Doğu Akdeniz: Kıbrıs, Yeni Enerji Jeopolitiği ve Libya Mutabakatı

Devletlerin jeopolitik yönelişlerinde en önemli rolü denizler oynar. Ham madde kaynaklarına ve dünya pazarlarına en ekonomik erişim ortamı keşiflerin gerçekleşmeye başladığı 15.yüzyılda olduğu gibi, 21.yüzyılda da denizlerdir. Bu kapsamda denizlere hakimiyet, dünya ticaretini kontrol yeteneğini sağlayarak, küresel hegemonyanın yolunu açmıştır. Sanayi Devrimi sonrası kapitalizm ve emperyalist sistemin gelişmesiyle, mücadele minderi denizlere taşınmıştır. Denizde güçlü olan devletler, rüzgarı da arkasına almaya başlamıştır.

Bugünkü küresel güç mücadelesi de başta hidrokarbon kaynakları olmak üzere enerji havzaları ile dünya deniz ticaretine yön veren düğüm noktalarının kontrolüne yönelik olarak sürdürülmektedir. Deniz ve enerji şüphesiz bugüne kadar ortaya çıkmış, medeniyetlerin refahına önemli katkıda bulunan ayrılmaz iki unsur olmuşlardır. Kısacası deniz ve enerji iç içe geçmiş konumdadır.

Üretim için enerjinin önemi, ticaret için denizlerin önemiyle aynı seviyededir. Deniz ulaştırma rotaları, limanlar ve ticaret filolarının güvenliğinin olmadığı bir ortamda dünya ekonomisinin can damarı ticaretten bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, deniz donanmasının güvenliği ile üretim birbirine sıkı sıkıya bağlı iki düğüm noktasıdır. Deniz Ticaret Odasının 2009 raporuna göre, enerji piyasasının ihtiyaç duyduğu ham petrolün yaklaşık %98’i, diğer ticari yüklerin %85’i1 deniz yoluyla taşınmakta, deniz ulaştırması dünya ekonomisine yaklaşık 300 milyar dolar katkıda bulunmakta, bunun da %30’unu Akdeniz havzasından sağlamaktadır. Günümüzde denizlerin dipleri artık deniz ticaret yolları ve onlardan bile daha elzem bir hale gelmiştir. Yeryüzünde her gün çıkarılan 85 milyon varil ham petrolünün %30’undan fazlası,yıllık üç trilyon metreküplük doğalgazın yaklaşık yarı kısmı deniz diplerinden temin edilmektedir. Örneğin, sadece ABD’nin deniz diplerindeki kaynakların çıkarılmasına yönelik yatırım miktarı bir trilyon doları geçmektedir.

Kısacası deniz gücü; bölgesel, kıtasal ya da küresel güç olmanın da anahtarıdır.

Jeostratejik Kale: Kıbrıs

Türkiye’ye 40 deniz mili, Yunan anakarasına 500 deniz mili uzaklıkta bulunan Kıbrıs,1571 ve 1878 yılları arasında kayıtsız şartsız Türk egemenliğinde kalmış bir ada olarak Anadolu’nun güvenlik denkleminde son derece stratejik bir rol oynamıştır.

Kıbrıs, bugün de Anadolu’nun güney cephesinde olmazsa olmaz önemde, jeostratejik bir kaledir. Anadolu’nun bağrına güneyden birincil giriş noktası olan Kıbrıs, Türkiye için ayrı bir önem arz etmektedir. Günümüzde, Batı Asya’ya ve Anadolu’ya sıçrama sağlayacak, Akdeniz’de Anadolu’nun bağrında demirlenmiş bir uçak gemisidir. İşte Atatürk bu noktaya çok önemli bir parmak basmış ve şu ünlü sözlerini söylemişti; “Kıbrıs’a dikkat ediniz, Bu ada bizim için çok önemlidir.”

“Hudutların mühim ve büyük aksanı deniz olan Türk Devleti’nin donanması da mühim ve  büyük olmak gerektir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kadir bir Türk Donanması’na malik olmak gayedir.”

