Asya Haber Arşivi ve Analizi (Mayıs2018)

Maden Savaşları: Afganistan’da ISKP’in Finans Kaynağı

(Asya Haberleri) Global Witness’ın haberine göre ISKP (İslam Devleti Horasan Eyaleti), talk madenlerini kullanarak illegal yollarla yüzbinlerce dolar kazanıyor. Afgan Maden Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre, ISKP’nin bu madenleri finans kaynağına çevirme taktiği ise talc madenini pudra yapımında kullarak ABD başta olmak üzere Avrupa’ya göndermeleri.

Bu ürünlerin bir diğer alıcısı ise Pakistan. Pakistan, ABD’nin talk ithalatının üçte birinden fazlasını sağlıyor ve Avrupa Birliği’nde de son buluyor. ISKP’nin elinde bulundurduğu Pakistan sınırındaki Nangarhar’ın büyük miktarda talk madeninin yanı sıra kromit ve mermer gibi mineraller de var. Ayrıca Nangarhar, uyuşturucu ve diğer kaçak mallar için de kullanılan önemli bir bölgedir.

Raporda, üst düzey bir ISKP komutanının, Nangarhar’daki diğer silahlı gruplardan madencilik varlıklarının kontrolünün önceliğinin öncelikli olduğunu belirten sözlerine yer verildi: “Mayınlar mafyanın elinde. Bazı fiyatlarla madenler alacağız.” Raporda ISKP’nin Afganistan’daki gücü de göz önünde bulunduruldu. Toplamın çok yüksek görünmediğini yazıldı ancak ABD ordusu Nangarhar’daki IŞİD’in gücünün 750 ila 2.000 savaşçı arasında bir yerde tahmin ediyor, bu da fonların harekete önemli bir gelir kaynağı olacağı anlamına gelmekte.

Afgan Maden Bakanlığı sözcüsü, güvenlik ve istihbarat servisleri ile konuyla ilgili yaklaşımları koordine etmek için özel bir komitenin kurulmuş olduğunu söyledi. Bakanlık, bu hafta raporda dile getirilen bazı sorunların ele alınması için bir basın toplantısı planladı. Fakat maden açısından bu durum çeşitlilik göstermekte. Örneğin Taliban, elde ettiği bölgeler açısından lapis lazuli madenini finans kaynağı olarak kullanmakta. Bu değerli madenler ise özellikle Badahşan bölgesinde bulunmakta.

Bölgenin geçmişine baktığımızda, maden krizi 1990 yıllarına kadar dayanmakta. Madenlerinin yer aldığı Kuran ve Muncan bölgesi, 1990’larda iç savaş sırasında bölgedeki eski bir komutan olan Haji Abdul Malek’e bağlı bir milis tarafından hükümet kontrolünden ele geçirildiği 2014 yılında krize girmişti.

Hükümet, ülkenin en güvenli illeri arasında olan büyük bir alanın kontrolünü etkili bir şekilde kaybetmişti. Eski raporlara göre, 2015 yılı başında Kabil’in madencilik ve malların taşınmasına yönelik bir ambargo uygulayarak kontrolü ele geçirme amacının sınırlı bir etkisi olduğu bildirilmişti. Hatta Afgan hükümeti ülkenin zümrüt, yakut ve geniş bakır rezervleri gibi değerli kaynaklarına da oldukça ihtiyacı olduğu belirtilmişti.

Afganistan Maden Haritası;

Lapis lazuli gibi değerli taşların ve minerallerin illegal madenciliği, Taliban militanları için büyük bir gelir kaynağı ve ISKP’nin kalesinin bulunduğu Nangarhar’daki mayınların kontrolü için savaştığı da belirtiliyor.

Taliban, militanların bulunduğu bölgelerde, Helmand’ın karlı afyonlu bitkileri, aynı zamanda doğu ormanlarında kereste ticareti ve güneyde mermer kesimi gibi hemen hemen tüm ekonomik faaliyet biçimlerini vergilendirme yolları da bulmakta.

Önceden, Global Witness raporunda Afgan hükümetinin mevcut yasasının yetersiz olduğunu söyleyerek Badahşan’daki madenleri kontrol altına alması gerektiğine vurgu yapmıştı. Hükümetin 2014 yılında lapis lazuliden en az 17,5 milyon dolar, 2015’te ise 10 milyon dolar kaybettiğini bildirdi.

