Dünden Bugüne İsrail’in Savaş ve Güvenlik Stratejileri

1948 yılında, modern anlamda yeniden sürgün edildikleri topraklara geri dönen Yahudilerin kurduğu İsrail Devleti, o günden bu yana sürekli olarak savaşlar yaşamıştır. İlk etapta İngilizlerle şiddetli bir mücadele içinde olan genç devlet, kuruluş yıllarında Araplarla çetin savaşlara girmiş, ancak yok olma tehdidiyle karşılaşmış olsa da bu savaşların sonunda varlığını koruyabilmiştir. Böylece yüzyıllarca süren krallık döneminin ardından, parlamenter cumhuriyet sistemi rejimi ile yeniden uluslararası arenaya dönen Medinat Yişrael’in hikayesi başlar.

Ülkenin kurulduğu dönemlerden itibaren girilen zahmetlerin temelini iki başlıkta özetlemek gerekir; ekonomi ve savaş/terör hadiseleri. Ekonomi meselesi, bu yazının konusunu ihtiva etmediğinden ele alınmayacaktır. İkinci mesele olan, savaş ve terör hadiseleri üzerinden oluşturulan güvenlik politikaları ile muhtemel gelecekte yapılacak eylem planları hakkında tahminler yürütülecektir.Dünden bugüne İsrail’in savaş ve güvenlik stratejileri değişkenlik göstermiştir;

Birinci Arap-İsrail Savaşı’nı İsrail’in bağımsızlık savaşı olarak adlandırmak, esasında daha kuvvetli bir anlam içerir. Mısır,Suriye,Irak,Ürdün,Lübnan ve Filistinlilerin, birleşerek, Birleşmiş Milletler Paylaşım Planı‘nı reddetmesi ve İsrail’i kurulur kurulmaz dağıtmaya girişimi bu anlamı kuşkusuz destekleyecektir. Savaşın ilk bölümünde şoka uğrayan İsrail Ordusu bir süre sonra bu şoku atlatmış ve dünya kamuoyunun desteğini de alarak –ABD ve SSCB, İsrail Devleti ilan edilir edilmez,ülkenin bağımsızlığını tanımıştır– ateşkes ilanları konusunda yeterli adımlar atmış ve savaş esnasında toparlanma dönemlerine tam zamanında girebilmiştir. Bu savaşın sonunda iki net sonuçtan bahsetmek mümkündü; İsrail’in bağımsızlığının Araplar tarafından silah zoruyla da olsa kabul edilişi (Yeşil Hat konusunda mutabık kalınması) ve bölgede özellikle Filistinlilerle çatışma ortamının süreceği. 

Mitvza Kadesh veya Melhame-i Sina ya da en bilindik ismiyle Süveyş Krizi ise, İsrail, İngiltere ve Fransa’nın, Cemal Abdülnasır rejiminin Süveyş Kanalı politikası üzerinden yaptıkları ortak bir müdahale planına dayanıyordu. Bu operasyon, çok uzun sürmedi çünkü ABD ve SSCB aynı anda savaşın bitmesine yönelik ortak bir adım attılar. Burada Ortadoğu’da önü alınamaz bir savaşın başlamasından endişe ediliyordu. Nitekim burada dünyada yeni süper güçlerin etkisi net bir şekilde görülmüştür. Bunun sonucunda Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini geliştirme yoluna gitmişken, Fransa ise görece bağımsız hareket etme kararı almıştır. Konumuzu ilgilendiren bölüm ise, Sina’da İsrail’in, kurulmasından kısa bir süre sonra, tüm bölgeyi rahatça işgal etmesi ve Mısır Ordusu’na büyük bir kayıp verdirebilmesidir. Elbette İngiliz ve Fransızların kanal çevresinde yaptıkları operasyonları da göz ardı etmemek gerekir. 1956 Ekim yılında İsrail kontrolüne geçen Sina, 1957’de yeniden Mısır’a bırakılmıştır. Burada Mısır’ın siyasi bir zaferinden söz etmek mümkündür.

Açık mavi renkler İsrail’in 6 Gün Savaşları sonrasındaki kazanımını gösteriyor.