Mustafa Kemal Atatürk – 20 Eylül 1924, TCG Hamidiye

Kıbrıs adasının stratejik önemini vurguluyoruz, ancak yapılacak en önemli adım, tarihimizde de sadece İkinci Dünya Savaşında Deniz Lisesi ve Harp Okulu Mersin’e taşınmıştı. Ancak Mersin’e bir deniz üssü yapma gibi bir girişim maalesef olmamıştı. Bugünün en elzem görevi, Mersin’e Deniz Üssü açmaktır. Jeostratejik Kalemiz Kıbrıs’ı korumanın birincil yolu buradan geçmektedir.

Türkiye’ye Tuzak Girişimi

Antik çağlardan günümüze kadar tarihsel süreç içerisinde bir değerlendirme yapıldığı zaman Doğu Akdeniz’in jeopolitik analiz açısından çok zengin malzemeler sunan bir bölge olduğunu söylemek mümkündür. Doğu Akdeniz, halihazırda küresel düzeyde yaşanan jeopolitik rekabetin en önemli sahnesidir.Zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olması itibarıyla da dünyanın ilgi odaklarından biridir. Yunanistan-GKRY-İsrail-ABD Siyonist-Haçlı üçgeni bölgede Türkiye’yi yalnız bırakmak ve saf dışı bırakmak için şeytanın dahi aklına gelemeyecek türlü oyunlar tercih etmektedir. Sayılacak çok örnek var ancak en can alıcı örnek, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur. Doğu Akdeniz Gaz Forumu, 7 ülkenin katılımı ile Mısır’ın başkenti Kahire’de kuruldu. Bu kuruluş, İsrail’in EAST-MED Projesine ve Amerika’nın Gutters ilkelerine göre hareket etmektedir.Doğu Akdeniz, her zaman hareketli bir bölge olmuştur. Bugün ise; Doğu Akdeniz  üzerinde küresel jeopolitik mücadelede sahne değişmemiş, ancak aktörler değişmiştir. Bizans, Roma, Venedik, Osmanlı gibi aktörlerin yerini bugün; ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, İsrail, Çin gibi devletler hatta Avrupa Birliği gibi uluslar üstü olma yolunda ilerleyen kurumlar almıştır.

Batı, Yunanistan’ı bir proje olarak 1821-1829 jeopolitik bir proje kapsamında kurdu. Yunanistan’ı Avrupa’nın güneydoğu sınırı olarak kabul ediyor. En önemlisi de bu sınırı Kıbrıs’a kadar uzatmak istiyor. Toplam olarak bu durumlara verilecek en güzel cevap,Avrasya güçleri ile ortak çıkarlar ve dayanışma zemininde birleşmektir. Bu bağlamda Türkiye’ye tertiplenen tuzak girişimine de engel olunacaktır.

Yeni Enerji Jeopolitiği

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun araştırmalarına göre, Doğu Akdeniz yaklaşık olarak 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeline sahip. Bu potansiyel, bölge ülkelerinin yanı sıra dünyanın önde gelen enerji şirketlerinin ve enerji ihtiyacı yüksek devletlerin de dikkatini çekmeye başladı. Bu durum da bölgeyi yeni bir mücadele ve kriz alanı haline getirdi. Başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası enerji şirketleri ve yeni bir enerji jeopolitik merkezi olma yolunda ilerleyen bölgede söz sahibi olmak isteyen tüm aktörler çeşitli politikalar ve ittifaklar oluşturuyor. Bu çerçevede konu, bölge ülkeleri açısından üç boyutta ele alınabilir: Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği.

Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denge ve İsrail’in kaderini tümü ile değiştiren esas gelişme ise; Amerikan Noble Enerji ve İsrail ortaklarının İsrail’in kuzey sahili açıklarında keşiflerini gerçekleştirdiği Dalit(2009), Tamar(2009) ve Laviathan(2010) doğal gaz sahaları ile yaşama geçmiştir.   Bu keşif sonunda Levant Baseninde keşfi gerçekleşen toplam ortalama doğal gaz  rezervi 25 trilyon feet küp (700 milyar m3 ) değerine ulaşmış bulunmaktadı USGS’in Levant Baseni Provensi için yaptığı çalışma sonunda; keşvedilmemiş olarak ortalama 1.7 milyon varil kurtarılabilir petrol ve 122 trilyon feet küp kurtarılabilir gaz rezervinin varlığı tahmin edilmektedir.