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, bu durum Afganistan’da alışık olunan bir durumdur. Yıllardır Taliban ile mücadele etmeye çalışan Afgan hükümeti, bu taktikleri Taliban’dan zaten tecrübe edinmişti. Örgütler ele geçirdikleri ve hüküm sürdükleri bölgelerin bir çok gücünden yararlanmaktadır ve hükümet kendi ülkesinin zenginliğinden terör örgütleri kadar bile yararlanamamaktadır.

Afgan hükümeti değerli maden kaynaklarının olduğu bölgelerde güvenlik sağlamadığı sürece, terör örgütleri yüklü miktarda finans kaynaklarını elinde bulunduracak ve her türlü ihtiyaçlarını karşılamaya devam edecektir.

Taliban Afyon Üretim Alanlarının Yerlerini Değiştiriyor

Hemen hemen her yazıda ifade edildiği gibi, Taliban’ın en önemli finans kaynaklarından biri afyondur. ABD, Taliban ile mücadele kapsamında özellikle afyon üretilen yerlere -özellikle Helmend- hava saldırısı gerçekleştirmekte.

Bu durumda karşımıza ufak bir sorun çıkıyor. Bu da sivil kayıpları oluyor. Taliban, ABD’nin hava saldırıları sonrası sahadaki sivilleri öldürdüğüne dair suçlamalar yapmakta. Medyada yer alan haberlere göre, Taliban bu sivil kayıplarını önlemek için afyon üretimini sağladığı alanların yerlerini değiştip, kentsel alanlardan uzaklaştıracak.

BM rakamlarına göre Taliban, Afganistan’daki afyon ticaretinin çoğunu, dünyanın en büyük uyuşturucu kaynağı olan üretimini, geçen yıl %87 arttığını belirtmekte.

Narkotiklerle alakalı son raporunu paylaşan SIGAR’a göre grafik üzerinden Afganistan’da afyon yetiştirilme oranı:

ABD, Kasım 2017’den bu yana uyuşturucu üretimi alanlarındaki 100 saldırıda herhangi bir sivilin öldürmediğini iddia ediyor. ABD ordusunun sözcüsü Guardian’a “Bugüne kadar, ABD Kuvvetleri Afganistan, sivil zayiat konusunda güvenilir bir iddiada bulunmadı,” ifadesinde bulundu.

Geçtiğimiz yıl ABD’nin Afganistan’ın komutanı olan John Nicholson, sivil ölümlerle ilgili olarak, uyuşturucu işlemede çalışan insanları öldürmenin, düşmanların gelir akışının izini sürmesine izin veren yeni yetkililer, nedeniyle yasal olduğunu söyledi.

Haritada Afganistan’daki afyon üretim yerlerinin yoğunluğu:

Resmi olarak Taliban uyuşturucu ticaretinde yeri olduğu ifadelerini reddetmekte. Ancak, haşhaş ürünlerine  %10’luk vergiler topluyor, bitkiyi eroin haline getiren tesislerin giderek daha fazla işletilmesini sağlıyor ve yerel piyasalara haşhaş tohumu getirmek için ek bir vergi talep etmeye başladılar.

Afganistan’daki ABD ve NATO Güçleri Komutanlığında Değişim

Önceden Mogadişu’da Delta Force birliğini yöneten Korgeneral Scott Miller, ABD’nin Afganistan Kuvvetleri Komutanı John Nicholson yerine Afganistan’daki ABD ve NATO Kuvvetlerinin Komutası için seçildi.

Miller, 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan’a giriş yapan ilk ABD askerleri arasındaydı. 2010 yılında Afganistan’a, yerel kuvvetleri ve polisleri’nin eğitme ve donatma  programını görevini üstlenmek üzere geri döndü ve Haziran 2013’te yine ülkedeki özel harekatlara komuta etmek üzere Afganistan’da bulunmuştu.

ABD’nin Afganistan Kuvvetleri Komutanı John Nicholson, Taliban ile gizli görüşmeler yapıldığını iddia etmişti. Açıklamasında “Buna konuşma ve savaş derim. Bunu, iki tarafın da savaşta birbirleriyle savaştıkları zamanda barış hakkında konuşan Kolombiya gibi çatışmalarda gördü,” demişti.

Ancak Taliban sosyal medya üzerinden reddetti ve açıklamasında: “Dün geçtiğimiz günlerde Afganistan’da işgalci güçlerin yeri değiştirilen komutanı olan General John Nicholson, Pentagon’un içinde toplanan gazetecilere telefonla İslami Emirlik mücahidlerinin Kabil yönetimiyle birlikte görüşmeler yaptıklarını iddia ettiler.

