Kore Barış Görüşmeleri ve Türkiye

Çalışmamızda, her ikisi de isimlerinde “sabah sessizliği ülkesi” anlamına gelen Kore kelimesini kullanan, birbirine düşman iki devleti barındıran Kore Yarımadasında son dönem gelişen süreç özetlenerek ülkemiz açısından önemi ele alınacaktır.

Ülkelerin geçmişlerini son döneme gelişmelere ağırlık vererek kısaca hatırlatmak gerekirse, her ne kadar aralarındaki anlaşmazlıkların kökeni daha eski de olsa, iki devletin kuruluşu 1948 yılında iki tarafta da yapılan seçimlerle oldu. 65 yıldır bir barış anlaşmasına varılamayan bir ateşkesle yürüyen çatışmazlık ortamı, yer yer kanlı eylemlerle bölündü. Ancak iki ülke arasındaki olumlu diplomatik gelişmeler Güney Kore’de düzenlenen Kış Olimpiyatları ile tekrar başladı. Olimpiyat oyunlarına Kim Jong-un’un kız kardeşi başkanlığında kalabalık bir resmi görevli ve sporcu heyeti gönderen Kuzey Kore, Olimpiyat boyunca birleşik Kore bayrağı dalgalandırdı. Kim Jong-un’un,  kız kardeşi aracılığı ile Güney Kore tarafına resmi bir ziyaret daveti iletmesi ile gelişen süreç iki ülke delegasyonunun Kuzey Kore’de bir araya gelmesi ile devam etti. Bu görüşmelerden sonra Güney Kore ile koşulsuz görüşmelere başlayacağını duyuran Kim Jong-un, ABD Başkanı Trump ile de görüşmek istediğini ilan etti. ABD Başkanı Trump, bu davete olumlu yanıt verdi ve Kuzey Kore’nin koşulsuz olarak nükleer silahlardan arındırılmayı kabul ederse bu görüşmenin Mayıs sonu ya da Haziran başı gibi gerçekleşeceği açıklandı. Bu açıklamanın ardından Kuzey Kore, ABD’nin koşullarını kabul ettiği şeklinde yorumlanacak açıklamalar yapmış ve nükleer denemelerini durduğunu ve nükleer silah geliştirme merkezlerinin uluslararası kurumların denetimine açılacağını duyurdu.

Daha önce iki kez bir araya gelen Kuzey ve Güney Kore Devlet Başkanlarının yaptığı görüşmelerin bir sonuca ulaşamamasının yarattığı olumsuz havaya rağmen iki ülke liderinin Nisan ayının son günlerinde bir araya gelmesi bölgede barış umutlarını bir kez daha yeşertti. Son ziyaretten beklentiler, daha önceki açıklamalar, bugüne kadar sadece Çin’e resmi ziyarette bulunan Kuzey Kore liderinin Güney Kore topraklarına adım atması ve Güney Kore lideri Moon ile el ele yürümesi ile daha da perçinlendi. Yaklaşık 9 saat süren görüşmelerin ardından iki ülke tarafından “Kore Yarımadasının Barış, Refah ve Birleşmesi için Panmunjom Bildirisi” yayınlandı. Bildiride özetle iki ülke arasındaki kan bağına dikkat çekilirken her türlü aşırılıktan ve çatışmadan uzak kalınacağı, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetleri için uluslararası kurumlarla işbirliği yapacağı ve görüşmelerin kalıcı bir barış anlaşmasını amaçladığı kaydedildi.

Ülkemizde “Kore Dağlarında Aslanım Yatar” isimli bir roman ve “Ayla” isimli bir sinema filmi dışında pek de rağbet görmeyen Kore Savaşına katılmamız diplomatik anlamda oldukça önemlidir. Sınırlarımızdan 7800 km uzakta bir ülkenin dış işlerimizi ilgilendirmesi elbette Kore dağlarında yatan kahraman Mehmetçik sayesindedir. 25 Haziran 1950’de ani bir saldırı ile Güney Kore’ye saldıran Kuzey Kore’nin bu tutumu karşısında, BM askeri müdahale kararı almıştır. BM’nin askeri müdahale çağrısına ABD’den sonra ilk karşılık veren Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Tüm savaş boyunca Kore’ye 56.536 asker gönderen Türkiye, savaşta 724 şehit vermiştir. Girmiş olduğu çatışmalarda savaşın seyrini değiştiren Kahraman Türk Ordusu savaşın BM güçleri lehine gelişmesinde büyük rol oynamıştır. “Kore’de savaşan Türk Tugayları, savaşın kaderini dört kez değiştirmiştir. Kunuri ve Kumyangjang-ni Muharebeleri ile yenilmez diye nitelenen K.Çin ordularını yenerek BM kuvvetlerini büyük bir hezimetten kurtarmış ve BM ordularının Kore’yi terk etme düşüncesinden vazgeçmesini sağlamıştır. Taegyewovni (Seul) savunması ile başkent Seul’ün düşman eline geçmesine mani olmuş, Vegas Muharebesi ile de ateşkes anlaşmasının yapılmasını sağlamıştır.”

Kore Barış Süreci ile ilgili Türk Dış politikasını ilgilendiren asıl konu bu süreçte ülkemizin ne yapabileceğidir. Bir barış ve nükleer silahlardan arındırma anlaşması için çok istekli görünen ABD, sürecin bir parçası olmak isteyen Çin ve sürecin dışında kalmak istemeyen Japonya girişimlerini arttırmışlardır. Yaşanan son süreçte, Sayın Cumhurbaşkanımızın Güney Kore ziyaretinin ülkemizin bölgedeki menfaatlerini korumak ve geliştirmek olduğu aşikârdır. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman Kore Yarımadasına ilgisiz kalmamış aksine bölgede yaşanan her olayda en azından Dışişleri bakanlığı kanalıyla açıklamalar yapmak suretiyle bölgeye ilgisini belli etmiştir. Olası bir barış anlaşmasında savaşın tarafı olan Çin ve ABD’nin barış masasında olacağı kesindir ancak bugün Kore Yarımadasında iki devletten söz ediliyorsa bunda en çok payı olan Türkiye Cumhuriyetinin de anlaşma masasında olması gerekmektedir. Bu süreçte, yumuşak güç ve kamu diplomasisi enstrümanlarını kullanarak olası bir barış anlaşmasında masada en azından barışın garantörlüğü ya da gözetmenliği gibi bir rolü üstlenmek öncelikli amaç olmalıdır. Bölgede bu amaçla askeri varlık göstermek Güney Kore halkını da dost bir unsurun varlığı ile rahatlatacaktır. Ayrıca, anlaşmanın diğer ortağı Kuzey Kore ile iletişim yollara aranması kamu diplomasisi açısından elzemdir. Sürecin oluşturduğu ılımlı havadan yararlanarak Güney Kore ile askeri ve sınai alanlarda bilgi, deneyim ve teknoloji aktarımı projelerinin hayata geçirilmesi yeni nesil savaş uçağı, tank ve mühimmat projeleri üzerinde çalışan iki devlet için gelecek adına etkili işbirliği sağlayacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar:

Muharip Gaziler Derneği internet sayfası http://muharipgaziler.org.tr/kore-savasi/

Anadolu ajansı internet sayfası https://www.aa.com.tr/

 

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here