Kısaca; bu bölgede kurulan petrol ve doğal gaz boru hatları, Doğu Akdeniz Bölgesinin tarihten gelen Jeopolitik  ve Jeostratejik önemini daha da artırmıştır. Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’de deniz sınırları belirleme girişimi ve devamında gündeme gelen doğal gaz arama çalışmaları:

GKRY, Mısır’la (2003), Lübnan’la (2007), İsrail’le (17 Aralık 2010) “münhasır alan anlaşması” yapmıştır. GKRY’nin Noble Enerji ve Ortaklarıyla yapılan sözleşme de buna örnektir.

(Tahmin edilen sahalar)

Türkiye bu tek taraflı eylemlere karşı çıkarak, yapılacak herhangi bir doğalgaz sondaj çalışmasının Türkiye’nin onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini savunmaktadır. GKRY’nin gerçekleştirdiği bu tek taraflı eylemlere ek olarak, belirlenen sözde parsellerde arama yapılması için Noble şirketine sondaj yetkisi verilmiştir. Türkiye de buna karşılık olarak, 2011 yılında KKTC ile “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” imzalamıştır. Buna ek olarak, Türkiye GKRY’nin tek taraflı belirlediği sözde parsellerden 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı olanların Türkiye’nin kıta sahanlığı ya da deniz yetki alanıyla çakıştığını ve bu bölgelerde Türkiye’den izinsiz hiçbir şekilde petrol ya da doğalgaz araması yapılamayacağını duyurmuştur. GKRY üç defa ihaleye çıkarak bu çakışma alanlarında arama yapılması için şirketlere yetki verse de, her defasında Türk donanması tarafından çakışma alanlarında gerçekleştirilmek istenen aramalara müdahale edilmiştir.

Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı

20.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan ve denizler üzerinde kıyı devletine egemen haklar sağlayan diğer bir kavram ise MEB kavramıdır. MEB, uluslararası hukuka 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile dahil olmuştur. Karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili genişlikteki deniz alanlarının yatağı ve toprak altı ile üzerindeki suların canlı ve canlı olmayan kaynaklar üzerinde kıyı devletlerine bazı ekonomik hakların tanınmasını öngören bir kavramdır.

KKTC ile Türkiye arasında kıta sahanlığını belirleyen ve Türkiye’ye Kıbrıs adasının tümünde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin yolunu açan anlaşma 21 Eylül 2011 tarihinde T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu arasında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile İngiliz enerji şirketi Shell arasında Antalya Açık Deniz/Güney Doğu Anadolu Bölgesi alanlarını kapsayan, arama, üretim paylaşım anlaşmaları imzalandı.

Türkiye ile KKTC arasında ‘Kara Sularını Sınırlandırma Anlaşması’, ABD’nin New York kentinde imzalandı.

Bu anlaşmalar Türkiye’nin eline ciddi fırsatlar geçirmiştir. Ancak karşı taraf da yerinde saymıyor. Tek taraflı olarak MEB ilan eden GKRY, 2003 yılında Mısır, 2007 yılında Lübnan, 2010 yılında ise İsrail ile MEB sınırlandırma anlaşmaları yaptı.  Yunanistan, Libya’yı Girit’i de referans alarak MEB sınırlandırmasına zorlarken hiç beklemediği bir hamle ile karşılaşmıştır. Libya, Türkiye’den yana taraf olarak Türkiye ile Mutabakat imzalamıştır. (Mutabakata yazımızın ilerleyen kısımlarında gireceğiz) Akdeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin MEB ilan etmesi en doğal hakkıdr. Türkiye, MEB’i düzenleyen, MEB kavramı kısmında açıkladığımız 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre taraf değildir. Türkiye’nin yapacağı birincil asli görev bölgede MEB ilan etmektir. Elbette ki MEB ilanı tek başına çözüm değildir. ŞAH-MAT hamlesi için zemin hazırlanmalıdır. Bölge ülkeler ile işbiliğinin sağlamlığı ve sıkılığı çok elzemdir.