General Nicholson tarafından yapılan bu asılsız iddiayı kesin bir şekilde reddediyoruz. Müzakereler ve müzakerelere ilişkin İslami Emirlik politikası sıkça açıklandı ve hiçbir gizli katmanı yoktu.

Amerikan General Nicholson, başarısızlıklarından dolayı dikkatleri başka yöne çekmek ve Washington halkını Afganistan için başarısız olan Trump stratejisini Amerikan halkına ifşa etmek yerine yalan iddialarla meşgul etmek için bu tür ifadeli açıklamalar yapıyor.

İşgalci güçlerin mevcudiyeti süresince etkisiz partilerle konuşmak anlamsızdır,” ifadelerinde bulundu.

ASKERİ RAPOR/ Savaş Sezonu Kapsamında Sahada Yaşanan Gelişmeler

3 Mayıs/ İki İlçenin Durumu Belirsiz

Önceden NATO tarafından Afgan hükümetinin etkisi altında olduğu belirtilen iki bölge riskte. FDD’nin kaynaklarına göre, Paktia’nın Matta Han ve Badahşan’ın Taşkan ilçesinin durumunun şu anda belirsiz olduğu ifade ediliyor.

Geçen ay ise Taliban’ın Taşkan’da güvenlik güçlerine saldırısı sonucu 20 güvenlik personeli hayatını kaybetti ve üç tanesi de yakalanmıştı. Ayrıca okulları da kapatan Taliban, bölgedeki halkı okulların seçim bölgesi olarak kullanılmaması konusunda uyarmıştı.

4 Mayıs/ Kuhistan İllçesi Ele Geçirildi

Badahşan’ın Kuhistan ilçesi Taliban tarafından kuşatıldı ve ardından ele geçirildi. İlçe son 2 gündür kuşatma altındaydı. Taliban’ın eline düşmesindeki önemli etkenlerden biri ise Afgan güçlerinin gerekli birlik seviyesine ulaşamadan çatışmaya girmesiydi.

Çatışma sonucu 29 Afgan güvenlik personeli hayatını kaybetti.

6 Mayıs/ Kuhistan İlçesini Geri Alındı

Afgan güçleri Badahşan’ın Kuhistan ilçesini Taliban militanlarından geri aldı. Taliban, çatışma esnasında 12 Afgan askeri ve aşiretlerden savaşan kişilerin hayatını kaybettiğini belirtti. Açıklamada, 4 Mayıs’ta Darayim ve Taşkan ilçesinde ağır çatışmalar yaşandığı iddia edildi.

8 Mayıs/ Tala ve Barfak İlçesi Kuşatıldı

Taliban, Beğlan’ın Tala ve Barfak ilçesini kuşattı. Taliban sözcüsü Zabihulla Mücahid bölgenin kuşatıldığını ve teçhizatların ele geçirildiğini belirtti.

10 Mayıs/ Ferah İli Kuşatıldı

Yetkililer açıklamalarında, Taliban saldırısında en az 32 polis memuru ve 9 Afgan askerinin Bala Buluk ilçesinde bulunan polis karakollarında hayatlarını kaybettiklerini belirttiler.

14 Mayıs/ Nangarhar’da Canlı Bomba Saldırı Düzenledi

Afganistan’ın Nangarhar ilinin başkentindeki gümrük idaresini hedef alan bir intihar saldırısı gerçekleştirildi. Saldırı sonucu en az dokuz kişi öldü ve 30’dan fazla kişi daha yaralandı.

Teröristler, Celalabad’daki gümrük finansı bürosunun ana kapısının dışında patlayıcı yüklü bir aracın patlatılmasıyla saldırıyı başlattılar. Üç terörist daha patlamanın hemen ardından alana girdi ve öldürülmeden önce alan içerisindeki güvenlik güçleri ile çatıştı. Saldırı ISKP tarafından üstlenildi ve ardından yukarıdaki propaganda resmi paylaşıldı.

15 Mayıs/ Ferah İline Saldırı Düzenlendi

Taliban, Ferah’ın gece saatlerinde büyük çaplı bir saldırı başlattı. İstihbarat merkezi ve birkaç polis kontrol noktasına saldırdı. Taliban militanları, ele geçirilen HUMVEEs ve polis kamyonetlerini kullanarak, koordineli saldırıyı başlattı. Medyaya göre, şehrin en az üç bölümünün Taliban’ın kontrolü altına girdiği belirtti. Militanlar 3. polis bölgesini ele geçirdi ve istihbarat departmanına saldırdı.

