Bolşevik İhtilali: Proleterya Diktatörlüğünün Kuruluş Öyküsü

Proleterya Diktatörlüğünün Kuruluş Öyküsü

Tarihi değiştiren ve toplumların yaşamlarını derinden sarsan önemli olayların temelinde, ideolojiler yatmaktadır. Halk kitlelerini ve derin kalabalıkları tesiri altına alan bu ideolojik ve felsefi düşünceler, sosyal hayatta değişim, ihtilal ve reform hareketlerine yol açabilir. Bunun yanı sıra kaosa, kargaşaya, yıkıma ve anarşiye de sebebiyet verebilir. Bu ideolojik görüşlerden biriside materyalizmdir. 19 yüzyıl’da özellikle Avrupalı düşünürlerde ve Avrupa toplumunda materyalizm oldukça önemli bir yere sahiptir. MateRyalist görüş özellikle Aydınlanma Çağı ve sonrasında 19. Yüzyılda Avrupalı filozofları ve etkisi altına almıştır. Materyalist ideolojiden etkilenen Batılı filozofların başında, ünlü kuramcı ve eylem adamı Karl Marx gelir. Marks diyalektiğin kuramcısı olan aynı zaman da idealist bir filozof olan hocası Hegel’den ve onun diyalektik düşüncesinden çok etkilenmiştir. Ancak Marks Hegel’in ortaya attığı diyalektik düşünceyi değiştirmiştir; Hegel diyalektiğin başına idealizm’i koyarken, Marx diyalektiğin başına materyalizmi koymuştur. Diyalektik materyalizmi ve tarihsel materyalizmi geliştirmiştir.

“Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu “Fikir” (“Idea”) adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca “Fikir”in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.”

(Das Kapital,Almanca İkinci Baskıya Önsöz)

Daha sonra Marks geliştirdiği Tarihsel materyalizm metodu doğrultusunda incelediği toplumları ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist ve komünist toplum aşamalarına ayırmıştır. Materyalist ve diyalektik düşünce etrafında inceleme ve çalışmalarını sürdüren Marx, komünizm kuramını geliştirmiştir. Sınıfsız bir toplum hayali kuran Marks, komünist düşünceyi bu doğrultuda şekillendirmiştir. Marks bu kuramı geliştirirken tabi ki tek başına değildi en büyük destekÇisi, fikir arkadaşı, yoldaşı Friedrich Engels’dir. Engels ile birlikte Marks, Diyalektik materyalizm, Tarihsel materyalizm ve komünizm kuramını tüm ezilen halklara ve proletaryaya bir umut ışığı olarak sunmuşlardır.

marx engels
Karl Marx ve Friedrich Engels

Engels ile Marks komünizmi proletarya için bir umut olarak görse de gerçekler çok farklıdır. Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan proletarya yani işçi sınıfı Avrupa ve dünyada hızla büyümekteydi ve önemli bir politik gücü de ellerinde bulundurmaktaydı. 1800’lü yılların ortalarından sonra 1830 ve 1848 halk ayaklanmaları ve sonrasında 20. yüzyılda komünist ideoloji ve marksizm hızla yayılmış ve dünya genelinde önemli ayaklanmalara ve devrim hareketlerine sebep olmuştur. Bu devrimlerin ve halk ayaklanmaların ilki Rusya’da meydana gelmiş ve ekim 1917’de Marksizm ve Leninizm taraftarı yani Bolşevik kadrolar iktidarı ele geçirmiştir.

19. yüzyıla gelindiğinde Çarlık Rusyası’nda temel ekonomik faaliyet tarımdır ve proletaryaya yani işçi sınıfına oranla toprak kölesi (serflik)(kölelik 1861 yılında kaldırılmıştır) konumunda olan ve zengin aristokratların arazilerinde çalışan köylü sınıfı çoğunluktadır. Zorlu ekonomik koşullar,çetin yaşam şartları, sonu gelmeyen savaşlar, ağır ekonomik buhranlar işte bunların faturasını Çarlık Rusyası’nda her zaman halk ödemiştir. Bu ağır koşulların devam etmesi ile birlikte Avrupa’da ortaya çıkan Marksist hareket Rusya’da yayılmaya başlamıştır. Çökmeye yüz tutan Çarlık imparatorluğu 19. yüzyıldan itibaren Marksist örgütlerin propagandası ile adeta bir kaynayan kazanı andırmaktaydı.İhtilal grupları Çarlık yönetiminden memnun değildi ve onu devirmenin yollarını aramaktaydı. Avrupa’dan Rusya’ya sıçrayan sosyalist düşünceler kısa zamanda çarlıktan nefret eden gruplarca benimsenmiş ve bunun sonucunda Marksist örgütler tarafından 1881’de Çar II. Aleksandr’a karşı bir suikast düzenlenmiştir. 1900’lü yılların başlarına gelindiğinde ise Rusya’nın Japonya ile girdiği savaş, ve sonrasında patlak veren I. Dünya Savaşı, ağır ekonomik bunalım ve bunun yanı sıra Bolşevik kadroların yoğun ajitasyon ve propaganda çalışmaları Çarlık Rusyası’nın sonunu hazırlamaktaydı.