Doğu Akdeniz’deki parselleri gösteren harita (Harita: Sözcü)

Tüm bu gelişmelerin ışığında Türkiye, ilk olarak Fatih sondaj gemisini Doğu Akdeniz’e gönderdi. Ardından da ikinci sondaj gemisi Yavuz’u ve sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrretin Paşa’yı Doğu Akdeniz’e gönderdi. Türkiye, bölgede 2 sondaj gemisi bir tane de sismik araştırma gemisiyle varlığını sürdürmektedir. Son gelişmeler ışığında Fatih Gemimiz en derin sondajını 1.710 metre derinliğinde yapmıştır.

  Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Sondaj ve Sismik Gemileri

Günümüzün “Yavuz” Gemisi Türkiye

“Yavuz Gemisine ilk defa geliyorum.Şimdiye kadar Yavuz, Türk Bayraklı bir Alman gemisi idi. Yaralı olsa da bugünkü şekli o zamandan daha, pek çok değerlidir. Bu gemiyi Türk milletinin ihtiyacı olan sağlam ve kudretli bir zırhlı şekline sokacağız. Bu kudret,silah bakımından sizlere,dış politika bakımından da bizlere büyük hizmetler görecek, gurur sağlayacaktır.” Mustafa Kemal bu sözleri yalnızca Yavuz gemisine söylemiyordu. Birinci Dünya Savaşından sonra zincirlerinden kurtulan ve devrime doğru demir alan Türk Milletine de söylüyordu.

Yavuz sondaj gemisi (Fotoğraf: AP)

Türk Deniz Kuvvetleri, Doğu Akdeniz’de giderek etkinliğini arttırıyor.Ülkemizin Münhasır Ekonomik Bölgesi’ne tecavüz eden Kıbrıs’ın güneybatısında yer alan 7. Parsel ve KKTC’nin hak ve hukukunu yok sayan 10. parselde yer alan Fransız TOTAL, İtalyan ENI şirketleri faaliyetlerini fiilen durdurarak bölgeden çekilmiştir. SAIPEN 12000 isimli sondaj gemisi faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmıştır. Türkiye’nin gönderdiği İHA’lar, Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetleri yürüten bu gemilere ve onları koruyan savaş gemilerine eşlik edip onları korumaktadır. Türk Donanması, Doğu Akdeniz enerji sahalarında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) tek taraflı ihalelerle işgal hamlelerine izin vermemiştir. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Yunanistan GKRY tarafından işgal planlarına sahne olan Doğu Akdeniz havzasında, Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerinin korunması kapsamında, İsrail Enerji Bakanlığına bağlı enstitünün BAT GALIM isimli araştırma gemisini bölgeden uzaklaştırmıştır. Şanlı Türk Donanması bölgede üstünlüğü büyük ölçüde ele almış bulunmaktadır. Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ün tarif ettiği “Yavuz” gemisi ile aynı konumdadır. Günümüzün amiral gemisi Türkiye’nin bölgede izlediği stratejik ve jeopolitik adımlarıdır.

Türk fırkateyni, Doğu Akdeniz’de, İsrail’e ait bir araştırma gemisini telsizle uyararak bölgeden çıkardı.

Emparyalizme Şah ve Mat: Libya Mutabakatı

Türkiye ile Libya’daki UMH arasında 27 Kasım’da “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştır. Türkiye, ‘Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı’nı imzalayarak Libya ile arasında 18.6 millik (29.9 km) bir sınır oluşturdu, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırını belirlemiş bulunmaktadır. Belirlenen sınırlar Türkiye ile Libya’nın zengin hidrokarbon (petrol ve türevleri) kaynaklarına sahip bölgede ortak arama çalışmaları yapmasına imkan tanımıştır.