Taliban, hastaneye de saldırdıklarımı ve tedavi gören iki polis memurunun hayatını kaybetmelerine sebep olduklarını da belirtti. NATO güçleri Twitter hesabı üzerinden bölge konusundaki iddialara açıklık getirmek için Ferah’ın hala hükümet kontrolü altında olduğunu belirtti.

16 Mayıs/ Taliban Ferah İline Giriş Sağladı

Taliban, Farah iline giriş sağladı ve hükümet binalarının, polis ve istihbarat merkezinin ve merkezin kontrolünü ele geçirirken, NATO bölgenin hükümetinin elinde olduğu konusunda ısrar etti. Güvenilir gazetecilerden alınan videolardan da anlaşılacağı üzere, Taliban gerçekten de Ferah’ın merkezine kadar girmişti. Videolarda, şehrin bölgelerine devriye gezen, silahları ele geçiren ve hükümet binalarını kontrol eden Taliban militanlarının görüntüleri bulunuyordu.

30 Mayıs/ Başkent Kabil’e Canlı Bomba Saldırı Düzenlendi

Teröristlerden oluşan bir ekip, başkent Kabil’deki İçişleri Bakanlığı’na canlı bomba saldırı düzenledi. Saldırı, İçişleri Bakanlığı kapısında iki aracın bakanlığa doğru sürülmesiyle başladı. Bu olayın ardından patlamalar ve güvenlik güçleriyle bir çatışmalar başladı.

Saldırıya 10 terörist katıldı ve Afgan yetkililer askeri üniforma giydiklerini doğruladılar. Saldırının ardından çıkan yangın iki saat sürdü ve on işçinin tümü hayatını kaybetti. Afgan hükümetinde de sayıları belirtilmese de kayıplar yaşandı.

Saldırı ISKP tarafından üstlenildi ve ardından yukarıdaki propaganda resmi paylaşıldı.

Türkiye ve Pakistan Arasında Anlaşma

Türkiye ile Pakistan arasında T129 ATAK helikopteri satış görüşmeleri olumlu sonuçlanarak 30 helikopteri kapsayan sözleşme imzalandı.

AKP’nin 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Genel Seçimler Seçim Beyannamesi’nin savunma, havacılık ve uzay sanayisiyle ilgili bölümünde, çok yakın zamanda Pakistan ile 30 adet Atak helikopteri satış sözleşmesi imzalandığı belirtilmekte.

2016 yılında Pakistan, T129 ATAK helikopteri üzerinde test uçuşları gerçekleştirmişti. Pakistan Milli Günü dolayısıyla 23 Mart’ta İslamabad’da düzenlenen askeri geçit töreninde üç T129 ATAK Helikopteri uçuş yapmıştı.

TAI yetkilisi, helikopterin potansiyel alıcılarının Ürdün, Libya ve Azerbaycan olduğunu belirtti.

Türkiye’nin savunma ihracatı 2016’da 1.677 milyar dolardan biraz artarak 1.739 milyar dolara yükseldi. Türk yetkililer, 2021’de 10 milyar dolarlık savunma ve havacılık ihracatına ulaşmayı hedefliyor.

TAI, T129’u Nisan 2014’te Türk ordusuna teslim etmeye başladı. Tam program kapsamında, 59 helikopter teslim edilecek. TAI yetkilileri, T129’un %97’lik bağımsız üretimine sahip olduğunu söyledi.

Terör Dosyası: Surabaya Saldırıları, Endonezya’daki Radikallik ve IŞİD Yapılanması

Bu başlıkta, Endonezya’da gerçekleşen kitlesel saldırıların aslında IŞİD’in örgüte alım konusunda seçtiği kitleyi, örgütün saldırı hazırlığı esnasında sahada değişen durumlara göre saldırganlarının nasıl farklılık gösterdiği konusunda saldırıları ayrıntısı ile vererek, IŞİD’in merkezinde yaşadığı zayıflık ve gerilemenin Asya’ya geçiş sağlayıp sağlamadığını inceleyeceğiz. Ayrıca örgüt lideri Aman Abdurrahman hakkında bilgiler de vereceğiz.

