İki Zıt Lider, Ortak Bir Savaş: Usame bin Ladin ve Eymen El-Zevahiri

Usta- Çırak İlişkisi: Azzam-Ladin

Öncelikle, Ladin’in üzerinde en büyük etkisi olan kişilerle başlarsak en başta Abdullah Azzam’ı koymamız gerekir. Ladin’i merkeze aldığım bu bölümde, Azzam ile kendisi başrolde olduğunu göreceksiniz. Ladin’in hayatına etki eden isimler sadece Azzam’la kalmamakla beraber; İbni Temiyye, Selahaddin, Muhammed bin Ladin ve Molla Ömer’dir.

Azzam’la kendisinin ilişkisi tam bir ‘usta-çırak’ ilişkisiydi. Ladin’i Azzam’a bağlayan şey, aslında Ladin’in cihad konusunda görüşlerinin tamamen oturduğu vakit yoğun şekilde ele alıp eleştirdiği konuydu. Ladin, ümmet alimlerinin oturduğu yerden maddi yardım yaparak  sadece konuşmaları ve olaylara müdahale olmamalarından rahatsızdı. Bu alimler, gençleri Afgan cihadına katmak için cesaretlendirir ama kendileri hiçbir şey yapmazdı. Birde bu kişilerin çoğunlukla Suudi din adamları olması, onun üzerinde durması gereken öncelikli konuydu.

Ladin bu durumu kendi sözleriyle 2006 yılında “Afganistan’da Ruslara karşı cihad başladığında Suudi Arabistan’daki alim ve şeyhlerimizi ziyaret ederdim, onlardan yola çıkmalarını ve cihada katılmalarını isterdim. Onların çoğu birçok özür ve bahaneler öne sürdü. Bunlardan birini halen hatırlarım. Onlar şunu dedi: ‘Usame, Allah’ın nimeti ile hepiniz harekete geçin inandığınız şey doğrudur ancak sizin yolunuza alışık değiliz ve bu yolu kullanmaya korkuyoruz.’ İnsanlar bilmediğinin düşmanıdır. Alimler cihada çıkmaya alışkın değillerdi. Çünkü dediğim gibi bu dini bir vazifedir ki insanlar arasında alimler bu sorumluluğu üstlenmedi.”

Ladin’in eski dostu Şeyh Musa el-Karni 2006’da bu konuda Ladin için “Cihad yapmak için Afganistan’a gitmeden önce birçok insan ona gitmemesi ve ülkesinde kalmasınını, bağış toplayıp mücahidlere göndererek mali destekle kendisini sınırlandırmasını tavsiye etti.” dedi.

Azzam’ın öğrencisi olan Ladin, liderlik özelliğini öğrenciyken de taşıyordu. Cihada olan katkısını ilk inşaat işleri, askeri faaliyete destek ve örgütlenmeyi sağlayarak ilk deneyimlerini sağlamıştı. Azzam’a körü körüne destek olmamış, onu liderliğinde yükselmek için önemli bir destek olarak görmüştü. Kararsız veya korkak biri değildi, her şeyi kafasında çoktan planlamıştı.

Fakat Azzam ile Ladin’in tanışmaları ile alakalı birçok spekülasyon vardır. Burada iddiaları dile getirirsek, bazı yazarlar Ladin’in Kral Abdul Aziz Üniversitesi’nde Azzam’ın öğrencisi olduğunu iddia ederken, diğerleri onların ancak Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesinden sonra tanıştıklarını savunur. Bu karışıklığa ilaven Ladin’in eşi Necva’nın iddiasıdır. Şöyle ki o kendisi ile Ladin’in 1979 yazında ABD’ye seyahat ettiğini -yani sovyet işgalinden önce- nitekim Los Angeles’ta Abdullah Azzam adında bir adam ile buluşmuş olabildiğini savunur. Halid el Batarfi ayrıca Ladin’in erkek evlatlarından birinin fiziksel tedavisi için  ABD’yi ziyaret ettiğini söyler ancak Azzam ile ilgili veya seyahatin zamanı ile ilgili olsun hiçbir şey demez. Her ne kadar Ladin bir noktada ABD’yi ziyaret etmiş gibi görünse de, neden o zaman Ürdün’de yaşayan ve öğretmenlik yapan Azzam ile buluşmak için ABD’ye gitmiş olsun? O zamanlar iş olsun dini nedenlerden dolayı olsun Suudi Arabistan’ı serbest bir şekilde ziyaret edebilirdi. Azzam’ın 1973- 1980 arası bir dönemde  Müslüman Talebe Derneği’nin davetiyle ABD’ye seyahat ettiği ve derneğin çeşitli branşlarında birkaç eyalette dersler verdiği söylenir.

Mekteb’ül Hidemât

Azzam ve Ladin’in oluşturmak istedikleri cihad hareketi artık şekil alıyordu. 1984 yılında Azzam, Ladin ve Baudjema Bounoua (Abdullah Enes) Mekteb’ül Hidemât’ı kurdu. Örgüt liderlik açısından Azzam’ın kontrolündeydi ancak finansal desteğin hemen hemen hepsi Ladin tarafından karşılanıyordu. Örgütün halktan destek alması gerekiyordu. Özellikle Pakistan’daki ofisi destek toplamıştı. Oradakilere gönüllü şekilde savaşmaları için destek verilmiş ve eğitilmişlerdi. Gülbeddin Hikmetyar ve Abdul Rasul Sayyaf gibi önemli isimler tarafında da destek sağlandı.