1917 Bolşevik İhtilâli’ne kadar Rusya’daki Çarlık idaresi kısmen feodal ve kısmen kapitalist düzende ve koyu bir Ortodoks inancı içerisinde olduğu bilinmektedir. Çarlığın dış siyaseti bu yapının uzantısı mahiyetinde idi. Dünya siyasetinde İngiltere, Fransa, Almanya vb. gibi yeni sömürgeler elde etmeye çalışmaktaydı. Feodal geleneklere uygun olarak da askerî işgallerle ele geçirdiği toprakları Rusya’nın bir parçası haline sokup bu ülkelerdeki halkın arazisini ellerinden alarak Rus feodallere vermekteydi. Irkçı Rus karakteri icabı olarak da ele geçirdiği milletleri Ortodoks-Rus yapmaya çalışıyordu. Bu politika sonucunda Rusya, bütün iktisadî imkanları özellikle toprağı elinde tutan bir Rus asiller sınıfının tahakkümü altında inleyen kültür ve milliyetleri hor görülen müşterek bir hapishane haline gelmiştir. İşte Lenin bu ortamdan faydalanarak ihtilâli başarmıştır(Gündüz.2005.2.). Bolşevik ihtilâlini hazırlayan temel sebep korkunç boyutlara ulaşan sosyal eşitsizlik ve adaletsiz gelir dağılımıdır. Çarlık Rusyası, bu dönemde oldukça fazla mal varlığına sahip olan zenginler ile son derece fakir olan köylü ve proletarya olmak üzere, birbirinden keskin hatlarla ayrılmış iki kutuplu bir hal almıştı. Bu şartlar neticesinde köylü ayaklanmaları, toplu grevler ve isyanlar Çarlık rejiminin yıkılmasınına neden olurken; Bolşevikleri beklemedikleri bir anda iktidara taşımıştır.

Rusya’da ilk Marksist grup 1883 yılında ortaya çıktı. Bu “Emeğin Kurtuluşu” ismindeki Marksist grubu ünlü Rus devrimci ve Marksist teorisyen Plehanov Cenevre’de kurdu. “Emeğin Kurtuluşu” grubu Marksizmin Çarlık Rusyası’nda yayılmasında önemli bir paya sahiptir. Plehanov gibi sosyalist bir devrim hayaliyle Çarlık rejimine karşı amansız bir mücadeleye girişenlerden birisi de Lenin’dir. Lenin’de tıpkı abisi gibi Marksist bir devrimcidir ve Çarlık yönetiminin bir gün devrileceğine olan inancı tamdır. Bu doğrultuda hareket eden Lenin daha öğrencilik yıllarında kendini devrimci hareketlerin içerisinde bulmuştur ve hayatını Rus proletaryasını ve köylü sınıfını Çarlık rejimine karşı örgütlemekle geçirmiş, devrimci kitlelere konferanslar vermiş, makale ve kitaplar yazmış, gazete çıkarmış, yaşamı boyunca bu faaliyetlerinden dolayı birçok kez tutuklanmış ve sürgünlere gönderilmiştir. Ancak o hayalini kurduğu “Proleterya Dikdatörlüğü” için mücadelesini sürdürmüştür. Lenin’e bu mücadelesinde Stalin, Troçki, Kamanev, Zinoviyev, Kalinin,Buharin, Rikov ve Sultan Galiyev gibi isimler yoldaşlık etmiştir. Bu isimler içerisinde Lenin’e en yakın olan isim Stalin dir. Stalin(Kobe) gürcü asıllı bir Marksist devrimcidir, Lenin’in ölümünden sonra Komünist parti genel sekreteri olmuştur.