Bilindiği üzere, Yunanistan, Libya’yı Girit’i referans alarak MEB sınırlamasına 2010 yılından beri zorlamaktaydı. Libya direnmek ve mücadele etmek yerine bu dayatmayı kabul etseydi MEB’inin önemli bölümünü büyük ölçüde kaybedecekti. Ancak Libya, tarafını Türkiye lehine kullanarak mutabakatı imzalamıştır. Mutabakat,Yunanistan medyası tarafından “Şah-Mat” hamlesi olarak gösterilmiştir. Türkiye,Emperyalizmi bölgede Şah-Mat ederek bölgede büyük bir üstünlük yakalamıştır. Deniz yetki alanları mutabakatıyla aynı gün imzalanan “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanarak geçmiştir. Bununla birlikte darbe üzerine darbe alan emperyalist kuvvetler, ağabeyleri BM’ye başvuruda bulunmuş, Mısır’da Türkiye’ye nota vermiştir. Emperyalizm bölgede sıkışıp kalmış, hamlelerini tüketmiştir.

LİBYA MUTABAKATININ İÇERİĞİ

  • Libya’da Ani Müdahale Kuvveti kurulmasına Türkiye eğitim, danışmanlık, malzeme ve planlama desteği verilecek
  • Türkiye’de ve Libya’da ortak ‘Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi’ kurulabilecek
  • Kara, deniz ve hava araçları, silahları, eğitim üsleri tahsis edilebilecek. Bu durumda mülkiyet, tahsis edilen ülkeye ait olacak
  • Ortak askeri planlama, eğitim, silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilebilecek
  • Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, “barışı koruma” operasyonları yapılabilecek
  • Libya’ya “Misafir Personel” olarak adlandırılan ‘savunma ve güvenlik kuruluşu mensubu siviller’ ve birlikler gönderilebilecek.
  • Askeri gereçler hibe edilebilecek, satılabilecek ya da kiralanabilecek. Anlaşma, teknoloji transferi için Libya’ya lisans verilmesinin de önünü açıyor.

Bundan sonraki adımlar ekonomik bölgenin ilanı ile olacaktır. Bu anlaşmanın BM’ye duyurulması en can alıcı noktadır.    AB’nin aldığı kararlar Türkiye’yi bağlamaz. Türkiye AB’nin parçası değil, AB kendi üyeleri için karar alır. Eğer BM Türkiye’ye yaptırım kararı alırsa ki bu konuda açıklanmış Dışişleri Bakanlığı politikası var, gayet yerindedir. Hangi ülke ve grup olursa olsun durum değişmez bir süreçtir.

EAST-MED’İN BORULARI YARIDA KALDI

EDISON şirketinin hazırladığı, Doğu Akdeniz boru hattı projesi, kendilerinin kurduğu resmi internet sitesinden incelendiğinde: İsrail’in Leviathan sahasından (ve Leviathan’a yakın olan Afrodit sahasından) başlayıp, Kıbrıs adasına da uğradıktan sonra, Girit adası üzerinden Yunanistan’a ulaşacaktır.

Buradan mavi ile gösterilen Poseidon ile İtalya’ya yada gri ve kırmızı hatlar üzerinden de Bulgaristan piyasalarına ulaşma imkanına kavuşacaktır.

Projenin kapasitesi 16 milyar m3/yıl olarak öngörülmüştür.

East-Med Boru Hattı haritası

Bu kapsamda:

Leviathan ve Afrodit sahalarından Kıbrıs’a 200 km,

Kıbrıs’tan Girit’e 700 km,

Girit’ten Yunanistan’a 400 km, Yunanistan içinde de 600 km’lik bir boru hattı inşası öngörülmüştür.

Boru hattı kara kısmı 42”, deniz kısımları ise 24” – 32” arasında olacak şekilde dizayn edilmiştir.

Bu boru hattı için de, ortalama 6 milyar dolar civarında bir yatırım maliyeti hesaplanmıştır.