Günümüzde de gördüğümüz gibi, savaşmanın dışında cihada destek vermenin en önemli araçlarından biri “medya” idi. Ladin medyanın önemini fark etmişti ve propagandanın çok güçlü bir malzeme olduğunu da biliyordu. Önceden insani yardım konusunda ön plana çıkan Ladin, medyanın önemini fark ettiğinde bu denge tamamen değişmişti.

İlkten kişilerin askeri eğitim için alındığı ve destek verildiğini belirtmiştim. Fakat bunun ileri bir aşaması gerekiyordu. Öncelikle, El Kaide’nin daha fazla adam toplaması için iyi gözükmesi gerekiyordu, ayrıca örgütün zaten askeri kısmı (ana zemini) bir nevi tamamlanmıştı. Artık propaganda için bir eksik de yoktu. Stratejiyi değiştirmek için vakti gelmişti, Ladin kamera önüne çıkmaya hazırlanıyordu.

Bu konuda en önemli noktalardan birini anlatmadan geçmeyelim ki, Ladin’i medya konusunda dostları dahi eleştirdi. Konu, onun kamera karşısında olmaya çok meraklı olmasıydı. Ayrıca Batı’nın basını çok iyi kullandığını ve başarılı olduğunun farkındaydı. Ayrıca, Azzam’ın dergisi olan el-Mücahid’in basımını ve dağıtımını da sağlamayı ihmal etmemişti.

Peki, Ladin’in medyaya verdiği önem neye dayanıyordu? Batı’daki propagandanın etkili olduğunu görüp kafasına göre mi hareket etti, yoksa dini temellere bağlı bir şekilde mi yaptı? Ladin bu adımı İslam tarihinden esinlenerek yaptı. Hz. Muhammed ve Selahaddin’in bakış açısı onu etkilemişti (şiirler dahil).

Örneği şiir, İslam’da saygı duyulan bir sanat şekliydi. ABD Afganistan’a saldırı düzenledikten sonra, el-Kaide’ye ilişkin ses kayıtları ele geçirilmişti ve bazıları Ladin’ aitti. Bu kasetler üzerinde çalışan Amerikalı bir bilim adamı, onun tekerleme ve deyimlerinin zekice olduğunu belirtmişti.

Hz. Muhammed üzerinden bir örnek verirsek, Richard Gabriel “Hz. Muhammed, kararsız insanların kalplerini ve zihinlerini kazanma mücadelesinde propagandanın rolünü anladı. O mesajının daha çok bilinmesi için elinden gelen her şeyi yaptı. O zaman büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bir Arap toplumunda şairler siyasi propagandanın taşıyıcısı olarak hizmet etti. Hz. Muhammed, kendi söylemlerini övmesi ve karşıtlarını alçaltması için en iyi şairleri tuttu. O, Allah’ın elçisi olarak aldığı vahiylere ilişkin halka bildiriler yayınladı ve yeni İslami düzenin vizyonunu halkın gündeminde tuttu ve takipçilerine ve kendisine tabi olacaklarını ümit ettiği kişilere sürekli cennet vaatlerin bulundu. O diğer aşiret ve kabilelere yeni dini anlatmaları için ve süreç içinde bazen putperestlere okuma- yazma öğretmeleri için bile elçiler gönderdiğini,” ifade etmektedir.

1989 Kasım ayında suikast sonucu öldürülen Azzam’ın sonrasında propaganda, cihadçılar arasında değişim gösterdi. Bu değişim zamanın şartlarının değişmesinden ötürüydü, diğer bir deyişle medyada “internet çağı” başlamıştı. Ladin artık daha da avantajlıydı.

Yazının ana temasında olduğu gibi, Ladin’in değişimi Zevahiri ile oldu. Azzam’ın ölümü sonrası ortaklıkları resmi bir boyuta çıksa da, aslında Azzam’ın yaşadığı zamanlarda da bunun izleri vardı. Şunu belirterek devam edeyim ki durum daha açık bir şekilde anlaşılsın. Azzam, Zevahiri’yi sevmezdi ve Ladin için bundan ötürü endişe duyardı. Ne kadar Ladin ile yakın olsalar da Ladin’i eleştirdiği noktalar oldu.

Azzam, Ladin’in sadece Araplardan oluşan bir birlik oluşturma kararına sert çıkmıştı. Hatta iddialara göre Azzam “Usame’nin ne yaptığını görüyorsunuz gençleri topluyor ve eğitiyor. Bizim siyasetimiz, planımız bu değildir,” demiştir.

Kolay bir şekilde analiz edilebilecek olan şey, Ladin her ne kadar her zaman Azzam’a saygı duymuş olsa da onu kendi kariyerinde bir basamak olarak gördüğü gerçeğidir. Bu bir iddia değildir, araştırma esnasında röportajları incelediğimde, Ladin’in eskinden yakınında bulunan hemen hemen her kişi buna yönelik ifadesi vardı. Özellikle, Bounoua (Abdullah Enes) de aynı şeyi söylemişti ve onun da Ladin ile fikir ayrılıklarının da olduğunu ifade etmişti.