Lenin, Stalin ve Troçki
Lenin, Stalin ve Troçki

1898 yılı Rusya’da devrimci hareketin kaderi için oldukça önemlidir. 1898 yılının Mart ayında, Minsk kentinde “Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi”nin birinci kongresi yapıldı ve kongreye yalnızca 9 kişi katıldı. Lenin ise kongreye katılamadı, zira o sıralar Sibirya’da sürgünde idi. Kongrenin katılımcı sayısının bu denli az olması o sıralar devrimci Marksist hareketin henüz istenilen seviyede örgütlenemediğinin bir göstergesidir. Bu dönemden sonra Çarlık rejimine karşı girişilen devrimci mücadeleye “Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi” önderlik etti, ancak parti içerisindeki devrimin nasıl gerçekleştirileceğine yönelik taktik ve yöntem tartışmaları, partinin ve devrimci grupların örgütlenmesi problemleri , Bolşevikler ve Menşevikler arasında büyük bir savaşa sebebiyet verdi. Parti içerisindeki bu iki grubun partiye egemen olma mücadelesi 1912 yılında Prag’daki partinin 6. Konresinde Menşeviklerin partiden atılmasıyla son buldu.[Ocak 1905’de devrimin arefesinde Bolşevik örgütlerdeki toplam üye sayısı 8.400’dü. 1906 ilkbaharında RSDİP’in toplam üyesi 48,000’di, bunların 34.000’i Bolşevik, 14.000’i Menşevikti(Liebman.1990.46.)]

1900 yılına gelindiğinde Rusya’da devrimci gruplar örgütlenme ve propaganda çabası içindeydiler. Bu doğrultuda Iskra(Kıvılcım) gazetesi kuruldu partinin ve devrimci grupların yayın organı olan bu gazete sayesinde devrimci örgütler daha geniş kitlelere ulaşma imkanı buldular. Bolşevik kadroların, işçileri toplu grevler için kışkırtması işe yaradı ve 3 Ocak 1905’te Petersburg’daki çeşitli fabrikalarda grevler başlad. Grev için toplanan işçiler Çarın Kışlık sarayına yürümeye karar verdiler. 9 Ocak 1905’te  işçiler aileleri ile birlikte Kışlık saraya doğru yürüyüşe geçtiler ancak Çar ikinci Nikola onları düşmanca karşıladı ve silahsız işçilerin üzerine ateş edilmesi emrini verdi, tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olay sonrası binden fazla işçi öldürüldü ve iki binden fazla işçi’de yaralandı. Bu olay sonrasında halkın Çarlık Rejimine ve Çara karşı bir inancı kalmadı ve grevler ve gösteriler bu tarihten sonra artarak devam etti. 1 Mayıs gösterilerinde birçok yerde polis ve askerlerle halk silahlı çatışmalara girişti, işçilerin bu ayaklanmasına Rus köylüsü de katıldı. Şehirlerdeki ayaklanmalar köylere sıçradı ve Ekim ayına gelindiğinde çeşitli iş kollarında grevler artarak devam etti. Bolşevikler işçileri daha iyi örgütleyebilmek için “İşçi Temsilcileri Sovyetleri”ni kurdu, Kasım ve Aralık aylarında girişilen silahlı ayaklanmalar netice vermedi ve Çarlık yönetimi tarafından şiddetle bastırıldı.

kanlı pazar

Rus İşçi Hareketi, 1906’da çok kan kaybedip savunmaya çekilmeye zorlanmış, neredeyse tükenmiş bir durumda, demoralize olmuş ve dağılmıştır. Bu haliyle umutsuzca örgütlerinin varlığını korumaya uğraşan hareket, 1912’den sonra yeni bir kabarış yaşamaktaydı. Sıklaşan grevler ve gösteriler Temmuz 1914’te, St. Petersburg’da barikatlar dikilip Rusya yeni devrimci saldırıların eşiğine gelmiş gibi göründüğünde doruk noktasına çıkmıştı(Liebman.1990.135).

Tam da bu noktadan sonra patlak veren Birinci Dünya Savaşı dengeleri tekrar alt üst etmiştir ve Rusya’da Enternasyonal ve Bolşevik hareket zayıflamıştır. Birinci Dünya Savaşı’na katılan Rusya için işler hiçde iyi gitmedi. Savaş ekonomik sorunları artırmış, zorlu ve çetin koşullar halkı çileden çıkarmış, bunun neticesinde Rus halkı bu anlamsız savaşa biran önce son verilmesini istemiştir.