Harbel Eyyamel Sitta, Milhemet Shestet Ha-Yamim, 6 Gün Savaşı Arap-İsrail savaşları arasında kesinlikle en keskini ve sonuçları bakımından Arap Koalisyonu’nun yıkıma uğramasıyla neticelenen harptir. Mısır,Suriye,Ürdün ve Irak’ın doğrudan rol aldığı savaşta Filistin Kurtuluş Örgütü milisleri, Lübnan, Suudi Arabistan,Sudan,Tunus,Fas ve Cezayir de İsrail’e karşı birleşerek mücadele etmiştir. Bu savaşta İsrail’in en kritik hamlesi Mısır’a düzenlediği şok hava baskınıdır. Modek Operasyonu adıyla bilinen harekatta havadan ve karadan, Mısır Hava Kuvvetleri’ne ait hedefler yoğun bir biçimde vurulmuştur. Bu savaşta Mısır Ordusu’nun hava savunma gücünün oldukça yetersiz olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. 300’den fazla uçağın yok edildiği operasyonun ardından Mısır Hava Kuvvetleri adeta yok edilmişti. Bu bağlamda, İsrail Hava Kuvvetleri’nin ve istihbaratının başarısından söz etmek gerekir. Öte yandan, Abdülnasır rejiminin tıpkı İsrail gibi devamlı savaş söylemlerinde bulunmasına rağmen, ciddi bir hazırlık yapamamış olması ve SSCB’den de beklediği desteği almaması, dikkate değer başka noktalardır. Öte yandan, Ürdün’ün ani saldırısının kolayca bastırılması ve yine güçlü bir hava harekatı eşliğinde ülkenin kuzeyinden giriş yapan Suriye birliklerinin Golan Tepeleri’nin ardına kadar püskürtülmesi, Suriye’de görev yapan ünlü MOSSAD ajanı Eli Cohen’in cephe ardından verdiği bilgilerin kullanımı -Nitekim Eli Cohen 18 Mayıs 1965’te El Muhaberat tarafından tespit edilmiş ve Şam’da halka açık bir şekilde, Esad rejimi tarafından idam edilmiştir. –Kudüs’ün başkent ilan edilişi diğer önemli unsurlardan bazılarıydı.  Bu savaşın neticesinde,düzlük alanda hava kuvvetlerinin öneminin ortaya çıkışı (ABD bunu Irak işgalinde başarılı bir şekilde kullandı) ve elbette buna bağlı olarak hava savunma sistemlerinin geliştirilmesiydi. (Saddam aynı Irak işgalinde bu savunma sistemleri üzerine yoğunlaşmayarak, hayatının en büyük hatasını yaptı)

  Ortadoğu'da Bir Casusluk Hikayesi
Times of Israel’den alıntıdır.

1973’te Yom Kippur/Harb-i Teşrin Savaşı 20 gün sürmesine rağmen, dünya kamuoyunda, Arap Devletleri’nin ABD’ye uyguladığı petrol ambargosuyla adeta yeni bir çağ başlatmıştır. Araplar, İsrail’e kaybettikleri toprakları geri kazanmak amacıyla ordularını güçlendirmişlerdir. İsrail de özellikle ABD ve Fransa ile yakın ilişkiler geliştirerek savunma sanayine yatırım yapmayı sürdürmüştür. Bu savaşta, farklı olarak doğrudan aksiyona katılmayan bir Ürdün gördük. Lakin, Arap ülkelerinin Mısır ve Suriye’ye verdikleri destekle İsrail karşısında adeta seferber olduklarını biliyoruz. Yom Kippur Savaşı’nda açık alandaki tankların kolayca hedef olabileceği sonucu ortaya çıktı. Nitekim Mısır ve Suriye 500, İsrail 600 tank kaybetti. Bu dönemlerde artık konvansiyonel savaşın Arap ve Yahudi milletleri arasında bir çözüm olmayabileceği fikirleri oluşmaya başladı.

National Public Radio'dan alıntıdır. Filsitinli savaşçıların kutlaması.
National Public Radio’dan alıntıdır. Filsitinli savaşçıların kutlaması.