Azzam ve Enes yabancı savaşçıları Afganlar arsında dağıtmayı planlamışlardı. Fakat Ladin tam tersini düşünmüştü. Azzam ve Enes’le aynı şeyi düşünen kişilerden biri de Ahmet Şah Mesud’tu. Enes, Mesud’un Arap ve Afgan savaşçılar arasında dostluk ruhu oluşturmada usta bir kişilik olduğunu belirtmiştir. Hatta, Ladin Mesud’a pekte sıcak bakmazdı. Azzam Mesud’u çok severdi, hatta Afganistan’daki en iyi komutan olduğuna inanırdı.

Ladin ise Halis, Sayyaf, Hakkani ve Hikmetyar’a kendini daha yakın görürdü. Azzam’ın ölümünden kısa bir süre önce, 1986- 1987 yılında her şeye rağmen Arap savaşçıları ayrı olarak eğitmeye devam etti.

Buraya kadar normal giden her şey, Azzam’ın ölümünden sonra ortaya çıkan iddialarla karıştı. Herhangi bir kanıta dayanmayan iddia şuydu, Azzam’ın suikasti Ladin tarafından düzenlenmişti. Her ne kadar kanıt olmasa da, cihadçıların kendi aralarında bu söylentilerin sürülmesinin nedeni, Ladin’in başa geçme hırsına sahip olduklarını düşünmeleriydi.

Önceden Ladin’in dostu olan fakat şimdi karşı cephede yer alan el-Karni dahi 2006’daki röportajında “Onun Azzam suikastine katılıp katılmadığına gelince, ben böyle bir şeyde kendimi suçlar ama Ladin’i suçlamazdım. Azzam ve Ladin’in karşılıklı dostluk ve saygıya dayanan bir ilişkileri olduğunu biliyorum. Ladin’in planlama, finanse etme ve hatta suikast planı hakkında haberi olduğuna dahi inanmam,” demiştir.

Ladin’in arkasından üretilen iddiaların cihadçılar tarafından bu boyuta kadar çıkması, onun değişip değişmediğinin göstergesidir. Burada artık konumuz farklı bir boyuta ulaşıyor, Ladin yeni partneri Zevahiri ile beraber yükseliyor…

Bu yeni boyuta Sudan ile başlamadan önce ileriyi daha iyi anlamak için ufak bir parantez açıyorum. Öncelikle, Ladin’in başrol olduğu ve “uluslararası boyuta taşıdığı cihadı”  Suudi Arabistan ile bağlantılıdır ve tüm olay örgüsü buradan başlamıştır. Hatırlayacaksınız ki en başta Ladin’in Suudi alim ve din adamları hakkındaki eleştirilerini belirttim. Buna ek olarak ABD kısmını da açıklayarak Ladin’in nasıl Suudi Arabistan’daki yönetime karşı olan nefretinin yükseldiğini belirtelim.

Durumu, Suudi Arabistan’da İslami Reform Hareketi (MIRA) adlı Suudi muhalif grubunun başındaki Saad el-Fakih 23 Ocak 2004’teki röportajında bir ifadesi ile özetleyeceğim. “Ladin Afganistan’da Rusları uzak tutmak için savaşmıştı, şimdi ise en kutsal İslam ülkesinin Amerikalılar tarafından işgal edilmekte olduğunu gördü. Şimdi, eğer o tutarlı olmak istiyorsa Amerikalılara karşı savaş vermek zorundaydı. Ladin Suudi rejimi, din kuruluşları ve İslam alimlerinin ihanetine şaşırdı. Yarım milyon Amerikalı’nın Arap Yarımadası’nın ortasında olmasını kimse ciddiye almamış gibiydi. Bu durumun Ladin’in düşüncesinde ve dünya görüşünde derin bir etkisi oldu. O, devletlerarası hizipleşmelerin sömürüsü yoluyla İslam davasının artık yükselmeyeceği sonucuna ulaştı. Başka yolları seçmek zorunda kaldı. O zaman onun planı Suudi Arabistan’dan ayrılmaktı.”

Yeni Bir Başlangıç: Sudan

Ladin Sudan’a gittiğinde ticaretle uğraştı. Halihazırda, Ladin ailevi kökeni olarak da bu işe yatkındı, babasının şirketinde çalışmıştı ve tecrübesi vardı. Fakat bu seferki eskiye benzemiyordu, yanında kimse yoktu, tek başınaydı ve her şeyi tek başına yapacaktı. Planları çoktan hazırdı, şimdi uygulama vaktiydi.

Ladin Sudan’a gittiğinde yıl 1991’di. Hartum’un el-Riyad şehrine ailesiyle beraber taşındı. Önceden de ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek için zemin arıyordu, hatta ilk Sudan’ı ziyaret ettiğinde yıl daha 1983’tü. İnşaat alanında en büyük şirketi el-Hicret’ti (al- Hijra). Ayrıca yol inşalarına da katkı sağladı. Sudan’ın Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ve mollalar Ladin’in babasını çok severdi çünkü o da zamanında yol inşasına katkı sağlamıştı.