Rusya 1917 yılına ağır problemlerle başlamıştı. Uzayıp giden I. Dünya Savaşının ülke ekonomisine verdiği zararlar hayatın her bir alanında açıkça görülüyor, halkın Çarlığa karşı aldığı tavrı isyan kıvılcımına çevirmeye çalışan ihtilalci gruplar durmadan propaganda yürütüyorlardı. Ülkenin her tarafını grev dalgası bürümüştü. Sokaklara dökülen yüz binler savaşın derhal durmasını talep ediyordu. Fakat ne çar Nikola, ne de hükümet yetkilileri artan huzursuzluğa çare arıyordu. Şubat sonlarına doğru sokak çatışmalarının şiddetlenmesi ve ordunun bir kısmının isyancılar tarafında yer alması hükümet güçlerini zor durumda bırakmıştı. Silahlı kalabalık kısa zamanda devlete ait önemli binaları ele geçirerek bakanların bulunduğu Marinski sarayını kuşatmıştı. İşin ciddiyetini anlayan Çar Nikola Petrograd’dan kaçmak zorunda kalmış, başkentin isyancılar eline geçmesiyle de devrim gerçekleşmişti. Ardından geçici bir hükümet kurulmuş ve başkanlığa Prens Lvov getirilmişti. Ama devrim bile her şeyin iyiye gittiğini göstermiyordu. Zira ülke ekonomisi felç olmuş durumdaydı. Fabrikalar birbiri ardınca kapanıyor, ürün fiyatları artıyor, halk açlıkla pençeleşiyordu. Yalnız Mayıs ve Temmuz ayları arasında yaklaşık 439 fabrika kapanmıştı. Geçici hükümet ülkeyi ekonomik buhrandan kurtarmanın yollarını arıyor, fakat bulamıyordu. Dahası doğru dürüst bir politika bile üretemez hale gelmişti.(Sadıkov.102)

Geçici Hükümetin buhranlı durumundan faydalanmaya çalışan Bolşevik Parti Merkez komitesi 10 Haziran’da tüm işçi ve askerleri Petersburg’ta, “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganıyla büyük bir gösteri düzenlemeye çağırdı. Bu çağırış başkentin işçi ve askerleri tarafından olumlu karşılandı. Bu arada Menşevikler ve Eserler de 18 Haziranda bir gösteri yapmaya karar verdiler. 18 Haziran günü yaklaşık 500 bin işçi ve asker “Bütün İktidar Sovyetlere”, “On kapitalist bakan hemen istifa etsin!”, “Taarruz politikası kabul edilemez!” sloganlarıyla sokaklara döküldü. 18-25 Haziranda bu çeşit gösteriler ülkenin birçok şehrinde devam etti(Sadıkov.104). Bolşevikler artık devrimi başarıya ulaştıracaklarına inanıyorlardı ve mücadeleyi iyice şiddetlendirmişlerdi. Bunun neticesinde 31 Ağustos’ta Petrograd Sovyet’inin Menşeviklerden ileri gelen yönetim kurulu istifa ederek çoğunluğu Bolşeviklere verdi ve isyan sırasında hapisten kurtulan Lev Trotski’yi genel başkanlığa getirdi. Daha sonralarda ise 5 Eylül’de Moskova Sovyet’i tamamen Bolşevikler safına geçti ve sovyet’in başkanlığına Bolşevik Nogin getirildi. Daha sonra Saratov, Kiyev, İvanovo Voznesensk gibi sanayi şehirlerinde Bolşevikler Sovyetlerin çoğunluğunu ele geçirdiler. Sonrasın da ise cephedeki askerler arasında geniş bir Bolşevizm propagandası yayıldı. Bu koşullarda şartların olgunlaştığını ve devrimin kaçınılmaz olduğunu gören Lenin Menşeviklerle girmeyi planladığı uzlaşmalardan vazgeçti, yeniden “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganıyla isyan için Bolşevik kadroları harekete geçirdi.

Bu dönemde Finlandiya’da bulunan Lenin, Bolşevik Partinin Merkez komitesine durmadan mektuplar göndererek durumdan yararlanılmasını, kısacası, silahlı bir isyan için tüm şartların oluştuğunu ve derhal bunun icra edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Lenin’in bu radikal çıkışları parti merkezini, özellikle de yakın arkadaşları olan Kamenev ve Zinovyev’i şaşkınlığa uğratmıştı. Daha ılımlı bir adam olan Kamenev, demokratik devrim yolunu üstün tuttuğu için mektupların yakılmasını istemiş ve bu önerisi derhal kabul görmüştü. Ama Lenin’in düşünceleri Bolşevik partisine rakip olan bir sıra gazetelerde yer alınca iş çığırından çıktı. Bu nedenle Lenin, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinin Merkez komitesine gönderdiği mektuplarda Kamenev’in hareketlerini “alçaklık” diye nitelemişti(Sadıkov.108.109).

