Ekonomik İstihbarat ve Sanayi Casusluğu

Bu yazı sizleri kesin bir sonuca ulaştırmayacak. Diğer tüm yazılarımda olduğu gibi burada da amaç, sizlerin analiz sürecine katkı sunacak argümanları sizlere sunmaktır. Dünyada yaşanan olaylara “istihbaratçı paradigması” ile bakabilmek adına istihbarat tarihinden ekonomik istihbarata ve sanayi casusluğuna ilişkin kısa anekdotlar aktaracağım. Her zaman dediğim gibi; aktarması benden, analizi sizden…

Bir istihbaratçı olduğunuzdan haberiniz var mı? Daha doğrusu, her Türk vatandaşının devlet namına istihbarat yapmakla vazifeli olduğundan… Peki bu vazifeye bize kim veriyor? Bu görev bizlere tarihin ve yaşadığımız coğrafyanın yüklemiş olduğu kutsal bir vatan görevidir.

Size tüm dünyanızı değiştirecek sihirli bir değnek vereyim. Paradigma… Maddi dünyada elini dahi kıpırdatmadan kişinin tüm dünyasını değiştirme kudretine sahip olan yegane şey paradigmadır. Yani hayatı ve olayları algılayış biçimi. Örneğin; sizlere “kervansaray nedir?” diye sorsam vereceğiniz cevap “kentlerarası uzak anayollarda ticari kervanların konaklaması için yapılmış büyük han” olacaktır. Ancak kervansarayların kurulmasında ana amaçlarından birinin “istihbarat ulaştırma ve dağıtım merkezi hizmeti vermek” olduğunu idrak edenlerin tarihe ve kervansaraylara bakış açısı birden bire değişecektir.

Nizamülmülk’ü tanıyor musunuz? Üniversite sınavlarının vazgeçilmez edebiyat sorusudur; “Siyasetname adlı eserin yazarı kimdir?” Yanlış eğitim sistemi bize Siyasetname’nin Nizamülmülk’e ait olduğunu zorla öğretti, ancak aynı eğitim sistemi Nizamülmülk’ün istihbarat felsefesinden hiç bahsetmedi. Nizamülmülk’e göre istihbarat faaliyetleri yürütmek bir devlet başkanı için “farzdır.” Yine Nizamülmülk’e göre devlet namına istihbarat yapmakla vazifeli kişiler listesinin içinde “sıradan her vatandaş” da yer almaktadır. Yani, yukarıda devlet namına istihbarat yapmak hepimiz için bir vatan görevidir derken duygusal davranmıyordum…

Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri Nizamülmülk

ABD’de 17 istihbarat örgütünün çatısında yer alan Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi’nin analitik kolu olarak faaliyet gösteren Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından yayınlanan “Küresel Eğilimler: 2030” raporunda 2030’lu yıllarda Asya bölgesinde yaşanması muhtemel gelişmelerin “küresel düzene tehdit” olacağı ABD istihbarat birimlerince öngörülmüştür. Tabiki buradaki küresel düzenden kasıt, batılı ülkelerin sömürü düzeninden ve çıkarlarından başka bir şey değildir.

Aynı raporda değişen ekonomik ilişkilerin ve hatta küresel ısınma sonucunda değişecek olan coğrafi odağın dahi politik gelişmeleri etkileyeceği ve uzun yıllardır batının elinde olan gücün doğuya kayacağı öngörülmüştür.

Şu anda küresel çapta bir ticaret savaşı yaşanmakta. Bu savaşta en önemli aktörlerden biri de Türkiye’dir. Bu savaş kapsamında yaşananları daha iyi değerlendirebilmek için ekonomik istihbaratın önemini ve geçmişteki bir takım ekonomik istihbarat operasyonlarını bilmek bizlere büyük avantaj sağlayacaktır.

Ekonomik İstihbarat ve Önemi

Dış politika üzerine makaleleri ve düşünceleri ile tanınan ABD’li gazeteci-yazar Walter Lipmann “Eğer dış politika devlet için bir kalkansa, stratejik istihbarat o kalkanı tam zamanında doğru yere koyabilen şeydir.” diyerek stratejik istihbaratın önemine dikkat çekmiştir.

Stratejik istihbarat, bir devletin milli gücünü tespit etmek amacıyla yürütülen istihbarat faaliyetlerine denir. Milli gücü oluşturan unsurların başında ise askeri güç, politik güç, psikolojik güç ve “ekonomik güç” gelmektedir.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde ekonomik istihbarat, ülkelerin dış politika belirleme sürecindeki en önemli unsurlardan biridir. Örneğin, Kasım 1971’de Fransız istihbarat servisinin Fransa Cumhurbaşkanı’na Aralık 1971’de ABD’nin doları devalüe edeceği haberini vermesi üzerine Fransa, elindeki dolarları satarak dünya piyasalarında Frank toplamıştır.