13-15 Mayıs’ta Endonezya’nın en geniş ikinci şehri olan Surabaya’da toplam dört terör saldırı gerçekleşti. Bunların üç  tanesi 13 Mayıs, geri kalan saldırı ise 14-15 Mayıs’ta gerçekleşti. Saldırıda hedef kitle Hristiyanlardı ve 3 saldırı kilisede gerçekleşti. Saldırıya uğraya kiliseler ise; Saint Mary Katolik Kilisesi, Endonezya Hristiyan Kilisesi, Surabaya Pentecost Kilisesi idi.

İlk saldırı, saat 06:30’da Santa Maria kilisesinin önünde meydana geldi. Hayatta kalanlar, teröristlerin ilk önce park cezasını almadan kiliseye hemen girdiklerini belirtti. İnsanlar salonda toplanırken, birkaç kişi motosiklete binen iki kişinin Aloysius Bayu Rendra Wardhana adlı güvenlik görevlisi tarafından kilisenin girişinde durdurulduğunu gördüklerini belirtti. Kısa süre sonra, teröristler bombayı patlattılar. Patlama sonucu bir çocuk ve güvenlik görevlisi öldü.

Saldırı kameraya kaydedilmişti. İlk videoda, bir motosiklete binen teröristler kiliseye girdikten hemen sonra bombayı patlattılar. İkinci video ise girişe yakın bir ön kapıdan bombalamayı gösteriyordu. İnsanlar ilk saldırının sona ermesinin ardından başkaları kiliseye girdiler. Teröristler, görgü tanıklarının da ifadelerinde belirttiği gibi güvenlik nedeniyle durduruldukları için bombalarını vakit geçmeden patlattılar. Kilisenin pencereleri havaya uçuruldu fakat dış alanı daha az hasara uğradı. Girişte bulunan bina ise tahrip edildi. Yetkililer ilk saldırıda beş kişinin ve iki teröristin öldüğünü bildirdi.

İkinci saldırı, saat 07:15’de Diponegoro kilisesinde meydana geldi. Görgü tanıkları, teröristlerin siyah peçe ve siyah nikab giyen bir kadın olduğunu belirtti. Ayrıca iki çanta taşıdıkları bildirildi. Görgü tanığı, kadının güvenlik görevlisinin onu engellediği an kiliseye girmeye çalıştığını belirtti. Daha sonra güvenlik görevlisine sarılarak bombayı patlattı. Bu olayın hemen ardından, çocuklar da patlayıcılarını patlattı. Teröristleri durdurmaya çalışan güvenlik görevlisi, patlama nedeniyle ağır yaralandı. Saldırıda sivillere zarar gelmedi ve üç terörist öldürüldü.

Üçüncü saldırı, saat 07:53’de Surabaya Pentecostal kilisesinde meydana geldi. Üçüncü saldırıda en az iki patlama duyuldu. İlk patlama bir araba aracılığıyla gerçekleşti. Görgü tanığına göre, arabanın sürücüsü giriş kapısına ve kilisede park edilmiş araçlara çarptı. O esnada, insanlar araçlarını kilisenin otoparkından çıkarıyorlardı. Patlama beş araba ve 30 motorsiklet zarar gördü. Başlangıçta iki kişinin öldürüldüğü ve birçoğunun ise ağır yaralandığı rapor edildi. Ardından, aynı arabadan başka bir bomba daha patladı. Kilisenin yanında iki tane daha bomba bulundu. Bombaları etkisiz hale getirmek için bir bomba imha birimi gönderildi. İfadelere göre, iki bombanın arızalandığı esnada iki bomba başarıyla patlatıldı. Yetkililer, daha sonra üçüncü saldırıda dokuz sivilin ve bir teröristin öldürüldüğünü belirttiler. Acil servisler ilk saldırıdan yaklaşık iki dakika sonra geldi. Doğu Cava bölge polisi, 27 kişinin öldüğünü, 43 kişinin yaralandığını ve bunların birçoğunun kritik durumda olduğunu ifade etti.

Dördüncü saldırı, saat 20:00 civarında yakındaki Sidoarjo şehrinde bulunan Wonocolo apartmanında bir bombanın patlamasıyla gerçekleşti. Olay, polis daireye baskın yaparken meydana geldi. Apartmanda üç kişi öldü, aynı odada kalan üç çocuk ise sağ kurtuldu. Bu kişilerin hepsi aynı aileden geliyordu. Bölgesel polis şefi Müfettiş Yardımcısı Machfud Arifin’e göre, patlamanın kurbanları kiliselerde yapılan saldırılarla benzer saldırıları yapmayı planlamışlardı ancak bomba erken patladı.