Ladin inşaat işleriyle uğraşmasının yanında, tarımla da ilgileniyordu. Şirketi ve yaşadığı yer Hartum’du ama tarım için uğraştığı ve merkez olarak seçtiği yer Soba şehriydi. Hatta, bireysel olarak ilgilendiği ve en sevdiği sektör tarımdı. Orada yaşayanların ifadelerinden birisi de “Ladin’in klimalı binaları vardı fakat eşleriyle ve atlarıyla basit bir yaşam sürerdi,” idi. Eşi Necva ise Ladin’in tarıma olan sevgisi hakkında “Usame’nin zihni dünyadaki en büyük ayçiçekleri üretme için yeni yöntemler keşfetme ile gerçekten meşgul olduğunu,” ve “kendi yetiştirdiği büyük ayçiçeklerini göstermekten başka hiçbir şey onu daha mutlu edemezdi,” demiştir. Ayrıca Necva, Ladin’in hayvancılıkla uğraşmayı sevdiğini de “Ayrıca sığır ve muhteşem ağaçlar yetiştirmede benzersiz yöntemlere başvurdu,” diyerek vurgulamıştır.

Ladin 1996’da sınır dışı edilinceye kadar yaptığı saldırıların zemini Sudan’daydı. Somali’de ABD güçlerine saldırmadan önce Ebu Ubeyde ve Ebu Hafız Sudan’a gelmişti. İlk olarak oradaki el-Kaide militanlarının eğitimini sağladılar. Sonrasında Ebu Ubeyde ve Ebu Hafız’ı keşif amacıyla Somali’ye yolladı. Sudan’da iken Somali’de Eritre İslami Cihadı’na destek verdi ve Ebu Ubeyde ve Ebu Hafız aracılığıyla eğitim kampları kurdu.

Sudan’da kaldığı süre içerisindeki saldırılarını kronolojik olarak özetlersek:

29 Aralık 1992’de Somali’ye gidecek olan ve ABD askerlerinin kaldığı düşünülen iki otele bombalı saldırı düzenlendi. 26 Şubat 1993’te ise Newyork’ta Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı düzenledi. 1994’te Suudi vatandaşlığından çıkarılmasının ardından 13 Kasım 1995’te Suudi askerlerinin eğitim gördüğü merkeze saldırı gerçekleştirdi. Son olarak, 26 Haziran 1995’te Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e suikast düzenledi.

Ayrıca, CIA analistlerinin araştırması sonucu Ocak 1994’ten itibaren Sudan’da en az üç askeri eğitim kampı kurarak yabancı savaşçıları eğittiği ortaya çıktı.

Ladin’in Sudan hikayesi 1996’da sınırdışı edilmesiyle son buldu ve Afganistan’daki Celalabad şehrine döndü. Kısa bir süre sonra Sudan istihbarat teşkilatının yönetimi devralan Dr Gutbi el-Mahdi’nin ifadesindeki iddiaya göre Ladin sınırdışı edildikten sonra Amerikan karşıtı bir teröriste dönmüştü. İfadesinde “Görüşü ne olursa olsun, o buradayken sadece işini yapıyordu. Biz onu izliyorduk ve bizim kontrolümüz altındaydı. Afganistan’da tamamen kontrolden çıktı,” demiştir.

Buraya kadar olayları Ladin odaklı ele aldık, asıl kısım Zevahiri ile tanışmasıdır. Tüm önemli gelişmeler Sudan’la başlamıştır ancak ilk görüşmeleri Zevahiri’nin hapishaneden çıkmasının ardından Cidde’ye geldiğinde yapılmıştı. O andan sonra da hiçbir vakit ayrılmadılar.

Zevahiri için Ladin büyük bir avantajdı. Çünkü Ladin’in bolca parası vardı ve cihada destek için büyük bir finans kaynağı olmuştu.

1990’ların başında Ladin ve Zevahiri Sudan’a gidip birimler kurmaya başladılar. Aynı yıl yeni birimlerini Yemen’de kurdular. Başrolde Zevahiri olmak üzere, Hüsnü Mübarek’e yönelik suikast gerçekleştirildi. Bunu tekrardan dile getirmemin amacı farklıdır. Amacım iki tarafı karşılaştırmak olduğu için burada önemli bir parantez açıyorum çünkü bu noktada Ladin ve Zevahiri arasındaki cihad anlayışının farklılıklarından bir tanesi ortaya çıkmaktadır.

Ladin Suudi Arabistan’daki, Zevahiri ise Mısır’daki rejime karşıydı. Peki fark neydi? Fark, ülkelerden ziyade karşıtlığın hangi boyuta ulaştığıdır. Suudi Arabistan’a karşı cihad yapmak demek, ABD’yi hedef gösterebilmek demek. İkinci sorumuz şudur, ABD’yi hedef göstermek ne demektir? “Cihadı uluslararası boyuta taşıyabilmek” demektir. İşte kilit nokta burasıdır. Ladin buradan yürüyerek ABD nefreti çok rahat bir şekilde taraftarlarına iletebilmiş ve etkilemişti de.