Daha önceki bir yazımda istihbarat analiz sürecinin elemanlarına değinmiştim. Farz edin ki siz Milli İstihbarat Teşkilatı Stratejik Analiz Başkanlığı biriminde görevli bit MİT elemanısınız. Size gelen “Çok Gizli” ibareli istihbarat raporunda genel hatlarıyla “Suriye’nin yeniden inşası sürecinde Türkiye’ye pazarı kaptırmamak isteyen Suudi Arabistan’ın istihbarat servisleri ile bir takım örtülü faaliyetler yürüttüğü” bilgisi yer almakta. Elinize geçen bu “Çok Gizli” istihbarat raporu karşısında yapacağınız ilk iş ne olur?

Öncelikle, bilinçli bir istihbarat analizcisinin yapacağı ilk iş konuya ilişkin arşiv araştırması yapmaktır. Akabinde değerlendirmeye alacağı ilk husus ise şudur; “Suudi Arabistan’ın bunu yapabilecek ekonomik kaynağı var mı?” Bu soruya verilecek cevap “hayır” ise analiz süreciniz de sona yaklaşmıştır demektir.

Ekonomik İstihbaratta Orta Asya Örneği

1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması ile birliği oluşturan ülkeler dağılmaya başladı. Bu dağılma sonucunda Türkiye, tarihi, dini ve etnik bağlarının olduğu Orta Asya ve Kafkasya bölgesi üzerinde bir etkinlik politikası izlemeye başlamıştır.

Bu durum karşısında batılı ve doğulu istihbarat servislerinin konuya ilişkin yaptığı ilk analiz şuydu; “Türkiye, böyle bir etkinlik politikası izlemek için yeterli ekonomik kaynağa sahip mi?” İstihbarat analizcileri çok iyi bilmekteydi ki, askeri ve politik gücünüz ne olursa olsun yeterli ekonomik kaynağa sahip değilseniz bölgede hiçbir şey yapma şansınız yoktur. İşte ekonomik istihbarat bu denli hayati bir istihbarat alanıdır.

Ekonomik istihbarata ilişkin bir diğer güzel örnek de CIA tarafından Çin’e yapılan istihbarat operasyonudur. 1990’lı yıllarda CIA casus uyduları Çin’in tahıl ekimi yapılan alanlarında yeraltı sularının seviyesinin azaldığını tespit etmiştir. Bunun üzerine yapılan analizlerden Çin’in tahıl üretiminin azalacağı ve Pekin’in azalan kadar tahılı dünya piyasalarından almak üzere devreye gireceği ve bunun da dünya tahıl fiyatlarını arttıracağı analizi CIA tarafından yapılmıştır.

İngilizlerin Ekonomik İstihbarat Algısı

Küresel güç denkleminde üstünlüğünü sürdürmek isteyen İngiltere, bunun güçlü istihbarat servisleri ve başarılı istihbarat faaliyetleri olacağını biliyordu. Çünkü ülkelerin güç denklemlerinde istihbarat her zaman çarpan etkisi yapan bir unsurdur. Bu kapsamda 19. yüzyıldan itibaren İngiliz istihbarat örgütleri stratejik yönelişlerinde bir değişime gitmiştir.

“İngiliz istihbarat örgütü, evrim geçirerek sanayiciler, bankerler ve bakanlar arasında karmaşık bir ağ örmüştü. İngiliz istihbaratı, ajanlardan veri temin eden geleneksel bir servis olmak yerine bankacılık, gemicilik, sanayi ve ülkenin diğer güçlerini bir araya getiren Masonluk benzeri bir ağ işlevi gördü. Ortadoğu’yu ayaklandıran Lawrence, petrol kuyularına göre Irak haritasını çizen Çöl Kraliçesi Getrude Bell gibi isimler bu yapının saha elemanları idi.”

Ekonomik gücün ve ekonomik istihbaratın önemini çok erken idrak eden İngilizler, küresel sisteme ekonomik istihbarat faaliyetleri ile yön vermektedir. “İngiltere gibi ülkeler rakip ülkelerin ekonomisini çökermek için ekonomik tetikçiler kullanırlar. İstihbarat örgütleri muhtemel ekonomik tetikçileri belirler, uluslararası şirketler de bu kişileri istihbaratın yönlendirmesi ile işe alırlar. Bu kişiler hükümetten para almazlar, maaşlarını özel sektör öder. Eğer kirli işleri ortaya çıkarsa bu durum hükümet politikası yerine uluslararası şirketin kurumsal ihtirasına bağlanır.”