Bolşevik Merkez Komitesinin 16 Ekim tarihinde yapılan toplantısında Lenin, silahlı isyan önerisini tekrarlamıştır. Ancak Zinovyev ve Kamenev yine bu öneriye karşı olduklarını belirtmişlerdir. Stalin ise silahlı isyan önerisini savunmuş ve Lenin’i desteklemiştir. Toplantı sonunda oylamada Lenin’in önerisi oy çokluğuyla kabul edilmiştir ve derhal harekete geçilerek Stalin başkanlığında isyanı yürütme komitesi kurulmuştur. Bolşevik partinin ve Devrimci güçlerin iplerini eline alan Lenin büyük bir iştahla ve sabırsızlıkla devrimin ve silahlı isyanın biran önce başlamasını istiyordu, nitekim yakın dostu Sverdlov’a yolladığı mektupta “Tüm gücümüzle saldırmalıyız. Ve birkaç gün içinde tam bir zafer elde etmeliyiz” diyordu. Lenin’in emirleri doğrultusunda işçiler tekrar sokaklara döküldü, yaklaşan bu isyan tehlikesini engellemek isteyen geçici hükümet başarısız oldu. Çünkü Askeri Devrim Komitesi Lenin’in emirlerini bekliyordu ve bu doğrultuda harekete geçiyor ve geçici hükümetin isyana karşı müdahalede bulunmasına engel oluyordu. Geçici hükümete isyan eden askerlerinde Bolşeviklerin safına katılması Lenin’in elini bir hayli güçlendirmiştir. Askeri Devrim Komitesi isyanın başarılı olması için baskın yapılan silah depolarından ele geçirdiği silahları işçilere dağıtıyordu. Kızıl birlikler ve bir takım garnizonlar alarm durumundaydı. İsyan artık başlamıştı. Geçici hükümet birliklerinin ufak tefek kımıldayışları haricinde pek bir varlık gösteremedikleri açıkça görülüyordu.(Sadıkov.113.).

Devrimin yaklaşmakta olduğunun farkına varan geçici hükümet, Devrimci Askeri Komite’nin dağıtılmasını ve tüm üyelerinin tutuklanmasını emretti. Ancak otoritesini tamamiyle kaybetmiş olan geçici hükümetin emirlerini yerine getirecek olan az sayıdaki askeri birlikler Kızıl Muhafızlar tarafından püskürtüldü. Bu kalkışma sonrası Devrimci Askeri Komite yayınladığı bildiride Rus halkına devrim çağrısı yaptı.

24 Ekim (6 Kasım) 1917’de Bolşevikler başkent Petrograd’da Geçici Hükümete karşı harekete geçti. Cezaevlerindeki Bolşevik mahkumlar serbest bırakıldı. Cezaevleri baskınlarından sonra hükümete bağlı birlikler Bolşeviklere karşı koyamadı ve isyancılar ilerleyişini sürdürdü. 25 Ekim (7 Kasım)’de Kızıl Muhafızlar, güçlü bir direnişle karşılaşmadan tüm hükümet binalarını ve stratejik noktaları ele geçirdi. Bu sıralarda Smolni Enstitüsü’nde bulunan Lenin, talimatlarını buradan vermekteydi.

bolsevik-ihtilali

25 Ekim ( 7 Kasım ) gecesi hükümetin bulunduğu Kışlık Saraya saldırı başladı. Binlerce Kızıl Muhafız Kışlık Saraya yöneldi. Vladimir Antonov-Ovseyenko liderliğindeki Baltık Filosu ve Kronştad Denizcileri de saldırıya katıldı. Aurora kruvazöründen saraya top atışı yapıldı. Bu sırada Kerenski kaçmayı başarmışsa da Kazaklar, askeri öğrenciler ve muhafızlar tarafından korunan saray daha fazla direnemedi ve düştü bunun sonucunda Bolşevik İhtilali tamamlanmış oldu ve Sosyalist rejimle yönetilen Lenin’in ifade ettiği gibi “Proletarya Diktatörlüğü” kuruldu.

Sefa Sole

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

4 YORUMLAR

  1. büyükte olsa ilk değil. ben paris komünü unutulmasın diye not ettim.
    siz büyüklük veya küçüklük değil ilklik babında yazdığınız için okuyucular yanlış anlayabilir o yüzden.

  2. Haklısınız 1830 ve 1848 daha sonra 1871 deki paris komünü ayaklanmaları bu karakterdeki ayaklanmaların ilki sayılabilir lakin rusya daki marksist karakterli ayaklanma hem ayaklanimanın organizasyonu gem büyüklüğü ve çapı hemde doğurduğu sonuçlar düşünüldüğünde bir çok ilki bünyesinde barındırır bundan önceki ayaklanmalar daha küçük çaplıdır

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here