Mısır’da cihad yapmak demek, içine kapanık ve Mısır’daki rejime odaklanabilmek ve suikast planlarıyla boğuşan bir liderin önderliğinde olmak demektir. İşte büyük fark buydu. Ladin dışa açıktı, Zevahiri ise içine kapanıktı. Zevahiri Mısır milliyetçisiydi. Mısırlıların Araplardan üstün olduğuna inanırdı. İşte bu yönüyle de dar görüşlüydü. Ladin böyle değildi, tam tersine birleştiriciydi. Bu Zevahiri kötü bir lider demektir anlamına gelmemeli elbette. Zevahiri odaklı olan kısma geçtiğimizde onun da farklı yönlerden nasıl başarılı bir lider olduğunu göreceksiniz. Sonrasında akıllan Zevahiri de cihadı farklı alanlara yaymanın iyi bir fikir olduğunu kavramıştı. 1990’larda İngiltere, ABD, Balkanlar, Somali, Çeçenistan ve Etiyopya’da el-Kaide birimleri kurarak ilerledi.

1997’de Mısır’daki saldırıyı da Zevahiri düzenledi. Tüm bunlardan dolayı 1999’da Mısır’da idam cezasına çarptırıldı.

23 Şubat 1998’de Ladin fetva yayımladı ve artık her şey resmileşti. Aslında bu olayın bir arkaplanı vardı. İşte her şeyin özeti bu olaydır ve en önemli soruya cevap vermektedir. Kim kimin beyniydi?

el-Fakih yine aynı röportajında “Zevahiri, Ladin’e konu hakkında hiç kimsenin okumadığı 12 sayfalık açıklamasını unutmasını ve yerine her bir Amerikalıyı hedef olarak tanımlayan kısa bir açıklama yapmasını tavsiye etti. Bu hareket İslami bakış açısından tartışmalı olsa da Zevahiri pragmatik gerekçelerle yaptırım yapılması gerektiğini savundu. Ardından söz konusu açıklama Şubat 1998’de yayımlandı, açıklama sadece 3 sayfa uzunluğundaydı ancak her Amerikalının kanının dökülmesine izin veriyordu,diyerek her şeyi özetledi.

Ladin’i tamamen bir teröriste dönüştüren sadece Zevahiri değildi. Yine Ladin’in yakın dostları yine onu eleştirmişti. Ladin Mısırlılar tarafından etki altındaydı. Biraz daha Mısırlı ismi sayarak ek bilgi katmakta fayda vardır. Ladin’in yakını olan yeni Mısırlı takımından önemli isimleri sayarsak: Ebu Hafs el-Mısri (Muhammed Atıf), Seyfu’l Adl el-Mısri (Muhammed Salih  el-Din Zaydan) ve Ebu Muhammed el-Mısri (Abdullah Ahmed Abdullah), gibi isimlerdi.

Bu bölümü, Arap aktivist ve gazetecilerin iddiaları üzerine Azzam’ın şu sözüyle kapatalım “Bu insanlarla (Mısırlılar) birlikte kalmaya devam ederse Usame’nin geleceğinden endişeliyim.”

Yarım Asırlık Bir Harekatın Kendisi: Eymen El-Zevahiri

Öncelikle şunu söyleyelim ki, Zevahiri Ladin gibi iş adamı veya eli silah tutmamış/ sahada kendini göstermemiş biri değildi. O tam tersine her zaman sahada bulunmuş biriydi. Ayrıca Müslüman Kardeşler’le olan bağlantısı 14 yaşından başlıyordu. Ladin gibi sonradan fikirleri oluşmamıştı, kendini bildi bileli bu işin içerisindeydi. İşte başlığımızın neden böyle adlandırıldığı da gün yüzüne çıkmış oldu.

Küçüklük arkadaşı, onun içine kapanık bir çocuk olduğunu ve arkadaşlarıyla beraber oyun oynamak yerine kitap ve şiirler okuduğunu belirtti. Bu kitaplar ve şiirler İslam’la alakalıydı. Kendisinin gösterişsiz biri fakat tartışmalarda çok sert olduğunu da ifade etti. Zaten yazının en sonunda psikolojik analiz/ profil çıkartıldığı zaman, Zevahiri’nin hiç değişmediğini göreceksiniz.

14 yaşında Müslüman Kardeşler’e katılan Zevahiri’nin kendine örnek aldığı kişi Seyyid Kutub idi. Mısır rejimine karşı eylemleri de bunla bağlantılıydı. 1966 yılında Seyyid Kutub, Nasır tarafından idam edildiğinde, öğrencileri toplayarak Mısır rejimini yıkmayı amaçlamışlardı. Zevahiri arkadaşlarıyla beraber hapishaneye girdiğinde, bulunduğu hücreden insanları motive etmeye çalışıyordu.

1968’de Kahire Üniversitesi’nde tıp öğrencisi olarak başladı, cerrahlıkta uzman olarak 1974’te mezun oldu. Pakistan’daki üniversitede 1998’de doktorasını tamamladı. Tek bir eşi ve 3 kızı vardı ancak ikisini ABD’nin 2001’de Tora Bora’da yaptığı saldırı sonucu kaybetti.