Sanayi Casusluğu Nedir?

McAfee yazılım şirketinin yaptığı araştırmalara göre sadece internet kanalıyla yapılan sanayi casusluğu faaliyetleri dünyada her yıl 500 Milyar dolarlık bir zarara yol açmaktadır. Özellikle siber saldırılar ile uluslararası bir çok şirket, ticari verilerini ve sanayi sırlarını rakip firmalara ya da düşman devletin istihbarat servislerine kaptırmaktadır.

Sanayi casusluğu, kullanılan metotlar ve gözetilen çıkarlar açısından ekonomik istihbarattan ayrılmaktadır. Sanayi casusluğu sadece finansal ya da yönetimsel ekonomik verilerle değil, aynı zamanda yeni teknolojiler, ürünler, mühendislik süreçleri ve materyallerle ilgilenmektedir.

Örneğin; Alman Hava Kuvvetleri 1939’daki seviyesine Nikolus Ritter adlı bir ajanın Amerikan hava sanayisinden yaptığı teknoloji casusluğu ile ulaşabilmiştir. 2. Dünya Savaşı öncesinde Almanya dışındaki değişik ülkelerde çalışan 2500 Alman mühendis, yaptıkları sanayi casusluğu ile Almanya’nın hızlı teknolojik ilerlemeler gerçekleştirmesini sağlamıştır.

Peki, sanayi casusluğu kimler arasında olur? İlk bakışta sanayi casusluğu, düşman iki devletin birbirlerinin teknolojisi ele geçirmeye çalışması olarak algılanabilir. Ancak sanayi casusluğu büyük ölçüde müttefik ülkeler arasında gerçekleşir. 

Örneğin; ABD istihbarat teşkilatı CIA, 1987 yılında yaptığı açıklamada, Japon istihbarat servislerinin %80 oranında ABD sanayisine ve teknolojisine yöneldiğini ifade etmiştir. Yine aynı şekilde FBI, 1992 yılında yaptığı açıklamada, Fransız istihbarat servislerinin ABD’deki büyük sanayi ve teknoloji şirketlerini hedef aldığını açıklamıştır.

İran’ın CRYPTO A.G. Operasyonu

Her ne kadar kategorik olarak “sinyal istihbaratı” başlığı altında değerlendirilmesi gerekse de, CRYPTO A.G. operasyonu konunun anlaşılması bakımından anlatmadan geçemeyeceğim bir istihbarat hikayesidir.

Ekonomik istihbarat ve sanayi casusluğu, istihbaratla az çok ilgilenenler için örtülü askeri operasyonların yanında çok da ilgi çekmeyen bir alan. Ancak Ekonomik istihbarat ve sanayi casusluğu, bir ülkenin bağımsızlığını dahi kaybetmesine yol açabilecek kadar önemli ve tehlikelidir. 1992 yılında İran istihbarat servisinin gerçekleştirmiş olduğu bu operasyon, dost ve düşman ülkelerin elde etmeye çalıştığı teknolojilerin ne denli tehlikeli olabileceğini gözler önüne sermektedir.

“CRYPTO A.G. dünyanın en meşhur kripto makinelerini üreten bir İsveç firmasıdır. O dönem 120’ye yakın ülke için kripto makineler üretip satmaktadır. 1992 yılında İran istihbarat servisi bir CRYPTO A.G. mühendisini tutuklar ve 9 ay boyunca sorguya alır. Bu uzun sorgulama sonucunda şu bilgiler elde edilir; NATO ile yapılan bir anlaşma çerçevesinde CRYPTO A.G.’nin ürünlerini kullanan tüm ülkelerin şifreli teleks, radyo, fax görüşmeleri ABD tarafından izlenebilecektir. Yapılan inceleme sonucunda ise CRYPTO A.G. tarafından üretilen makineler ile çekilen her gizli mesajın bir kopyasının anında Washington’a gittiği tespit edilmiştir.”

Her yazımda söylüyorum, yine söyleyeceğim…

MİT gibi hayati öneme sahip ve onurlu bir kurumun mensubu olmak ülkemizde birçok kesim tarafından yıllarca ayıplanmış ve alay konusu olmuştur. İstihbaratçılık ispiyonculukla eş tutulmuştur.