1975’te alevlenen Lübnan İç Savaşı’nda Lübnan Cephesi grubunu destekleyen İsrail’in amacı, Filistin Kurtuluş Örgütü‘nü zarara uğratmaktı. Güney Lübnan’da mülteci kampları üzerinde hakimiyeti olan örgüt, İsrail’in bölgesel çıkarları için tasfiye edilmesi gereken bir yapıydı, nitekim iç savaşa 1978’den sonra dahil olan İsrail Devleti, Güney Lübnan’da uzun bir süre hakimiyeti ele alsa da, Lübnan’ın kuzeyini de Suriye’ye kaptırmıştı. Nitekim devam eden yıllarda bu iç savaştan doğan ve İran tarafından desteklenen Hizbullah hareketi, İsrail’in başlıca güvenlik sorunlarından biri olmayı sürdürmektedir.

İsrail – Filistin çatışmalarına gelecek olursak, gerek 1987’de başlayıp tam altı yıl süren, Birinci İntifada, gerek bundan yedi yıl sonra ortaya çıkıp beş yıl süren İkinci İntifada, gerekse Gazze olayları İsrail’e güvenlik politikaları konusunda şu mesajı verdi; meskun mahal operasyonları üzerinde araştırmalar geliştirmeli ve başarı oranını arttırmalı, yapılacak güvenlik operasyonlarının masrafının daha az bir şekilde olabilecek yöntemlerle minimize edilerek Filistin halkının toplu isyanının engellenmesi, Gazze Şeridi’nden atılan roketlerin havada imhası konusundaki çalışmaların geliştirilmesi ve Arapların İsrail toplumuna dahil edilmesi için projelerin üretimlerinin hızlandırılmasının gerekliliği.

Öte yandan, bugün, geçmişteki gibi bir Arap-İsrail savaşından bahsetmek mümkün değil. Suriye ile gergin ilişkilere sahip İsrail’in, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt hatta bazı noktalarda Mısır gibi stratejik ortaklarının bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Günümüzde ise İran ile İslam Devrimi’nden önceden kurulmuş dostluğun artık bir düşmanlık halini alması, güvenlik meselelerinin, güncel haliyle ilkini ve temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Filistinli direniş gruplarının İran’la ve destekledikleri müttefikleri Hizbullah ile ortak hareket edişinin engellenmesi çalışılmakla beraber Suriye’ye hatta kimi zaman Irak’a nokta hava operasyonları düzenlenmektedir. Düzenlenen operasyonların maksadı İran’ı İsrail sınırlarından uzak tutmaktır. Bu çerçevede icra edilen harekatlar, Esad’ın bölgedeki resmi müttefiki Rusya’nın bilgisi dahilinde gerçekleşmektedir. Operasyonlarda Amerika Birleşik Devletleri’nin terör listesine aldığı İran Devrim Muhafızları ve İran’a bağlı Şii milislerle beraber Esad rejimi askerleri ve Hizbullah militanları da hedef alınmaktadır. İsrail, daha önceleri Dera’da Halid Bin Velid Tugayı (IŞİD bağlantılı) ile Suriyeli muhalifler arasındaki çatışmalarda muhaliflere bilgi ve lojistik yardımında da bulunmuştur.

İsrail için kritik bir başka bölge olan Sina’da IŞİD tehdidinin minimize edilmesi konusunda Mısır’la ciddi bir iş birliği gerçekleştirilmektedir. İsrail güvenlik birimleri kimi zaman Mısır hükümeti ile istihbarat bilgisi paylaşırken, bazen de örgüt hedeflerine doğrudan hava saldırıları gerçekleştirmiştir.

Son olarak siber güvenlik operasyonlarının, gelişen teknolojiyle birlikte önem kazandığını bilmekteyiz. Bu bağlam, apayrı bir başlık olabileceği için, stuxnet yazılımı vakası ismiyle araştırma konusunu not olarak bırakmış olayım. İlgisini çekenler için, epey ilginç bir vakadır. Stuxnet yazılımı ile, İran’ın nükleer programının çökertilmesi amaçlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here