1970’lerde Mısır İslami Cihadı’na (MIC) katıldı. 1991’de ise örgütün lideri olmuştu. 1981’de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’a suikast düzenledi ve tutuklandı. 1984’e kadar hapiste kaldı. Müntesir el-Zayat, Zevahiri’nin hapishanede eziyet gördüğünü iddia etmişti. Ayrıca Zevahiri’nin kardeşi Muhammed de tutuklanmıştı.

Aralık 2001’de yayımlanan “Peygamberin Sancağı Altındaki Süvariler” adlı kitabında suikast girişiminin neden başarısız olduğu sorusuna yanıt olarak ilk aşamanın iyi geçmesine rağmen kötü planlama ve yetersiz hazırlığın sebep olduğunu belirtmişti.

1984’te hapishaneden çıktıktan sonra, Mısır’daki cihada katkı sağlamak için Cidde’ye gitti ve bir klinikte çalıştı. İşte ilk kez o zaman Ladin ile tanışmışlardı.

1987’de Pakistan’da iken MİC’nin bir kanadı olarak Talai’i el-Fetih örgütünü kurdu. Bu örgüt, Ladin tarafından finansal destek, askeri eğitim desteği ve sığınakların kurmak için desteklendi.

1989’da Azzam’ın ölümünden sonra daha da yakınlaşan Ladin ve Zevahiri stratejik olarak şöyle bir şey belirlediler. El-Kaide Mısırlı kimliği ile canlılığını korurken, Ladin aracılığıyla yeni bir Arap kimliği çıkarılacak ve bu Afganistan’da kullanılacaktı. Fakat 1990 sonunda, Taliban’la Arap kimliği konusunda sorunlar yaşanınca, Sudan’a gittiler ve yeni terör yapılanmaları oluşturdular.

Yemen’de, Mısır, Sudan, Afganistan, Sahra Altı Afrika’dan militanlar geldi ve eğitimleri sağlandı. Zevahiri Yemen’deki üsse odaklıyken, Mısırlı hedeflerine birçok terör saldırı gerçekleştirdi. Ağustos 2013’te Mısır İçişleri Bakanı Hasan al-Alfi ve Kasım 1993’te Mısır Başbakanı Atef Sedky’e arabaya yerleştirilen bir bomba ile saldırı ve Temmuz 1995’te Hüsnü Mübarek’e Etiyopya’da suikast düzenledi. Ayrıca, Kasım 1995’te Pakistan’daki Mısır büyükelçiliğine ve Kasım 1997’de el-Uksur’da turistlere saldırı düzenledi. Nisan 1999’da Mısır’da gıyabi ölüm cezasına çarptırıldı.

Aralık 1996’da, Zevahiri el-Kaide’nin operasyonel kabiliyetini yükseltme niyetindeydi ve Çeçenistan’a gitmeye çalıştı ancak Rus güçler tarafından tutuklandı. Nisan 1997’de Rus güçler tarafından yetersiz kanıttan ötürü serbest bırakıldı.

Şu bir gerçektir ki, el-Kaide’yi bugüne kadar taşıyan kişi Zevahiri’dir. El-Kaide Afgan cihadına başladığında iki ayrı kamp vardı. Biri Mısırlılar, diğeri ise Yemenliler. Afganistan’a savaşmak için giden Araplar bu kamplara dağılmıştı. Arapların çoğu Yemenlilerin kampına girmişti. Fakat Yemenliler kampı fazla verimin alındığı bir kamp olmamakla beraber sonradan dağılmış bir kamptır. Mısırlıların kampı son derece motivasyona sahip adamların olduğu bir kamptı. Seyid Selim Şahzad’ın Azzam’ın oğlu Huzeyfe ile yaptığı röportajda, Huzeyfe kamplar hakkında şöyle bir yorum yapmıştır:

“Yemenli savaşçıların çoğu tutukları şehit olak olan basit görüşlü savaşçılardır. Komunist rejim çöktükten sonra Afganistan’dan ayrıldılar. Mısırlılar ise Afganistan’da kaldı çünkü henüz tamamlanmamış olan tutkuları vardı. Usame bin Ladin 1996’da Sudan’ı terk ettikten sonra onlara katıldığında, onlar düşüncelerini Ortadoğu’daki Amerikan hegomanyasına basit muhalefetten çağdaş Hristiyan Batı ve Müslüman Ortadoğu arasında fark olmadığı bakış açısına kaydırmaya odaklandılar.”

Zevahiri’nin Psikolojik Profili

Öncelikle, neden Zevahiri’nin psikolojik profili çıkarılmış olmasına karşın Ladin’de olmadığı gibi sorular akla gelebilir. Şunu belirtmek gerekir ki, Zevahiri Ladin veya diğerlerinden daha farklı bir kişiliğe sahiptir ve sorunları olduğu açıktır. Araştırma esnasında denk geldiğim bu konu, araştırmada aldığım alıntılara (bu özelliklerin genel tanımı) ek olarak kendime ait analiz/ fikirlerimi de not kısmına ekleyeceğim. Tablolar üzerinden işleyeceğiz.