Yakınlarda yaşayanlar, patlamanın sıvı petrol gazının patlamaya neden olduğunu düşündüklerini belirttiler.  Apartman içinde veya yakınında yaşayan sakinler bölgeden tahliye edildi. Polisler daha sonra, sakinlerin bir sonraki bildirime kadar evlerine dönmeleri yasakladılar. Polis daha sonra bölgeyi soruşturma için kapattı. Görgü tanıklarına göre, patlamada ağır yaralanan 11 bir yaşında çocuğun olduğunu ortaya çıkardı. Ardından hemen tahliye edildi.

Beşinci ve son saldırı ise 14 Mayıs’ta, saat 08:50’de Surabaya Polis Merkezi’nde birçok intihar saldırısı ile meydana geldi. Doğu Java Bölge Polisi, iki teröristin polis merkezinin kontrol noktasında bombaları patlattığını belirtti. Polis, dört polis ve altı sivil olmak üzere on kişinin yaralandığını söyledi. Dört intihar bombacısı öldürüldü.

Polis Genel Merkezi’nin girişinde meydana gelen saldırı kameralara yansıdı. Kamera kayıtlarında, iki motosiklete binen dört kişinin aniden bölgeye girmesiyle kontrol noktasına giren bir otomobil geldi ve ardından motosikletlerin bir grup polis tarafından durdurulduğunu ortaya çıkardı. Teröristler, daha sonra patlayıcılarını aniden patlattılar. Videoda teröristlerden birisi ise yine kadındı. Saldırının ardından, polisin şüphelinin kızı olduğu şüpheli sekiz yaşındaki bir çocuk karakola getirildi.

Polis hemen yakındaki yolları kapattı. Bölgenin yakınında işyerleri ve dükkanlar yakın olmak için emredildi. Polis merkezindeki her türlü hizmet, saldırıya yanıt olarak geçici olarak sonlandırıldı.

Saldırganlar, IŞİD’in Endonezya’daki kolu olan Jamaah Ansharut Daulah (JAD) adlı terör grubunun üyesiydiler. Bu örgüt sadece bu saldırılarla değil, başka saldırılarla da ünlenmişti. İlk saldırılar, Ocak 2016’da başkent Cakarta’da patlamalar sonucu dört sivil hayatını kaybetmesi sonucunda gerçekleşmişti.

IŞİD’in sosyal medya kolları aracılığıyla paylaştığı propaganda videoları, grafikleri ve fotoğraflarını incelediğimizde ortaya çıkan sonuç, Endonezya’daki cihadçı kitlenin genç nüfus olduğudur. Günümüzde insanlar sosyal medya aracılığı ile hemen hemen her şeye erişebilme kapasitesine sahip iken, isteyenler için teröristlerle bağ kurmak da zor olmuyor.

Bir örgüte katılımın sebepleri çok geniştir, fakat bu durum sahaya göre farklı etkenlere sahiptir. Bu etkenleri saymadan direkt olarak ülkeye göre başlığı seçerek ilerleyelim. Öncelikle ülkede istikrarın olmaması/ gelişmiş olmaması veyahut özellikle gençlerin başıboş şekilde yaşaması onları boşluğa itecektir. Oluşan boşlukla bir yere ait olma isteğini dürtecek ve mantıkla düşünmek yerine örgütlere katılma isteği onlara daha kolay gelecektir.

Durum böyle olunca, bu tarz ülkelerde örgüte katılım durumu eğilimi olan bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye ve Irak’ta gerileyen IŞİD, sesini duyurmak ve hala var olduğunu düşmanlarına hatırlatmak için başka sahalarda elini güçlü tutmak, bölge olarak olmasa da bir kitle yaratmak zorunda kalmaktadır ve müslüman nüfusunun yoğunlukta olduğu Endonezya ise IŞİD için avantaja dönmektedir.

Endonezya sadece IŞİD’le değil el-Kaide ile de geçmişi vardır. 2002’de gerçekleşen Bali saldırısında etken grup el-Kaide idi. Endonezya bu duruma cevaben terörle mücadelenin en önemli adımlarından biri olan radikalleşmeye yönelik programlar uygulamasıydı.