Basın camiasında bir gazetecinin MİT ajanı olduğunu ima yahut iddia etmek o gazeteciye hakaret olarak algılanmıştır. İsrail eski istihbarat şeflerinde birinin bizlerin de ders alması gereken şu açıklaması İsrail toplumunun konuya bakış açısını çok iyi özetlemektedir: “Dünya üzerindeki her İsrail vatandaşı hatta her Yahudi birer MOSSAD üyesidir.”  Şahsi görüşüm o ki, milli ve dini dürtülerle rakip olarak gördüğümüz İsrail toplumu karşısında bizler de en azından “Her Türk asker ve istihbaratçı doğar!” diyebilmeliyiz. Nizamülmülk’ün bizlerden beklediği gibi…

Halkımızda yerleşen bu yanlış istihbarat ve istihbaratçı algısı bir an evvel düzeltilmelidir. Yaşanan küresel gelişmelere ideolojik değil de yukarıda anlatmaya çalıştığım hususlar çerçevesinde “istihbaratçı paradigması” ile bakabilmeyi başarmalıyız. Bunu başarabilirsek küresel gelişmeleri çok daha sağlıklı anlamlandırır ve dost-düşman tarafından yöneltilen “algı operasyonlarını” çok daha kolay  savuşturabiliriz.

Her zaman yaptığım gibi sizlerin analiz sürecine katkıda bulunabilecek argümanları sizlere sade bir dille aktarmaya çalıştım. Aktarması benden, analizi sizden. Saygılarımla…

“…Sonra o bomba yüklü olduğu belli olan bir zırhlı araç çıktı. Tüm silahlarla ateş etmeye başladık. Buna rağmen zırhlı araç durmadı. Ferhat Çavuş tek başına ileri çıktı. Elindeki biksi makineli tüfeğiyle ölümüne atıldı, aracın karşısına dikildi. Hiç tesir etmeyeceğini bilerek, sırf yiğitliğimizi görsün diye zırhlı bombalı aracın üstüne koşup taramaya başladı. Bombalı araç içimize giremeden, Ferhat’ın kararına teslim olmuş, kendini orada patlatmıştı. Aracın patlamasıyla sarsıldı tüm dağ. Herkes savruldu bir yana… Uzman Çavuş Demir, orada şehit düştü ama yüzlerce Mehmetçik’in hayatını kurtardı…”

(Fırat Kalkanı Harekatı’nda Şehit düşen kahraman Uzman Çavuşumuz Ferhat Demir’in ve tüm kahraman Şehitlerimizin aziz  hatırasına ithaf…)

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  •  http://anahtar.sanayi.gov.tr/tr/news/sanayi-casuslugu-kavrami-ve-alinmasi-gereken-tedbirler/9480
  • “Ümit Özdağ – İstihbarat Teorisi”
  • https://www.sabah.com.tr/aktuel/2013/08/11/sanayi-casuslugu-korkutuyor
  • http://www.21yyte.org/tr/arastirma/ekonomik-arastirmalari-merkezi/2014/01/20/7390/ekonomik-istihbarat

 

 

2 YORUMLAR

  1. Yazılarınız gerçekten güzel,bilgilendirici ve en önemlisi düşündürücü nitelikte.Okurken pek çok yeni şey öğrendim ancak,Suudların Suriye pazarına girmek için ekonomik yeterliliğe veya bunun için ayrılmış bir bütçeye sahip olmamasını pek anlayamadım.Bunu yapmama ya da yapamama sebepleri yalnızca ekonomiyle açıklanabilir mi bilemiyorum.Birde acaba “Veri tabanı oluşturmak” kavramının istihbaratdaki yeri ve önemiyle ilgili bir yazı yazmayı düşünür müsünüz ? Zira bence önemli bir konu ve facebook ve whatsapp’ın tek bir şahısın elinde olması ve bu bilgileri ihmalkarlıkla(!) sızdırıldığı gibi iddialar bana pek inandırıcı gelmemekte.Bu konulara da bi uğramanızı isterim 🙂 . Tekrar bu tarz bilgilendirici ve düşündürücü yazılar yazdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum…

    • Merhaba Emincan Bey,
      Sizi hatırlıyorum, daha önceki yazılarımı da takip ediyordunuz. İlginiz için çok teşekkür ederim. Suudi Arabistan ile alakalı konudan örnek olması bakımından bahsettim. Yani tamamen varsayım. Veri tabanı ile alakalı hususta da size tamamen katılıyorum. Geçenlerde NSA tarafından ilk halka açık istihbarat raporu yayınlandı. O raporda da bu konudan bahsedilmekte. İnşallah ilerleyen zamanlarda konuyla alakalı bir yazı kaleme almayı düşünüyorum. Tekrar ilginiz için çok teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum…

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here