Burada ön plana çıkan dört tane özellik vardır ve bunlar ayrıntısı ile işlenecektir. Bunlar:

  • 5B (Tartışmacı Özellik)
  • 1A (Baskın Özellik)
  • 1B (Cesur Özellik)
  • 2 (Hırslı Özellik)

5B (Tartışmacı Özellik)

Bu özelliğe sahip bireyler farklı olduklarından ötürü bireysel olmaya eğilimlidirler. Çevresinden çok daha farklı yoldan yürürler. Kuralları ve yönetimleri değiştirmek isterler. Ayrıca istediklerini doğrudan dile getirmekten ziyade kin beslerler ve hislerinin dışa vurumunda pasif-agresif bir tutum sergilerler. Kendilerini çevreden çok farklı ve normal standartların dışında hissederler. Normal insanlardan farklı olarak genellikle gergin, sinirli ve garip insanlardır ve başkalarından hoşnut olmayan biriymiş gibi görünürler. Bu kişiler genelde kendilerini savunmasız hissederler ve savunma mekanizması oluşturma ihtiyacı içerisindedirler bundan ötürü şüpheci insanlardır.

NOT: Normalde bu psikolojik araştırmanın alıntılarında bulunmayan fakat benim sizlere Zevahiri bölümünün en başında belirttiğim bir şey vardı. Zevahiri’nin çocukluk arkadaşı onun küçükken diğer çocuklarla oynamaktan ziyade kitap ve şiir okuduğunu söylemişti. Ayrıca daha 14 yaşında Müslüman Kardeşler’e katılan Zevahiri’nin, iradesiyle kendini kısıtlayarak  farklı biri olması işte tam olarak bu özelliğe uymaktadır. Ayrıca pasif-agresif nedir bunu açmak gerekecektir. Bu bir kişilik bozukluğudur, etkenlerinden ilki çevresel ikincisi ise çocukluk döneminden kaynaklanır. Psikolojik tanım çok geneldir, dışarıdan baskı gelerek olduğunu söyler fakat bizim burada gördüğümüz şey, Zevahiri’nin kendini bizzat kontrol etmesidir. Aslında kendini kontrol etmekten ziyade, zaten buna eğilimli olan yapısı onu otomatik olarak toplumdan itmiştir.

1A (Baskın Özellik)

Bu özelliğe sahip bireyler genellikle liderlik özelliğine sahiptirler. İnsanları hedeflere yönelik çalışmaları için motive edebilir. Ayrıca, bu kişilerin hata yapma korkusu yoktur ve büyük sorumluluklar almayı göze alan kişilerdir. Tartışmaktan veya karşı çıkmaktan korkmazlar. Olası bir kriz durumunda çok iyi bir şekilde liderlik yapabilirler ve insanları yönlendirebilirler. Kontrol ellerindedir ve özgürce hareket ederler.

NOT: Zevahiri çok net bir şekilde baskın bir insandır. Yine önceden belirttiğim gibi, 23 Şubat 1998’de fetva yayımlanmadan önce Ladin’i ikna ederek kendi istediği açıklamayı yaptırması, Ladin üzerinde söz sahibi olması ve adeta sözcüsüymüş gibi davranması onun baskın karakteri olduğuna dair önemli bir kanıttır.

1B (Cesur Özellik)

Bu özelliğe sahip bireyler başkalarının ne dediğine bakmaksızın her işi kendi yolunda yaparlar. Bağımsızdırlar ve yaratıcı düşünmeye yatkındırlar. Yaptıkları şeylerde başkalarının ne gibi bir tepki vereceği hakkında endişe duymazlar, yapmak istediklerini istedikleri gibi yaparlar ve bunun en doğrusu olduğuna inanırlar.

NOT: En basitinden, daha ilk zamanlarda Seyyid Kutub’un idamına karşı çıkıp hapishaneye girdiği zaman korkmadan (üstelik eziyet gördüğü iddialarını da katarsak) insanları cesaretlendirmeye çalışması ve geri çekilmemesi ve rejime muhalif olması Zevahiri’nin cesur bir karaktere sahip olduğunu gösterir.

2 (Hırslı Özellik)

Bu özelliğe sahip bireyler, rekabetçi, hırslı ve kendinden emin olurlar. Doğal olarak liderlik pozisyonlarını üstlenirler, belirleyici ve sabit fikirli bir şekilde hareket ederler ve başkalarının da kendi niteliklerini tanımasını beklerler. Kendinden emin olmanın ötesinde, bu profildeki bir birey genellikle başkalarına kendi amaçlarına ve amaçlarına ulaşmak için yeterli çekiciliğe sahip, cesur, zeki ve ikna edicidirler. Bu kişiler narsist olmaya daha çok eğilimlilerdir

NOT: Her ne kadar cihad yöntemi farklı olsa da bunu değiştirerek her tarafa yayma isteği buna dair önemli örneklerden biridir. Narsist olma eğilimi, Ladin’i dahi yönetebilmesinden de anlaşılabilmektedir.