Bu programlar hapishaneye girip, teröristlerin radikalleşmeden kurtulması için yapılmaktadır.Amaç, teröristlerin hapishaneden çıktığı vakit örgütüne geri dönmesini değil, tam tersi eski normal hayatlarına devam edebilmesi ve çevresi ile olan bağlarını tekrardan kurabilmesidir. Ancak doğru şekilde uygulanmadığı sürece hiçbir etki sağlayacaktır.

Örneğin, Endonezya’da hapishaneden çıkan teröristler cihatçıların arasına tekrardan geri dönebilmiştir. Programlar doğru olarak uygulanmadığı sürece, teröristleri hapis tutmak hiçbir etki etmeyecektir.

Endonezya’da karşımıza çıkan durum ailelerin silahlanmasıdır. Son gerçekleşen saldırılarda da görmüş olduğumuz gibi kadınlar ve çocuklar canlı bomba saldırılarında ön plana çıkmaktadır. JAD’nin önceden de kullandığı bir taktik olmakla beraber, bu taktiğin en önemli parçası kadınlar ve çocuklardır.

Bundan ötürü, yetkililer tarafından çocukların, örgüt propagadası ile mi yoksa direkt olarak aile bağları ile mi radikalleştiği kesin olarak tespit edilmesi zorlaşmaktadır.

Örgütün bu konuda uyguladığı yöntemlerden biri yatılı okullar. Çocukların radikalleşmesine direkt olarak etki etmek için bu yolu kullanırken, yapmaları gereken ise aileleri hükümetin okullarına yollattırmamak oluyor. Destekçilerine “tağut rejim” kalıbı altında hükümete yönelik propagandalar yaparak destek toplamakta.

Yatılı okullar, eğitim ve etki etme amaçları dışında, JAD bünyesindeki radikaller için de buluşma yerleri haline gelmekte.

Çocukların radikalleşme süreci sadece yatılı okullarda örgüt üyeleri tarafından gerçekleşmemekte. Ayrıyeten, “ev eğitimi” şeklinde aile tarafından radikalleşen çocuklar da var. Hatta Surabaya saldırılarına dahil olan çocukların geçmişi incelendiğinde, herhangi bir okula gitmedikleri görüldü.

Bu yöntemde aileler çocuklarına terör örgütünün propaganda videolarını izletiyor. IŞİD’in sosyal medya kollarını incelediğimizde, Endonezce bir çok kaynak görmekteyiz. Bu sayede çocuklar dini eğitim de dahil olmak üzere, direkt olarak okullarda örgüt üyeleri tarafından eğitim görmeseler de, kapsamlı şekilde terör örgütü materyalleri ile radikalleşme sürecini tamamlıyorlar.

Kadınlar için ise, JAD üyeleri ve çocuklarını oluşturan, kadınlara yönelik özel çalışma oturumları bulunmakta. Çalışma oturumları, internet üzerinden çalışan toplulukların IŞİD’in kadın taraftarları arasında daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır.

Şimdi ise grup ve onun lideri hakkında ayrıntılara geçelim.

(Grup ve lideri hakkındaki bilgiler bu tablo da dahil olmak üzere https://www.counterextremism.com/ ‘dan alınmıştır.)

Umman Rochman olarak da bilinen Aman Abdurrahman, ABD Hazine Bakanlığı’na tarafından da terörist olarak tanınmış, Endonezya’daki DAEŞ destekçilerinin lideridir. 2010’da terörizmden ötürü dokuz yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Mayıs 2016’da, Jakarta’daki Ocak 2016’da IŞİD’in dört kişinin ölümüne ve 25 kişinin de yaralanmasına neden olan terör saldırısından dolayı yeni suçlamalar verildi. Eğer Abdurrahman bu suçlamalar hakkında hüküm giyerse, Abdurrahman ömür boyu hapis veya ölüm cezası alabilir.

2004 yılında Endonezya mahkemesi, Abdurrahman’ı bomba yapımı ve terör faaliyetleri nedeniyle yedi yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Hapishanede, ABD tarafından terörist olarak ilan edilen ve Endonezya terör örgütü İslam Cemaati’nin kurucusu Ebu Bekir Beşir ile görüşmüştü. 2008’de iyi davranışlarından dolayı serbest bırakıldı ve 2010’da, Batı Endonezya’ın Açe bölgesinde eğitim kampı kurmak için 2005’te hapisten çıkarılan Beşir ile işbirliği yaptı. Abdurrahman o yıldan sonra faaliyetlerinden dolayı tutuklandı ve tekrardan dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beşir ise suçundan dolayı 15 yıl hapis cezası veriyor.