Sonuç olarak, EDISON’a hazırlatılan bu proje; ilgili yetkililerin açıkladığı gibi ticari ve ekonomik olarak uygulanabilir değildir. Kıbrıs’daki Afrodit sahasının geliştirilmesi ve İsrail’in kalan gaz ihraç potansiyelinin değerlendirilmesi için en uygun opsiyon Türkiye’dir. İlgili sahalardaki gazın %99’dan fazla metan ihtiva edecek kadar kuru gaz oluşu da, LNG opsiyonunun maliyetlerini iyice arttırmakta ve Türkiye’ye bağımlılığın boyutlarını bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Kısacası East-Med projesi, Doğu Akdeniz’de çıkan petrol, doğalgaz ve hidrokarbon kaynaklarını direkt olarak Avrupa’ya ulaştırma emelidir. GKRY, Yunanistan ve İsrail, 2 Ocak 2020’de Eastmed (Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı) projesinin inşası için bir anlaşma imzalayacak. GKRY Sözcüsü Kyriacos Koushos, yaptığı açıklamada, Atina’da düzenlenecek imza törenine Rum Lider Nikos Anastasiadis’in katılacağını bildirdi. Bu karşı hareketler,Libya Mutabakatı karşıtı eylemlerdir. Ancak emperyalizm şunu atlamaktadır; East-Med projesinin boruları yarıda kalmıştır. Türkiye, bu oyunu bozmuştur.

Libya ile Türkiye anlaşması sonrası East-Med boru hattı projesinin engellendiğini gösteren karikatür.

Çıkış Yolu: Bölgesel İşbirliği

Türkiye sonuç olarak bölgede üstünlüğü eline almıştır. Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin Libya ile imzaladığı tarihi muhtıra, bölge ülkeleriyle de yeni anlaşmaların önünü açtı. Önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ardından da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, komşularla yeni anlaşmalar yapmaya hazır olduklarını açıkladı. Bölgedeki siyasi gerginliklerin de buna engel olmadığını bildiren Erdoğan, “Güney Kıbrıs hariç, bütün kıyıdaş devletler derken, farklı konularda sorun yaşadığımız devletler de dahil, bütün devletleri kastediyoruz. Bunları otururuz, konuşuruz, değerlendiririz, yani bizim derdimiz düşman kazanmak değil, dost kazanmak. Düşman olanlar varsa onları da dost olmaya davet etmek” değerlendirmesinde bulundu. Anlaşma yapabilecek ülkeler arasında ise Mısır, Suriye, Lübnan ve İsrail bulunuyor. Her şeyden önce bu ülkeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yaptıkları anlaşmalardan büyük kayıpları olduğunu görüyor. Bunun ilk emaresi de İsrail’den geldi. 125 milyar metreküplük doğalgazın bulunduğu Afrodit yatağının bir kısmının İsrail’in Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde yer alan ‘Yishai’ yatağıyla kesiştiğini belirten Tel Aviv yönetimi, çıkarılacak gazdan hak talep etti. Bir sınır düzeltmesi yapılana kadar da Afrodit’e yönelik yatırımlarını durdurduğunu açıkladı. Afrodit doğalgaz sahasını bloke ederek GKRY ve ABD’ye bir tepki işareti vermiştir.  İşte bu gelişme, Doğu Akdeniz’de kartların yeniden karılacağını bir kez daha teyit etmiştir.

Aynı durum Mısır için de geçerlidir. El-Cezîre’nin Mısır gizli servisinden sızdırıldığını ifade ettiği belgede, şu bilgiler yer aldı: “Dışişleri Bakanı Samih Şükrî, Sisi’ye deniz sınırlarını belirleme konulu Mısır-Yunan görüşmelerinin sonuçları hakkında bilgi veriyor. Bu görüşmelerde Yunanistan, Mısır’a ait olan deniz sahasından yedi bin kilometre kare kadarını, altı ve üstü ile kendi yetki alanına katmak istiyor. Bakan bu tasarrufa karşı olduklarını, Savunma, İstihbârât ve Petrol Bakanlıklarının da bu teklifi reddetmekten yana olduklarını ifade ediyor.”

Türkiye, Libya Mutabakatı’nın ardından,Suriye,Irak ve İran ile aynı doğrultuda ilerleyerek emperyalizmin belini kırmalıdır. Mısır’ı da kendisine çekip kazanıcı adımlar atmak Türkiye ve bölge Ülkelerinin yararına olacaktır. Savunmanın özü denizden başlamaktadır. 21.yüzyıl deniz yılı ve emperyalizmi def etme yılı olacaktır.

Büşra Ezgi

Stratejik Ortak Misafir Yazar

  Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge: Farkları Neler?

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here