Sonuç olarak:

5B + 1A = Muhalif olma ve kontrol etme kabiliyetinin ön plana çıktığı bölümler

1B + 2 =  Narsistliğin ön plana çıktığı bölümler

Son olarak eklenmesi gereken şey, bu maddelerin Zevahiri’nin özellikle başarısız olduğu yerlere odaklanmasıdır. Bundan önce benim yazdıklarım ise bunlardan ziyade Zevahiri’nin  genel bir görünüşü belirtmektedir. Genel olarak Zevahiri oldukça başarılıdır (bireysel olarak hoş bir figür olarak bakılmamaktadır ve asla karizmatik bir lider değildir) fakat olumsuz ve başarısız olduğu kısımlar elbette ki mevcuttur. Micheal Scheuer’ın bu kısma odaklandığı maddelerle özetlediği bu kısmı da ekleyerek Ladin- Zevahiri ayrımı için genel bir çerçeve çizelim:

  • El-Zevahiri kararlı bir şekilde Mısır hükümetini devirme niyetindeydi ve “Kudüs’e giden yolun Kahire’den geçmesi gerektiğine,” inandı, ta ki Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El-Zevahiri İslamı grupların “uzak” düşmandan ziyade “yakın” düşmana odaklanması gerektiğine inandı, ta ki Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El Zevahiri kendi örgütü MİC gibi küçük, yüksek derece de gizli mahrem örgütlere inandı, ta ki Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El-Zevahiri Arap diktatörleri devirmenin yolunun isyancı değil askeri darbeler yoluyla olacağına inandı, ta ki Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El-Zevahiri’nin güçlü bir tekfirizm eğilimi vardı (bir kişinin Müslüman olmadığına karar verme ve kanını helal görme), ta ki Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El-Zevahiri’nin bir gizlilik ve teolojik tartışma hariç tanıdımdan kaçınma takıntısı vardı, ta ki medya operasyonlarında muhteşem olan Bin Ladin ile karşılaşana kadar.
  • El-Zevahiri sık sık Seyyid Kutub ve MİC’in ideologu Abd el-Selam el-Faraj’ın çalışmalarını övdü ve alıntı yaptı, Bin Ladin ise ne o ikisinden ne de bu konuda Zevahiri’den asla alıntı yapmadı.
  • El-Zevahiri MİC’in uluslararası hücrelerini yönetmede beceriksizdi ve onun hataları ABD ve Mısır istihbaratının örgüt ağını enkaz haline getirmesine olanaklı kıldı, bu durum el-Zevahiri’yi Bin Ladin’in yardımını arama ve onun talimatını kabul etmeye zorladı.
  • El-Zevahiri ve kurmayları Mısır hükümetine zarar vermede tamamen başarısız oldu, bu yüzden Mübarek rejimi altında ABD’nin güvenini zedeleme yönünde Bin Ladin’in planını kabul etti.
  • El-Zevahiri Mısırlıların diğer Araplardan üstün olduğuna inanan kibirli bir Mısır milliyetçisiydi, ta ki çok uluslu çalışma koşullarında yetişen Bin Ladin ile karşılaşıncaya kadar.
  • El-Zevahiri önemli sayılabilecek miktarda para toplayamadı, bunun için çaba sarf etti ama başaramadı, bu nedenle bin Ladin ile çalışmaya başlamak zorunda kaldı.
  • El-Zevahiri’nin bir savaşçı değil, bir düşünür olarak babacan kişiliği ve şöhreti onu uluslararası bir itibar vermedi, ta ki Bin Ladin ile karşılaşıncaya kadar.

Kaynakça

Seyid Saleem Şahzad, El-Kaide ve Taliban’ın İçinde (İstanbul: Küresel Kitap, 2014)

Micheal Scheuer, Usame Bin Ladin (İstanbul: Küresel Kitap, 2016)

https://digitalcommons.csbsju.edu/cgi/viewcontent.cgi?referer=&httpsredir=1&article=1030&context=psychology_pubs

http://www.crethiplethi.com/profile-of-dr-ayman-al-zawahiri-osama-bin-ladens-heir-as-leader-of-al-qaeda/islam-fundamentalists/taliban/2011/

http://cascadehealth.org/wp-content/uploads/2017/01/Passive-Aggressive-Behavior.pdf

 

6 YORUMLAR

  1. Çok güzel bir yazı emeğine kalemine sağlık. Açıkçası tahlillerin de çok güzeldi. Elimden geldiğince yazılarını takip etmeye çalışacağım. Başariĺar.

  2. Bir bayan olmana rağmen göre Küresel İslami Cihad hakkında baya bilgi birikimin var.Daha önceki bir kaç yazınıda okudum.Şaşırdım açıkcası bu kadar bilgin olmasına.Çok araştırma ve okuma yapıyorsun galiba.

    • Evet, elimden geldiğince başta yabancı kaynaklar başta olmak üzere çeşitli yerlerdeki güvenilir kaynaklardan bilgiler ediniyorum. Geniş çaplı bir araştırma sonucunda da bu makaleyi yazma kararı aldım. Türkiye’de “Küresel İslami Cihad” ön planda değil, terörle mücadele ve radikalleşme üzerine çalışan biri olarak en önemli şahısların özellikle vurgulanmayan ve bilinmeyen ayrıntılarını da Türkçe’ye aktarmayı hedefledim. Bunun dışında Azzam, Molla Ömer ve diğer bir çok isimle alakalı da aynı şekilde çalışmalar bolca yapıyorum. Umarım bir gün onları da sizlere yazma fırsatım olur.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here