2014’ün başında hapisteyken, Abdurrahman DAEŞ’e bağlılık yemininde bulundu. ABD Hazine Bakanlığı’na göre, Ağustos 2014’te DAEŞ yönünü Endonezya’ya çevirmeye ve hapishanedeki ve sosyal medyadaki İslami gruplara tercümeler dağıtmaya başlamıştı. O yılın Ekim ayında ABD Hazine Bakanlığı’na göre tutuklu olan Abdurrahman, Endonezya’daki IŞİD’in başlıca çevirmeni olmuştu ve internet üzerinden DAEŞ propagandasını yaymaya başlamıştı ve bu da Müslümanların Batılıları öldürme çağrısı da içeriyordu. 2015’te, DAEŞ’E katkı sağlamak için birçok terörist grup birleşti. Ardından grubun adı Jamaah Ansharut Daulah (JAD) olarak belirlendi.

Uzmanlara göre, teröristlerin birçoğu serbest bırakıldıktan sonra Abdurrahman’ın terörist faaliyetlerde bulunmaya çalışan ve onla beraber hapishanede bulunan en az 20 mahkumu radikalleştirdiği bildiriliyor. Ocak 2016’da IŞİD’in Cakarta’daki intihar saldırısını gerçekleştiren beş kişiden biri olan Afif de eski mahkumlardan biriydi. Ayrıca Abdurrahman, Endonezyalıları Suriye’deki DAEŞ saflarına çekti. ABD Hazine Bakanlığı Ocak 2017’den bu yana, Abdurrahman’ın yurt dışından DAEŞ’e katılmaları için iki kişiyi örgüte aldığını belirtti.

JAD’ın lider kadrosu ile ilgili ayrıntı ise aşağıdaki şemada gösterilmiştir:

Endonezya-Hindistan İlişkileri

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya ziyarette bulundu. Görüşmede Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo ile bir araya geldi.

İki ülke, denizcilik faaliyetlerini geliştirmeye, kapsamlı şekilde stratejik ortaklığa olan bağlarını derinleştirmeye ve Hint-Pasifik bölgesindeki donanma özgürlüğü çağrısında bulundular.

Bölgenin denizcilik sorunlarına değinildi. Hint donanması, Münhasır Ekonomik Bölge (EEZ) için gerçekleştirilen arama, kurtarma faaliyetlerini sürdüren Hint Okyanusu bölgesindeki ülkelere yardımcı olmaya karar verdi.

Hint bir donanma açıklamasında, “Mevcut konuşlandırma, Hint donanmasının denizler arası işbirliğini pekiştirme ve denizler boyunca güçlü dostluk bağları kurma çabalarına katkıda bulunacaktır,” ifadesinde bulundu.

Öncelikle Endonezya’nın Asya sahasında çok önemli bir müttefik olduğunu ifade etmemiz gerekecektir. Endonezya, çeşitli nedenlerle Güneydoğu Asya’da önemli bir oyuncu olmaya devam etmekte. En önemli faktörlerden biri, denizcilik hizmetlerini genişletmek için Endonezya’nın Hindistan için gerekli olması. Endonezya en büyük takımada devletidir ve 108,000 kilometre kıyı şeridine, 17,504 adaya ve EEZ de dahil olmak üzere toplam 6,400,000 kilometre karelik deniz alanına sahiptir.

Hindistan’ın Andaman Adaları’ndan Endonezya’nın Aceh eyaletine olan mesafe, hem Hint hem de Endonezya’nın Hint-Pasifik bölgesinin devam eden barış, istikrar ve ekonomik refahı ve denizcilik işbirliği için önemlidir.

Bu durum, Hindistan ve Endonezya’yı Hint-Pasifik’te iki önemli deniz gücü haline getiriyor ve iki ülke, Andaman Denizi ve Malakka Boğazı arasındaki gemileriyle birkaç yıl boyunca deniz tatbikatlarında ortaklık yapmışlardı.

Sahada Çin’e karşı elini güçlü tutmak isteyen Hindistan, stratejik önemi olan Endonezya’yı safhasında tutarak açıklamalasındaki Çin’e yönelik kısıma Endonezya ile beraber vurgu yaptı. Modi ve Jokowi, Çin’in son zamanlardaki davranışlarını göz önünde bulundurarak, hukukun üstünlüğünün, özellikle de 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) önemini vurguladı.

 

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here