 seviyesinin üzerine çıkarak rekor kırdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekim 2008’de yaptığı açıklamada, “Kriz bizi teğet geçecek” dedi. Kurdaki yükselişin reel sektöre etkisi ise sınırlı kaldı, bu nokta çok önemli.

Türkiye o dönemde AB ile kıyasla çok ama çok az etkilendi. Öyle ki diğer ekonomiler daralırken Türkiye ekonomisi, her ne kadar birkaç yıl önce daha büyük bir oran varken, 1,9% ile büyüyordu. Küçülme yoktu ancak büyüme azalmıştı, ama vardı. İşsizlik %9 idi, bu yüksek bir rakam ancak krizden etkilenen ülkelerde (örn. Portekiz) bu %14’lere çıkıyordu. Üretim kapasite kullanım oranı azalmasına rağmen %74 gibi ciddi bir oranda kalmayı başarmıştı. Zaten 2001 krizinden sonra devam edilen özelleştirme politikaları kamu borçlarının %30-40 arası azalmasını sağlamıştı. Bu süreç 2010’dan itibaren de devam ettiği için henüz 2007-08 krizi yeni bitmişken Türkiye ekonomisi 2011’de %9 büyüme oranı yakaladı. Faizler de biraz da olsa arttırılınca Türk Lirası da rahatlamıştı.

Bu önemli dönüm noktalarında alınan kararların günümüzde de alınmasına az kaldı gibi görünüyor. Günümüze gelirsek gördüğümüz Lira’nın 6 Dolar’da kaldığı, işsizliğin ve enflasyonun arttığı. Mevcut hükümet 2001 krizini ve 2007 krizini atlattı. Bu krizi de bir sonraki seçimlerin 2023’te olduğunu hatırlarsak, atlatacağını halkımız için umuyorum. Zira 2023’ten önce atlatırsak, 2010’larda olduğu gibi çok büyük rakamlara ve rahatlığa ulaşabiliriz. Ki zaten bakanlar 2021 yılı için %3,4’lük gayet iyi bir büyüme rakamı öngörüyor. Bunlar da 2023-2071 arası ulusal hedeflere , bakınız hükümet değil ancak devletin yararına olan hedeflere, daha emin adımlarla ilerlememizi sağlar.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone Ol  
Bildir