AB’nin Gelecekteki Sınavı: Avro Birliği Tartışmaları

  2018 yılının ilk çeyreğinden bu yana, geçtiğimiz birkaç hafta içinde Avrupa ve Amerika borsaları ciddi anlamda düşüş yaşadı. Bu değer kaybının arka planında 2010 yılından itibaren dünya piyasalarını vuran global çaptaki ekonomik kriz ile başlayan, geçtiğimiz günlerde İtalya’da henüz kurulan hükümetin kuruluna dek  getirdiği istikrarsızlık, İspanya’da Başbakan Rajoy ve lideri olduğu Halk Partisi’ne yönelik yöneltilen yolsuzluk iddiaları nedeniyle güven oyu almasının zorlaştığı, Almanya’da aşırı sağ parti AfD’nin  (Alternative Für Deutschland) oylarını artırarak meclise girmesi, Fransa’daki demiryolu işçilerinin başlattığı ve öğrencilerin katılımıyla geniş çapta ses getiren Macron’un politikalarına karşı yapılan grevler gibi Avro bölgesi içerisinde gerçekleşen birtakım hareketlerin AB ekonomisine olan olumsuz etkileri bazı tartışmaları da beraberinde getirmekte.

  İtalya’da siyasal istikrarsızlık sonrası hükümetin başına geçen “Beş Yıldız Hareketi”  ve “Kuzey Birliği Ligi” İtalya siyasal yaşamında ve dış politikasında bazı değişiklikleri de beraberinde getirecek gibi görünüyor. Bu iki partiden “Beş Yıldız Hareketi” kendini bir partiden ziyade bir “hareket” olarak tanımlamakta ve sağ popülist bir çizgi izleyerek bugünlerde AB karşıtı söylemleriyle ön plana çıkmakta. “Kuzey Birliği Ligi” ise yine sağ popülist, ancak daha uç noktalarda bir çizgiye sahip, ırkçı ve göçmen karşıtı politikalar belirleyen, LGBT karşıtı bir tavır sahibi olan, AB karşıtlığı konusunda “Beş Yıldız Hareketi” ile ortak görüşe sahip olan bir parti.

  Bu iki partinin başa gelişi Avro memnuniyetsizliğinin dile getirilmesi ve sorgulanması açısından önem arz ediyor. İlk olarak İtalya ve İspanya gibi AB ülkeleri Avro’ dan memnun olmadığını belirtmekte fayda var. 2010 yılında patlak veren Yunanistan krizi örneğinde olduğu gibi Avro’ nun yıpratıcı etkisi Yunanistan’ı önce ekonomik olarak küçültmüş, daha sonra ise kemer sıkma politikaları ile Yunanistan’ın Avro bölgesinde kalmasını çıkmasından daha karlı hale getirmiştir. AB üyesi olup, Avro birliği içinde olmayan üye ülkeler olası bir krizde kendi para birimlerini Avro’ ya göre ayarlayarak daha az zararla krizi atlatabilirken, Avro birliği içerisindeki ülkelerin ulusal para birimlerinin olmaması krizi sert bir biçimde kucaklamalarına neden olmaktadır. Bu durum AB içinde ekonomik sorunlarla yüzleşen herhangi bir AB üyesi ülkenin, AB tarafından belirlenen ekonomi politikasının dışında bir yol izlemesinin pek mümkün olmadığını belirtmektedir.

  İkinci olarak, İtalya ile başlayan bu süreç AB içerisinde dalga dalga yayılarak Avro’dan memnun olmayan İspanya, Portekiz, Yunanistan, İrlanda gibi ülkelerin de Avro birliğine olan bakış açısını olumsuz yönde etkileyebilir ve eğer hükümetler İtalya başarılı olduğu takdirde İtalya’nın bu girişimini örnek alarak harekete geçebilirler. Öyle ki Yunanistan’ın Avro bölgesinde ağırlığı %1.2 dolaylarında olmasına karşın, İspanya ve İtalya’nın toplamda %18.8 dolaylarında bir ağırlığa sahip olmasından dolayı, nispeten daha güçlü bir ekonomiye sahip ülkelerin bu talepleri Yunanistan krizinde olduğu gibi kolayca atlatılamayabilir.

  Konunun bir diğer boyutu ise AB içerisinde diğer ülkelere nazaran daha büyük ekonomik ağırlığa, üretime ve verimliliğe sahip olan, Almanya, Fransa, Hollanda gibi AB ekonomisinde toplamda %40 dolaylarında bir ağırlığı olan ülkelerin de bu durum karşısında hoşnutsuz olmasıdır. Çünkü AB neoliberal politikaları gereği Euro dolaşımının sağlandığı bölgenin daralacak olmasından doğal olarak rahatsızlık duyacaktır. Dahası, henüz AB içerisindeki ekonomik birliğin ve üye yapılan ülkelerdeki ekonomik entegrasyonun tamamlanmamış olmasından kaynaklanan bu durum, AB içerisindeki büyük ekonomilerin küçük ekonomilerin hatalarını üstlenmesi anlamına geliyor ki böyle bir durumun ortaya çıkmasına yönelik tepkiler ve Avro bölgesindeki anlaşmazlık, büyük ekonomilerden ziyade küçük ekonomiler tarafından dile getirilmektedir.

  Sonuç olarak başta İtalyan hükümetinin alacağı kararlar ve AB üyesi ülkelerdeki diğer siyasal ve toplumsal hareketler, ilerideki günlerde AB’nin kendi içerisinde belki de radikal değişimlere gitmesine sebep olacak ve Avro birliğinden çıkma kararları 1995 Maastrich Anlaşması ile başlayan, 1999’da Avro birliğine dair alınan kararın uygulanmasına başlanan sürecin sonunu getirecektir. Şayet krizi iyi yöneten bir AB profili çizilir ise yanlış maliye politikalarında düzeltmeye gidilerek, ekonomik entegrasyonu Avro birliğinden daha ön planda tutan bir ekonomik yol haritası belirlenir ise, AB “siyasal krizlerin doğurduğu ekonomik tartışmaların” üstesinden gelebilecektir.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here